Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Türklerin kullandıkları takvimler

Türk ve Dünya Tarihi kategorisinde ve Türk Tarihi forumunda bulunan Türklerin kullandıkları takvimler konusunu görüntülemektesiniz.
TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER: 1)- 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ: Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılını esas alır .Bu takvimde her ...





Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 18-09-2006, 10:34
 
Nev1 Türklerin kullandıkları takvimler

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER:

1)- 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ: Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılını esas alır .Bu
takvimde her yıl bir hayvan adıyla anılıyordu.
2)- CELALİ TAKVİM: Büyük Selçuklular zamanında Melikşah tarafından hazırlatılan bu takvim güneş yılına
göre hazırlanmıştı.
3)- HİCRİ(HİCRET) TAKVİMİ: Ay yılını esas alır. Başlangıç olarak Hz. Muhammed'in Mekkeden Medine'ye
hicret ettiği 622 yılını alır. Bugün Ramazan, mevlidler gibi dini günlerde bu takvimi
kullanmaktayız.
4)- RUMİ TAKVİM: Osmanlı devletinde resmi ve mali işlerde kullanılmak üzere 19. yüzyıl başlarından
itibaren yürürlüğe giren takvimdir. Güneş Yılını esas alır.
5)- MİLADİ(MİLAT) TAKVİMİ: 1926' dan itibaren kullandığımız takvimdir. Güneş yılını esas alır. Temeli
Mısırlılar'a dayanır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batıta aktarılmıştır. Romalılar Sezar zamanında
JULYEN takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden
yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi
denilmektedir. Milat takvimi Hz. İsa'nın doğuşunu(sıfır) kronolojinin başlangıcı olarak kabul
eder.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 14-09-2010, 13:39
 
Standart Cevap: türklerin kullandıkları takvimler

Türkler tarih sahnesine çıkışlarıyla birlikte kendileri için önem taşıyan tarihi olaylar ve günlerin tarihlerini belirleme ihtiyacı duymuşlardır. Yılın belirli günlerinde toplantılar yaptıkları ve devlet meselelerini görüştükleri yazılı kaynaklarda geçmektedir. Hayat tarzları gereği yaylaktan kışlağa, kışlaktan yaylağa göçte boylar ve boylar birliğine mensup insanların aynı anda harekete geçmeleri, toplum için birinci derecede önem taşıyan siyasi, iktisadi ve dini toplantıların günlerinin sabitleştirilmesi belirli bir tarih hesabının yapıldığını ve takvime bağlandığını düşündürmektedir. Asya Hunları'nın bütün kararların alındığı ve gündemi önceden belirli olan meseleleri yılın belirli günlerinde toplanan kurultaylarda görüşmeleri bu hususa açıklık getirmektedir. Bu toplantılar Hun hakanı Mo-tun döneminden başlamak üzere, devlet işleri ve dini törenlerle ilgili üç ayrı zamanda gerçekleştiriliyordu. Biri yılın ilk ayında, ileri gelen davetlilerle hükümdar sarayında yapılıyordu. Dini vasfı baskın görünen öteki toplantı Lung kalesinde, üçüncüsü ise, atların semişleştiği Sonbaharda Tailim'de yapılmaktaydı. Üçüncü toplantıda halkın ve hayvanların sayısı tespit ediliyordu.[1]
Göktürk dönemine gelindiğinde artık milli kaynaklardan anlaşıldığı üzere, Türk kültür çevresinde takvim kullanılmaya başlanılmıştır. Türklerin zamanla geniş coğrafyalara yayılmaları ve çeşitli kültürlerle temasları farklı takvimler kullanmaya başladıklarını göstermektedir. Şüphesiz bunlardan ilkini on iki hayvanlı takvim oluşturmaktadır.[2]
Türkler, tarih boyunca aşağıdaki takvimleri kullanmışlardır:
  1. 12 Hayvanlı Takvim: Türklerin kullandığı en eski takvimdir.[3] Güneş yılı esaslıdır. Her yıla bir hayvan ismi verilir. 12 aydan oluşur. (Sıçan, sığır, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, domuz) Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Kırgızlar, Moğollar vs. tarafından kullanılmıştır. Başlangıcı yoktur.[4] Bu takvimde yılın başı, 21 Mart'tır. Ancak Güneş Yılı ile Ay Yılı arasında 13 günlük bir fark bulunduğundan, 21 Mart tarihi, bazı topluluklarda Mart'ın 9'una, nadiren bazı topluluklarda 1 - 3 Nisan ve 21 Haziran'a tekâbül eden kutlamalara yol açmıştır.[5]
  2. Hicri Takvim: Ay yılı esaslıdır. Hicret başlangıçlıdır; [4] Başlangıç olarak Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği 622 yılını alır.[3] İlk kez Hz. Ömer zamanında kullanılmaya başlanmıştır.[4] Türkler, İslâmîyet'i kabul ettikten sonra bu takvimi kullanmaya başlamışlardır.[6] Bugün Ramazan, kurban bayramı ve kandiller gibi dini günlerde bu takvimi kullanmaktayız.[3]
  3. Celali Takvimi (Takvîm-i Melîkî): Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın isteği ile Nizamülmülk tarafından Ömer Hayyam'ın başkanlığında bir
    komisyona hazırlatılmıştır.[6] Büyük Selçuklu Devleti'nde Melikşah zamanında ayrıca Harzemşahlar ve Babürler tarafından da kullanılmıştır.[4] Celâli takvim Melikşah'ın ölümünden sonra terk edilmiştir.[6] Güneş yılı esaslıdır. İran kökenlidir. (1079)
  4. Rumi (Mali) Takvim: Güneş yılı esaslı bir takvimdir. Osmanlılarda IV. Mehmet zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Sadece ekonomik alanda (maliye) kullanılmıştır. Tanzimat'la beraber resmileşerek yaygınlaşmıştır. Hicret başlangıçlıdır.
  5. Miladi Takvim: 1 Ocak 1926'dan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.[4] Güneş yılını esas alır.[3] Mısırlılar bulmuş, Yunan ve Romalılar geliştirmiş, [4] İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batı'ya aktarılmıştır.[3] Hz. İsa'nın doğumu (Milat – 0) başlangıç kabul edilmiştir.[4] Romalılar Sezar zamanında JULYEN takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi denilmektedir.[3]
Türklerin bir de Ay-Güneş yılı vardır. Burada aylar Ay'ın hareketine göre, yıl ise Güneş'e göre hesaplanır. 1 yıl 12 aya bölünür. Bu aylar şöyledir:
  1. Aram.
  2. İkindi (İkinci) Ay.
  3. Üçünç Ay.
  4. Törtinç Ay.
  5. Beşinç Ay.
  6. Altınç Ay.
  7. Yitinç Ay.
  8. Sekizinç Ay.
  9. Tokuzınç Ay.
  10. Onınç Ay.
  11. Bir Yigirminç (On Birinci Ay).
  12. Çakşapat Ay.
İslâmiyetin kabulünden sonra On İki Hayvanlı Türk Takvimi bir çok Türk devletinde kullanılmaya devam etmiş, ancak Hicrî-Kamerî Takvim kullanımı ağırlık kazanmıştır.[5]
1. 12 Hayvanlı Takvim

Güneş yılı esaslıdır. Her yıla bir hayvan ismi verilir. 12 aydan oluşur. Bu hayvanlar; sırasıyla sıçgan (sıçan), ud (sığır), bars (pars), tavışgan (tavşan), lu (ejderha), yılan (yılan), yunt (at), koy (koyun), bıçın (maymun), takuktavuk), it (it )ve tonguz (domuz)'dur. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Kırgızlar, Moğollar v.s. tarafından kullanılmıştır. Başlangıcı yoktur.

12 Hayvanlı Türk Takvimi'nin geçmişi, kabile yaşamı içinde çok eskilere gidiyor, totemik ve büyülü özellikler taşıyor. Takvim 12 yılda bir devrediyor. 12 yıla ayrı hayvan isimleri verilmiş. Bunların totemik semboller olduğu sanılıyor. Çünkü on iki boy var ve boyların totemleri de değişik hayvanlar. Totem kabile yaşamında bazı kutsal sayılan düzenlemeleri belirliyor. Kabilenin koruyucusu olarak kabul ediliyor. Totem hayvanı kabile üyeleri tarafından avlanamıyor, öldüremiyor, ancak kutsal törenlerde kurban ediliyor vb. Bu özellikler takvime büyülü ve kutsal nitelikler kazandırıyordu.
12 hayvan yılı, sırasıyla ve orijinal söylenişiyle şöyle: Sıçgan (sıçan), Ud (sığır), Bars (pars), Tavışgan (tavşan), Lu (ejderha), Yılan, Yond (at), Koy (koyun), Biçin (maymun), Taguk (tavuk), İt (köpek), Tonguz (domuz).
Takvim sadece bir zaman ölçütü işlevi görmüyor, aynı zamanda isminden gelen totemik özelliklerle de etkili oluyor. Her yıl adını aldığı hayvanın özelliklerine sahip. Bu özellikler o yıl olacak ve yaşanacak olayları belirliyor. Bu kadar değil, aynı zamanda her kişinin karakteri ve yaşamı, doğduğu yılın genel özelliklerine göre önceden belirleniyor, ki bunların kader anlayışının örnekleri olduğu söylenebilir.
Yıllara atfedilen özellikler incelendiğinde, doğrudan adını aldığı hayvanın özelliklerinden hareket edildiği görülüyor. Yorumlar bu yönüyle çok doğrudan ve doğal. Ancak aynı zamanda, kabile hiyerarşisine bağlı olarak hayvanlara atfedilen değerin de yorumlarda etkili olduğu belirtiliyor. Örneğin, İt yılında doğan bir kişi Karageyik yılında doğduğunu söylüyor. Böyle olunca herkes onun İt yılında doğduğunu anlıyor ama bu kural bozulmuyor. Benzer şekilde Domuz adı da söylenmiyor. Öteki hayvan isimleri söyleniyor. Bu anlayışlar takvimin kaynağında değil daha sonraki gelişmeler içinde ortaya çıkmış olabilir.
Zaman içinde 12'li düzen dünyayı oluşturduğuna inanılan dört temel öğe (toprak, ateş, rüzgar ve su) ve dört temel yönle ilişkilendiriliyor. Buna göre, doğu orman ve/veya toprakla, güney ateşle, batı rüzgarla ve kuzey su ile beraber anılıyor. Her yöne 3 hayvan düşüyor. Böylece yılların özellikleri, bu kaynaklardan gelen özelliklerle daha da ayrıntılandırılıyor.[7]
2. Hicri Takvim

Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mekke'den Medine'ye hicretini tarih başlangıcı olarak alan takvim. Hicrî Kamerî takvime İslâm takvimi de denir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne göre düzenlendiği için kamerî (ay) veya hicrî adı verilmiştir. Ay yani kamerî takvimi ilk olarak Bâbillilerin kullandığı bilinmektedir.
Müşrikler İslâm'dan önce Kusay b. Kilâb'a verdikleri önemden dolayı Onun ölümünü tarih başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Ancak Fil olayından sonra tarih başlangıcı olarak bu olay kabul edilmeye başlanmıştır.[8] Taberî'de geçen, Peygamberimiz (s.a.s)'in Medine'ye hicretiyle tarih kullandığı şeklindeki bilgilerin ne derece sıhhatli olduğu bilinmemekle beraber, bunun kesinlik kazandığı dönem Hz. Ömer (r.a) döneminde kabul edilen hicrî takvimle başlamıştır.[9]
Medine'de İslam devletinin kurulmasından Hz. Ömer (r.a.) devrine kadar Müslümanlar bazı önemli olayları tarih başlangıcı kabul edip buna göre zamanlarını tayin etmekteydiler. Meselâ; Fil olayı, ficâr savaşı, zelzele yılı, veda haccı yılı ve bazı önemli zatların ölümü gibi olaylar tarih başlangıcı olarak kabul edilmekteydi. Ancak bu, zaman zaman karışık bir durum arz ediyordu. Hz. Ömer (r.a) bu karışıklığı gidermek amacıyla konuyu diğer sahabelerle istişare etti. Bu sırada meydana gelen olay bunun gerekliliğini bir kat daha arttırdı. Yemen Valisi Ya'la b. Ümeyye Hz. Ömer (r.a)'a gün, ay ve yılı belli olmayan bir mektup gönderir. Aynı şekilde yılı belli olmayan vadesi Şaban ayı, diye kaydedilen bir senet Basra Valisi Ebû Musa el-Eşarî'ye getirilir. Söz konusu senette geçen şaban kelimesinin, bu yıla mı, geçen yıla mı, yoksa gelecek yıla mı ait olduğu meselesi kesin olarak anlaşılmayınca bu tarih ve sened ihtilafa sebep oldu ve konunun önemini ortaya çıkardı. Sahabeler meseleyi görüşerek tarih başlangıcı konusunda İran, Yunan vb. gibi ülkelerin takvimlerini benimseme tekliflerini ileri sürdüler. Ancak bu teklifler kabul görmeyince Hz. Ali (r.a) takvimin hicretin başlangıç olması gerektiğini ileri sürdü. Onun bu görüşü derhal benimsendi. Hz. Peygamber (s.a.s), rebiülevvel ayında hicret etmişti. Ancak kamerî yıl muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp Hicrî takvimin başlangıcı 23 Temmuz 622 olarak tespit edildi.
Milâdî ve Rûmî tarihler gibi on iki ay esasına dayanan hicrî yıl muharrem ayı ile başlar ve zilhicce ile sona erer. Hicrî (kamerî) aylar şunlardır: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülâhir, Cemâzielevvel, Cemâzielâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevvâl, Zilkade ve Zilhicce.
Yazışmalar ve iktisâdî sahalarda rahatlıkla kullanılan bu takvime karşılık milâdî takvimde, ziraata ait vergilerin toplanmasında yardımcı olmuştur. İslâm takvimi, Müslümanlara mâl olmuş bir takvimdir ve hatta okuma-yazması olmayan bir kimsenin bile kullanabileceği bir vasıtadır. Bu takvimin hesaplarını yapmak, ramazanın ne zaman başlayacağım bilmek, ne zaman namaz kılınacağını belirlemek için ince astronomi bilgilerine gerek yoktur. Ayın 29. günü güneşin battığı taraftaki gök ufkuna dikkatle bakılır, şayet yeni ayın o incecik hafi batı ufku üzerinde görünmüşse, ay doğmuş ve takvime göre ertesi ayın ilk günü başlamış olur: Hilâlin bu görüntüsü 5-6 dakika sürer ve sonra kaybolur. Şayet bir görüntü tespit edilememişse ay otuz gün sürecektir bu kesindir, yani ertesi akşam ufukta kesinlikle hilâl görülür. Şayet 29. günü göğün bulutlu olması söz konusu ise o ayın 30 gün süren bir ay olduğu kabul edilir.[10] Ayrıca hilâlin hareketleri de kesin olarak belli değildir. Bazen ay bütün hareketlerini 29 günde, bazen 30 günde tamamlar.
Hicrî takvim hicreti esas alır. Günümüzde kullanılan milâdî takvim ise Hz. İsa'nın doğumunu 'tarih başlangıcı olarak esas almaktadır.
Hicrî yahut kamerî yılı, milâdî yıla çevirmek için şöyle bir formül kullanılmaktadır: Hicrî yıl sayısını 33'e bölüp çıkan sayıya 622 eklenir ve milâdî yıl bulunur. Milâdi yıl = (hicrî yıl x 32/33) + 622 formülü ile bulunur. Mesela: 1000 yılının % 3'ü 30 eder, geriye 970 kalır. Bu sayıya 622 eklenince karşılığı olarak milâdî 1592 yılı bulunur. Milâdî yılın hicrî yıl karşılığını bulmak için de şu formül kullanılır: Hicri yıl = (milâdî yıl-622) x 33/32, meselâ; (1453-622) x 33/32 = 857
Hicrî ve Rûmî takvim, uzun müddet Müslümanlarca kullanılmış 26 Aralık 1925 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Hz. Ömer (r.a)'nın tesis ettiği hicrî takvim batılılaşma sürecinin bir devamı olan inkılapların, İslâm hukukunu yürürlükten kaldırması sonucu, bu hukukun bir parçası olan hicrî takvim de kaldırılarak Müslümanların İslâm dünyası ile olan bağları koparıldı. "Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları kendinize dost (ve hâkim) edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost ve danışılacak makam edinirse, o da ondandır. Şüphesiz Allah o zalimler gürûhunu başarıya ulaştırmaz (el-Mâide, 5/51).[7]
Arabi Aylar

Hicri takvimlerde kullanılan aylar. Uzunluk bakımından iki türlü sene vardır: Şemsi sene, Kameri (Hicri) sene. Şemsi sene, güneş senesi olup, dünyanın güneş etrafında bir kere döndüğü zamandır. 365, 242 gündür. Kameri sene ise, Ay'ın Dünya etrafında 12 kere döndüğü zaman olup, 354, 367 gündür. Güneş yılı Kameri yıldan 10,875 gün daha uzundur. Bu farktan dolayı Şemsi sene 32,5 olunca Kameri sene 33,5 oluyor. Kameri sene adedi 32,58/33,58 = 0,97023 ile çarpılınca, Şemsi sene olur. Bir Arabi Ay, hilalin görülmesi ile başlar ve ikinci görünmesine kadar devam eder. Önceden hesap ederek hangi gün görülebileceği anlaşılır ise de esas olan gözle görülmesidir. Hilal, yani yeni ay, doğduğu geceden önceki gecelerde hiç bir yerden görülemez. Ay, yer küresinin etrafında dönerken, her ay bir kere, Ay ile Güneş, yer küresinin aynı tarafında olarak üçü bir doğrultuda bulunurlar. Bu hale “içtima-i neyyireyn” denir. Bu halde iken, Ay'ın bize karşı olan yüzü, güneşi görmediği için karanlık olur. Bu sebepten ay görünmez. Ayın görünmediği zamana da “muhak” denir. İçtima zamanı, ilmi esasa göre hazırlanmış takvimlerde her ay için yazılıdır. İçtimadan sonra, Ay muhaktan kurtulup, Güneş batarken, batı tarafından ufuk üzerinde hilal şeklinde görülür. Ay, muhaktan kurtulduğu zamanda, hangi memlekette güneş batmakta ise, yalnız o tul (meridyen) derecesindeki memleketlerden görülebilir.

İslam dininde ibadetlerin bu Arabi aylara göre yapılması emredilmiştir. Bunun sebeplerinden biri, Ramazan ayıdır. Zira Ramazan ayı hicri kameri aylardan olup, miladi seneye göre her yıl, 10-11 gün evvel başlamaktadır. Böylelikle 33 senede tam bir devir yaparak senenin bütün günlerinde oruç tutulmuş olmaktadır. Miladi seneye göre Ramazan ayı başlasa idi, kuzey yarımkürede yazın oruç tutulurken aynı anda güney yarımkürede yaşayanlar kışın oruç tutacaklar veya bunun aksi olacaktı.

Yurdumuzda 1925 yılında kabul edilen Miladi takvimden önce kameri takvim kullanılırdı.

Hicri takvimde kullanılan Arabi ayların adları sırasıyla şunlardır:
  1. Muharrem,
  2. Safer,
  3. Rebiülevvel,
  4. Rebiülahir,
  5. Cemazilevvel,
  6. Cemazilahir
  7. Receb,
  8. Şaban,
  9. Ramazan,
  10. Şevval,
  11. Zilkade,
  12. Zilhicce.
Arabi ayın ilk gününü bulmak: Herhangi bir arabi ayın ilk gününün hangi gün olduğunu bulmak için muhtelif (çeşitli) usuller vardır. Bunlardan en sıhhatli olan üçü; ışık, Uluğ Bey ve el-Kindi usulleridir.

Işık usulü: Hangi hicri senenin hangi ayının hesabı yapılacaksa sene adedinden bir noksanı 4,367 ile çarpılır. Bulunan sayının, tam sayısına aranılan aya mahsus rakam ilave edilir. Çıkan rakam yediye bölünür. Kalan, Cuma'dan itibaren gün adedi olur.
On iki Arabi ayın herbirine ait rakamlar

Muharrem: 8, Safer: 2, Rebiülevvel: 4, Rebiülahir: 5, Cemazilevvel:7, Cemazilahir: 1, Receb: 3, Şaban: 4, Ramazan: 6, Şevval: 7, Zilkade: 2, Zilhicce: 3.

1376 hicri senesinin Ramazan-ı şerif ayının ilk günün hesabı:

1375 x 4,367 = 6004,625

Ramazana ait adet 6 olduğundan,

6004 + 6 = 6010 ve 6010/7 = 858 ve burada kalan 4'dür.

Toplamı yediye bölünce 4 kalır. Cuma gününden itibaren haftanın dördüncü günü Pazartesi olur. Böylece Ramazan-ı şerif'in birinci gününün Pazartesi olduğu anlaşılır.

Peygamber efendimiz; “Hilali görünce oruca başlayınız!” buyurdular. Hilalin doğması, görmekle değil hesapladır ve hesap, sahih olup, hilal hesabın bildirdiği gecede doğar. Fakat o gece görülmeyip bir gece sonra görülebilir. Oruca hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlamak lazımdır. Hilal, doğduğu geceden önceki gecelerde hiç bir yerden görülemeyeceği için, Ramazan-ı şerif, hesapla bulunan günden önce başlayamaz. O gün veya bir gün sonra başlar.
Kindi usulü

Herhangi Arabi ayın birinci gününü bulmak için, hicri kameri sene adedi sekize bölünür. Kalan, aşağıdaki cetvelde, birinci satırda bulunup, bundan aşağıya inince, ay hizasındaki rakam, Cumadan itibaren gün adedi olur.
Uluğ Bey usulü

Önce hicri senenin birinci ayı olan Muharrem ayının birinci günü bulunur. Muharrem ayının birinci gününü bulmak için, bilinen hicri sene sayısı daima 210 adedine (sayısına) bölünür. Bu taksimin bakisinin, yani kalanının birler basamağındaki (en sağındaki) rakam bakiden çıkarılır. Kalan sayı birinci cetvelde, birinci sütunda, yani, baki sayısının birler basamağı atılmış hali sütununda bulunur. Buradan sağa doğru gidilir. Cetvelin birinci satırında yer alan ve baki sayısının birler basamağını gösteren rakamın altındaki sütunda rastlanan sayı, Pazardan itibaren sayılarak, Muharremin birinci günü olur. Mesela 1316 hicri senesinin Muharreminin birinci gününü bulmak için;
?'dur.

Baki (kalan) 56'nın birler basamağındaki 6 rakamı 56'dan çıkarılınca 50 kalır. Birinci sütundaki 50'den sağa gidilince, 6 rakamına ait sütunda 1 bulunur. Sene başının Pazar günü olduğu anlaşılır. Herhangi bir ayın birinci gününü bulmak için, önce bu senenin birinci günü bulunur. İkinci cetvelde, Muharrem hizasındaki, yani birinci satırdaki sene başı günü rakamının bulunduğu sütunda, aranılan ay hizasındaki rakam, bu ayın birinci gününün Pazardan itibaren sayısı olur. Mesela 1316 senesi Ramazan ayının birinci gününü bulalım: Bu senenin başı Pazar günü, yani haftanın birinci günü olduğu için, ikinci cetvelin birinci satırında 1 rakamının bulunduğu sütunda, Ramazan hizasında 6 bulunduğundan, Ramazanın birinci günü, Pazardan itibaren altıncı Cuma günüdür.

Diğer taraftan verilen hicri bir yılı miladi yıla çevirmek için en basit usul şudur: Verilen hicri yıldan yüzde üçü çıkarılır. Sonuca 621 eklenir. Mesela ikinci bin yılın yenileyicisi İmam-ı Rabbani hazretlerinin h.1034 olan vefat tarihinin miladi karşılığını bulalım.

1034 x 3 = 3102 (%3'ü 31'dir.)

1034 - 31 = 1003

1003 + 621 = 1624 (Bu tarih 1034 hicrî yılının milâdî karşılığıdır.) [11]
3. Celâlî Takvimi (Takvîm-i Melîkî)

Selçuklu sultânı Celâl-üd devle Melikşâh (1055-(1072-1092)) tarafından dönemin en büyük âlimlerine yaptırılmıştır. Dünyâdaki en sağlıklı Güneş takvimidir. İlmî bir ihtiyâç sebebiyle, bir Türk sultânı tarafından yaptırılmış olması, takvime millî bir vasıf kazandırır. Kısacası Celâlî takvimi ay adlarının Farsça olmasının dışında tam bir Türk takvimidir.
Celâlî takviminde zaman, 20 Mart 1079 târîhinde Bağdat'taki Nizâmîye Medresesi mevkiinde Güneş'in batış ânı ile başlar.[12] Gerçek yıl sayısı da aynı andan itibâren başlar. Bu takvimde yıl 30'ar günlük 12 aya ayrılır. Geride kalan 5 ya da 6 gün son aya “ekleme günler” adıyla eklenir. Yılın kaç gün süreceği yıl sayısı ile 365.24219'un çarpımı ile bulunur. Çarpım sonucu çıkacak küsûr 5'ten küçük ise gün sayısı olarak dikkate alınmaz. 5'ten büyük ise yıl 366 gün olarak alınır.
Bu takvim, Selçuklu'dan sonra da Îran'da kullanılmaya devâm edilmiştir ve hâlâ da kullanılmaktadır. Ancak Acemler takvimi 622 yılının 20 Mart'ından başlatmışlar, takvimin ilk 6 ayını 31 gün, ikinci 6 ayını da 30 gün saymışlardır. 365 gün süren yıllarda ise son ay 29 gün sayılmaktadır.[7]
4. Rumi Takvim

Osmanlı Devletinde Hicri 1205 (1790) yılından itibaren malî işleri tanzim etmek için kullanılan takvimin adi. Osmanlılar, diğer İslâm devletlerinde olduğu gibi bütün işlerini Hicri tarih esasi üzerinde yürütüyorlardı. Daha sonraları birtakım, malî gerekçeler sebebiyle resmî işlemlerde Hicri tarihi bırakarak Güneş esasına dayalı tarihleme sistemine geçilmiştir. Başlangıç tarihi M. S 594'tür. Mart ayı ile başlamaktadır. Hicri takvim, Ay'ın hareketlerine göre tespit edildiği için Semsi takvime göre 1 yılı, 11 gün önce tamamlar. Bu fark 33 senede Semsî takvime bir yıllık bir fark yapar. Bunun için her otuz üç yılda, bir yıl düşülerek Semsî sene ile mutabakat sağlanmaktaydı. Düşülen bu seneye "Sivis senesi" denir. Düzeltilmemiş Jülien takvimine göre ayarlanmış olduğu için Rumî Takvim ile miladi takvim arasında 13 günlük bir fark vardır. Bu fark 1582'de Gregoryen takviminde yapılan 10 günlük düzeltmenin 1900 yılında 13 güne çıkmasından doğmaktadır. 1871 yılında Cevdet Pasa, başkanlığında kurulan komisyon münasebetiyle kaleme aldığı "Takvimu'l-Edvar" adlı eserde, bu takvimin, Semsî aylar esasına göre Kamerî hesapla tespit edilmesinin doğurduğu mahzurları ortaya koymaktadır. Bu takvim Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar yürürlükte kalmıştır.
Rumî takvim, 1871'de hicret esas alınarak yeniden şekillendirilmiştir. Başlangıç tarihi, Miladi 23 Eylül 622 olarak alınmıştır. Aylar Semsî olarak hesaplandığı isin Hicrî-Kamerî tarihe göre her otuz üç yılda bir yıl geri kalmaktadır.[7]
5. Miladi Takvim

Hz. İsa'nın doğumunu tarih başlangıcı ve dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı yıl olarak kabul eden takvim.
Dönencel yıl müddeti 365, 2425 gün üzerine kurulmuş olan bu takvimde, bir yıl uygulamada yaklaşık 365 gün 6 saat alınmak suretiyle, kalan 6 saatlik fark her dört yılda bir 24 saate çevrilerek bu bir günlük süre, normal şartlarda yirmi sekiz gün süren Şubat ayına ilâve edilmiş ve böylece her dört yılda bir Şubat ayının yirmi dokuz gün sürdüğü kabul edilmiştir. Bu tür yıllara da "fazlalık yıl" veya "artık yıl" ismi verilmiştir.
Milâdi takvimin ilk şekli olan Jülien takvimi, M. Ö. 46 yılında Roma'nın kuruluşunun 708. yıldönümünde, İskenderiye'de yaşayan astronomi bilgini Sosigenes'in tavsiyesi üzerine Roma İmparatoru Jülies Cesar tarafından yapılmıştır. Jülies Cesar tarafından gerçekleştirilen bu takvim reformu sırasında Roma'da günlerin sayılması konusunda düzensizlik görülmüş; buna da rahip ve papazların bazı çıkar hesapları yüzünden tarihleri istedikleri şekilde değiştirmeleri sebep olmuştur. Bu düzensizliğin giderilmesi amacıyla Jülies Cesar yılbaşı gününü 1 Mart'tan 1 Ocak tarihine çevirmiş, yıl bir defaya mahsus olmak üzere 445 gün'e çıkarılarak düzensizlik ortadan kaldırılmıştır. Böylece M. Ö. 46 yılının 1 Ocağında Jülien takvimi yürürlüğe girmiş olmasına rağmen uygulama çözüm getirmemiştir.
Dört yılda bir gün eklemekle takvim yine kesin bir şekilde düzeltilmiş olmuyor, bu hesaplamaya göre arada yine 1000 yılda 7, 5 günlük bir fark kalıyordu. Bir yılda 0, 007784 yıllık fark, başlangıçta önemsiz gibi görünüyorsa da zaman geçtikçe fazlalaşacağından, bazı yanlışlıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirdi. Gerçekten de, bu takvimin, 1500 yıl kullanıldıktan sonra, güneş yılından 10 gün geri kaldığı anlaşılmıştır. Tarih, 21 Mart olması gerekirken eldeki takvimde 11 Mart görünmekteydi.
Papa XIII. Gregorius'un 1582 yılında Jülien takviminde görülen düzensizliğin giderilmesi amacıyla yaptığı çalışmalar sonunda toplanan Ruhâni meclis, her dört yüz yılda üç artık yılın atılarak bu farkın giderilmesini sağladı. Buna göre 400'ün katları olan 1600, 2000, 2400 yılları artık yıl olarak düşünülemez. Bu da Gregorius takvimi reformunun son özelliğini meydana getirir. Yine bu takvim çerçevesinde MS. 325 yılında takvimin başlıca kurallarını belirleyen İznik Konsülü, Güneş Çevriminin esas alınarak mevsimlerin güneş çevrimine yerleştirilmesine karar vermiştir. İznik Konsülünün toplanmasından, 1582 yılına kadar ki fark olan 1257 yılda bu farkın on güne ulaştığı anlaşılmış, o günkü takvim gününe on gün eklenmiştir. Böylece Roma'da 4 Ekim 1582 Perşembe gününü doğrudan doğruya IS Ekim Cuma gününe bağlama kararı alınmıştır. Bu sayede hafta içinde günlerin sırası da değişmemiş oluyordu. İşte bu değişme ve toplantıyı (İznik Konsülü) düzenleyen Papanın ismine atfen, bu takvime Gregoryen (milâdî) Takvimi denir. Gregoryen Takvimi Fransa'da 1582 yılında kabul edilerek, 9 Aralık 1582'den hemen 20 Aralığa geçilmiştir. İngiltere 1752 yılının 3 Eylül günü kabul ettiği bu takvimle doğrudan 14 Eylül gününe geçmiştir.
Gregoryen takviminde yılbaşının 1 Ocak tarihi olarak kabul edilmesi 1752 yılında gerçekleşti. O tarihe kadar 24 Aralık ile 1 Ocak tarihlere çiftyıl adı verilmekteydi. On iki aydan oluşan miladi yılın aylarının isimleri ve bu ayların süreleri şöyledir: Ocak 31; Şubat 28, 29; Mart 31; Nisan 30; Mayıs 31; Haziran 30; Temmuz 31; Ağustos 31; Eylül 30; Ekim 31; Kasım 30; Aralık 31. Ayrıca her yıl ilkbahar, yaz, sonbahar, kış olmak üzere dört mevsime ayrılmıştır. Yıl, her biri kavuşum ayının dörtte birine tekabül eden elli iki haftaya bölünmüştür.
Milâdî yılı Hicrî yıla çevirmek için önce eldeki milâdî tarihten 622sayısı çıkarılır; kalan sayı 33'e bölünür; bölüm, kalan sayıya eklenir: Hicri yıl = (Milâdi yıl-622) x 31 Bir hicri yılı milâdi yıla çevirmek için ise şu formül uygulanır:
Miladi yılı = Hicri yılı x 33 + 622
Her ne kadar miladi takvim Hz. İsa'nın doğum gününü 1 Ocak (başlangıç) olarak kabul ediyorsa da bunun kesin olmadığı bilinmektedir.
Türkiye'de Miladi Takvimi İlk olarak Osmanlı devletinde İttihat ve Terakki partisi zamanında Takvim-i Garbi ismiyle 1917'de yürürlüğe konan Hıristiyan takvimi, Cumhuriyetin kurulmasıyla gerçekleştirilen köklü devrimler sırasında resmen kabul edilmiştir. 26 Aralık 1925 tarih ve 698 sayılı "Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili" hakkındaki kanunla, Hicri 1342 Ocak ayının ilk günü 1 Ocak 1926 olarak değiştirilmiş ve bu tarihten itibaren yeni takvim yürürlüğe girmiştir. T.B.M.M. tutanaklarında kanun şu şekilde resmilik kazanmıştır:
Kanun No: 698. Kabul tarihi: 26.12.1925.
Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde resmi devlet takviminde tarih başlangıcı olarak uluslararası takvim (milâdî Gregoryen) başlangıç kabul edilmiştir.
Madde 2. 1341 senesi Kânûn-i evvelinin otuz birinci gününü takip eden gün, 1926 senesi Kânûn-i sânîsinin birinci günüdür.
Madde 3. Hicrî Kamerî takvim öteden beri olduğu üzere özel hallerde kullanılır. Hicrî Kamerî ayların başlangıcını rasathane resmen tespit eder.
Madde 4. İşbu kanun neşri tarihinde muteberdir.
Madde 5. İşbu kanunun ahkâmını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.[13]
"1927 yılından itibaren Türkiye Müslümanları ve Hıristiyanlar halkı ilk kez ortak bir yıl hesabı kullanmaya başladılar. Aynı şekilde, yine ilk kez, birçok Türk, Avrupa âdetlerine uyarak yılbaşlarında birbirlerine iyi dileklerini ilettiler." [14]
Cumhuriyet devrimlerinden sadece birisi olan milâdi takvimin kabulüyle Türkiye Müslümanlarının bin yıllık İslamî geçmişleriyle aralarına engeller konulmuş ve bundan böyle Hıristiyan Noel baba kültürü halk arasında yaygınlık kazanarak batılılaşma resmî devlet politikası halini almıştır. Hafta tatilleri pazar gününe alınmış, 1935 yılında ise Yahudilerin hafta tatilleri olan cumartesi günleri yarım gün tatil edilmiş, 1974 yılında cumartesi tatili tam güne çıkarılmıştır. Ancak Müslümanların tatili olan cuma günleri için aynı durum söz konusu olmamıştır.[7]


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Türkler'in Kullandıkları Alfabeler Türkler’in Kullandıkları Alfabeler Türkiye Cumhuriyeti`nde bugün kullanılmakta olan alfabeye gelinceye kadar Türklerin alfabelerini birkaç kez değiştirdikleri bilinmekte ve bu konuda şöyle dörtlü...
Erkeklerin En Çok Kullandıkları Ayrılık Bahaneleri Erkeklerin En Çok Kullandıkları Ayrılık Bahaneleri Erkekler ayrılırken kötü adam olmak istemezler bu yüzden asıl nedenlerini söylemek yerine klişeleşmiş cümleler kurmayı tercih ederler. ...
Fatih Erkoç - Takvimler Fatih Erkoç - Takvimler Takvimler Takvimler saatler durdular odamda Kahreden ayrılık felaket akşamında Günlerdir aklım başımda değil
Türklerin Asilliği 1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden Doktor Ömer Muşluoğlu* görev yaptığı hastanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatmaktadır: ...
Türklerin Hastaliklari Kardan adama tekme atma veya bozmaya çalışma hastalığı, Yeni atılmış bir betona basma veya isim yazma hastalığı, Gazete veya dergilerdeki resimlere bıyık, sakal, ve gözlük yapma hastalığı, ...

 
Forum Stats
Üyeler: 66,556
Konular : 231,812
Mesajlar: 417,386
Şuan Sitemizde: 109

En Son Üye: Melahat Erol

Sosyal Linkler
Twitter Butonları





Google+ Butonu


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:28.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.