Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

Türk ve Dünya Tarihi kategorisinde ve Türk Tarihi forumunda bulunan Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz) konusunu görüntülemektesiniz.
...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 21-08-2007, 12:27
 
Standart Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

"Sponsorlu Bağlantılar"

 





































"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 21-08-2007, 12:28
 
Standart --->: Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

[B]




























I. Dünya Savaşı ve Çanakkale Cephesinde Osmanlı Devleti Zayiatı


Muharebede Ölen (Şehit) Ç.Kale 1915–16 56.643
Muharebede Sakat Kalan Ç.Kale 1915–16 97.007
Muharebede Kaybolan Ç.Kale 1915–16 11.178
Yaralanarak Ölen Ç.Kale 1915–16 yok
Hastalanarak Ölen Ç.Kale 1915–16 yok
Savaş Esiri Ç.Kale 1915–16 yok



I. Dünya Savaşı

Muharebede Ölen (Şehit) 175.220
Muharebede Sakat Kalan 303.150
Muharebede Kaybolan 61.487
Yaralanarak Ölen 68.378
Hastalanarak Ölen 466.759
Savaş Esiri 145.104

Çanakkale Savaşında Türk Tarafının Kayıpları


Şehit 55.127
Yaralı 100.177
Kayıp 10.067
Hastalıktan Ölen 21498
Hastalanıp Geri Gönd. 64.440
Toplam 251.309


Çanakkale Savaşında ve sonrasında yitirdiğimiz insan sayısı konusunda farklı rakamlar verilmektedir. Özellikle şehitlerin sayısı konusunda değişik rakamlar yer almaktadır. Bu rakamlar 150 bin ile 300 bin arasındadır. Gönüllü olarak Çanakkale Savaşına katılanların sayısı konusunda ise herhangi bir bilgi yoktur.

Çanakkale Savaşında şehit olanların sayısı konusundaki farklılıkların bir bölümü şehit tanımından kaynaklanmaktadır. Askeri kaynaklarda yalnızca cephede ölenler şehit olarak kabul edilmekte, sonrasında ölenler ise şehit kabul edilmemektedir. Ancak cephede veya cephe dışında ölmüş olsun savaş nedeniyle ortaya çıkmış olan tüm kayıplar yitirilmiş beşeri sermaye tanımı içerisine girmektedir.

Resmi kayıtlara göre muharebede şehit olanların sayısı 56.643tür. Muharebede sakat kalan ve kaybolanların sayıları ise sırasıyla 97.007 ve 11.178dir. Dolayısıyla şehit, sakat ve kayıpların toplamına ilişkin resmi rakam 165.000 civarındadır.

Çanakkale Boğaz Komutanlığı tarafından yayınlanan ve resmi bilgi ve belgelere göre düzenlenen tabloda da cephede şehit olanların sayısı, 589u subay olmak üzere 57 bin civarındadır. Şehit, yaralı, kayıp ve esir olarak yitirilen subaylarımızın toplam sayısı ise 1.633dür. Düzeltilmiş rakamlarla Çanakkale Savaşında cephede şehit olan, yaralanarak veya hastalanarak ölen, kayıp/esir ve hava değişimi ile hastanelere gönderilenlerin toplamı yaklaşık 200 bin civarındadır. Dolayısıyla Çanakkale Savaşında yitirdiklerimizin sayısının bunun altında olması pek muhtemel değildir.

En çok şehit veren ilimiz…

Çanakkale Savaşlarında en çok şehit veren ilimiz Bursadır. Bursadan 3274 şehit verilmesine karşılık, Balıkesirden 3003, Konyadan 2683, Kastamonudan 2527 ve Denizliden 2258 şehit verilmiştir. Diğer taraftan en fazla şehit veren köy ise Kastamonunun Güzlük Köyü olup, bu köyden 25 şehit verilmiştir. Çanakkale Türküsü olarak bilinen ve “Çanakkale içinde vurdular beni” diye başlayan türkünün Kastamonu kaynaklı olması Kastamonulu şehit sayısının fazlalığını belirten diğer bir göstergedir.

Bir ülkenin en büyük serveti, eğitim ve sağlık açısından iyi durumda olan insanlarıdır. Nitelikli ve genç bir nüfusa sahip bir ülke, her türlü imkânsızlığı yenerek iktisadi ve sosyal düzeyini geliştirebilir. Çanakkale Savaşında dönemin nüfusuna göre önemli sayılabilecek düzeyde genç nüfusun yitirilmesi gelecek dönemler için birçok açıdan problemi de beraberinde getirmiştir. Üstelik bu yitirdiğimiz insanların eğitim düzeyleri dikkate alındığında bu olumsuzluklar daha da derinleşmektedir. Nitekim bir İngiliz general, “Çanakkalenin İngilizler açısından en büyük kazancı, Türk milletinin okumuş aydın kesiminin şehit edilmesi, gençliğinin ve geleceğinin elinden alınmasıdır” demiştir.

Yazımıza son vermeden önce bir hatırlatmada bulunalım. İbrahim Güran Beyin makalesinin tamamını okumak isteyen okuyucularımızın olabileceği düşüncesiyle kendisinden bir ricamız oldu. İsteyen okuyucularımız makaleyi
www.canakkalevakfi.org.tr adresinden indirebilecekler.

Bu vesile ile tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz.

Ruhları şad olsun.



İŞTE O ZAFERİN ÖYKÜSÜ

8 Mart 1915'te düşmanın Büyük Taarruz'u başladı. 18 büyük zırhlı, birçok muhrip ve denizaltı mevcut idi . Toplam 506 topa karşılık savunmada toplam 150 top vardı. Sonuç aynı gün 17:45 te alınmıştı. İki İngiliz, bir Fransız zırhlısı battı. Bir İngiliz, iki Fransız zırhlısı ağır yara aldı, üç gemi karaya oturdu.

Kayıplarımız kırkdört şehit, yetmiş yaralı, sekiz top idi. Neticede, düşman boğazı denizden geçemeyeceğini anlamıştır. Avustralya'dan Kanada'ya kadar sömürgelerden toplanan askerler de savaşa sürülmüştür. Çok sayıda ANZAK(Australia and New Zealand Army Corp: Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri)savaşa katılmıştır. 25 Nisan 1915 Çanakkale Savaşlarının en kanlı muharebeleri başlamıştır. Sabahın erken saatlerinde İngiliz ,Fransız ve ANZAK kara -deniz birlikleri, Seddülbahir ve Arıburnu'na, 70.000 kişi ile 109 harp gemisi, 308 taşıt gemisi desteğinde çıkarma yaptı. Aynı anda Fransız birlikleri Kumkale'ye yanıltıcı küçük bir çıkarma yaptılarsa da tutunamadılar.

Arıburnu'na çıkan ve Conkbayırı'na doğru ilerleyen İngiliz birliklerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen karşıladı. Mayıs, Haziran, Temmuz ayları boyunca gögüs göğüse kanlı çarpışmalar oldu. 9 Ağustos ve 20 Ağustos'taki büyük saldırı ve geri püskürtülmeden sonra Çanakkale'yi karadan da geçemeyeceklerini anlayan İngiliz ve Fransızlar Kasım 1915'ten itibaren savaşı sona erdirmeye karar verdiler ve 9 Ocak 1916'da son düşman kuvvetleri de çekildi. Savaş boyunca 300.000 kadar İtilaf Devletlerinden, 250.000 kadar Türk askerinden kayıp oldu.

Güçlü bir devlet olan ve dünya dengelerini altüst eden Almanya'dan rahatsız olan İngiltere ve Fransa'nın, Birinci Dünya Savaşı'nda, Osmanlı Devleti'ne ait olan Çanakkale Boğazını ele geçirerek, müttefikleri Rusya'ya yardım götürmek ve İstanbul'u işgal ederek Osmanlı Devleti'ni savaş dışı bırakmak istemeleridir. Savaş 18 Mart 1915 tarihinde başlamıştır.

İngiltere ve Fransa ile Osmanlı ve Alman orduları arasında geçen ve iki taraftan toplam 500,000'den fazla insanın "kaybına" (ölüm, firar, esir, sakatlanma ve hastalıklar) neden olan savaşın ardından İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı'nı geçememiş, İstanbul'u işgal edememiş, Rusya'da zorda kalan çarlık rejimi devrilmiş ve I. Dünya Savaşı 2 yıl uzamıştır..


  #3  
Alt 21-08-2007, 12:29
 
Standart --->: Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)













ZAFERİN 92. YILI BÖYLE KUTLANIYOR



Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in eşliğindeki
sporcular, Gelibolu'dan getirdikleri toprak, deniz suyu ve Türk Bayrağı'nı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e sunacaklar.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kimi bakanların da katılacağı kutlama
törenleri, Çanakkale 18 Mart Stadı'nda yapılacak.
Kutlamalar kapsamında Şehitler Abidesi'nde de tören düzenlenecek.
Şehitler Abidesi Temsili Türk Şehitliği, Anıt Liman (Morta Koyu), Gelibolu
Yarımadası Tarihi Milli Parkı yolları ile Namazgah Tabyası'nın açılışı,
Başbakan Erdoğan tarafından yapılacak.

Çanakkale Deniz Zaferi'nin 92. yıldönümü kutlamaları kapsamında Ankara'da
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı'nda da bir tören düzenlenecek.

Ankara Garnizonu'nda görevli Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve
aileleri,askeri okul öğrencileri ile şehit yakınları ile protokolde yer alanlar,
Anıtkabir'e giderek Atatürk'ün mozolesine çelenk bırakacaklar.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, gün dolayısıyla
Van'da Zeve Şehitliği'nde düzenlenecek çelenk koyma törenine katılacak.

Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Balıkesir Garnizon Şehitliği'nde, yıldönümü ve
gün dolayısıyla düzenlenen törende bulunacak, ''Devlet Övünç Madalyası
Töreni''nde şehit yakınları ile gazilere madalya verecek.


KKTC'de, ''18 Mart Şehitleri Anma Günü'' çerçevesinde düzenlenecek
törenlerde şehitler anılacak. Girne Boğaz Şehitliği'ndeki törene, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dakatılacak.

İzmir Kadifekale Şehitliği'ne çelenk bırakılacak ve Devlet Övünç Madalyası
töreni yapılacak.



Limon suyuyla yazılmış kurtuluş mektupları





Kurtuluş Savaşı'nda Afyonkarahisar'ın Sinanpaşa ilçesinden istihbarat sağlayan Haydar Ağa'nın limon suyuyla yazdığı mektuplar, vatanın kolay kazanılmadığını bir kez daha gösteriyor.

Kurtuluş Savaşı'nı sona erdiren Büyük Taarruz emrinin verildiği Afyonkarahisar'daki Türk istihbarat timleri limon suyuyla yazılmış mektuplarla haberleşiyordu.

Sinanpaşa ilçesi ve çevre köylerindeki düşman askerlerinden edindiği bilgileri, Sandıklı'daki Fahrettin Altay Paşa'ya ulaştıran Haydar Ağa ise istihbarat görevlilerinden sadece biri...

Haydar Ağa, toplanan istihbarat bilgilerini limon suyuyla kağıt üzerine dökerek, mektubun düşman askerlerinin ele geçmesi durumunda boş sanılarak dikkat çekmemesini sağlıyordu.

Beyaz kağıt üzerine limon suyuyla yazılan bilgiler ateşe tutulduğunda görülür hale geliyor ve yetkili kişilerce okunuyordu.

Limon suyuyla yazılan mektuplar, ekmekler içinde gerekli yerlere ulaştırılırken, okunduktan sonra ateşte yakılarak imha ediliyordu.

HAYDAR AĞA'NIN TEK TORUNU

Türk kuvvetlerine istihbarat sağlayan Haydar Ağa'nın hayattaki tek torunu 63 yaşındaki Fevzi Varol, yaptığı açıklamada, Kurtuluş Savaşı'nda istihbaratçı olan dedesiyle her zaman gurur duyduğunu belirtti.

Dedesinin emrinde çalıştığı Fahrettin Altay Paşa ile tanışma fırsatı bulduğunu bildiren Varol, dedesinden kalma birçok anısının bulunduğunu söyledi.

Varol, dedesinin Fahrettin Altay Paşa'ya bir mektubunda, ''Paşam, çevremizde Yunan askerlerinde bir hareketlilik göremiyorum, ancak dün gördüğüm düşte Çanakkale şehitlerimizin bizimle birlikte olduğudur'' diye yazdığını, bu satırları unutamadığını ifade etti.

Dedesinin çevre köylerde de sevilen bir insan olduğunu vurgulayan Varol, dedesinin himayesinde Çakal Bölüğü diye adlandırılan 60 kişilik bir istihbarat timinin olduğunu kaydetti.

Haydar Ağa'nın kullandığı evde bugün torunu Fevzi Varol ile onun torunları yaşıyor.



MUHTEŞEM ÇANAKKALE VİDEOSU İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYINIZ

ALBAY MUSTAFA KEMAL, ÇANAKKALEYİ ANLATIYOR

Çanakkale gerçek bir destandır!


Gazilerimizin anlattıklarını bir masal gibi dinleyen torunlarız bizler...

Aylarca top ve tüfek mermisi altında hayatta kalmanın, yürekle aklın direncinin nasıl bir sinerjiye dönüştüğünü araştırmayan bizler; çocuklarımıza da Çanakkaleyi anlatamıyoruz.

Çanakkaleye yeni evlendiği kocasını gönderen gelini, tek oğlunun sırtını sıvazlayıp gözyaşlarını içine akıtan anayı, bir daha geri gelemeyeceğini bildiği evladının gözünün içine bakarak “Allaha emanet ol!” diyen babayı anlamadık, anlamaya çalışmadık. Çanakkale, yeni gelinin, ananın, babanın kalbindeki ateşte saklı... Çanakkale, siperlerde nöbet bekleyen Mehmetçiğin gönlünde gizli...

Çocuklarımız Çanakkaleyi sadece bir savaş olarak görmemeli. Çanakkale, bir varoluş mücadelesinin yansıması olarak bilinmeli. Ve Anadolunun her vilayetinde saklı Çanakkale hikâyeleri unutulmaya yüz tutmadan su yüzüne çıkarılmalı. Çanakkale unutulmamalı. Çanakkale ruhumuzun yeniden ihyası adına önemli bir adım olmalı.

Nusret Mayın Gemisi ve Cevat Paşanın rüyası

İtilaf devletlerinin Çanakkale ve İstanbul boğazlarını açmak için teşkil ettikleri İngiliz ve Fransız filolarından müteşekkil büyük armada, 17 Mart akşamı Karanlık Umanı çevresinde son bir defa daha yaptırdığı mayın taraması ile emniyet hissi ve ertesi gün kazanmayı düşündükleri zaferin tatlı hayalleriyle uykuya dalarlar. Oysa uyumayan birileri vardır. Saat gecenin bir buçuğunu gösterdiği zamanda 360 tonluk eski bir tekne olan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını karartmış, ağır ağır, Rumeli kıyısını çok yakından takip ederek sessizce Boğazdan aşağıya doğru inmektedir.
Gemi kumandanı Yüzbaşı Hakkı Bey, aldığı emir gereği çok rizikolu bir işe girişmiştir. Sisli ve yağmurlu havanın görüş alanını çok azaltmasından faydalanan Hakkı Bey, duman çıkarmaması için makinelerinin dakika devrini l40da tutmak şartıyla her 15 saniyede bir mayın olmak üzere poyraz lodos yönünden 26 adet Türk yapımı mayını bu bölgeye döktürür.

BÖYLE BİR PLAN NEREDEN ÇIKMIŞTIR?

Müstahkem Mevki Komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa bir gece çok enteresan bir rüya görür. Rüyasında kulağında yankılanan ses şöyle demektedir: “... Deniz üzerine bak! Denize doğru nazar eden Cevat Paşa dalgalar arasında çiçeklerle bezenmiş pırıl pırıl “Kef” ve “Vav” harflerini görür. Heyecanla uyanan Cevat Paşa, rüyaya bir anlam veremez.

O sırada Seddülbahir, Ertuğrul, Kumkale, Orhaniye istihkam ve bataryaları düşmanın çok üstün sayıda ve taretler içinde korunmuş çabuk ateşli ve büyük çaplı gemilerin acımasız saldırısı karşısında çoktan susmuş, moloz ve toprak yığını haline geldiğinden savaş dışı kalmıştır.

Tenger, Soğanlıdere ve Baykuş bataryalarını takviye ettirmek için teftişe çıkan Cevat Paşa, Kilitbahirden istimbota binerken yedi yıl önce veremden ölen kızı Bedile Hanımı hatırlar. Kabri büyük veli Ahmed Cahidi Sultanın türbesinin haziresindedir. Az sonra onun mezarı başına geldiğinde rüyasındaki sesi burada da duyar; şöyle demektedir lahuti ses: “... Cevat, depolardaki 26 mayını denize döşe”. Cevat Paşa, korku ve şaşkınlık içinde bocalarken karşısında yüzüne bakılmayacak kadar güzel, nurânî bir siluet belirir. Adam, Cevat Paşanın kolundan tutup sorar:

- Bir derdin mi var?

Cevat Paşa, gördüğü rüyayı ve az önce duyduğu sesi bir solukta anlatır. Nur yüzlü adam (Ahmed Cahidi Sultan) cevap verir:

- Nur, zafer işaretidir. Ebced hesabında “Kef” harfi 20, “Vav” da 6 rakamını bildirir ve 26 yapar...

Bunları söyledikten sonra aniden kaybolur. Cevat Paşa, hemen Mayın Grubu Kumandanı Nazmi Beyi çağırıp sorar:

- Depolarımızda kaç mayınımız var? Nazmi Beyin cevabı çok şaşırtıcıdır:

- Elimizde bir Türk usta tarafından yapılan 26 mayın var. Alman teknisyenler bunları döşememizi istemediler. Şu anda Boğazdaki mayın sayısı 377dir ve hepsi Alman yapımıdır.


  #4  
Alt 21-08-2007, 12:31
 
Standart Devamiii

NAZMİ VE HAKKI BEYLE BULUŞMA

Cevat Paşa, daha sonra Nusret Mayın Gemisi Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey ile Yüzbaşı Hafız Nazmi Beyi makamına çağırır ve mayınları nereye dökecekleri konusunda plan yaparlar. Ve plan gereği bu sırlı 26 mayın Kumbağı Burnu ile Soğanlıdere arasına iki sıra halinde Boğaza paralel olarak tekbir ve dualarla dökülür.

Ertesi gün 18 Mart 1915 sabahı İngilizlerin en büyük zırhlılarından Irresistible ve Ocean zırhlıları, Nusretin sabaha karşı döktükleri mayınlara çarparak herkesin şaşkın bakışları arasında Boğazın dibini boylarlar. (Prof. Azmi Süslü, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c.7, s 306 Aktaran: Mustafa Turan, s 56)

Albay Mustafa Kemal Çanakkaleyi anlatıyor

“Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiç biri kurtulmamacasına kamilen düşüyor. İkincidekiler onların üzerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim Cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şâyân-ı hayret ve tebrik edilecek bir misaldir.
Emin olmalısınız ki, işte bize Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

(Prof. Azmi Süslü, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c.7, s 306 Aktaran: Mustafa Turan, age: s:56

Koca Seyid

Koca Seyid, 1909 yılında, 20 yaşında askere
alındı.

Balkan savaşlarına katıldı.

Cihan Harbi patlayınca terhis edilmedi.

Topçu eri olarak Çanakkaleye gönderildi.

İri yarı, çok güçlü olan Koca Seyid, burada Rumeli yakasındaki Kilitbahirin 28lik Rumeli Bataryasında topçu eri olarak vazifeliydi. 18 Mart günü, bulunduğu bataryaya İngiliz gemisinden atılan büyük bir bombayla birliğimiz toptan imha oldu. İçlerinden yalnızca Seyid Onbaşı ile Niğdeli Ali kurtulmuştu. Bir de Yüzbaşı Hilmi. Rumeli Mecidiye Tabyasında tek top ayakta kalabilmiş, fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey, etrafından birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada Niğdeli Ali ile Koca Seyid ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı. “Lâ havle velâ kuvvete illa billah!” (Allahtan başka kimsede havl ve kuvvet yoktur!) duası Seyidin ağzından nûr tanesi gibi dökülmeye başladı. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini sırtlaması bir oldu. Demir basamakları ağır ağır tırmandı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyidin göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen üçüncü mermi savaşın kaderini değiştiren olayı gerçekleştirmiş ve “Ocean” isimli zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır. Akşama doğru Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, Seyidin bataryasına geldi ve bu isimsiz kahramanı kutladı. Cevat Paşa, resminin çekilmesini istedi. Seyid ne kadar zorlandıysa da o mermiyi sırtlayamadı. Bunun üzerine tahtadan bir mermi yapıldı. Koca Seyid o mermiyi sırtına alarak fotoğrafçının karşısına geçti.

***

KOCA SEYİDE NE OLDU?

Pek çok isimsiz kahraman gibi Koca Seyid de vefasızlıklar girdabına sürüklendi. Köyüne döndü. Hamallıkla geçinmeye çalıştı. Bu sıralarda üşüttü ve vereme yakalandı. Adı tarihe altın harflerle geçen kahraman, fakirlik içinde yakalandığı veremden kurtulamayarak sessiz sedasız dünya misafirhanesine veda etti.

Kızı Ayşe Yıkar, “Gençliğimizde hep aç ve sefil bir hayat yaşadık. Annem de zaten aç ve perişan bir hayattan dolayı hastalıktan öldü. Ondan geriye bir şey kalmadı. Zaten bir şeyi yoktu ki.” diyordu. (Bkz: Çanakkalenin Ruh Portresi, İbrahim Refik, Albatros Yay. 0212 519 39 33)

***

Seyid, (Seyit Çabuk) 1889 yılında Havran ilçesinin Çamlık köyünde dünyaya gelmişti. Yoksul, topraksız bir köylünün çocuğuydu. Ve 1939da öyle de öldü.

-

Kaşıkçı Dede ve Ladikli Ahmed

Çanakkelede başta Efendimiz (sas) olmak üzere büyük zatların manevi tasarruf ve yardımları olmuştur. Kaşıkçı Dede de esrârlı zâtlardan biridir.
Kilitbahirli Kaşıkçı Dedenin himmetine şahit olan sonraki yılların büyük velisi Konya Ladikten Ahmed Ağa hadiseyi şu şekilde anlatıyor:

“15 Temmuz 1915 sıcak bir yaz günü. Bir taraftan düşmanın ateşi, öte yandan güneşin harı kavurur yarımadayı. Mehmetçiğin en büyük ihtiyacı su olur o günler. Cepheye yeni sevk edilen bir bölük asker, Bigalı köyüne doğru yola çıkarılır. Askerlerimize susuzluğun harareti tam çökmek üzeredir ki yolun sol tarafında çeşme başında sakallı bir dede seslenir onlara: “Gelin evlatlarım soğuk su vereyim, gelin doldurun mataralarınızı.” Koşarlar o tarafa doğru. Geri kalıp susuz kalmamak için gizli bir yarış başlar içlerinde. Bir de bakarlar ki çeşme akmıyor. (Bu çeşme halen mevcut olup kışın aktığı halde haziran gelince suyu kesilir.) Dedenin elinde bir toprak testi vardır; ama o da taş çatlasa 10-15 litre su alır. Hiç 300-400 kişiye ufacık testinin suyu yeter mi? Kaşıkçı Dede; “Acele etmeyin yavrularım, için kana kana, doldurun mataralarınızı.” der. Lâdikli Ahmed Efendi hiç acele etmez ve hep en sonu bekler. Anlaşılan haberdardır bazı şeylerden. Nihayet herkes matarasını doldurur; ama testide hâlâ su bitmez! O da uzatır matarasını, içer kana kana suyunu. Hâlâ toprak testide su vardır. Ahmedcik dayanamaz sorar, “Dede senin adın ne?” diye. “Kaşıkçı Dede derler evladım bana. Kilitbahir köyünde otururum. Evladım cephede yaralanırsan matarandaki bu sudan döküver yarana. Biiznillah şifa bulursun.” der.

Ahmed, bu sözü unutmaz ve matarasındaki suyu da bitirmez, saklar. Bir müddet sonra arkadaşları ile beraber yaralanır ve aklına su gelir. Döker kendi ve arkadaşlarının yaralarına. Şifa bulurlar. Çok geçmez bir daha yaralanır; ama bu defaki hem daha ağır ve hem de su bitmiştir. Eceabattaki vapur hastaneye getirilir. Biraz iyileşince hava değişimine gönderilmek istenir. O, cepheye gitmek ister. Soğanlıderedeki asker ağabeyini ziyaret etmek üzere bir günlük izin alır. Ağabeyinin şehit olduğunu öğrenir. İçinde fırtınalar kopar ve o duygularla dönerken Kilitbahir köyüne uğrar. Kaşıkçı Dedeyi sorar birkaç kişiye. Burada öyle biri yok derler. Bir başkası ise; “Yüzlerce yıl önce yaşamış bir evliyanın kabri var. Biz ona Kaşıkçı Dede deriz.” der. O mübarek Allah dostunun kabrini gösterirler. Hep beraber dua ederler. Bu arada Ladikli Ahmed meseleyi gönlünde çözer. Artık testiyi de anlar, suyu da.”

[Bkz: Mehmet İhsan Gençcan, Kan Çiçekleri, Aktaran: Salim Dağ, Ufuklar Dergisi, Mart-2001, shf., 15]

Şehitlikle ilgili ayetler

* “Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diri olup Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Allahın lütfundan kendilerine vermiş olduklarıyla sevinç içindedirler ve arkalarından henüz onlara kavuşmamış olanları, kendilerine bir korku olmayacağı ve üzülmeyecekleri üzere müjdelerler.” (Ali İmran, 3/169-170)
* “... Şüphesiz hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, çarpışanların ve öldürülenlerin kötülüklerini örtecek ve kendilerini altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu Allah katından bir karşılıktır. Karşılığın en güzel olanı Allah katındadır.” (Ali İmran, 3/195)

* “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz.” (Bakara, 2/154)

* “Allah, kendi yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen müminlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıştır. Bu Onun üzerine, Tevrat, İncil ve Kuranda vadedilmiş olan bir haktır. Allahtan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe, 9/111)

Tunuslu askerler, savaşa nasıl getirildi?

İngilizlerin, Osmanlıya karşı oyunları dudak uçuklatacak niteliktedir. Savaş sırasında esir alınmış ve karşısındaki düşman sandığı kişilerin bizzat korumak istediği Osmanlı askerleri olduğunu öğrenince gözyaşları içinde düştüğü acziyeti anlatan bir Tunusluyu ve onun ağzından İngilizlerin aynı dine mensup ve birbirini seven insanları nasıl kandırdıklarını ibretle görelim:
“Evvela bizi iğfal ettiler Sizin halifenizle beraberiz. Onun düşmanı olan Almanlarla savaşıyoruz. O halde sizin de halifenize yardım etmeniz, dini açıdan borcunuzdur. dediler. Sonra hakikat meydana çıkınca baskıya, şiddete başvurdular. Askere gitmek istemeyenlerin anasını, babasını hapislere atıp işkenceler altında inlettiler, evini barkını yıktılar. Bundan başka, şayet savaşta kanımızı son damlasına kadar dökmeyecek olursak, ailelerimizi perişan edeceklerini tekrar tekrar söylediler. Analarımız, babalarımız, çocuklarımız bugün onların elinde rehindir!” (Bkz: İbrahim Refik, Çanakkalenin Ruh Portresi, S, 21. İst. 1998)



  #5  
Alt 21-08-2007, 12:32
 
Standart Devamiii

EZAN SESLERİYLE UYANAN SÖMÜRGELER!

Çanakkale Harbinin en dehşetli günlerinden birinde Tayyar Paşa, ordunun içinde sesi güzel ne kadar asker varsa sabah namazından önce hep birden ezan okumaları emrini verir. Emri alan onlarca asker, şafak kızıllığı ile birlikte, dâvûdî sadalarıyla o lahuti nağmeleri Çanakkalenin kanla karışık soğuk sularına kadar dinletirler. Çok geçmeden düşman mevzilerinden taşa sarılmış kağıtlar atılmaya başlanır. Askerlerimiz açıp bakarlar. Bunlardan Farsca yazılmış bir tanesinde şöyle yazılmaktadır; “Bizler Hindistanlı Müslüman askerleriz. İngilizler bize Almanlara karşı Osmanlının yanında savaşacağımızı söylediler. Biraz önce ezan sesi duyduk, siz kimsiniz?”

Mehmetciğin kanı donar. Tarih, kandırılmışlığın böylesine pek az şahit olmuştur. Hemen cevap cerilir:

“Burası Osmanlı payitahtının kapısı. Bizler de Osmanlı askerleriyiz!”

Bedirden Sakaryaya yansıyan hep aynı ruhtu

Bedirden Uhuda ve Hendeke oradan Malazgirte, Çanakkaleye ve Sakaryaya hakim olan ruh, ilahi olana kendini adayışın ta kendisiydi. Sultan Alparslan 26 Ağustos 1071de cuma namazı vaktini bekleyerek taarruzu biraz geciktirip, namazın ardından giydiği beyaz elbisesiyle ordusunun önüne geçmişti. Sultan, atının kuyruğunu bizzat bağlayıp, ön saflarda ordusuna bir asker gibi savaşacağını belirtmek maksadı ile ok ve yayını bırakıp kılıç ve topuzunu eline almıştı. Sonra ordusuna şöyle der; “..Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettikleri şu saatte, kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur, gayeme ulaşırım; ya da şehit olur, Cennete giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler, takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler, gitsinler. Burada sultan ve emredilen asker yoktur. Zira, bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim.” (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I-X, 1, 257. Son üç cilt Enver Ziya Karala aittir. Dördüncü baskı, Türk
Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1982. )

Anadolunun kapılarını İslâma açan büyük, Malazgirt zaferi işte bu ruh haliyle kazanıldı. Çanakkale için de aynı şeyler söz konusudur. Alman subayı Carl Mülhman bakın bunu nasıl ifade ediyor: “Bu ağır sınama döneminde Türklerle birlikte hareket eden herkes, bu sessiz kahramanlık karşısında sınırsız saygı ve hayranlık duyar ki, o dürüst Anadolu insanına karşı bu duyguyu düşmanı bile esirgemeyecektir. Burada, diğer kültürlü uluslar tarafından şüphesiz gözlemlenen; ama ruh dünyalarında kavranamayan bir dine kendini adayış Türklerde açığa çıkmaktadır ve bu; aynı şeyin başka ulusta benzer ölçüde görülemeyeceği bir ruh halidir. Her halükârda Türk insanı gücünü bu özelliklerinden almaktadır.” (Carl Mülhman, Çanakkale Savaşı, Bir Alman Subayının Notları, Terc. Sedat Ümran, Timaş Yay. İstanbul, 1998 s. 164-165.)

Çanakkale vadilerindeki yeşil kuşlar

Tarihimizdeki birçok savaşta hemen her zaman anlatılagelen bir hadisedir yeşil sarıklılar. Kimdirler, necidirler, nerelerden gelmişlerdir, kesin olarak bilen yoktur. Ama herkes onların ya Allah katından gönderilen melekler ya da daha önceki savaşlarımızda Allah, vatan ve din uğruna can veren şehitlerimiz olduklarını düşünürler. Çanakkalede de bunun örnekleri görülmüştür. Halk, bu tarz olağanüstülükleri hemen her mücadelemizde yaşadığı ya da gördüğü için, acaba demiştir, bu harbimizde de böyle şeyler oldu mu?
Ruşen Eşref Bey, Çanakkale gazilerinden biriyle yaptığı mülakatta yeşil sarıklıları görüp görmedikleri ile ilgili sorduğu soruya ilginç bir cevap almıştı. Bir parmağını savaşta kaybeden gazimiz ona şu cevabı vermişti: “Hayır efendim, biz görmedik. Yalnız kuşlar vardı. Yeşil yeşil. Ateşin arasında gezerlerdi. Sonra zeytin ağaçlarına konarlardı. Başka bir şey görmedik. İşte o zeytin ağaçlarını kurşun, gülle kırmış, yıkmış, dalını budağını karıştırmış. O yeşil kuşlar oraya konarlardı. Kurşun murşun, Allah tarafından, onlara dokunmuyordu.” (Kaynak: Ruşen E. Ünaydın, Çanakkalede Savaşanlar Dediler ki, TTK Yay., Ankara 1990. Aktaran: Doç. Dr. Abdulhakim Yüce, Şehtler ve Şehitlerin Hayatı, Nil Yay. İst. 2001 s. 167)

***

HADİS-İ ŞERİFTE NASIL ANLATILIYOR?

Kütüb-ü Sitteden Esbab-ı Nüzûl bölümünden 529 nolu hadis-i şerif:

“Resulullah (sas) ashabına şöyle dedi: “Uhudda şehid olan kardeşleriniz var ya! Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arşın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehitler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler Cennette dirileriz, rızıklanıyoruz? Bu haber gitmeli ki onlar Cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!” Allahü Teala onlara cevaben: “Sizin haberinizi Ben duyuracağım.” buyurdu ve şu ayeti indirdi: “Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis onlar Rabbleri katında diridirler. Allahın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.” (Al-i İmran, 169). Zaman Ailem.

ÇANAKKALE SAVAŞININ EN ÇOK KONUŞULAN OLAYI


Askerleri örten bulutlar
Çanakkaleden Sakaryaya, Kore'den Kıbrıs'a kadar birçok sıradışı olay yaşanmıştır. Çanakkale savaşının en çok konuşulan olay ise bulutların namaz kılan askerlerimizi örtmesidir.

Çanakkale savaşının en çok konuşulan ve Allahın (cc) bizlere yardımını açıkça ortaya koyan önemli bir olay da bulutların namaz kılan askerlerimizi örtmesidir. Savaşın başlamasından bitimine kadar meydana gelen birçok olay nedeniyle yabancılar dahi bunu tasdik etmiştir. 1915 yılının Temmuz ayı ile Ağustos ayları arası Ramazandır ve Mehmetçik oruçlarını aksatmadan tutmuş, mücadelesine devam etmiştir. Bayram yaklaşırken akıllara şu soru gelir: “Acaba bayram namazı nasıl kılınacak? Toplu halde kılınan bir namaz savaş durumunda uygun olacak mı? Acaba kılamayacak mıyız?” Bütün bu endişeleri yaşayan bir gazimiz neticeyi şöyle anlatıyor:

“Geliboluda oturmakta idim. Çanakkalede 9. Tümen teşekkül edince gönüllü olarak kıtaya kaydoldum. Savaş ilerledikçe din görevlilerinin yerleri de belirsiz olmuştu. Bizim gibi gençler -o zaman 28 yaşındaydım- savaşın içinde görev yaparken, yaşlılar Sargıyeri ve hastanelerde görev ifa ediyorlardı. Ben, Seddülbahir Cephesinden savaş bitinceye kadar hiç ayrılmadım. Miladî 1915 yılında Ramazan, 13 Temmuz Salı günü başlamış. 11 Ağustos Çarşamba günü bitiyordu. Arife günü idi cephe kumandanı Vehip Paşa beni çağırdı.

“Hafız, askerin bir talebi var. Yarın Ramazan Bayramı, sabahleyin hep beraber bayram namazı kılmak istiyorlar. Eratın toplu bir halde bulunmaları tehlikeli ve düşman için bulunmaz bir fırsattır. Tekliflerini kabul etmedim. Sen de, münasip bir lisan ile anlatırsın!” dedi.

Paşanın yanından ayrılmıştım ki, zamanın ulularından gözü gönlü Hak adına bağlanmış arif, zarif bir zat çıktı karşıma. Bilgide kimse onunla yarışamazdı. Develer yükü okumuştu. Sohbette onu dinleyenler yangın içinde olsalar sohbetini bırakıp ateşten kaçamazlardı. Bu zat o gün orada idi.

Bana dedi ki: “Sakın ola ki erata bir şey söyleme, gün ola, hayır ola! Allah ne derse o, olur!”

12 Ağustos 1915 Perşembe günü Ramazan Bayramının sabahı erken kalktım. Müslüman Türk askerleri, bayram namazını mutlaka eda edeceklerdi... Aynı göle dökülen sular gibi; Allah sevgisinde birleşen yüzlerce asker de ayakta idi. Hak katında birlikte secdeye varacaklardı. Hep beraber başımızı göğe kaldırdık; hevenk hevenk beyaz bulutlar göründü. Biraz sonra da bu bulutlar yere çöktü. Herkes “Allahü Ekber!” deyip yüzlerini toprağa sürdü. Hepimizin içinde ince bir huzur çiçeklenmiş ve Yüce Allah bizi bulutlar arasında görünmez hale getirmişti. Bu ulu kişi askerin karşısında baş kesti; sonra o derin, o tatlı ve yanık sesiyle, Hazreti Kurândan “Fetih Sûresinin 1den 9. ayetine kadar okudu. Sonra iki rekat bayram namazı eda edildi. Namaz bitiminde, yüzlerce asker hep birden, “La ilahe İllallah Muhammedün Resûlullah” sözlerini devamlı tekrarlıyorlardı. Askerin betleri benizleri kül gibi olmuş, kimsenin yüreğinde dur durak kalmamıştı. Bu duruma taş olsa dayanamazdı. Görenler mi, söyleyenler mi dayanacak? “Allah! Allah!” diyen kendinden geçiyor, sanki birlikte göklerde uçmak istiyorlardı. Allah ile bir bütün olmanın ilahi ahengi içinde varlıklarından, benliklerinden soyunmuşlar, kendilerinden geçmişlerdi.

Zığınderenin susuz yatağında, bir alçalıp bir yükselen La ilahe İllallah” sesleri, insanın kalbini kah varlığın sonsuz ufuklarında koşturuyor, kah yokluğun takat getirilmez güzelliğinde dinlendiriyordu. Haktan başka Hak yoktu. Tekrarlanan hep buydu... Sonra, kısa bir sessizlik oldu ve arkasından düşman siperlerinden yükselen, “Allahü Ekber, Allahü Ekber!” sesleri bir uğultu şeklinde bize kadar perde perde geldi..

Daha sonraki günlerde öğrendik ki, İngiliz sömürgesinin Müslüman askerleri; Müslüman Türk askeri karşısında savaştıklarını duyunca isyan etmişler ve derhal geriye alınıp, cepheden uzaklaştırılmışlardı.

12 Ağustos 1915 tarihinden sonra, Seddülbahir cephesinde durum oldukça sakinleşirken, Anafartalar cephesinde ise; kan gövdeyi götürmekteydi. Evladım, bu bulutları yere indirip sis halinde bize gösterilmesi ancak Hazreti Allahın emriyle, dört büyük melekten biri olan Mikail Aleyhisselâm tarafından yerine getirilmiştir. Bu olay, Ulu Allahın (cc) büyük bir mucizesidir.” (M.İhsan Gençcan, Ç. S. ve Menkıbeler, İst.1998 s. 75)

Korede de bulutlar askerlerimizi örtmüştü

Kore Savaşının efsane isimlerinden Albay Celal Dora, 1951de yaşanan bayram namazı hadisesini şöyle anlatıyor:

“6 Temmuz 1951 günü. Ramazan Bayramının birinci günü idi. Bayram namazını ihtiyat bölgesinin ortasında ve etrafı yüksek kavak ağaçları ile çevrili zümrüt gibi yemyeşil büyük çayırlıkta bütün tugayca toplu olarak kılmamızı kararlaştırdıktan sonra içimde bir ürperti hissetmiştim.

Beş bin kişi namazda iken maazallah düşmanın bir uçak filosunun, taarruzuna uğradığımız takdirde ne büyük bir felâkete uğrayacağımızı gözümün önüne getiriyor ve bir türlü gönlüm razı olmuyordu. General Tahsin Yazıcıya taburların kendi bölgelerinde ve ayrı ayrı namazlarını kılmalarını teklif ettimse de imam adedinin azlığı yüzünden imkân görülmemişti.

O sabah, hava çok açık ve berraktı. En küçük bir parça bulut dahi yoktu. Birlikler çayırlık bölgeye gelirken onlarla birlikte bir sis tabakası da çayırlık üzerine çökmeye başlamıştı. Cemaat çoğaldıkça bu sis tabakası da kesafet peyda etmiş ve 10 metre ilerisi görünmez bir hâl almıştı.

Bir hikmeti ilâhi bu sis tabakası yalnız kavaklık bölgenin dışında inhisar etmiş ve bu bölgenin dışında kalan sahada sisten hiçbir emâre görülmemişti. Cenâbı Hakkın Türk birliğini koruduğunun en büyük nişanesi olan bu sis tabakası içinde namazımızı kıldıktan, duâsını yaptıktan ve bunu müteakip birbirimizle sarmaş dolaş bayramlaştıktan sonra birlikler kendi bölgelerine giderlerken sis de birdenbire ortadan kaybolmuştu.(Bkz: Celal Dora, Kore Savaşında Türkler, 1950-1951, İstanbul, 1963)

Düşmanın meşhur Golyat adlı zırhlısının batırılması olayında da ortalığı bir anda kaplayan sis Osmanlı askerlerinin çok işine yaramıştı. Haince saldırılar planlayan Golyat, bu şekilde teslim alınabilmişti. Golyatin batırılması karşısında da General Hamilton hüsranla şu satırları yazmıştı: “Dün geceki kesif sis sırasında, bir Türk torpidobotu, Çanakkale Boğazından sızıp Golyat zırhlısını torpidoladı. Düşman madalyayı hak etti. Kahrolsunlar!”

Sadece bulut olayları değildi meydana gelenler. İngilizler yön bulmak için kullandıkları pusulalarında bile zaman zaman akıl almaz oynamalar görüyor ve ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Örneğin John Hargrave adlı İngiliz subayının verdiği raporda, elindeki pusulanın sık sık yön değiştirdiği ve aynı anda birçok yeri kuzey olarak gösterdiği yazılıdır. Üç Anzak istihkam askerinin yemin ederek ve Anzak Sahra Birliğindeki diğer 19 arkadaşlarını da şahit göstererek anlattıkları “Düşman yutan bulut” hadisesi şu şekildedir: 267 kişilik Norfolk Kraliyet Taburu, Alçıtepeden bir önceki tepe olan 60. tepeye doğru rahat bir şekilde ilerler. Havada soluk renkli bulutlar vardır. Bu bulutlar saatte 6 veya 8 km. hızla esen rüzgâra rağmen sabit bir şekilde durmaktadırlar. Bunlardan yaklaşık 250 m uzunluğunda 60ar metre eninde ve 60 m yüksekliğinde olan bir bulut tepeyi kaplamıştır. Norfork Kraliyet alayının subayları ve askerleri bulutun içine girmeye başlarlar. Son asker de girince bulut yükünü almış bir uçak gibi havalanmaya başlar. Havadaki diğer soluk renkli bulutlarla birleşerek kuzeye yani Trakya tarafıa doğru gider. Savaş sonrasında bu 267 kişilik alayın bir tek ferdine bile -ne ölüler arasında ne de esirler arasında- rastlanamamıştır. Sayı: 223 Bölüm: Çanakkale Destanı[/b]



Alıntı:
Bu Tarih Kanla Yazıldı. Bu Harita Kanla Çizildi. Bu Bayrak Kanla Dikildi. Bu Ülkeyi Bölmek İsteyenler! Siz O'nu Rüyanızda Görürsünüz. Gerekirse 100 Tane Daha Çanakkale Savaşının Üstesinden Geliriz. Rüyayı Değil, İşte O Zaman Gerçek Kabusu Görürsünüz !


  #6  
Alt 23-05-2008, 10:16
 
Standart --->: Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

T$KlEr cok qüsel ßi PylAsım ßunu Ödew ararkeN ßUldm ßÖle Bi$i olduĞndan HaßErim yqtu:D


  #7  
Alt 12-10-2008, 10:13
 
Standart --->: Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

arkadasım paylasımın ıçın tesk nasıp olurda çanakkaleye gidebilirsem orta hepsi için fatiha ukucam
arkadaslar hepimiz bu vatanın evlatlarıyız bütür konulara nütfen daha çok ilgilenelim


  #8  
Alt 19-11-2008, 12:01
 
Standart --->: Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

RUHUNUZ ŞAD OLSUN HER NEKADAR EMANETİNİZE SAHİP ÇIKAMIYOSAKDA....


  #9  
Alt 23-04-2009, 14:56
YOSUN_KOKUSU
 
Standart Cevap: Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

benim canim memleketimmmmm gercektende bu millet bu vatani bu zorluklarlan almis simdi ise elden cikartmak icin herkes elinden ne geliyorsa yapiyorrrr
yazik kemikleri sizliyor atalarimizin cok yazikkkkkk


PAYLASIM SUPER EMEGINIZE SAGLIKKK


  #10  
Alt 30-04-2009, 15:10
 
Standart Cevap: Çanakkale İçinde Vurdular Beni (Sonuna Kadar Okuyunuz)

çok teşekkürler.


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Fatih Kısaparmak - Sonuna Kadar Sonsuza Kadar Şarkı Sözü Fatih Kısaparmak - Sonuna Kadar Sonsuza Kadar Şarkı Sözü Sen büyük sevdamsın sığınağımsın Sen aşk mabedimsin tapınağımsın Sen büyük aşkımsın sığınağımsın Hiç mi hiç dinmeyen sağanağımsın Ben...
Türküler ve hikayeleri Çanakkale İçinde türküler ve hikayeleri-Çanakkale İçinde Anadolu halkının kahramanlığını destanlaştırdığı savaşlardan biri de Çanakkale cephelerinde olur. Büyük imkansızlık içinde verdiği bu çetin mücadelede,...
Lütfen Sonuna Kadar Okuyun Lütfen Sonuna Kadar Okuyun Evvel zaman..Tarihi bilinmez ama ozamandan buyana büyüklerimizden dinleriz.Çünkü ders alınacak bir hikaye.. Yüksekokulda okuyan genç bir kız yağmurlu bir havada...
Çanakkale İçinde.. Çanakkale Türküsü 273889 askere gidecek olduğumdan mıdır neden içimden bu tür şeyler açasım geldi :)) gerçi ben sürekli böle şeylerle ilgileniyorum farkındasınızdır :))

 
Forum Stats
Üyeler: 65,708
Konular : 237,810
Mesajlar: 424,767
Şuan Sitemizde: 226

En Son Üye: qA1lL9jF3p

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:04.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.