Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Tatil Bölgeleri > Türkiye'den Tatil Mekanları > Tarihi Eserler Antik Kentler
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Tarihi Eser

Türkiye'den Tatil Mekanları kategorisinde ve Tarihi Eserler Antik Kentler forumunda bulunan Tarihi Eser konusunu görüntülemektesiniz.
Tarihi Eser Tarihi eser nedir ? zamana göre, mekana göre ve konuya göre sınıflandırılmasına örnekler nelerdir ? 1)- Zamana Göre ...






Yeni Konu aç Cevapla
Seçenekler
  #1  
Okunmamış 09-09-2009, 11:10
 
Standart Tarihi Eser

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Tarihi Eser


Tarihi eser nedir ? zamana göre, mekana göre ve konuya göre sınıflandırılmasına örnekler nelerdir ?
1)- Zamana Göre Sınıflandırma: (Örnek: Ortaçağ tarihi,15. yüzyıl tarihi gibi…)
2)- Mekana(Yer) Göre sınıflandırma: (Örnek:Türkiye Tarihi,Avrupa tarihi gibi…)
3)- Konuya Göre Sınıflandırma: (Örnek: Tıp Tarihi, Sanat tarihi gibi…)
ARKEOLOJİ(Kazı Bilimi): Topragın ve suyun altında kalmıs olan tarihi eserleri ortaya cıkarır, ve bizler Tarihimizde bulunan eserlerden yasayan toplumlarin örf adetleri,yasama bicimleri,sanatlari hakkinda bilgiler ediniriz.
Tarihi eser denilince akla ilk,müzeler,kitaplar,kazilar,resimler,haberler,mak aleler ve eski dönemlerde yaşamış insanlardan günümüze gelen var oluş nedeni veya bazen ne oldugu bilinmeyen varliklarin arastirilmasi gelir..
Tarihi eserlerle yüzyillar öncesine kadar gidip, yasamlari,dinleri,giyim sekillerini , sehirlesme özelliklerini görebiliyoruz.Bu yüzdende Tarihi eserlerin ortaya cikmasi bizlerin gelecegi icin büyük önem tasiyor.Bu yönde bircok vakifta restore islemleri ile bulunan Tarihi eserleri gelecege tasima görevini yüklenmis.
İcinde yasadıgımız cagda, bilim, sanat, kültür, medeniyet ve uygarlıgın gelisimini/ toplumların gecmisini simgeleyen müzecilik, aynı sekilde cesitli bilim dalları içinde etkinligini gösteren önemli bir kültür ve sanat faaliyetidir de. Müze calısmalarının önemli amaclarından biri, gecmise ait kültür, sanat, bilim yapıtlarını, tarihi eserleri ve doga nesnelerini toplayarak, inceleyerek, koruyarak, bunları toplumun hizmetine sunarak, gelecek nesillere önemli bir miras olarak bırakmaktır







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Okunmamış 09-09-2009, 11:12
 
Standart Tarihin eserleri ve sanatin eserleri arasindaki fark

Tarihin eserleri ve sanatin eserleri arasindaki fark


Sanat eseri bir icracı tarafından tasarlanıp genelin kullanımına sunulan bir üründür. Müzik eseri, resim, kitap , heykel gibi... Bütün bunların tamamı bir beyin tarafından tasarlanıp , nedeni ve amacı belli olarak üretilmesidir. Tarihi eserler ise kişinin günlük kullanımından , toplumun kültürel yaş***** kadar bize bilgi veren, amacı değişken tüm yapıtlardır. Yani en temel fark birisi bir dönemin yaşam tarzı hakkında sosyolojik, antropolojik ve tarihi bilgiler verirken; diğeri günlük yaşamımızı etkileyen, hoşluk katan, yaşam felsefemizle ilgili bizleri yönlendiren ve geliştiren eserlerdir.


  #3  
Okunmamış 09-09-2009, 11:12
 
Standart Cevap: Tarihi Eser

Tarihi eserlere verdigimiz önem..

İzmir'in Bergama ilcesi sınırlarında bulunan Allianoi antik kenti üzerine yapılması planlanan sulama barajı ile ilgili tartısmalar yogunlugunu koruyor.Kültür mirasimiz olan Antik kentler ,tarihi eserler nedense baraj sulari altina alinmak isteniyor.Bizler Tarihi eserlerimize sahip cikmadikcada daha bircok eserimiz sular altina yada yurtdisi müzelerine seyirlik olacaktir.Kültürümüzü ,tarihimizi öldürmemek adina daha bilincli toplum olmaliyiz.


Birkac örnekte gecmisten verelim

-Van'ın Akköprü Mahallesi'nde bulunan Urartular dönemine ait tarihi eserler, ilgisizlik ve bilinçsizlikten dolayı üzerine yazılan çeşitli yazılarla çirkin bir görünüme üründü. Toprakkale yakınlarındaki Meher Kapı mevkiinde bulunan Urartulardan kalma eserlerin hali, görenleri şaşırtıyor.

-Gümüşhane'nin Şiran İlçesi'ne bağlı Çakırkaya Köyü'nde kayalara oyularak yapılan tarihi manastır, yıllarca defineciler tarafından tahrip edilmesi sonucu harabeye döndü.

-''URARTU TARİHİ YAĞMALANIYOR''

Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Kalecik köyünde bulunan Urartu dönemine ait nekropoldeki yedi mezar odasının tahrip edildiğini söyledi. Çavuşoğlu, merkeze 5 kilometre uzaklıktaki Kalecik köyünün kuzeydoğusunda bulunan ve Urartular tarafından gökbilim merkezi olarak kullanıldığı tahmin edilen nekropolde definecilerin kaçak kazı yaptığını belirtti. Çavuşoğlu, iki yıldır sürdürülen kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan mezarlardaki bilimsel verilerin definecilerin farklı alanlarda yaptığı 17 sondaj çalışması sonucu yağmalandığını açıkladı. Nekropoldeki kaçak kazıların önlenmesi için bilimsel kazıların kısa zamanda desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Çavuşoğlu, Van Müze Müdürlüğü'ne dilekçe sunduklarını anlattı: ''Nekropolde yapılan incelemeler esnasında yeni kaçak kazıların yapılmış olduğunu gördük. Şimdiye kadar yapılmış kaçak kazılara göre çok daha büyük bir tahribatın söz konusu olduğu kazılarda, nekropolün çeşitli yerlerine yayılmış 17 ayrı noktada sondaj çalışması yapılmıştır. Kaçak kazıların bir bölümü, 2005 yılında tarafımızdan yapılan A sondajı olarak adlandırılan bölümdedir. Buradaki ana kaya büyük oranda kırılarak tahrip edilmiş ve alanın batı kesiminde gerçekleştirilen kaçak kazılardan üçünde de yeni mezar bulunmuştur. Bu odalarda yaptığımız incelemelerde kaçak kazılar esnasında mezarların çeşitli yerlerinde ana kaya parçalanarak mimari dokuya da hasar verilmiştir.''
Çavuşoğlu, alanın korunması için ciddi önlemlerin alınması ve tahribata neden olan kişilerin bir an önce bulunması için çalışma başlatılması gerektiğini sözlerine ekledi.

-Payas Kalesi
Orijinali Haçlılar tarafından yapılmış olan kale, Osmanlılar tarafından sökülerek 1567-1571 yılları arasında yeniden yapılmış ve bu günkü haline getirilmiştir. Kale 7 burçlu , 8 kuleli olup çevresi su hendeği ile çevrilmiştir. Payas limanı ve tersanesini güvence altına almak, Külliyeyi ve külliyede kalanları korumak maksadıyla inşa edilmiştir.

Bugün, Kalenin her tarafını ot bürümüştür ve kale adeta harabe halini almıştır.

-Bursa'da, kullanılmayan tarihi bir cami, çıkan yangında kül oldu.

Alınan bilgiye göre, merkez Nilüfer İlçesi Alaaddinbey Mahallesi Asmalı Sokak'taki tarihi camide, gece 05.30 sıralarında bilinmeyen bir sebeple yangın çıktı.

Kullanılmayan eski camideki yangın kısa sürede büyüdü. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın çevreye sıçramadan söndürülürken, caminin tamamen yandığı belirlendi. Polis ekipleri olayla ilgili soruşturma başlatti.

-Dinamitle uçuruyorlar
İZMİR'İN Selçuk, Kemalpaşa yöresi gibi antik eserlerle dolu Urla Yarımadası da hazine peşine düşenlerin akınına uğruyor. Talancılar ortalığı delik deşik ediyor, geceleri jeneratör kullanıyor. Zaman zaman dinamitle, zaman zaman da bilimsel yöntemlerle çukurlar açılıyor.

Yaren Dağı'na hücum var
DEFİNECİLERİN en gözde yerleri arasında, Kuşçular Köyü ile Demircili Köyü arasındaki Yaren Dağı geliyor. Bölgede, halkın ifadesine göre yıllardır yabancıların da katıldığı kaçak kazılar yapılıyor. M.Ö. 4'üncü Yüzyıl'a ait seramiklere, küplere ve sikkelere bolca rastlanıyor.

Camiyi yerle bir ettiler
SUNGURLU Köyü'nde olanlar ise hayrete düşürüyor. 14'üncü Yüzyıl'da yapılmış caminin külliyesi, hamamı tahrip edilmiş. Yetmezmiş gibi zamana direnen duvarlardan biri kepçeyle yıkılıp içinde hazine aranmış. İçmeler'deki Kervanyolu köprülerinin kilit taşları sökülerek çalınmış.

"Dur" demeye kalkışan bilim adamı anlatıyor:
Ölümle tehdit edildim

URLA'DAKİ Klazomenai Antik Kenti'nde, çeyrek asırdır bilimsel kazı yürüten heyetin başkanı Prof. Dr. Güven Bakır, şöyle dedi: Bölgeye biz gelince kaçak kazıların duracağını düşündüm ama hala devam ediyor. Antik yerlerin üzerinde cirit atan kaçakçılarla başedilemiyor.
BİR şeyler yapmaya kalkınca beni de ölümle tehdit ettiler. Bildirdim. Fiili durum yok, diye tevatür kabul edildi. Bu işe halk sahip çıkmalı. Tarih bilinciyle hareket etmeli. Orman yangını gibi kaçak kazı yapanlar da ihbar edilmeli. Bu suçlar ağır cezalıktır. Yakalanan kurtulamaz.

Iste yüzümüzü kizartmaya yetecek bir tablo..

Tarihi değerlere verilen önemin irdelendiği kısa bir çalışma;..
YER KENT YÜZEY ARAŞTIRMASI KAZI BUGÜNKÜ DURUMU
Seferihisar Teos Yapıldı Yapıldı Bir bekçisi var,dağınık ve
Sığacık bakımsızlık üst düzeyde.
----------------------------------------------------------------------------------------------
Gömeç Kisthene
Kız çiftliği Yapıldı Kısmen Bina bakımsız,ahır
Höyük
----------------------------------------------------------------------------------------------
Ildırı,Çeşme Erythrai Yapıldı Yapıldı Bir bekçisi var,bakımsız
----------------------------------------------------------------------------------------------
Menemen
Yanıkköy Temnos Kısmen yapıldı. Yapılmadı Defineciler cirit atıyor,otlak


  #4  
Okunmamış 09-09-2009, 11:13
 
Standart Cevap: Tarihi Eser

Adana Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Roma dönemine ait Augustus heykeli, yıllardır betondan yapılmış protez ayak ve bacakla sergileniyor.

Adana Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen bazı tarihi eserlerde yapılan tamirat, Türkiye'de tarihi eserlere ne kadar önem verildiğini ortaya koyuyor. Arkeoloji Müzesi'nin hemen girişinde sergilenen Roma dönemine ait Augustus heykeli, görenleri hayrete düşürüyor.

Silifke Uzuncaburç'tan getirilen heykel bulunduğunda ayakları olmadığı için dönemin müze yönetimi, tarihi eserin eksik kısımlarını beton dökerek tamamladı. Sağ ayağı, sol bacağı ile arka kısmına aslına uygun olmayan bir şekilde beton dökülerek ayağa
kaldırılan eser, müzenin girişinde sergilenmeye başlandı. 1972 yılından bu yana bu şekilde sergilenen ve başı olmayan heykelin, bu eksiğine çare üretilememiş.

Adana Müze Müdürü Kazım Tosun, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, 1970'li yıllardaki müze müdürünün eser çıkartıldığı sırada eksik olan tarihi eserlerin eksiğini gidermek için böyle bir yöntem uyguladığını, ancak bu yanlışı ortadan kaldırmak için harekete geçtiklerini söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile görüşüldüğünü, son hazırlıkların da yapıldığını belirten Tosun, "İstanbul'dan bir heyet gelerek beton dökülen tarihi eserleri aslına uygun bir şekilde restore edecek. Haziran ayının ortalarından itibaren bu restorasyon işi başlamış olacak. Maalesef müzemizde birçok eser çıkarıldığı sırada birtakım uzuvları olmadığı için sergilenmek istenmesi nedeniyle beton dökülerek halka sunulmuş" dedi.


Hic deger vermedigimiz gibi, tarihi eserlerimizi "yürütüp" yazliklarinda, evlerinin bahcelerinde vs otantik ve orijinal bir süs esyasi olarak kullananlar da cok bu ülkemizde. Kimse de "dur" demiyor bunlara.
Sonucta cogu kalintilar "halka acik" öylesine yatiyor arazide. Hic bir allahin kulu bekcisi yok basinda. Tamam, her kalintinin basina bir bekci konulmaz belki ama yine de bir sekilde korunmaya elbette alinabilir.
Ondan sonra da "Türkiye acik bir müze" diye komik komik aciklamalarda bulunan bazi bakanlarimiz herseyin üzerine tuzunu biberini ekiyor.Tarihin eserlerine verilen önem ayrica küfürlerle kapli duvar yazili antik sehirler,türbelerdede vs. görebiliriz.


  #5  
Okunmamış 09-09-2009, 11:13
 
Standart Eski (tarihi) eserlerin arastirilmasi

Eski (tarihi) eserlerin arastirilmasi

Eski eserlerin araştırılması konusunu işleyen bilim dalları, arkeoloji ile sanat tarihidir. Bunlar geçmiş kültürlerin, taşınabilir veya taşınamaz maddî varlıklarını araştıran ve değerlendiren bilim dalları olup, tarih bilimine de yardımcı dallardır. Arkeoloji, Batıda oldukça geç ilgi uyandırmış bir daldır. Ancak, 18.yy. içlerinde arkeoloji bilim dalının esaslarının kurulmasına başlanmış ve çalışma metotlarının uygulanmasına girişilmiştir. Buna karşılık sanat tarihi daha da geç doğmuş olan bir bilim dalıdır. Önceleri, bu iki bilim dalı birbirinden tamamen ayrı olarak düşünülür ve uygulamaları yapılırdı. Halbuki, yakın tarihteki gelişmeler şunu göstermiştir ki sanat tarihi ve arkeoloji birbirine girift iki bilim dalıdır. Eski eserlerle uğraşan arkeolog, ilk çağ öncesinden itibaren insanların bıraktıkları taşınabilir veya taşınamaz kalıntıları bulup ortaya çıkarmakla görevlidir. Bu yoldaki çalışmaların nasıl yapılacağının metodu vardır ve arkasından da üzerinde araştırma yapılan eserlerin değerlendirmesine geçilir. Genellikle, arkeoloğun eserleri bulup ortaya çıkarması, eğer bunlar taşınabilir eserler ise bir müzeye koymaları ve bir de tarihi ve estetik varlıkları üzerinde bir değerlendirme yapmaları yeterli görülür. Sanat tarihçisi, ise yine eski medeniyetlerden kalmış taşınabilir veya taşınamaz hatıraları doğrudan doğruya değerlendirip, tarih ve kültür tarihi içindeki yerlerine yerleştirmekle uğraşır. Bu iki bilim dalı, 18. yy.dan sonra ortaya çıktıklarında, bu genel prensipler içinde gelişmişlerdir. Fakat 20.yy.ın ortalarından itibaren artık anlaşılmıştır ki her iki bilim dalının çalışma sistemlerinde değişiklik yapılması ve bir arkeoloğun sanat tarihi metodlarını uygulamasını bilmesi, aynı şekilde bir sanat tarihçisinin de bir arkeolog gibi onun metotlarını uygulayabilmesi gereklidir.

Bugün artık arkeolog, bulduğu veyahut karşılaştığı eserleri sanat tarihi bakımından değerlendirerek, tarih içindeki yerine yerleştirerek; sanat tarihçisi de yalnız ortada olan bir eski eseri değerlendirmek için çalışmakla kalmayıp, gerektiğinde bir arkeolog gibi kazı yaparak araştırmaları gerçekleştirmektedir. Nitekim, yabancı arkeologların kazısıyla geçmiş yıllarda sadece bazı parçaları toprak üstünde olan, ünlü “Didyma Mabedi” bütünüyle meydana çıkarıldıktan sonra, sanat tarihi bakımından incelenerek, mimarisi ile benzerleri içindeki yerine oturtulmuştur. Aynı şekilde, Antalyanın Doğusundaki, Side antik şehrinin kalıntıları arkeoloji metodlarına göre kazılıp ortaya çıkarılmış ve buluntular sanat tarihine göre değerlendirilmiştir. Tamamen bir sanat tarihi araştırması olan Selçuklular dönemine ait Kubat Abat Sarayı ise sanat tarihçileri açısından bir arkeolog gibi çalışmak suretiyle ortaya çıkarılmıştır. Aynı husus, İznikte Osmanlı dönemi çini fırınlarının bulunmasında çalışan sanat tarihçileri için de söylenebilir. Son yıllarda Edirnede 1877-78 Türk-Rus Savaşı sırasında tamamen yok olan sarayın, toprak yığını halindeki kalıntıları da, Osmanlı sanatına ışık tutmak üzere, arkeoloji metodlarıyla ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu bir kaç örnek, arkeoloji ve sanat tarihi bilimlerinin aralarındaki bağlantıyı açık olarak gösterir.

Bu dallardaki araştırmaların gayesi ve geçerliliği nereden kaynaklanır? Bu sorunun cevabı sadece turizm değildir. Eski eserler bulunur, meydana çıkarılır, değerlendirilir ve turist de bunları görür geçer. Ancak, eski eserlerin tespiti ve incelenmesi, başka bakımlardan geçerliliğini korumaktadır. İstanbulda son yarım yüzyıl içinde bazı kâgir büyük binalar yapılırken, toprağın derinliklerinde ortaya çıkarılan dikine çakılmış ağaç kazıklar daha Roma döneminde toprağın sağlamlığına güvenilmediğine ve orada yapılacak binanın temeline oturtulmadan önce, bu kazıkların çakıldığını ortaya koymuştur. Böylece, Antik Çağ'a ait arkeolojik bir buluntu, günümüzün mimarına bir uyarıda ve onun projesini nasıl hesaplaması gerektiğine eski bir kalıntıyla uyarıda bulunmaktadır. Bir süre önce Toros Dağlarının Akdenize bakan yamaçlarında 14 yıl boyunca yaptığımız toprak üstü araştırmalarda, bu dağlık bölgede kaya içine oyulmuş muntazam bir biçime sahip havuzların çokluğu dikkatimizi çekmiştir. Bu havuzların yanlarında, yine aynı kayadan yontulma yuvarlak bir çukur vardı. Bu çukurdaki ürünün suyu ise dikdörtgen şeklindeki bir sarnıca akıtılıyordu. Dağlarda sayıları yüzleri geçen bu sarnıçların, zeytinyağı presleri olduğunu keşfettik ve bu dağlarda rastlanan yabanileşmiş zeytin ağaçları bir zamanlar buralarda zeytinlikler olduğunu ve buralarda yaşayan insanların bu zeytinleri işleyerek faydalandıklarını gösteriyordu. Halbuki aynı bölgenin dağlarında rastladıklarımız ve kıl çadırlarında yaşayan göçerler ellerinde geçimlerini sağlayacak verimli bir şey olmadığından şikayet ediyorlardı. Bu ıssız tepelerde, yamaçlarda sık sık rastlanan eski yerleşim yerleri kalıntıları, bu zeytinyağı preslerini yapan ve kullanan insanların evlere ve oldukça heybetli kiliselere sahip olduklarını gösteriyordu. Yarım yüzyılı aşkın bir süre önce, burada valilik yapmış bir kişi, hayatını anlattığı bir kitapta, dağlardaki gezintisi sırasında rastladığı yabanî zeytin ağaçlarını aşılamak suretiyle buraya canlılık vermeyi düşündüğünü yazmıştır. Kısacası, şu birkaç örnek arkeoloji ve sanat tarihinin verilerinin bugünün teknolojisine ve sosyal ekonomisine yardımcı olabilecek değerlere sahip bulunduklarını gösterir. Çok yıl önce, İstanbul Teknik Üniversitesinde İstanbulun Haliçi hususunda bir sempozyum düzenlenmişti. Bir çok teknik konunun ele alındığı bu konuşmaların başında ben de bir sanat tarihçisi olarak, Haliçin geçmişine dair bir bildiri sunmuş ve bu konuşmada Haliçin tarih içinde iki yakasının nasıl değerlendirildiğini bir takım slaytlar yardımı ile ortaya koymaya çalışmıştım. Konuşmam bittiğinde, beni destekleyerek o güne kadar hiç tanımadığım ve tamamen teknik bir dalda uzman bir mühendis profesör söz alarak, bir konunun tekniği araştırırken tarih içindeki evveliyatını aydınlığa çıkarmanın gerekliliğini vurgulamıştı.

Bazılarının ileri sürdükleri gibi “tarih” nasıl masal gibi okunacak bir bilim değilse, onun yardımcısı olan arkeoloji ve sanat tarihi de geçmişin izlerini ve kalıntılarını eşeleyip meydana çıkaran ve bunların ne olduklarını meraklılarına anlatmaya çalışan bilim dalları değildir. Bunlar, geçmiş insanların faydalandıkları bir çok hususları günümüzün insanlarına da işaret eden, yol gösteren bilgileri aktarırlar. Bu eserlerin başka bir tarafı da geçmişin güzellik anlayışını göstermesidir. Bu eski eserler estetiğinin anlaşılmasında ve bugün bundan faydalanılmasında rol oynayabilir. Fakat bütün mesele bundan faydalanmasını bilmek gerektiğidir. Eski sanatlarda önemli olan, insan ölçüleriyle dengeli orantılardır. Eski Mısırın ünlü piramitleri muazzamdır; fakat güzel değildir. Osmanlı döneminde yapılmış mütevazı bir mahalle çeşmesi basit mimarisi ve zarif bezemeleri ile çok daha gözü okşar. Seyirciyi şaşırtacak ve göz kamaştırıcı olan ayrıntıları karşısında eski yapılardaki sadelik ve ölçülü güzellik, günümüzün eserlerinde de ön plânda gelmelidir. Kuzey Afrikanın bir merkezinde, uzunluğu 160-170 metreyi geçen bir cami bugün seyirciyi şaşırtabilir. Fakat küçük bir mahalle mescidinin zarif görüntüsüne sahiptir denilemez. Eski bazı ustalar, göz kamaştırmak gayesiyle yapılarının iddialı ayrıntılar ile bezenmesine özen göstermişlerdir. Bağdatta Kâzımen Camiinin altın yaldızlı kubbesi göz kamaştırır. Fakat görüşümüze göre estetik bir başarı sayılamaz. 19. yy. ortalarında Rusların Bulgaristan dağlarında Sıpka geçidinde yaptıkları hatıra kilisesi de yine böyledir. Altın yaldızlı kubbesi, Türklere karşı kazandıkları bir başarının simgesi olmaktan ileri gidememiştir. Şiilerin en önemli dinî merkezlerinden biri olan Kerbeladaki büyük caminin bütün kubbe, tonoz ve kemerleri aynalarla kaplanmıştır. Seyirciyi çok şaşırtan bu özellik, belki ilgi çekicidir. Fakat şurası bir gerçek ki bir güzellikten yoksundur. Türk sanatında İznik çiniciliğinin en parlak dönemi olan 16. yy. da yapılan Süleymaniye Camiinde, çini sadece kıble duvarında, mihrabın içinde ve etrafında kullanılmıştır. Halbuki o çağda pekâlâ o caminin, değil iç duvarları, kubbesinin içine kadar bütün yüzeyleri çinilerle kaplanabilirdi. Böylece ölçülü estetik duygusu geçmişteki varlığını, geleceğin ustalarına da öğretmelidir. Süleymaniyede Koca Sinan, mimari çizgilerin hâkimiyetine önem vermiş ve bezemenin onu boğmamasını sağlamıştır. Halbuki yine İstanbulda aynı mimarın eseri olan fakat yapısı itibarîyle son derece gösterişsiz ve basit Ramazan Efendi Camiinde iç duvarların bütün yüzeylerinin çinilerle kaplı olduğu dikkati çeker. Mimarî için söylenen bu ölçülü ve orantılı estetik duygusu, diğer sanat dallarında da kendisini belli eder. Klasîk dönemde bir kitap cildinin dış yüzüne asılan altın yaldızlı bir şemse, bu sadelik duygusunun bir işaretidir. Türk sanatı 18. yy. ın ikinci yarısından sonra Batıdan gelen yeni sanat akımlarının yozlaştırılması ile, bu sadelik ve orantı güzelliklerini ihmal etmiştir. Yurdumuz, tarih öncesi çağdan itibaren, çeşitli medeniyetlerin bıraktıkları taşınabilir ya da taşınamaz çeşitli değişik eserlere sahiptir veya bir vakitler sahip olmuştur; çünkü, bunlardan büyük bir kısmı tahrip edilmiş, çok daha büyük bir kısmı ise batının müze veya özel koleksiyonlarına taşınmıştır. Böylece yurdumuzda hâlen daha, tarih öncesi ve sonrasına ait her dönemin eserlerine rastlanmaktadır. Bunların kalanlarının hiç değilse, korunmalarının ve ilerdeki yüzyıllara geçişlerinin sağlanması beklenir. Fakat bu hususta ümitsizliğe de düşülmektedir. Bu da Türkiyenin her tarafını bir kanser gibi sarmış olan define arama merakıdır. Bugün en cahil köylüden, en yüksek seviyedeki devlet görevlisine kadar bu hastalığa düşmüş olanlar vardır. Bu yazımız, yurdumuzda bir yara olan definecilik hakkında değildir. Her eski eserde bilhassa bir hazine bulunduğunu sanan günümüz insanlarının nasıl tahripler yaptığını başka bir vesile ile ele alabiliriz. Halbuki, hazine veya define bulma ümidi ile yapılan tahribat önlenirse bu eserler, günümüz gerçeğinde bir defineden daha fazla değer getirebilir. Güney Anadoluda, Manavgat Çayının çıktığı yerden, kıyıdaki antik Side şehrine, Roma Çağı'nda su akıtan kanalların, dehlizlerin ve kemerlerin içinde bir define olamayacağı açıkça bellidir. Bu su şebekesinin ilmî bakımdan incelenmesi, bir vakit bu bölgede yaşayan insanların sudan nasıl faydalandıklarını gösterir. Arkeolojik bir buluntu bugünün gerçeği ile karşılaştırılarak hâlâ işe yarayabilecek bir projeye ışık tutabilir. Amasra ile Bartın arasında bir dağ yamacına yontulmuş bir yol kalıntısı vardır. Bu yolun kenarında, dağın Karadenize bakan yüzeyinde niş içinde bir imparator tasviri kabartması ile yanında yine aynı kayadan yontulma bir yarım sütun ile üstünde bir kartal kabartması vardır. Son seksen yılda içinde inanılmaz hazineler bulunduğu inancıyla bu kabartma dinamitle iki defa biri çok yakında olmak itibariyle tahribe uğramıştır. Halbuki üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre, Kuş Kayası denilen bu eski eser Roma Çağın'da İmparator Cladius döneminde bulunan Roma garnizonunun komutanı Julianus Aqulea tarafından açılan, dağ yolunun kenarına yapılmış, bir dinlenme yeridir. Bir yol anıtı olan bu tarihi sanat eseri, az rastlanır bir varlık olmasına rağmen, içinden tonlarla define çıkacağı inancıyla dinamitle tahrip edilmekte ve bu anıtın gerçek hüvviyeti bütün uyarı ve yayınlara rağmen günümüz insanlarına öğretilememektedir. Bir anayolun hemen kenarında olan bu anıt, çevresinde yapılacak bir düzenlemeyle ve bir kır kahvesinin kurulmasıyla mükemmel bir mola verme yeri olabilir ve günümüz insanları burada oturduklarında bir panoda yapılacak bir açıklama ile burasının ikibin yıl önce açılmış bir şehirler arası yolunun anıtı olduğunu öğrenebilirlerdi. Tabî bunlar dışında son günlerde bir haber olarak öğrendiğimiz, Konya Ereğlisi dolaylarında İvris Suyunun çıktığı yerde, kayaya Hitit devrinde işlenen kabartmanın nişangâh diye kullanılıp, büyük ölçüde tahrip edilmesi de hazin ve acıklı bir olaydır. İvris Suyu, tarihin her çağında tarım ürünlerine bereket getiren ve ovayı besleyen bir kaynak olduğu için, bir Hitit tanrısı ile bir kralı tasvir eden bu kabartma aynı zamanda ovanın tarım verimini de ortaya koyan tarihî bir belge idi. Bu tarihî gerçeği duymaktan ve anlamaktan yoksun bir takım insanların varlığından dolayı da üzüntü duymamak mümkün değildir. İstanbulda son günlerde medyada bildirilen ve bir televizyon kanalında da gösterilen korkunç bir tahrip örneği de Eminönünde Yeni Caminin Hünkâr Kasrında cereyan etmiştir. Duvarları çok değerli çinilerle kaplı olan ayrıca mimarisi ve sedef ile bağ kaplamalı ahşap kapı kanatları gibi unsurlarıyla başka bir benzeri olmayan bu küçük mekân Türk sanatı tarihindeki benzersiz değeri hesaba katılmaksızın insafsızca tahrip edilmiş ve birilerine satılmak üzere çiniler sökülüp götürülmüştür. Türk kültür tarihine karşı işlenen bu vahşi cinayetin esas başlangıcı ise böyle bir eseri günümüz insanına bütün güzelliği ile göstermekten kaçınıp, bakımsız bir halde bırakan ve âdeta çökmesini bekleyen ilgililerde aramak gerekir. Buraya sahip çıkması gereken makamın yeteri kadar ilgi göstermemesi vahşi cinayetin işlenmesini de kolaylaştırmıştır. Zaten çatısı bile çökmek üzere olan bu kasrın tahribi Türk kültür tarihi bakımından düzeltilmesi imkânsız bir kayıp olacaktır. Halbuki, bu kasır şehrin en merkezî bir yerinde bakımlı ve hatta içi eski zevke göre döşenmiş olarak korunmuş olsa, günümüz insanlarına eski bir yaşantının canlı bir görüntüsünü sağlayabilirdi. Arkeoloji ve sanat tarihi çerçevesine giren eski eserlerin, günümüz gerçeklerine uygunluğu da böylece anlaşılmaktadır.


  #6  
Okunmamış 09-09-2009, 11:15
 
Standart Hangi eserler antika sayılıyor?

HANGİ ESERLER ANTİKA SAYILIYOR?

Antika konusuna giren eşyaların tanımını yapmak hemen hemen imkansızdır. Yer altından çıkan heykeller taşlar paralar çini sobalar mangallar her türlü takı ve giyim eşyası salon yatak ve mutfak eşyaları tablo ve levhalar yazma kitaplar kitap ciltleri eski saatler at eyerleri hançer ve kılıçlar silahlar tespihler nargileler rahleler ve buraya sıralamaya gelmeyen nice eşya araç ve gereç antika alanına girmektedir. Eğer bir sınıflama yapmak gerekirse antikaların toprak altından çıkmış olanları ayrı ve özel bir yere koyulmalıdır. ilgili olmayan antikaların sanat değeri taşıması ekstra bir nitelikken yapım tarihinin de ortalama altmış ya da yüz yıl arasında değişmesi gerekir. Bazı eşyalar antika niteliği taşımasalar bile ünlü kişiler tarafından kullanılmış olmaları nedeniyle tıpkı antika gibi işlem görürler. Bu gibi eşyalar sahiplerinin şöhretleri ve geçmişteki hatıraları açısından antika sayılabilirler.

Sanatsal değer taşımalı
İnsanlar geçmişten günümüze yaşamlarını biraz daha anlamlı kılacak onlara zevk verecek uğraşlar içinde bulunmuşlardır. Bunlar içinde sanata ve estetiğe dayalı olan antikacılık ülkemizde sanıldığından da yenidir. Eski eserin "asar-ı atika" adıyla anılmaya ve değerlendirilmeye başlanmasının üzerinden henüz bir yüz yıl bile geçmiş değildir.

"Eski eser"in hayatın akışıyla birlikte geçip gittiği ve tarihe malolduğu doğrudur. Ancak bir eserin kullanım değerinin dışında da değeri olduğu hiç kuşkusuz bir gerçektir. Belki de antikacılığın Türkiye'de yeni yeni değer bulmasının nedeni bu gerçeğin yeni anlaşılmış olmasıdır.

Ama artık bir eşyanın değeri yalnızca işlevine bağlı değil. Değeri belirleyen etkenlerin içinde sanat değeri de çok önemli bir yer tutuyor. Yaşadığımız makina çağında insanlar eski eşyanın daha fazla sanat değeri taşıdığına son yıllarda biraz daha çok inanır oldular. Bu yüzden belli başlı büyük Avrupa şehirlerinde geniş alanlara yayılan bit pazarları oluştu. Bunlar giderek öylesine kişilik kazandılar ki alışılmış "bit pazarı" kavramından çıktılar. Hatta bazı ülkelerde bit pazarları eski sanat eserleri ve antikaların satıldığı yerler haline geldiler. Bu arada antikacılıkla ilgili yayınlar da giderek arttı. Çünkü bu işle ilgilenen insanlar piyasayı genişletmek ve yeni antika meraklılarını da aralarına kazandırmak için çabalıyorlar.

Aykırı parça

Antika pazarlarımızda sayıca çok olan ve devreden eserler son ikiyüz yılın yapıtlarıdır. Bunların yanısıra nadir olarak bir parça ele geçtiğinde ki bu tarihi bir halı kilim veya bir Osmanlı seramiği olabilir bu "aykırı parça" olarak kabul edilir. "Aykırı parça" sahibi için gerek parasal anlamda gerekse manevi anlamda bir cevherdir. Antika kolleksiyonculuğu tutkusunun nedenleri arasında bir geleneğin oluşmasına meydan veren duygular ile geçmişe ve eski eşyaya saygı vardır diyebiliriz.

Eski eser toplamanın belirli bir kültüre bağlı olduğu bu konunun en can alıcı noktasını teşkil ediyor. Hiç kuşkusuz eski eser toplayan biri bunlara para dökerken ne yaptığını bilmek zorundadır. En azından o eşyaya sahip olmanın gururunu yaşamak istemelidir.


  #7  
Okunmamış 09-09-2009, 11:16
 
Standart Türkiyenin tarihi Eserleri - Türkiyede tarihi eserleri

Türkiyenin tarihi Eserleri - Türkiyede tarihi eserleri

Tacettin Paşa (Kurşunlu) Camii
Çanaklı mahallesindedir. 1494 yılında yapılmıştır. 1945 depreminde tümüyle yıkılmıştır. 5 kubbeli son cemaat yeriyle 2 kubbeli ana mekandan oluşan özgün yapı sonradan düz çatı ile örtülmüştür. Ana mekanın yanlarındaki kubbeli zaviyeler özgündür. Ana mekanla zaviyeler arasındaki kemerli açıklıklar kapatılmıştır

Abdulgani (Namazgah) Camii
Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mehmet Paşa mahallesindedir. 1906 depreminde tamamen yıkılmış sadece minber ve mihrabı kalmıştır. Yıkılan caminin arsası üzerine mahalle sakinleri tarafından1915 yılında bir cami yaptırılmıştır.

Yörgüç Paşa Camii (Orta Camii)
Orta Cami mahallesi Kırımlı sokaktadır. Yörgüç Paşanın 1431 tarihli vakfiyesinden bu caminin masraflarını karşılayacak bir takım gelirler tayin ettiği anlaşılmaktadır.

Kale Camii
Taşkale mahallesindedir. 1659 yılında Köprülü Mehmet Paşanın eşi Ayşe Sultan tarafından yaptırılmıştır. Depremden fazla zarar görmediğinden orijinalliğini koruyabilmiştir. Üç kubbeli son cemaat yerinde ahşap oyma kapıyla ana mekana geçilir. Son cemaat yeri 1945den sonra camekanla kapatılmıştır. Ahşap kapının sağında minareye açılan bir kapı solunda ise kadınlar mahfiline çıkan basamakların bulunduğu bir dehliz vardır. Kare planlı ana mekan oldukça yüksek bir kasnağa oturan kubbeyle örtülüdür.

Kubbe kasnağındaki üç vitraylı pencere sonradan yapılmıştır. Kadınlar mahfili ana mekanın kuzeyindedir. 7 köşeli mihrap nişi mukarnaslıdır. Yağlı boyalı mihrabın döşemesi altıgen ve yıldızlarla bezenmiştir. Kıvrık dal baklava çiçek bezemeli abanoz ağacından minber geç dönem özelliğindedir. Kubbedeki kalem işleri orijinal değildir. Tek şerefeli silindir gövdeli minare depremde yıkılmış yeniden yapılmıştır.

Taşhan
Ortacamii mahallesi 100. Yıl caddesi Taceddin Paşa sokağındadır. Eserin Geç Osmanlı döneminde yapıldığı bilinmektedir. İki katlı olarak inşa edilen Taşhanda dolgu taş malzeme kullanılmıştır. Üç kapısı mevcuttur. Kapılardan biri kullanılmamaktadır. 2006 yılı içerisinde restorasyon çalışmalarına başlanacaktır.

Fazıl Ahmet Paşa Medresesi (Taş Medrese)
Fazıl Ahmet Paşa mahallesindedir. 1662 yılında Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çatısı kurşunla kaplı iken daha sonra kiremitle örtülmüştür. 1943 depreminde çatlamalar olmuşsa da restore edilmiştir. 1964 yılına kadar çeşitli amaçlarla kullanılan medrese bu tarihten itibaren Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlandı. 1974 yılında çatısı bakırla kaplandı. Yapının içi ve dışında pembe Karacaviran taşı kullanılmıştır. Dilimli kurşun kaplı kubbelerin aralarında

tuğladan kare biçimli bacalar bulunmaktadır. Basık kemerli kapıdan aralarında medrese odalarının yer aldığı revaklı dikdörtgen avluya girilir. Kubbeli medrese odalarında ocak ve kitap rafları vardır. Kare planlı dershane-mescit kubbeyle örtülüdür. Kubbe kasnağındaki vitraylı pencereler sonradan yapılmıştır. 2002 yılında mahalli olanaklarla restorasyon çalışmalşarına başlanarak 2003 yılının şubat ayında bitirilmiştir.İç avludaki sütunların arası ahşap malzeme ve çerçeve ile kapatılarak geniş kapalı kullanım alanları kazanılmıştır. Boya badana yapılmış olup elektrik tesisatı yenilenmiş kaloriferli hale getirilmiş ve kapalı alanların tabanları laminant parke ile kaplanmıştır.

Kurt Köprü
Vezirköprü ilçesinin Tekkekıran köyüne 3 km. mesafede olan ve İstavroz çayı üzerinde yer alan Kurt Köprü bir yüksek ayak üzerine iki büyük sivri kemerli gözden oluşmuştur. İki kemer arasında ve yanlarında olmak üzere sivri kemerli pencere şeklinde toplam üç adet kemer bulunmaktadır. Çayın iki yamacına gelen kısım doğal kaya ve toprakla desteklenmiştir. Köprünün geçit kısmı düz olup diğer yerlerinde olduğu gibi bir hayli tahrifata uğramıştır. Köprü ayağı kalın paye şeklinde olup alt kısmında dikdörtgen beş adet dalgakıranı mevcuttur. Köprünün pencere görünümü küçük kemerlerin başlangıcına kadar

olan kısma yer yer Roma ve Bizans dönemine ait mezar stelleri ve mimari parçaları yer yer kesme taş yer yer de düzensiz taşlardan oluşan moloz taş örgü sistemindedir. Kemer başlangıçlarından itibaren 13.-14. yy.da sıkça görülen ve Bizans dönemi mimarisinde de rastlanan 3 sıra tuğla bir sıra kesme taştan oluşan sağlam bir örgü sistemi görülmektedir. Üç sıra tuğla bir sıra taş örgü sistemi ana kemer gözlerinde de tuğlaların dikine yerleştirilmiş şekliyle tekrarlanmıştır. Küçük kemerde ise tamamen tuğla malzeme kullanılmıştır.

Köprüdeki mimari tarz ve örgü sistemi incelendiğinde 13.-14. yy.da yapılmış olabileceği izlenimini vermektedir. Ancak aynı dönemde aynı yerde bir köprü olduğundan bahsedilmektedir. Köprüye 1 km. mesafede anik bir köprü kalıntısı daha mevcuttur. Antik köprünün tahrip olması sonucu ve 13. yy.da yapıldığı ve çeşitli onarımlarla bu güne kadar ulaştığı daha akla yakındır. Vezirköprünün Tekkekıran ve Havzanın Kayabaşı (Tahna) köylerini birbirine bağlayan köprü küçük onarımlarla kullanılabilir hale gelebilecek niteliktedir.

Bedesten Ve Arasta
İlçe merkezindedir. Ayşe Hanımın babası Yusuf Ağanın H. 1160 yılında yaptırdığı bilinmektedir. İç ve dış bedesten olmak üzere iki bölümdür. Dört kapısı ve içinde 110 dükkan vardır. İç bedesten kervansaray olarak kullanılmıştır. Ayşe tarafından vakfedilmiştir. Arasta bölümü bedestenin çevresinde gelişmiştir. Dört yandan basık kemerli kapılarla girilen bedesten kare planlı dört kubbeyle örtülü bir yapıdır. Kubbeler duvarlara bitişik tuğla kemerlere oturtulur. Kemer pandantif ve kubbeler düzgün tuğla örgüsüyle güzel bir görünüm kazanmıştır. Ana kubbeyi taşıyan tuğla kemerin ortada dayandığı bölümde içeri girinti

yapan kare mekan küçük kubbeyle örtülüdür. Dışarıdan ana kubbeler arasında görülen bu bölüm dua kubbesidir. Yuvarlak kemerli kapılarla girilen arastanın kuzeyinde tonozlu dükkanlar yer alır. Bedestene bakan yüzdeki dükkanlar yer kazanmak amacıyla üçgen biçiminde yapılmıştır.

Çifte Hamam
Ganioğlu mahallesinde Hacıköy caddesi üzerindedir. 1660 yılında Ayşe Hanım tarafından vakfedilmiştir. Bedestenin (arastanın) güney duvarına bitişiktir. Giriş kapısı önüne içerisi görünmesin diye duvar örülmüştür. Kapıdan kubbeli soyunmalığa girilir. Ortasında sekizgen şadırvan bulunan soyunmalığın camekanlı bölümünde ayakkabı bulunan nişler vardır. Dikdörtgen planlı soğukluk geniş bir kemerle kubbeli kare mekana ayrılmıştır. Sıcaklık

ortada kubbeyle örtülü kare mekan ile haç planlı eyvandan oluşmaktadır. Kare mekanın ortasında sekizgen göbek taşı eyvanların arasındaki halvet odacıklarda ikişer kurna vardır. Hamamların ikisi de birbirine benzemektedir. Bir tarafı kadın bir tarafı da erkek olarak halen kullanmaktadır

Saat Kulesi
İlçe merkezindedir. 1906 yılında Abdülhamit devrinde Sivas valisi Reşat Akif Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1943 depreminde büyük hasar görmüş 1959 yılında tamiratı tamamlanmıştır. Dört taraflı saatleri çalışır durumdadır. Ayrıca Vezirköprü Kentsel Sit Alanı içerisinde sivil mimarlığa teşkil edecek bir çok Türk evi bulunmaktadır.

Namezgah Çeşmesi
Taşkale mahallesi Havza caddesi üzerinde bulunmaktadır. Namazgah caminin bitişiğindedir. Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Halen kullanılır durumdadır.

Kurşunlu - Taceddin Paşa Çeşmesi
Çanaklı mahallesi Taceddin sokağında bulunmaktadır. Kurşunlu caminin avlusundadır. Geç Osmanlı döneminde yapıldığı bilinmektedir.

Taceddin Paşa Hamamı
1491-1495 de Taceddin Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Şifa Hamamı
Mehmet Paşa Mahallesindedir. Mehmet Paşa tarafından ailesi için özel olarak yaptırıldığı söylenmektedir. Ahşap dikdörtgen soyunmalık sonradan eklenmiştir. Şadırvanlı kubbeli soğukluğun kuzeyinde tuvalet ve usturalık yan yanadır. İl halvet kare planlı sıcaklığın duvarlığı dikdörtgen nişlidir. Sıcaklığın doğusunda beşik tonozlu küçük bir mekan batısında başka bir halvet odacığı vardır. Halen çalışır durumdadır.

Mehmet Paşa mahallesi Hacıköy caddesi üzerindedir. Geç Osmanlı döneminde yapıldığı bilinmektedir. Şu anda kullanılmamaktadır.

Kale Hamamı
Mehmet Paşa mahallesindedir. Kale Camine bitişiktir. Ayşe Hanım yaptırmıştır. Moloz taş malzeme ile yapılmıştır. Soyunmalık bölümündeki kubbesi dikkat çekicidir. Kesme taş ve tuğladan yapılmış kasnağın üstündeki kubbe ters dizilmiş kiremitlerle örtülüdür. Sivri kemerli kapıdan ortasında sekizgen şadırvanı olan soyunmalığa girilir. Soyunmalığı çeviren setlerin önünde ayakkabıların konulduğu nişler vardır. Soyunmalığın girişi beşik tonozlu diğer bölüm kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık ortada kubbeli kare mekanı ile hac planlı eyvanlardan oluşur. Eyvanlar arasındaki halvet odacıkları kubbelidir. Halen kullanılmaktadır.

EsenKöy Kaya Mezerı

İlçeye 12 km uzaklıktaki Esenköy Zindankaya arkeolojik alanındadır. Yapı tekniği açısından Paflagon tipi mezardır. Üç sütun ve iki odadan oluşmaktadır. Demir Çağı eseridir. İlçenin en dikkate değer eserlerindendir. (Aşağıda en sağdaki fotoğrafta)

Ayrıca Vezirköprü Kentsel Sit Alanı içerisinde sivil mimarlığa örnek teşkil edecek bir çok Türk evi bulunmaktadır


  #8  
Okunmamış 12-10-2014, 19:55
ece su
 
Standart Cevap: Tarihi Eser

çok güzeller


  #9  
Okunmamış 23-10-2014, 21:20
Ziyaretci
 
333 Cevap: Tarihi Eser

Ben bu siteyi hiç beğenmedim çünkü bana kötü şeyler diyo ahahah şaka yaptım cçokiyi bbi site sayılır


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Tarihi eser en güzel daktilolar Tarihi eser en güzel daktilolar gizmodo internet sitesi tarihin en iyi 10 daktilosunu seçti. Hansen Writing Ball da bunlardan biri. Kuşkusuz şimdiye kadar üretilen en tuhaf görünümlü...
Sahibinden tarihi eser satılık kilise Sahibinden tarihi eser satılık kilise Birçok diziye ev sahipliği yapan Mudanya'nın Kumyaka köyündeki dünyanın en eski üçüncü kilisesi olarak gösterilen bin 227 yıllık Başmelekler Kilisesi, 400...
Ege'de tarihi eser operasyonu Balıkesir'in İvrindi ilçesinde bir evde yapılan aramada 156 parça tarihi nitelikte eser ele geçirildi. Balıkesir'in İvrindi ilçesinde bir evde yapılan aramada 156 parça tarihi nitelikte eser ele...
Altgeçit inşaatına tarihi eser engeli Altgeçit inşaatına tarihi eser engeli Kocaeli'de, battı-çıktı kazı alanında tarihi eser çıkınca çalışmalar Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından durduruldu. Çalışma...
Tarihi Eser Operasyonu tarihi eser operasyonu 22 Ağustos 2008Erhan GÖGEM/KIRIKKALE, (DHA)KIRIKKALEnin Keskin ve Delice ilçelerinde, jandarmanın düzenlediği operasyonda tabanca, av tüfeği ve çok sayıda mühimmat ile...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,785
Konular : 239,750
Mesajlar: 427,268
Şuan Sitemizde: 74

En Son Üye: ozlemalbayrak

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:12.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.