Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Tatil Bölgeleri > Türkiye'den Tatil Mekanları > Tarihi Eserler Antik Kentler
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


--->: Kız Kulesi EFSANESİ

Türkiye'den Tatil Mekanları kategorisinde ve Tarihi Eserler Antik Kentler forumunda bulunan --->: Kız Kulesi EFSANESİ konusunu görüntülemektesiniz.
Kız Kulesi EFSANESİ Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili ...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 21-01-2008, 15:41
 
Standart --->: Kız Kulesi EFSANESİ

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Kız Kulesi EFSANESİ

Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikâyeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir. Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikâye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikâyesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikâye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.


Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır.

Kavuşamayan âşıklara atfen anlatılan bu hikâyeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikâyesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikâyeler anlatılır.

En son anlatılan hikâye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikâyedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikâyeden gelir. Bu hikâyeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise "Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 07-04-2008, 11:11
 
Standart --->: Kiz Kulesi EFSANESİ

Kız Kulesi/İstanbul
Yıl, M.S.1170...Bizans İmparatoru Manuel Comnenos, zayıflayan devletinin başkentine iki tane savunma kulesi ekler. Birini Topkapı Sarayı'nın bulunduğu kıyılara, diğerini ise Kız Kulesi'ne.



Bizanslı Nicephore Choniates'e göre, böylece Kız Kulesi ile tarihte ilk kez bir kule yapılmış olur.
Yıl 1453... İstanbul Osmanlılar'ın eline geçmiştir. İstanbul'un fethiyle yönetim el değiştirince kulenin işlevleri de değişir. Geceleri ve sisli günlerde gemilere yol gösterir, fırtınalı günlerde çevrede zor durumda kalan küçük teknelere çengel atarak, onların kayalara çarpmasına engel olur.
Yıllarca bakımsız kalan Kız Kulesi, bugün restora edilmiş ve kafe-restoran olarak insanları tarihi atmosferinde ağırlamaktadır...

KIZ KULESİ EFSANELERİ
Denizin ortasında, gelen geçen gemilere göz kırpan kız kulesi, İstanbul'da Nuh'un gemisine benzetilmeyi hak ediyor doğrusu.Çünkü hakkında o kadar efsane var ki.ve her bir efsanede kız kulesi, aşıkları bağrına basmış onları bugün istanbulu koruduğu gibi o zaman da korumuş.Boğaz'dan gelip geçen gemilerin arsız ve umarsız seyirlerine bekçi ve O istanbulun dişi gardiyanıdır adeta .Ancak hayatındaki erkekler de sadece gemiler,dretnotlar veya varyaglar değildir elbet.Kendisi bir efsanedir aslında.tıpkı hayat hikayesi gibi.
Kız Kulesi ile ilgili en eski efsanelerinden biri, İstanbulun, ya da o zamanki adıyla Byzantiumun Atinanın hükümranlığı altında olduğu döneme dayanır. Bu efsaneye göre, Makedonya Kralı Filipin İstanbula saldırma ihtimaline karşı, Atina krallığı, İstanbulu korumak üzere Amiral Hares komutasında 40 pare gemi gönderir. Haresin çok sevdiği eşi Damalys öldüğünde, amiral, eşini buradaki kayalıkların içine oydurduğu bir mezara defneder.Bizans dönemiyle ilgili efsane de, eski Yunan hikayesindeki gibi acı sonla biter.

Falcılar, Bizans kralına, Sevgili kızın, yılan sokmasından ölecek diye, kötü bir haber verir. Kral, kızını yılan sokmasın diye, Kız Kulesinin bulunduğu kayalıklara bir ev yaptırır, kızını buraya yerleştirir. Ancak genç bir subay, kralın kızına aşık olur.Günlerden bir gün, genç subay, prensese sunmak için bir demet çiçek hazırlar ve ona götürür.Tabi ne olduysa o zaman olur. Çiçek demetinin içinde gizlenen bir yılan, talihsiz prensesi sokup öldürür.Aşıklar dünya hayatında bir araya gelemezler ama kız kulesinin de efsaneleri bitmez.
Kız kulesi denizin ortasına bir gülü korumak için yapılır ve artık ona ait özel günler de akmaya başlar.tabiki bu günler hep efsaneyle doludur artık.

Boğaz içinin güzelliğini donatan en güzel efsane de ona aittir.

bu efsanenin Çanakkale boğazının en dar geçidinde ortaya çıktığı söylense de artık kız kulesinin efsanesi olmuştur ve mitoloji kronolojisinde hep bizim dişi gardiyan için anlatılır olmuş bu efsane.

Çanakkale Boğazının en dar olduğu yerde biri Sestos, öbürü Abydos diye iki şehir varmış. Abydos, Anadolu topraklarında, Sestos da karşıda Trakya kıyısında yaşarmış.Abydosta adı Leandros olan bir kral oğlu yaşarmış, Sestosta adı Hero olan aşk tanrıçası Aphroditenin bir rahibesi varmış. Hero ile Leandros gönül vermiş birbirlerine.Durun Leandros ile Heronun kız kulesi aşkını anlatmadan önce Adonis ile Aphroditein hikayesini bilmeniz lazım.

Bir bahar günü Sestosta bayram varmış, Aphroditenin çok genç ölen sevgilisi Adonisin şerefine bir bayrammış bu. Adonis veya Temmuz ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe, canlı bir çocukmuş. Aphrodite onu görür görmez, güzelliğine vurulmuş, çocuğu yer altı tanrıçası Persophoneye vermiş, büyütsün diye. Ne var ki, karanlık ülkenin tanrıçası da çocuğa tutulmuş. Aphroditeye geri vermek istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının arasını bulmak için Adonis yılın üçte birini yeryüzünde Aphrodite ile, üçte birini yeraltında Persephone ile, geri kalanını da kendi nerede dilerse orada geçirecek diye kesip atmış. Ama Adonis yılın sekiz ayını Aphroditenin yanında geçiriyor, yalnız dört ay iniyormuş karanlık ülkeye, Persephone kıskançlığından bir yaban domuzu salmış ormanlara, hayvan Adonisi avlanırken yaralamış, öldürmüş. Can çekişen sevgilisinin yanına koşarken Aphroditenin ayağına bir gül dikeni batmış. O güne kadar beyaz olan gül, tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış.
Tanrıça, Adonisin gövdesinde ne kadar kan damlası varsa, o kadar gözyaşı dökmüş, toprağa dökülen her damla kandan bir lale, her damla yaştan bir kırmızı gül fışkırmış. Bundan böyle bahar bayramında kadınlar, “ Ah Adonis! Vah Adonis!”diye bağırıp dövünürler, tören yaparlarmış.
Leandros, Heroyu bu törenlerin birinde tepeden tırnağa kırmızı güllerle donanmış olarak görür ve olan olur her ikisinin gönlüne aşk ateşi düşer düşer ya .İşte efsane böyle başlar.

Abydoslu kral oğlu Sestoslu, rahibeye ne pahasına olursa olsun kavuşmak ister.Ancak arada bir engel vardır. Heronun rahibe olması.Böyle olunca Hero evlenemez ve sevdiğine kavuşamaz.Ama aşk sınır tanımadığı gibi deniz ,deryayı hiç dinlemez elbet.Leandros Anadolu kıyısından Sestosa geçmek için yanıp tutuşur. Bir gece dalgalara bakarken, Sestostaki kulenin tepesinde bir ateşin yandığını görür. Hero kuleye çıkmış, sevgilisine, “Gel, gel!” diye bir meşale sallar.Deniz durgundu, ay suda hafifçe dalgalanan ışıltılarıyla Leandrosa bir yol çizer gibidir.
Leandros dayanıklı bir yüzücüdür ve Karşı kıyıda Heroya varan ışık yolu ise ona oldukça kısa görünür.

Dalgacıklar, “Gel, biz seni götürürüz” der gibi fış fış ederek, kuledeki meşale ile aynı şarkıyı söyler ve heroya kavuşacağı hayaliyle suy atlar.var gücüyle kulaç atar,yüzmeye başlar. Heronun elinde sallanan meşale de gittikçe yakınlaşır.Aşk sarhoşu Leandros artık yüzmüyor, su fırtınası arasında uçuyor gibidir. Son bir kulaçla karaya ayak basar, soluk bile almadan kumsaldan yukarı koşar. Kulenin kapısı açıktır ve içeriye dalar, merdivenleri tırmanır.İlk defa birbirine sarılacak bir kadınla bir erkek nasıl bir an duraklar, karşılarına çıkan mutluluğa nasıl şaşkınlıkla inanmadan bakarlarsa, Hero ile Leandros da öyle duraklar, bakışırlar. Meşale söner, Sestos kulesi kapkara bir taş yığını gibi yükselir ay ışığında.
Bir gece, bir gece daha, her gece Leandros kulede sallanan meşaleye doğru yüzer, her gece Heroya kavuşur ve her sabah doymadan, yaz gecelerinin kısalığına üzülerek dönüş yolunu tutar.Ancak Yaz geçmiş, boğazda dondurucu poyrazlar esmeye başlamıştır. Ne var ki, Sestos kulesinde meşalenin yandığını gördü mü, ne rüzgar, ne dalga, ne soğuk durdurabilir Leandrosu. Denize dalar dalmaz en yüksek dalgaları yara yara yüzer, yorgunluğunu duymadan varır karşı yakaya. Hero korkmaya başlamıştır, denizden çıkan sevgilisinin buz gibi bedenini sararken bir tehlike sezinleyerek ürperiyordur. Hızla esen bora meşalesini söndürecek gibi oluyur bazı geceler. Yine de gelme diyemez Leandrosa. Kavuşmamak, biri boğazın bir kıyısında, öbürü öbür kıyısında bütün bir gece ayrı kalmak akla sığmayan, olmayacak bir şeydir.
Bir gece fırtına daha serttir. Heronun elindeki meşaleyi söndürür, dağ gibi yükselen dalgalar Leandrosun çırpınan gövdesini döve döve Sestostan çok ötelere sürükler. Delikanlı bütün gücüyle karşı koymaya çalışır, ama kulenin tepesindeki ışığı göremez olmuştur artık.nereye doğru yüzeceğini bilemez.
Yol gösteren ay ışığını kara bulutlar kaplamıştır. Leandrosun yüreğindeki ateş yanar daha, ama kollarının, bacaklarının gücü tükenmiştir. Buz gibi bir donukluk sarar bedenini. Ne olduğunu bilmeden bırakır kendini denize. Sabaha karşı dalganın kıyıya sürüklediği cesediyle acı son başlangıçtır onun için.
Sestos kıyılarında Kurşun gibi bir sabah ve serin hava Heroyu sarmıştır.bitkin bir şekilde akşamdan beklediği leandrosunu düşünmektedir.Fakat kıyıya sürüklenen cesedi görünce hasret ateşini söndürmek için kendisini sadece marmaranın sularına atmak olur çaresi.Çaresizliğinin çaresi olarak.


  #3  
Alt 02-05-2008, 22:46
 
Standart Kız Kulesi Tarihi


Kızkulesi Hakkında
Kızkulesi, Asya ile Avrupa'nın kesiştiği bir noktada, Asya sahillerinden bir ok atımı uzaklıkta bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir. İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır.
Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu küçük kule, İstanbul'un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişi ile Yunan'dan Bizans İmparatorluğu'na Bizans'dan Osmanlı İmparatorluğu'na, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir.


İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans Dönemi'nde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır.
Osmanlı Dönemi'nde ise gösteri platformundan savunma kalesine, sürgün istasyonundan karantina adasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir.
Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir. Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kızkulesi ...
Yüzyıllar boyu hep hikayeleri ile anılan bu kule 2500 yıl sonra Hamoğlu Holding'in yaptığı restorasyondan sonra ilk kez kapılarını insanlara açmıştır. Yalnızlığın, aşkın, ulaşılmazlığın ve daha birçok şeyin sembolü olan kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve binlerce fotoğraf çekilmiştir. 2500 yaşında ve her dem genç kalacak olan Kızkulesi'nin insanı büyüleyen gizem dolu atmosferi ile tanışmak ve gerçek hikayelerini dinlemek için gelin siz de o küçük pencerelerinden bakın ...

Kızkulesi'nin Tarihçesi
Kızkulesi'nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada olduğu ile ilgili söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır. Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410'da Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir.


M.S. 1110'lara geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır.
Bu yapı ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte bugünkü boyutlarına yakın olduğu düşünülmektedir.
İstanbul'un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada adaya yerleştirilen topların atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlardır.


1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda tekrar inşa ettirilir.
Bunun dışında ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir. O dönemde inşa edilen yapı, kule ve kale olarak iki ayrı bölümden oluşmuş ve içine sarnıç yapılmıştır

1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan kızkulesi, 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak tekrar yapılır.
Yıldırım düşmesinden gemi çarpmasına kadar pek çok felakete maruz kalan yapı, 18. yüzyılda sürgün için bir ön istasyon işlevi görür.
1830 senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür.


Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır. 1832 yıllarında tekrar bir tadilattan geçerek, kubbenin üzerinden yükselen bir bayrak direğine sahip olur.
Ve ünlü hattat Rakim'in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir.
1857'de tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur.
1944 senesinde restorasyon yapılır.
1959 senesinde Askeriye'ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullanılır.
1982 senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir, bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır.
1992' den itibaren buranın özel sektöre devri konuşulur, İstanbul Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Mimarlar Odası, Şairler, Turing, Ulusoy Şirketler Grubu gibi pek çok kurum çeşitli medyatik projeler üretirler ...

Efsaneler
Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.
Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür.Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır.
Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.
En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir.


Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir.
Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise "Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

Kent Plancısı Gözüyle Kız Kulesi
Ö.Faruk CEBECİ, Kent Plancısı
Güzelliğin, ulaşılamamışlığın gizeminde saklıydı.
Kız kulesi masallardaki kaf dağı gibidir. Hakında söylenceler olan bir yapı / bir simgedir.
Eski fotoğraflarda, gravürlerde gördüğümüz kızkulesi ile resterasyon sonucu oluşan kızkulesi arasındaki fark kent toplumunun (kentlinin) imgeleminde oluşan görüntü arasında çelişkilere neden olmaktadır.
Bireyin çevresini algılamasında ve imgeleminde yaşatmasında nirengi noktaları vardır. Aynı biçimde bireyin kenti algılamasında da kentsel nirengi noktaları vardır. Bu genel anlamda dışarıdan başlayarak kentin silüeti, silüete etki eden önemli yapılar, kentin girişi, meydanlar, sokaklar, çıkmaz sokaklar (ve çıkmaz sokakların gizemini ve sıcaklığını bilmeyen imar yasası) tüm bunlar kentsel imgeyi belleğe çivileyen ve bunun çevresinde dokunan noktalardır - ki bu noktalar genelde tarihsel yapılardır.

Salacaktan görünen İstanbul silüeti ve onun önünde yeralan Kızkulesi bir bütün içinde görünmektedir.
Ancak tüm kentsel imgeler ulaşılamayan noktalardır diye bir genelleme yapılamaz örneğin Ayasofya içine elbette girilen, koridorlarında dolaşılan bir yapıdır ve imgesi de bununla birlikte oluşmuştur zaten. Kız kulesinin imgesi ise tam tersine uzaktan izlenmesi teması ile bütünleşmiştir – ki bu bütünsel kavram oraya hiçkimsenin ulaşamıyor olması ile birliktedir.
Mecnunun, Ferhatın, Romeonun bu denli bir tutkuya kapılmalarının ruhsal çözümlemesini, ulaşılamayan sevgilinin, bireyin içsel dünyasında büyüyen imgesinde aramak gerekiyor.
Peki eğer sevgililerine, Leylaya, Şirine, Juliete ulaşsalardı bu büyük aşklar yaşanır mıydı / yazılır mıydı ? Belki evet, bence hayır.
Elbette düşlenen sevgiliye ulaşmanın, birlikteliğin güzelliği, doyumu kuşkusuz doğrudur.
Ancak öyle imgeler, düşler, varlıklar vardır ki onlara ulaşmak (bir tabu gibi) düş dünyamızda onları yaşatmak da bireyi zenginleştiren unsurlardır . Bazı kentsel imgeler de böyledir. Bir kentin görünen silüeti içine girildiğinde de algılanamaz ve dışardan verdiği güzel görüntü duyumsanamaz.
İşte kız kulesi tam da böyle bir imgedir.
Onun güzelliği ulaşılamamışlığının gizeminde saklıdır.

Kızkulesi'ne olanlar
Kızkulesi'nde yapılan rezilliklere kim, nasıl izin verdi? Bu işte bizlerin suçu yok mu?
Korhan GÜMÜŞ
Gazetenin biri geçenlerde yazdı: Müjde! Kızkulesi bitti. Halkımız bir an önce ona kavuşmayı bekliyor! Bunun üzerine uzun zamandır birlikte çalıştığımız İstanbul Kültür Varlıklarını Korumak İçin Tavşanlar Grubu (İKVKİTG) olarak her zaman olduğu gibi kendi aramızda çok gizli bir toplantı yaptık ve çok gizli kararlar aldık. Bu toplantı gizli olduğu için sizin bundan haberiniz olmayacaktı. Ancak toplantı bittiğinde bir arkadaşımız, "Zaten her şey milletin gözünün önünde oluyor, bu toplantının gizli olmasının ne anlamı var" diye sordu. "Yıllardır hep kendimizi gizlemek için İstanbul'a olan bitenlerden şikayetçi olduk. Ama gerçekten bir şeyleri değiştirmek isteseydik hem böyle yapmaz, hem böyle de adlandırılmazdık". Bu konuşma toplantıda soğuk bir rüzgar estirdi. Herkes başını önüne eğdi. Bunun üzerine arkadaşımız "gerçekleri söylemenin zamanı geldi mi?" diye sordu. Bunun üzerine konuştuklarımızı size iletmeye karar verdik.
Kamuoyuna açıklama:
İstanbul bitecek, Kızkuleleri bitmeyecek.
Yıllardır hafızalarımızda beyaz rengi ile yerleşmiş olan Kızkulesi birden bire sararmış bir hayalet gibi çıktı karşımıza. Sıvaları kazındı, kale kısmına asma kat yapılıp, dizi dizi pencereler açıldı. Kulesine çelik kelepçe takıldı. Daha fazla müşteriye hizmet vermek için ada platformu genişletildi. Giriş bölümü İstanbul'da "restore" edilen ahşap yapılara benzetildi.
Şu İstanbul'da nelere şahit olmadık ki...
Kızkulesi'nin yanlış restorasyon uygulamasına kurban edildiği söyleniyormuş. Bizim gibi bazı "çok bilmiş de az bilmişler", hatta bu açıklamayı kaleme alanlar, yalnızca Kızkulesi'ne değil, bütün İstanbul'a olup bitenleri, kamoyuna anlatmak için çaba gösteriyorlarmış.
Hadi canım, siz de.
Kızkulesi'ni biz bu hale getirdik. Sizin haberiniz bile yok.
Kızkulesi'ni yapanın bizden başkaları -mimar veya müteahhit- olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
O uzaktan küçücük gözüken Kızkulesi aslında öyle büyük ki, bütün İstanbul sığabilir içine.
Bu şehirde dünyanın en kötü, en çağdışı, en berbat mimari koruma uygulamalarına seyirci kaldık. Hatta içimizde utanmadan yapılanları alkışlayanlarımız bile oldu.
Bizden duyacağınız bir kapı gıcırtısı, o kadar. Siz bizim gıcırtılarımızı duyup Kızkulesi'ne yapılanlara karşı çıkıyoruz zannediyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Söylenmekten, şikayet etmekten başka hiçbir şey yapmıyoruz.
Biz aslında hiçbir şey yapmak istemiyoruz.
Bir şeyler yapmak şöyle dursun, sorumluluklarımızdan sıyrılmak için büyük bir gayret sarf ediyoruz.
Bizim bu işte hiç mi sorumluluğumuz yok?
Bizim çevredeki yaygın yaklaşıma göre bu şehirde bütün olup bitenler gibi, Kızkulesi'ne olanlardan beğenisi gelişmemiş, araştırmaya önem vermeyen, bilimsel kriterleri dikkate almayan, çıkar peşinde koşan kişiler sorumlu. Bizim bu işte sorumluluğumuz yok. İşi bilenlerin, doğruyu söyleyenlerin sesi ne yazık ki çok güçsüz.
Yöneticilerin aklı başında kararlar almasını, proje müelliflerinin, müteahhitlerin çok daha dikkatli olmasını bekleyebilirsiniz. Ama onlardan bunları beklemek için önce kendi yapmanız gereken şeyler de var.
Kamuoyunu neyin nasıl yapılacağı konusunda asıl bilgilendirmesi gerekenleri -yani eksper denen grupların- seyretmek yerine sonuçları değiştirmeye çalışmalarını, için gerekli adımları atmalarını beklemeniz gerekir. Çünkü yönetimlerin, çıkar çevrelerinin, işi bilmeyenlerin ne yaptığından çok, bizim gibilerin ne yaptığı önemli.
Üzerinde anlaşılan ve bütün bileşenlerinin korumak için seferber olduğu sistem - bu ülkede korunan tek şey- şöyle çalışıyor: "Bir iş yalnızca bizi ilgilendirir. Bilimsel bir konu olduğu için halk zaten anlamaz. Ayrıca bu halka da hiç ama hiç güvenilmez!.."
Evimize bir eşya alırken bile konuşup karar veriyoruz, ama en önemli projelerde açıklık ve mutabakat aramıyoruz. Bu yüzden ancak iş işten geçtikten sonra tartışıyoruz. Avrupa'nın falanca şehrindeki bir proje hakkında bilgi alabiliyorsunuz da, burnunuzun dibindeki Kızkulesi'ne ne yapılacağı konusunda -göbeğinizi çatlatsanız dahi- bilgi alamıyorsunuz. Başka ülkelerde imar ve kültür varlıklarının korunmasına dair mevzuat, her şeyden önce karar organlarının bilgiyi paylaşma sorumluluğunu getiriyor. Bu yüzden kentsel koruma konusundaki çağdaş uygulamalarda projelendirme aşaması sağlam mutabakatlara dayanıyor.
Proje denen şey yöneticilerin duvarlarını süslemeyi değil, bir iş yapılmadan önce neyin yapılacağını önceden görmek, bilmek, tartışmak ve kararlaştırmak için gerekli. Hukuk toplumlarında şeffaflık laf olsun diye değil, kararların şekilciliğe hapis olmaması için önemli.
Plan, proje gibi kavramlar hukuk toplumunun kavramları. Bir şeyin korunması için toplumsal bir konsensüs oluşturmaya yararlar. Örneğin kentsel kültürel mirasın korunması için bir yasa yapılmışsa, bu yöneticilerin halka inşaatlarını nasıl yapmaları gerektiğini söylemeleri için değil, karar alma mekanizmalarının nasıl işlediğini göstermek içindir. Bu süreç kamu projelerinden kişilere tanınan imar haklarına kadar uzanır.
Kızkulesi örneğinde "proje"den önce, bir kentsel simge için -bütün dünyada olduğu gibi- uygulanacak koruma ilkeleri tanımlansaydı, belirlenseydi, aşağıdaki sorulara şimdi, iş işten geçtikten sonra cevap aramak zorunda kalır mıydık? Kamuoyunda bu ilkeler paylaşılaydı, kamu yönetimleri bu kadar "gevşek" davranabilir miydi? Projeyi yönlendiren ve işlevini belirleyen ilkelerin önceden bilinmesi gerekli değil mi? Yasal çerçevenin aslında sorumlulukları kamu yönetiminde toplayan şekilci bir denetimi değil de bilgi paylaşımını sağlayan mekanizmaları tarif etmesi gerekmiyor mu? Ne yapılacağını bilmek yalnızca projenin doğru olup olmadığını tespit etmek anlamında değil, kamu otoritesinin görevini yerine getirmesini sağlamak için önemli değil mi?
Haklı olarak "Kimler kurul üyesi olmalı, kimler yerel yönetimlerden hangi projeleri kapmalı, projeleri kurullardan nasıl geçirilmeli gibi konularda uğraşanların yorgan kapma mücadelesi bizi ilgilendirmiyor" diyebilirsiniz. Ama İstanbul'da olup bitenleri sonuçlarının hepimizi fazlasıyla ilgilendirdiğini düşünürseniz, İstanbul'un yaşanabilir bir şehir olması için imar planlarının, kentsel kamusal projeler ile ilgili kararların şeffaflaştırılmasını talep etmeliyiz. Çünkü aşağıdaki sonuçları kurgulama aşamasındayken bilme hakkımız var.
Bilmeyi talep ediyoruz
Tavşanlar Grubu'nun artık hiçbir gizliliği kalmayan gündemi:
1. Kızkulesi'nin çevresindeki platformun genişletilmesi nasıl oldu? Buna kim, nasıl izin verdi? Eğer kimse izin vermedi ise, neden durdurulamadı? Kazık çakılırken görülmedi mi? Platformun kenarlara dikilen beton babalar da neyin nesi? Yoksa platformun kenarı da parapetle mi çevrelenecek?
2. Kızkulesi'nin tıpkı bir deniz feneri gibi beyaz olan rengi neden sarardı? Sıvalar neden söküldü? Kızkulesi'nin yakın tarihteki (geçen yüzyıl başındaki) son görüntüsü esas alındıysa, yapının cephesini surların beden duvarlarının görünümüne benzetmek bir mimari fantezi değil miydi? Bu önemli değişiklik projede yer alıyor muydu? Bu değişikliklere kim izin verdi? Vermediyse neden kimsenin haberi olmadı?
3. Kızkulesi'nin çelik strüktürle dıştan takviyesi için yapılan değişiklikler nedeniyle mi oldu? Bu takviyenin yapının görünümünü etkilemeyecek biçimde (örneğin Hidiv Kasrı seyir kulesinin yapımında olduğu gibi) içten yapılması mümkün değil miydi? Çelik takviyelerin yapılması zorunlu muydu? Çelik takviyeler geçici mi, kalıcı mıydı?
4. Kızkulesi'nin girişinde yer alan ahşap bölümün karakterini kaybetmesi çok gerekli miydi? Beyaz olan rengi neden değişti? Yapının bu bölümünü bu kadar "cilalı" bir "touch"a sahip olması projede öngörülüyor muydu? Girişteki servis fonksiyonlarının öne çıkmasının nedeni, bu yapının yeni fonksiyonunu belirlemek için miydi?
5. Dendalar (kale duvarı dişleri) nasıl pencereye dönüştürüldü? Dendanların pencereye dönüştürülmesi projede yer alıyor muydu? Kale bölümünün içine yapılan asma kat için kim izin verdi? Yer döneşemeleri cilalı granit döşemek, mekânın içini bir otel restoranı gibi donatmak çok gerekli miydi?
6. Kulenin seyir balkonunun da cilalı granit döşenmesinin gerekçesi neydi? Pencere ve kapı kolları için örneklerden hareketle özel bir üretim yapılamaz mıydı? Yoksa... Burası zaten bir otelin restoranıydı da, birileri gelip burayı orjinallik olsun diye mi Kızkulesi'ne benzetti? Kızkulesi'ni kim restorana benzetti? Kim bir restoranı Kızkulesi'ne benzetti?


  #4  
Alt 02-05-2008, 23:12
 
Standart Kız Kulesi Resimleri

Romantizmin ve tarihin birleştiği aşkların ölümsüzleştiği muhteşem bir yerdir Kız Kulesi






















  #5  
Alt 02-05-2008, 23:27
 
Standart --->: Kız Kulesi Resimleri

birlikte gitcez gezcez inş buralarıda bizde bağırcaz kız kulesinden duyurcaz aşkımızı herkese =)


  #6  
Alt 02-05-2008, 23:34
 
Standart --->: Kız Kulesi Resimleri

İstanbul'u şahidimiz yapcaz aşkımıza..ölümsüz aşkımızı bir kez daha ölümsüzleştircez bi tanem..


  #7  
Alt 03-05-2008, 15:20
 
Standart Kız Kulesi İstanbul'un Sembolü

İstanbul'un sembolü olan Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.

Üsküdar'ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar?da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz?in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder: "Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam ****en arşundur. Sathı mesehası ikiyüz adımdır. İki tarafına bakan yerde kapısı vardır."

Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın mühim kısımları Fatih devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş taşlarla kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmut?un, Hattat Rasim?in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.

İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi...

Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy'den sandallarla yapılmaktadır.

Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine(o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içinde bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.

Antik Çağ'da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da "Tour de Leandros"(Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.


Efsaneler


Kız Kulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero, Afrodit'in rahibelerindendir ve aşkla yasaklıdır. Hero yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye yüzerek gelmesi ile aşklarını kutsarlar.

Kız Kulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun, Leandros'un yolunu bulması için yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularında boğulmaz. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini boğazın serin sularına bırakır.

Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı bir "Yılan" hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızının onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

En son anlatılan hikaye ise Osmanlı dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kız Kulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Evliya Çelebi?nin notlarına göre Battal Gazi İstanbul?u Bizans?ın elinden almak için Emevi ordularıyla birlikte gelir, Kız Kulesi önündeki kıyıya mevzilenir. Bir süre sonra Battal, İstanbul?un Asya kıyılarında kontrolü ele geçirince dönemin İstanbul tekfuru kızını ve hazinesini Kız Kulesine saklar ama Battal Gazi çoktan tekfur kızına gönlünü kaptırmıştır. Bir gece Kız Kulesine girmeyi başarır. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. Daha sonra Tekfur'un kızını Afyon'a kaçırır ve bir kaleye yerleştirir. Fakat bir gece Battal Gazi kalenin dışında uyurken, kaledeki sevgilisi düşman askerlerinin geldiğini görür ve Battal'ı uyandırmak için taş atar ama ne yazık ki o taş Battal'ı şehit eder.Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız Kulesi ismini vermişlerdir. Fatma KARAHİSARLIKRONUN nın 2007 yılı sonuna dogru yayımlanan 'Sır Kulesi' isimli romanında anlatıgına göre: Kız Kulesi, Üsküdar'da Bizans döneminden kalan tek eserdir ve 2500 yıllık geçmişe sahiptir.Kule,gümrük istasyonu olarak basladığı hayatına,savunma amaçlı kale,daha sonra da bünyesine eklenen fenerle gemilere yol gösterici olarak devam etmiştir.Çeşitli zamanlarda onarılan kule,Osmanlı döneminde son büyük onarımını 2.Mahmut döneminde geçirmiştir.1944,1959,1965 yıllarında çeşitli restorasyonlar geçiren kule 2000 yılında Hamoglu Holdingin yaptıgı restorasyonla simdiki hale gelmiştir.Kule hakkında bildiklerimiz


  #8  
Alt 10-05-2011, 21:51
mmmmmmmm
 
Standart Cevap: --->: Kız Kulesi EFSANESİ

biz gittik cok mutesemmmmmmmmmmmmmm


  #9  
Alt 21-09-2011, 17:08
Ziyaretci
 
Love Cevap: --->: Kız Kulesi EFSANESİ

muhteşem anlatılmaz


  #10  
Alt 08-05-2012, 17:18
Ziyaretci
 
Standart Cevap: --->: Kız Kulesi EFSANESİ

çoookk muhteşem bir yer ben gittim


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Kız Kulesi de Üşür Mü ? Kız Kulesi de Üşür Mü ? Ölümlerden ölüm beğen benim için; sana en fiyakalı yenilgimi sakladım http://img252.imageshack.us/img252/1042/1174298mdcopyrh3.jpg Gece soğuk
SIGURD ve GUDRUN EFSANESİ (J.J.R.TOLKIEN) Özeti SIGURD ve GUDRUN EFSANESİ (J.J.R.TOLKIEN) Özeti J. R. R. Tolkien'in Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi'ni yazmadan evvel kaleme aldığı ve daha önce yayımlanmamış ünlü eseri Sigurd ve Gudrún Efsanesi...
Eyfel Kulesi Eyfel Kulesi Paris'in güneyindeki Champ de Mars Meydanı'nda yükselir. Fran*sa ve başka ülkelerde kurduğu köprülerle ve sukemerleriyle ünlü Fransız mühenciisi Alexandre-Gustave Eiffel'in Fransız...
Şahmeran Efsanesİ Şahmeran Efsanesİ EFSANE İLE İLGİLİ YORUM Tarsus ve çevresinde anlatılan söylencelerden en önemlisi ve en eskisi sanırım Şahmeran Efsanesi'dir Bu efsaneyi Tarsus'ta bilme*yen, anlatmayan,...
4. Murat Ve Yenİkapi Efsanesİ(mutlaka oku!!!)

 
Forum Stats
Üyeler: 65,703
Konular : 237,599
Mesajlar: 424,541
Şuan Sitemizde: 131

En Son Üye: ttuuğğççee

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:21.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.