Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Türk ve Dünya Tarihi > Türk Tarihi
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Sümerler

Türk ve Dünya Tarihi kategorisinde ve Türk Tarihi forumunda bulunan Sümerler konusunu görüntülemektesiniz.
Sümerler Sümerler, M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamış halk. Mezopotamya'da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. ...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 05-10-2010, 14:16
 
Standart

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Sümerler

Sümerler, M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamış halk.

Mezopotamya'da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya'da Sümerlerde ortaya çıkmıştır.[kaynak belirtilmeli] Genel kanı Sümerlerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşimi sonucu benzerliklerin olduğu yönündedir.Birkaç kaynakta belirtildiği gibi bu halk Türk değillerdir. Belirli bir halk ile bilimsel bir akrabalık henüz kanıtlanamamıştır.
M.Ö. IV. bin yıla doğru, henüz çorak olan bölgeye Sümerler yerleştiler.Kökenleri bilinmeyen, ama Mezopotamya'ya doğudan geldikleri sanılan Sümerler, ırmak kıyılarındaki bataklık bölgeleri kurutup, güzel ve verimli bahçelere dönüştürdüler.Hurma, vb. meyve ağaçları diktiler; tarlalar açtılar. Bölgeye kendilerinden önce yerleşmiş toplulukların yanı sıra, Sümerler'de zengin, bağımsız, siteler kurdular: Ur, Layoş, Uruk, vb. Her sitenin bir yöneticisi ve bir koruyucu tanrısı vardı. Bütün yetkiler, "Lugal" ("Büyük adam") denilen hükümdarın elindeydi; hükümdar aynı zamanda da, sitenin en büyük din adamıydı.Dinsel olduğu kadar ekonomik ve siyasal bir merkez de olan tapınak, sitenin tanrısına ayrılmış bir yerde kurulurdu.Sitelerin yönetimi ve ticaret alışverişlerinin gerekleri, Sümerlerin en büyük buluşlarına yol açtı: Çivi yazısı.Önceleri resimlerden, daha sonraysa soyut simgelerden oluşan çivi yazışı, kil levhalar üstüne, sivri aletlerle kazılıyordu (Çivi yazısı, 1802'de Alman bilgini Grötefend tarafından çözülmüştür).Sümerler, M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamış halk.

Mezopotamya'da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya'da Sümerlerde ortaya çıkmıştır.[kaynak belirtilmeli] Genel kanı Sümerlerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşimi sonucu benzerliklerin olduğu yönündedir.Birkaç kaynakta belirtildiği gibi bu halk Türk değillerdir. Belirli bir halk ile bilimsel bir akrabalık henüz kanıtlanamamıştır.Sümer tarihinin ana çizgileri, çeşitli belgeler yardımıyla öğrenilebilir. Kahraman Gılgamış'ın (yaklaşık olarak M.Ö.3000) serüvenlerini anlatan en eski destan, ilk kral sülaleleri döneminden (M.Ö.2600-M.Ö.2500 yılları) kalmadır.İngiliz arkeologlarının 1922'de, Ur kralları mezarlığını ortaya çıkarmaları sayesinde, Sümer tarihinin ikinci bölüm ünde yaşam iş birinci Ur sülalesi döneminde (M.Ö.2500'den başlayarak), Sümer halkının gelenek, sanat ve inanışları incelenmiştir.M.Ö.2360'a doğru Sümer tarihinin üçüncü dönemi başlamış, yarı özerk Lagaş sitesi, kral Urukagina'nın hükümdarlığı sırasında, altın çağını yaşamıştır.Urukagina, yasa metinleri ile toplumsal reformları bir araya getiren "Reform Metinleri"ni hazırlatmıştır.Gene, ilk tarihsel anıt olan Akbabalar Dikilitaşı bu dönemden kalmadır.Dikilitaşta, kral Lagaş'ın başarıları anlatılmaktadır.
Ortadoğu'nun tahıl tarımının ve evcilleştirilmiş hayvanlarının insanlık tarihinde özel bir yeri vardır; çünkü ilk uygarlık onların yol açtığı yaşam biçiminden doğmuştur. Dünyanın en eski uygarlığı, Dicle ve Fırat nehirlerinin aşağı kıvrımları boyunca Basra Körfezi'ne kadar dayanan düz lığ (alüvyon) ovası üzerinde uzanan Sümer ülkesinde doğdu. Sümer topraklarını yaratmış olan ve her yıl yenilenen ırmak milinden bol ürün alınabilmesi için ilkel tarım tekniklerinin kökten değiştirilmesi gerekti.

Ortadoğu'nun ormanlık tepelerine, yaz başlarında, gelişen ekinlere hasat zamanına dek yetecek kadar yağmur yağıyordu. Ama yaz boyunca hemen hiç yağmur düşmeyen daha güneyde durum farklıydı. Böyle olunca, hasat ancak ırmak sularının ekinleri sulamak üzere tarlalara getirilmesiyle güvence altına alınabilirdi. Ne var ki, sulama kanallarının, setlerin yapımı ve bakımı yüzlerce, dahası binlerce kişinin birlikte çalışmasını ve ilk çiftçi topluluklarda görülenden çok daha sıkı bir toplumsal disiplini gerektirdi. Neolitik köylerde, olasılıkla küçük biyolojik aile sıradan çalışma topluluğunu oluşturmuştu.

Her bir aile, olağan durumlarda, kendi ekin tarlasının ya da tarlalarının ürününü tüketti; belki törensel, dinsel fırsatlar dışında ise, çok sayıda kimsenin örgütlü işbirliğine gereksinim duyulmadı. Başlıca farklılaşmalar, yaş grupları arasında ve kadınla erkek türleri arasında olduğu için, herkes aynı derecede özgürdü ve herkes aynı derecede havaların kararsızlığının kölesiydi. Bu basit toplumsal yapı, ırmak kıyısı ortamında kökten değişti. Irmak sularının denetlenmesi işinin büyük ölçüde insan çabasını gereksinmesi, halkın çoğunluğunun emeğinin bir tür seçkin yöneticiler tarafından yönetilmesini gerektirdi.

Bir seçkin yönetici sınıfının nasıl doğduğu belli değil. Bir topluluğun bir başka topluluğu fethedişi, toplumu efendilerle hizmetçiler, işleri yönetenlerle yönetilenler olarak bölmüş olabilir. Öte yandan, insan toplumundaki özel yerlerinin çok eskilere dayandığı bilinen doğaüstü uzmanları gittikçe gelişen bir görevsel uzmanlaşma sürecini başlatmış olabilir. Daha sonraki dönemlerin Mezopotamya mitoslarında, tanrıların insanları, eksiksiz donatılmış tanrı evinin, yani tapınağın yiyecek, giyecek ve öteki gereksinimlerini karşılamaları için yarattıkları anlatılır. Böylece tanrılar üretme sıkıntısına girmeksizin gereksinimlerini karşılamış olacaklardır.

Bu düşüncelerin nasıl uygulamaya konulduğu konusunda da biraz bilgimiz var. Örneğin Lagaş'ta bir yazı, kentin topraklarını, sahiplerinin tanrıya ödeyecekleri payların türüne göre üç bölüme ayırır. Büyük bir olasılıkla, tanrıya en ağır payları ödeyen çiftçilerin ellerinde, geriye kendilerine yetmeyecek kadar az şey kalıyordu; ki bu durum onları, yılın bir bölümünde tanrı adına çalışmak, demek ki sulama kuruluşlarında ya da rahiplerce planlanan öteki işlerde işlemek zorunda bıraktı. Bu yolla, çiftçilerin tapınağa verdikleri tahılın ve öteki tarımsal ürünlerin bir bölümü, tanrının özel hizmetçilerinin, yani rahiplerin yönetimi altında yürütülen işlerde çalışanlara karşılık olarak ödendi.

Böyle bir sistemin, büyük projeleri gerçekleştirecek binlerce insanın emeğinin bir araya getirilmesine olanak verdiği anlaşılıyor. Bu sistem aynı zamanda, tüm becerilerini tanrıyı hoşnut edebilecek bir lüks ve tantanayla beslemek, giydirmek, eğlendirmek ve ona tapınılmasını sağlamak yolunda kullanan çok çeşitli sanatçıların -dansçıların, şarkıcıların, sarrafların, aşçıların, doğramacıların, giysicilerin- uzmanlaşmasına da olanak verdi. Bu uzmanlar, artık zamanlarını yiyeceklerini üretmek için harcamak zorunda olmadıklarından, insanların o zamana değin ulaşabildiğinden çok daha yüksek becerilere ve bilgilere sahip olabildiler.

Böylece uygarlık, Dicle-Fırat Vadisi'nin aşağı bölgelerinde ilk yerleşimlerin görüldüğü İ.Ö. 4000 dolaylarından, çağımız bilginlerince okunabilen, Sümer kültürünün toplumsal ve düşünsel yönlerini yer yer aydınlatmaya başlayan yazılı kayıtların görüldüğü İ.Ö. 3000 yıllarına dek, bin yıl gibi kısa bir süre içinde ortaya çıkmış oldu.
Kökenleri

Mezopotamya'nın yerli halklarından değildi, sümerologların okuduğu tabletlere göre halkın bir bölümünün Orta Asya'dan diğer bir bölümünün ise Doğu'dan Dilmun denilen bir ülkeden geldiği söyleniyor, Atatürk'ün Türk Tarih Tezi'nde Sümerlerin M.Ö. 3500 yıllarında Orta Asya'dan göç ettikleri ileri sürülür. Tabletlerden okunduğu ve mitolojilerinden anlaşıldığı kadarıyla şimdilik bilinen, Sümerler in o zaman Mezopotamya'da bulunan Sami kökenli halklardan olmadıkları ve kuzeyden dağlık yörelerden geldikleridir.

Bazı antropologlar; yaptıkları incelemelerde Önasyada elde ettikleri buluntulardan, Sümer, Kut, Elam ve Hurri toplulukların Ural-Altay kavimlerinden özellikle atlı göçebe Türk unsurlar olabileceği kanaatine varmıştır. Eski Önasya Tarihi uzmanı Hemmel, Sümerleri tamamıyla Türk kavmi olarak kabul etmektedir. Orta Asyadan 4500-5000 yıllarında gelen Türklerin Sümerleri oluşturduğunu ileri sürer. Sümercedeki 350 kelimenin Türkçe olduğu savunur. Prof. Dr. Osman Nedim Tuna da ''Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi'' adlı eserinde 165 adet Sümerce sözün Türkçe denklerini anlamlarıyla beraber göstermiştir.

Rus arkeolosijinin atası arkeolog Nikolsky şunları söyler: "Sümerlerin ana vatanı Aşkabad kentinin yakınındadır. Bu ülkenin kurganlarından arkeologlar taş, gümüş ve kilden yapılmış eşyaları bulmuşlardır ki bunlar, Mezopotamya'nın güneyindeki Sümer kurganlarındakilere çok benzerler. Bütün bunlar şu düşünceye getirir ki, Sümerler büyük bir ihtimalle bu günkü Türkmenistan'dan Mezopotamya'ya varmışlardır. Bu iki uygarlığın son analizi onların arasındaki birçok ortaklıkları göstermektedir. Sümerlerin baş Tanrıları olan En-Lil'in yerleştiği yer Mezopotamya'nın güneyindeki düzlükte değil, dağlarda olmuştur. Belki de Köpet Dağı'nın etekleri onların ana vatanı olmuştur"
Matveev & Sazonov, Zemlya Derevnogo Dvureçie, Moskova, 1986, s. 38 Begmyrat Gerey, 5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları, 1. Basım, İst.: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2004, Arka kapak.


Sümerler'de Bilim

Yerleştiklerinde çanak- çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icat eden bu toplum tarlaları, öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı.

60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler'in "sos" dedikleri bu 60'lık birim bütün zaman ve mekan hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içerisinde birbirine bağlıyordu. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12'şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler.
Sümerler'de Dil ve Yazı

İlk yazıyı M.Ö. 2500 yıllarında Sümerler buldular. İlk yazıları şekiller üzerine kurulu yani her varlık ve olay için bir şekil kullandılar. Çivi yazısı işaretleri geçmişteki bir resim yazısına dayanır. Bir kavramı ifade eden işaretlere ideogram adı verilir.
Sümerler'de Din

Çok tanrılı inanca sahip Sümerlerin tapınaklarına Ziggurat denirdi. Zigguratlar yedi katlı olup toplam üç ana bölümden oluşur. İlk katlar erzak deposu,orta katlar okul ve tapınak,son katlar ise rasathane olarak kullanılmıştır. Yazının icadı serüveni bu tapınaklara dayanır. Mezopotamya'da evler ve tapınaklar taş az olduğundan kerpiç ve tuğladan yapılmıştır. Hem bu özelliğinden hem de sık sık istilalara uğradığından bu yapılar günümüze kadar ulaşmamıştır.
Tarih

Mezopotamya'da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. "Yaratılış" ve "Tufan"a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde 21'i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir.

Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan'dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Kral listesine göre Tufan'dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur'dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı'nın krallarındandır.

Lagaş'ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An'dır, fakat daha sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil'in Nippur'da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti sayılırdı ve burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.

M.Ö. 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akkadlar yükselişe geçmiştir Sümerler,doğudan gelen Elâmlılar tarafından M.Ö 2000 yılında yıkılmıştır.
Toplum Yapısı

Devlet, kentlerden oluşmuştu ve her kent surlarla çevrili idi. Kent içinde yüksek bir tepeye yapılan tapınak bulunurdu ki bu sosyal yaşamın merkezini oluşturmaktaydı.

Başlangıçta Anaerkil bir toplum yapısına sahiptiler. İşbölümünün derinleşmişti;1. sınıfı din adamları ve askerler 2. sınıfı halk 3. sınıfı ise kölelerin oluşturduğu bir sınıflama yapıldı. Sürekli savaşlar sonucunda köle edinilmesiyle sağlandı buda halktan her insan'ın kolayca köle edinebilmesini sağladı. M.Ö. 3000-2500 yıllarında yüksek ruhbanlardan oluşan egemen sınıfları dinsel yapıya sahip kent devletlerinin yöneticileri olarak ortaya çıktılar. Bu kral-rahipler dinsel ve siyasal işleri yürütürlerdi. Bir kentin baş rahip aynı zamanda o kentin başkanıydı.

=dermen , hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı ve insan görünümündeydiler, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı.Tanrılar, insanlara ne istediklerini bildirmez. Ancak insanlar onlara, kendilerinden istenileni sorarak öğrenebilirdi.

Sümer mitolojisinin en önemlilerinden biri Gılgamış Destanı'nda da adları geçen tanrılardan başlıcaları şunlardır:

Anu: Gök tanrısı, önceleri baş tanrıyken sonra yerini hava tanrısı Enlil almıştır.

Enlil: Hava tanrısı, tanrıların babası, tapınağı Ekur Nippur kentindeydi.

Enki: Bilgelik tanrısı

Nimmah ( Ninhursag): Ulu hanım, ana-tanrıça

Nanna (Sin): Ay tanrısı

Utu ( Şamaş): Güneş tanrısı, ay tanrısı Nanna'nın oğlu.

İnanna ( İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçası

İlk defa Akadlar tarafından içten çökertildi ve bundan sonra bir daha eski haline gelemedi; M.Ö. 2000'li yıllardan sonra uygarlıkları bağımsız kimlikleriyle yaşayamadı. Ardından gelen Akad ve Babil uygarlıkları çoğunlukla Sümerlerin izlerini taşıdılar. Kendilerine özgü dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı. Sümer inanışları ve mitolojisi de Fenike - Yunan - Roma bağlantısıyla günümüze dek ulaştı. Şu an Dünyamızda kullanılan İncil, Tevrat ve Kuran'da da Sümer inanış ve felsefesinin izlerine rastlandığını iddia edenler vardır (bkz. Muazzez İlmiye Çığ).

Sümer Kraliçesi Puabi

Puabi, Birinci Ur Hanedanı döneminde yaşayan ve hükümdarlar arasında önemli statüye sahip olan Sümer kadın. İngiliz arkeolog Leonard Woolley'in keşfettiği 16 kraliyet mezarının en mükemmeli Puabi'ye aittir.[1][2]
[Çevrilmeyi bekleyen metin:] Pu-Abi (Akkadian lit. "Word of my father") was an important personage in the Sumerian city of Ur who lived about 2600-2500 BCE, during the First Dynasty of Ur. While she is normally labeled as a "queen", that title is somewhat in dispute.

Puabi, known in Sumerian as Shubad, was identified by several cylinder seals in her tomb. These seals indicate that she was a "nin" — a Sumerian word which can denote a queen or a priestess.

What is known about Puabi is that, although she was an important figure among the non-Semitic Sumerians, she was in fact an Akkadian. This indicates a very high degree of cultural exchange and influence between the ancient Sumerians and their Semitic neighbors.[3]
Kraliçe Puabi için yapılan cenaze töreni oldukça dikkat çekicidir. Çeşitli kaynaklarda bu törenle ilgili bilgiler aktarılmıştır. Kraliçenin ölü bedeninin eşsiz bir ihtişamla süslendiği vücudunun üst kısmının altın ve gümüşten boncuklarla ve lacivert taşı kırmızı akik Kadıköy taşı babakoru gibi kıymetli taşlardan incilerle bezenmiş bir örtüyle örtüldüğü; örtünün aşağısındaki püsküllerin yine aynı taşlardan yontulmuş incilerden yapıldığı aktarılmıştır. Ayrıca kraliçenin başına ağır bir peruk onun üstüne de taç yaprakları mavi ve beyaz ağır kakmalarla bezenmiş som altın çiçeklerden gürgen ve söğüt yapraklarından bir başlık takıldığı da görülmüştür. Kulaklarını süsleyen küpelerde ölünün yanı başına konulmuş mücevherlerde iğnelerde ve ihtişamlı başlıklarda altının 1 parıldadığı söylenmiştir.[4]



Kraliçenin Cenaze Töreni

Kraliçe Puabi'nin öbür dünya yolculuğunda, yani korkunç Tanrıça Ereşkigal'ın hükmettiği yeraltı dünyasına göçerken, beraberinde gelenlerin hepsi onun mezarına kapatılmışlar. Tüten kandiller, olay yerine ışık veriyor ve ölüyle hizmetçilerinin başlıklarını pırıldatıyor. Arka ayakları üzerine dikilmiş iki keçi, efsane kahramanı Gılgamış'ın boş yere aradığı sonsuz hayatı veren simgesel ağaca dayanıyorlar. İki hayvanın vücutlarının mavi kısımları, lacivert taşından yapılmış. Sümerler bu taşı aramak için Orta Asya'ya veya Sina'ya giderlerdi.
Ur şehrinin beyaz evleriyle kırmızı tuğlalı surlarının ötesinde, güneş, boz renkli kumun hareketleriyle alçalıp yükselen ufka iniyor. Sarıya çalan dalgalarını şehrin duvarlarına çarpan Fırat üzerinde, siteyi çepçevre saran kanallarda ulaşım durmuş. Sadece açıktan, kuzeydeki efsanevî Uruk'tan ya da kudretli Larsa'dan gelip, Sümer krallığının en eski kentlerinden biri olan Eridu'nun yer aldığı denizkulaklarına giden birkaç yuvarlak kayık geçiyor. Diğer bazı kayıklar da,- Aşağı denize, bugünkü Basra körfezine açılarak, şehirlerdeki soyluların gösterişli hayatı için zorunlu altın, fildişi ve nadir ürünler diyarı Magan'ın ve Melukka'nın esrarlı bölgelerine ulaşacaklar. Öğle sonrasının bu saatinde, başka zamanlar cıvıl cıvıl olan daracık sokaklardan, ara sıra, uzun etekli, başında bir testiyle hızlı hızlı ilerleyen bir kadının silueti, gölge gibi süzülüp geçiyor. Şehrin bu kadar cansız görünmesinin nedeni, halkın kutsal avluda, kral mezarlığının yanında toplanmış olmasıydı: genç Kraliçe Puabi, evvelki gün öldü. Onu kocasının mezarı yanında hazırlanan kabre gömecekler. Cenaze alayı, nöbetçilerin engellediği kalabalık sıraların arasından ağır ağır ilerliyor. Nöbetçiler başlarına deriden yapılma ve bir kayışla çeneye tutturulan sivri başlıklar giymişler. Göğsü kopçalı, ön tarafı yarı açık uzun harmanilerinin altından, sivri püskülleri dizlere kadar dökülen etekleri görünüyor; sağ ellerinde, eğik vaziyette bir mızrak tutuyorlar. Alayın başında müzisyenler yürüyor; kimi kitarasının tellerine vuruyor, kimi gerilmiş deriden yapılmış ve düşey vaziyette tuttuğu kocaman davulunu dövüyor. Arkalarından gelen rahibelerin yaslı şarkılarını vurguluyorlar. Keçi postundan yapılma ve dizlerin altına kadar inen uzun etekler (kaunakesler) giymiş tapınak hizmetçileri, Tanrıya sunulacak bağışları, şarap kaplarını ve kutsal sürülerin çobanları tarafından güdülen boğa ve keçileri kurban etmekte kullanılacak bakır nacakları taşıyorlar.

Kraliçenin cenazesi, iki eşeğin çektiği bir arabaya yatırılmış. Ölü, kraliçelik mevkiinin gerektirdiği eşsiz bir ihtişamla süslenmiş: vücudunun üst kısmını altın ve gümüşten boncuklarla ve lâcivert taşı, kırmızı akik, Kadıköy taşı, babakoru gibi kıymetli taşlardan incilerle bezenmiş bir örtüyle örtmüşler; örtünün aşağısındaki püsküller, yine aynı taşlardan yontulmuş incilerden yapılma. Başına ağır bir peruk, onun üstüne de taç yaprakları mavi ve beyaz kakmalarla bezenmiş som altın çiçeklerden, gürgen ve söğüt yapraklarından bir başlık takılmış. Alnının üzerine altın çemberler sarkıyor; perukasının lülelerine de ağır burma halkalar dolanmış. Her yerde altın pırıldıyor: kulaklarını süsleyen küpelerde, ölünün yanı başına konulmuş mücevherlerde, iğnelerde ve ihtişamlı başlıklarda...[5]



Puabi'nin Son Yolculuğu

Arabanın hemen arkasında, göz kamaştırıcı elbiseler giymiş iki nedime yürüyor; onları da yine saraydan on kadın izliyor. Silâhlı muhafızlar ve uşaklar, mezarında ölüyle birlikte kalacak hazineleri taşıyorlar. Alay, göğsünü bağrını parçalayan, çığlık çığlığa bağırıp ağlayan ağıtçılarla son buluyor. Mezarın girişine yakın bir yerde, cenaze alayı duruyor. Âyinler tamamlandıktan ve öküzlerle keçiler, rahiplerin nacakları altında can verdikten sonra, mezara, Sümerlerin inancına göre, ölülerin yedi kapıdan girdiği öbür dünyanın ön odasına iniş başlıyor.Güçlü kuvvetli iki adam, arabanın üzerine yerleştirilmiş ve kraliçenin yatmakta olduğu kereveti kavradılar; cenaze şarkılarının eşliğinde, yeraltına giden yokuşu iniyorlar. Uzun bir dehlizi geçerek, küçük boyutlu kral odasına ulaşıyorlar. Buraya daha önce çeşitli eşyalar ve özellikle, ölünün giysileriyle dolu ağır bir sandık getirilmişti: zira ölüler, öbür dünyada da giyinir ve yiyip içerler. Kerevet, yere; altın, gümüş, bakır ve taştan yapılmış kap kaçağın, gümüş tablaların ve lambaların, nadir kavkıların ve kozmetik olarak kullanılacak yeşil, beyaz, kırmızı ve siyah boyalarla dolu altın ve gümüş çanakların ortasına bırakıldı. İki nedime de yeraltı mezarına girdiler; saltanatlı bir şekilde süslenmiş araba ile kurban edilen eşeklerin Ölüleri ve kıymetli kap kaçak da dehlize indirildi. On nedime dehlizde durdular. Diz çöküp ilâhi okuyorlar. İçlerinden biri onlara harpla eşlik ediyor. Eşeklerden sorumlu seyisler oturmuş, kraliçenin kerevetini taşıyan adamların çıkışını seyrediyorlar. Şu anda beş asker, salonun girişini tutuyor ve çıkışa engel oluyor. Kandiller yakıldı; herkes susmuş, dışardaki uğultulara karışan ilâhileri dinliyor.

Ve işte, boğuk gürültüler geliyor; bu, atılan toprak ve taş yığınının sesi: yukarıda, mezarı örtüyorlar. Ve bütün bu kadınlar, eşek seyisleri, askerler, kraliçenin son yolculuğunda, onunla birlikte olacaklar. Bu pek yakın ölüme karşı hiçbiri isyan etmiyor; hepsi de karanlıklar dünyasında kraliçenin ölümsüzlüğünü paylaşmaktan belki de mutluluk duyarak, vakarını koruyor. Az sonra, kandillerin titrek ışıklarını saçtığı salonlara, gün ışığı artık ulaşmaz oluyor. Bunun üzerine herkes sırayla dehlizin ortasındaki büyük leğene yaklaşarak, bir maşrapayı daldırıyor ve bir dikişte içiyor. Sonra her biri sessizce tekrar yerine dönüyor. Nedimeler diz çökmüşler, harp sesinin eşliğinde ilâhiler okumaya devam ediyorlar. Krallık odasında da diğer iki nedime, biri kraliçenin başucunda, öbürü de ayak-ucunda olmak üzere diz çökmüşler. Onlar da kendilerini acı çekmeden ölüme götürecek olan içkiyi altın kupalardan içtiler. İki kadın, başlarını kerevete eğmişler, kandillerin ölgün alevleriyle tuğla duvarlara yansıttığı garip gölgeleri seyrediyorlar. Askerler, görevlerinin gururu içinde dimdik duruyorlar. Onlar da kendilerini kadınların tekdüzeli ilâhilerine kaptırmışlar. Nihayet, yavaş yavaş, sesler zayıflıyor, harpın telleri üzerindeki parmaklar sürçüyor ve çalmayı bırakıyor. Harp çalan kadın, sesi hâlâ kubbede yankılanan sazıyla birlikte yere düşüyor. Son sesler, bir iç çekmeyle tükeniyor. Kandillerin solgun ışıkları, sonsuzluğa dek sönmeden önce, kısa bir süre daha, hafiften cızırdayarak oynaşmaya devam edecek.[6]



Puabi'nin Mezarı

Puabi'nin taştan yapılı mezar hücresi, derin bir şaftın tabanında inşa edilip, yine taştan yapılmış mezarı ile kapatılmıştır. Puabi'nin bedeni, lacivert lazuli taşlı, altın ve kırmızımsı akik boncuklarla süslü pelerinine sarıldıktan sonra, mezarın içinde bulunan tahta tabuta serilmiştir. Kafasında bulunan altın taçlı peruktan yanı sıra 3 kadın hizmetçisi de Puabi'ye eşlik edenler arasındadır. Bu hücrenin bitişiğinde bulunan "ölüm" çukuruna merhumun daha çok yer kaplayan eşyaları yerleştirilmiştir.[1][2]







Ölüm Çukurunda Bulunanlar
  1. Büyük kıyafet sandığı
  2. Kırmızı, beyaz ve mavi mozaiklerle donatılmış ve bir çift öküzün ardına bağlanmış, kızaklı savaş arabası
  3. Oyun tahtası
  4. İki adet süs lir
  5. Çukurun rampalı girişinde, bellerinde bakır hançerleri olan 5 erkek nöbetçi
  6. Savaş arabasının yakınında öküzlerin bakımı ile sorumlu 4 seyis
  7. Puabi'ye öteki dünyada eşlik edecek olan, iki sıraya serili 13 kadın hizmetçi
  8. Altın ve gümüş alaşımı su bardağı
İskeletlerin üzerinde yapılan incelemelerde şiddete maruz kaldıklarına dair hiçbir kanıta rastlanmamasına rağmen, uşakların isteyerek mi yoksa zehirlenerek veya boğularak mı öldürüldükleri henüz bilinmemektedir.[1][2]







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


 
Forum Stats
Üyeler: 65,696
Konular : 237,481
Mesajlar: 424,386
Şuan Sitemizde: 106

En Son Üye: furkan taşhan"

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:57.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.