Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Bayanlara Özel > Kadınlar Kulübü > Örgü,Dikiş,Nakış,Yün,oya
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Bezeme Sanatı Nedir, Tarihi, Şimdiki ve Gelecekteki Durumu Hakkında

Kadınlar Kulübü kategorisinde ve Örgü,Dikiş,Nakış,Yün,oya forumunda bulunan Bezeme Sanatı Nedir, Tarihi, Şimdiki ve Gelecekteki Durumu Hakkında konusunu görüntülemektesiniz.
Bezeme Sanatı Nedir, Tarihi, Şimdiki ve Gelecekteki Durumu Hakkında Bütün kültürlere ait bezeme geleneklerinin temelinde tabiatın taklit edilmesi vardır. Dolayısıyla, ...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 10-11-2010, 14:40
 
Standart Bezeme Sanatı Nedir, Tarihi, Şimdiki ve Gelecekteki Durumu Hakkında

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Bezeme Sanatı Nedir, Tarihi, Şimdiki ve Gelecekteki Durumu Hakkında

Bütün kültürlere ait bezeme geleneklerinin temelinde tabiatın taklit edilmesi vardır.
Dolayısıyla, bezeme ihtiyacının temelinde de bir canlandırma (animasyon) fikri olduğunu
söyleyebiliriz. Cansız maddeye yüzeyler aracılığıyla hayat verme olgusu, belki de mimarinin
tabiata karsı meydana getirdiği zıtlığın çok önceden beri dengelenmeye çalısıldığını ortaya
çıkarıyor. Demek ki yüzeyler aracılığıyla tabiat ile yapıt (nature and artifact) arasında,
organik olanın mekanik olana sirayet etmesi yoluyla, bir denge kurulmaya çalısılmıs. Bu
sayede estetik değerlendirmelerin baslıca kaynağı olan bitkisel bezemeler de, güzel olanın
baslıca kaynağı olmustur. Kısacası, yakın zamanlara kadar güzelliğin kaynağı tabiattan
baskası değildi. Özelliği olan bir yapının, yani bir kamu yapısının, herkes tarafından müsbet
hislerle algılanması, yani beğenilmesi gerekiyordu. Beğeninin baslıca ön sartı ise, yüzeylerin
tabiattan alınmıs unsurlarla bezenmesi idi. Yani, yakın zamanlara kadar bir kamu yapısının
güzel olması için onun tabiatı anıstıracak unsurlarla bitirilmesi gerekiyordu diyebiliriz.
Durum bugün çok farklı… Đnsanlık tarihi içerisinde değerlendirildiğinde daha dün
diyebileceğimiz bir zamanda, mimarlık ile bezeme yollarını ayırdı. Bunun basit bir ayrılık
olduğunu düsünmemeliyiz. Zira, bu durum insanlığın tabiat ile yapıt arasında kurageldiği
iliskinin tümden değistiğini gösteriyor. Peki, bu değisimin nedenleri nelerdir?
Belki de artık beğeni için tabiatta hiç bulunmayan imgeleri üretmek sart oldu
diyebiliriz. Bezemenin kaybolması, sadece mimariye has bir değisim değildir. Giyimde,
dekorasyonda ve hatta resim, heykel ve siirde de benzer bir değisim yasanmıstır. Yakın
zamanlara kadar beğeninin en ince, en zorlu mecralarında at kosturmak zorunda olan siir
sanatında, beğeniyi sağlayacak unsurların çoğu, doğrudan veya mecazi olarak tabiattan
alınmıs olurdu.
Halbuki, avant-garde siirde, mesela birkaç kisinin ardı ardına birkaç satır ekleyerek
ürettikleri “otomatik siir” fikrinde, tabii yollardan alınan ilhamla ortaya çıkarılmıs sözlerin ve
onların meydana getirdiği imgelerin önemini kaybettiğini, yerini de “mekanik” olanın
taklidine bıraktığını görebiliyoruz. Modern resimde peysaj ya da ölü doğa (nature morte)
düsünülemez: Le Corbusierin purist vazoları, bulunmus nesneler (objets trouvés) olarak
çiçeksiz de güzeldirler. Brancusinin heykelleri o kadar kusursuz parlak yüzeylere
sahiptirlerdir ki, inorganik tabiatın unsurları olan taslara, kayalara bile benzemezler.
Pollackın karmakarısık içgüdüsel boyamalarında ise, hız ve otomatiklik en önemli seydir,
zira boyacının elinin zihnindeki tabii unsurlara ait imgelerin etkisi altında kalmaması gerekir.
Sonuçta bütün sanat dalları kurdukları imgelerle hala bir seyler anlatmaya devam
etmektedirler ama, tabiatın sanattaki yeri çok farklıdır. Bu durumda bezemenin mimariden
ayrılmasında, insan düsüncesindeki tabiat kavramının önemi ortaya çıkmıs oluyor. Peki insan
tabiatı eskisi kadar çok severken, neden mimarisinde ondan imtina etmek lüzumunu hissetmis
olsun? Gerçekten de çağdas insan, Adolf Loosun iddia etmis olduğu gibi, bezemeyle
karsılastığında aklına ilkelliği, barbarlığı mı getirmektedir? Mesela, yasadığımız sokakta
çiçekli fayanslarla kaplı bir apartman olsa, önünden geçtiğimizde içimiz bulanır mıydı?
Tavanında çok ince islemeli bir göbek bulunan bir sofa, tahammül edilmez bir sey midir?
Aslında çoğunluğun zihninde, bezemeler ihtiva eden bu imgelerin müspet olarak
belirdiğinden eminim. O zaman bezemelerden neden uzak duruyoruz?
Bu sorunun cevabını kökeni 19. yüzyılda çağdas toplumun ürettiği nesnelerde
sosyolojik ve ahlaki unsurlar aranmasında arayacağız ama, baslangıçta çok kısa olarak Georg
Simmelin Metropol ve Zihinsel Hayat adlı makalesinde bahsettiği, kentli insana has
yüzeyselliğin mimaride belirmesi olarak düsünmeye baslayabiliriz. Mimaride heykeltırasların,
ressamların, nakkasların ve hattatların yerini sıvacı ve boyacıların alması, Adolf Loosun
bizzat insa ettiği (Villa Müler) “yüzü olmayan mimari” düsüncesinin bir neticesidir. Bu is
“yüz” (façade) ün mimariden ayrısmasıyla sınırlı kalmıyor; bir de “el”in kaybolması var.
Yukarıda bahsettiğimiz Pollackın boyamalarında boyacının eli boyayı tuvale fırlatan bir
uzuvdan baska bir sey değildir. Otomatik siirde birden fazla el mısraları kompoze ederken, bir
önceki mısrayı takip eden bir el mevcut değildir. Loosun ayakkabıcısı elini sadece bir isçi
olarak kullanmak zorundadır, sanatını gösterecek islemeler yapmasına müsaade edilmez.
Çağdas yasamın nesnelerinde, bezeme üretirken mutlu olan eller ve bunları anıstıran yüzler,
yoktur.
El sanatlarının bezemeyle olan iliskisi malum. Ancak bezemenin ortadan
kalkmasındaki asıl sebep, el sanatlarını gereksizlestiren seri üretim (mass production) mi?
Yoksa, bezeme zaten artık istenmediği, beğenilmediği için mi el sanatları gereksiz oldu?
Aslında hangi tarafından bakarsak bakalım, meselenin hem ahlaki, hem de ideolojik olarak
niteleyebileceğimiz iki farklı yanının olduğunu göreceğiz. Meseleye seri üretim açısından
bakarsak, karsımıza Ortaçağ sanatçısının “bozulmamıs” ahlakını savunan, Gotik mimari
bezemelerini yaratan sanatçıların maharetli elleriyle yarattıkları sembolik dünyaya ait
unsurların makineyle taklit edilmesini yeren, ama takipçileri olmayan, John Ruskin ve
Augustus Welby Pugin gibi muhafazakâr elestirmenler çıkıyor.
Bir de William Morris gibi seri üretime bezemeyi getirmeye çalısanlar, ya da Violletle-
Duc gibi meseleye daha materyalist açıdan bakanlar var ki, bezemenin makine üretimiyle el
sanatları arasında bir köprü olabileceğine inanıyorlar. Bu son grup, Art Nouveau ve Arts and
Crafts gibi akımların da tetikleyicisi olarak görülebilirler. Mesela, Fransada Art Nouveau
akımının yaratıcılarından olan Hector Guimardın, Ecole des Arts décoratifs de Paris adlı el
sanatları okulunda okumus olması dikkat çekicidir. Rennie Macintoshun Glasgowda
kurduğu okul da sanatla zanaatı birlestirmeyi amaçlayan Arts and Crafts adını tasıyordu.
Henry van de Velde gibi bir Art Nouveau sanatçısının basına getirildiği ve sonradan Bauhaus
adını alan Weimar Sanat ve Zanaat Okulu (Kunstgewerbeschule) da aynı düsünce üzerine
kurulmustur. Almanyada sanat ve Zanaatlerin birlikteliği, seri üretim ürünlerinde Đngiltereyi
mallarının kalitesiyle geçmeyi amaçlayan Herrmann Muthesius gibi Alman ideologları
tarafından büyük bir kitleye benimsetilmis ve içinden Bauhaus çıkacak olan Deutcher
Werkbund (Alman Zanaat Birliği) böyle doğmustur. Bu pragmatik çabaların sonucunda, ilerde
de bahsedeceğimiz gibi, bezemenin yüzeydeki bir figür olarak ortadan kaybolduğunu, ama
seri üretim nesnesinin biçiminde tek bir figür (tasarım) olarak tekrar ortaya çıktığını
görüyoruz.
Meseleye bezemenin bir seri üretim sorunu değil de, kültürel bir gerilik olarak takdim
edildiği bir noktadan bakarsak, bu sefer karsımıza Anglo-Sakson püritanizminden etkilenmis
Adolf Loosun laik denebilecek ahlaki tutumu çıkıyor (Bezeme ve Suç). Loosun çağdas
insanın sahip olmadığı değerleri hala bünyesinde tasıyan sanatı bir barbarlık özentisi olarak
görmesiyle, Le Corbusierin, ister Romalı ister Amerikalı olsun, mühendislerin ortaya
koyduğu “faziletli ahlak”ı (moralité saine), binalarını geçmisin bezemeleriyle donatan
mimarların muhafazakâr tutumuna tercih etmesi arasında bir bağlantı vardır. Aslında bu
ahlaki tutumun kökenlerini Ruskinin Mimarinin Yedi Lambası (Seven Lamps of
Architecture) adlı kitabındaki Feragat Lambası (The Lamp of Sacrifice) bölümünde
bulabiliriz. Ruskinin buradaki ana fikri, sanatçının “mis gibi yapan”, yani bakanı aldatan
kompozisyonlardan feragat ederek, ahlaki tutumunu hiçbir zaman göz ardı etmemesi
gerektiğidir. Halbuki Bauhaus üslubuna önemli katkılar sağlamıs olan De Stijlin Neo-
Plasticisme yaklasımında, ahlaki olmaktan ziyade, saf estetik değerlerin, bilimsel gelismelerin
etkisini de arkasına alarak, yeni bir sanat, mekan ve plastisite anlayısının yaratılısını
gerçeklestirme arzusu vardır.
Bu yaklasıma paralel olarak, Wassily Kandinsky, Paul Klee, Maholy-Nagy gibi
sanatçıların, yüzeyleri olusturan çizgi ve renklerin ve de çağdas malzemelerin izleyici de
olusturdukları bilinçaltına yönelik etkilerine dayalı bir estetik anlayısını savunduklarını ve
yaydıklarını da ekleyebiliriz.
Bir de Đtalyan Fürütizminin yüksek hızlı mekanik hareketleri temsil etmeye çalısan
yaklasımını bunlara katarsak, malzeme dokusunun psisik etkilerinden zaman-mekân
göreceliğinin sanatsal ifadesine kadar, saf estetik bir sanat ediminin benimsendiğini
görüyoruz. Bu yaklasım Picasso ile Theo van Doesburgu, Gerrit Rietveld ile Umberto
Boccioni aynı çatı altında birlestiriyor: çağdas kentlinin zihinsel yapısına hitap eden avantgarde
estetik kurgu.
Toparlayacak olursak, 20. yüzyılda ya öne sürülen bazı çağdas ahlaki sebeplerle, ya da
avant-garde sanata ait estetik sebeplerle kökeni bitkisel dünyada olan bezeme geleneğinin
reddedildiğini görüyoruz. Bu devrimci reddedis, klasik anlamda bir bezeme sevgi ile dolu Art
Nouveau ve Jugendstilinde sonu demek oluyordu. Resim ve heykel sanatının mimari ile aynı
zeminde sekillendiği iste bu anda, bu üç görsel sanatın birbirinden koptuğuna sahit oluyoruz.
Daha önce mimari yüzeylerde kullanılan bezeme, resim ve heykellerle, mimarinin kendisini
olusturan maddi dünyanın ötesini temsil etmeyi amaçladığına değinmis ve Jugendstilin bir
son nokta olduğunu ima etmistik. Hatta Le Corbusierin ürettiği mimari yüzeyleri bir tuval
gibi ele aldığını ve Mies van der Rohenin mekânı sürekli genisletmeyi amaçlayan yüzeyleri
ile soyut, heykelsi bir mimari ortaya çıkardığını ifade ettik. Her iki mimarda da resim ve
heykel sanatları, çok farklı ağırlıklarda da olsa, mimarinin bedenine tamamen yayılmıs
durumdadır. Buna, ortaçağ mimarisinden Rönesansa, oradan Barok ve Neo-Klasiğe, sonuçta
da Jugendstile kadar kademeli olarak mimari gövdenin resim ve heykel sanatlarını hazmedip
içsellestirmesi sürecinde ulasılan bir nokta diyebiliriz. Ancak bu hazmedis, aynı zamanda da
bu sanatların kendisine artık bir özerklik tanımayan mimariden koparak, mimari yüzeylerden
bağımsız olarak var olmalarıyla sonuçlandı. Bu gelismenin bezemeyle olan ilgisi açıktır:
renklerin sadece tuvalde, yontuların da sadece mekândan bağımsız nesneler olarak
düsünüldüğü çağdas sanatta, renk ve yontulardan olusan bezemenin mimari yüzeylerde
barınması olası değildir.
Öyleyse Mies ve Le Corbusierin yapılarında, yüzeylerde hala izi görülen sanatçı eli
vasıtasıyla sadece bir his olarak da olsa varlığı hissedilen bezemenin, resim ve heykel
sanatlarının mimariyi terk etmesi sonucu mimarlıkta takip edilemez olduğunu görüyoruz. Le
Corbusierin Brutalist döneminde uyguladığı çıplak beton yapılar hala bir ressamın
hassasiyetine sahiptir, ama yüzeyler renk ve motiflerden arınmıs olduğundan sanatçının elinin
izini tasımayan, adı üstünde kaba (brute) bitimlerdir. Miesin Brancusi hassasiyetiyle yapmıs
olduğu cam ve çelik strüktürler ise, yerini içinde sanatın pek de yeri olmayan gökdelenlere
bırakmıstır. Özellikle 1950lerin sonrasında Modern Mimarinin sanatla olan ilgisini
düsündüğümüzde, zihnimizde söyle bir imge canlandırabiliriz: rasyonel çelik ya da beton bir
strüktürden olusmus cam yüzeyli bir binanın önünde, ona hiç benzemeyen bir heykel –mesela
bir Calder – ve bu binanın giris holünde veya herhangi bir yerinde oraya buraya asılmıs farklı
üsluplara sahip tablolar… Ama aynı zamanlarda renk, yontu ve kütleyi bir arada tasımaya
devam eden nesneler ortaya çıktı: seri üretim esyaları.
Giyimden ayakkabıya, radyodan ütüye kadar günlük hayatımızda bize eslik eden bu
endüstriyel tasarım nesneleri, mimarlık, resim ve heykel sanatlarının bütün tekniklerinden
yararlanmaktadır. Bir zamanlar Walter Benjamin, sanatın ticari amaçlar için kullanılmasını
elestirirken buna edebiyat, görüntü ve özellikle de müziği kendi “çıkar”ları doğrultusunda
kullanan sinemayı örnek olarak vermisti. Sinema tartısılır ama televizyon sektörü aynı seyi
bugün bütün hızıyla yapıyor. Ama sanatın “dejenere” edilmis halini daha çok nesneler
dünyasında buluyoruz. Bu durumun bizim için önemi ise, daha önce bahsetmis olduğumuz,
tüketim nesneleri dünyasından mimariye sirayet eden iç-gıdıklayıcılık arayısları, kayıtsız bir
geçici olma hali, hatta fetisizm. Hal Fosterın Tasarım ve Suç adlı kitabında da dediği gibi,
bugün tüketim nesneleri açısından yeni bir Art Nouveau dönemi yasanıyor, çünkü bir malı
cazip kılmak için en önemli etken onun “tasarlanmıs” olması. Fosterın benzetmesi her ne
kadar Art Nouveauya, onu inandığı dünyanın tam tersini üreten masalsız bir dünyayla
iliskilendirerek, haksızlık yapıyor olsa da, bezemenin yerini nesnenin bütününe yayılan bir
tasarımsallığın almıs olduğu iyi bir tespit. Aslında bunun köklerini de Bauhausun endüstriyel
tasarım anlayısında olduğunu söyleyebiliriz.
Bauhausun endüstriyel üretime daha uygun bir hale getirdiği kullanım nesnelerinin
tasarımla sekillendirilmesi Art Nouveau ile Avrupada doruk noktasına çıkmıstı. El
sanatlarının sanatla, malzemenin teknikle bulustuğu Art Nouveau döneminin belki de en
önemli sorunu, üretimin üst-orta ve üst sınıflara ancak hitap edebilmesiydi. Bauhaus
üretiminde ise hedef kitle bütün sınıflardı ve uygun fiyatın sağlanması için tasarımın tek bir
kere yapılması ve el sanatçısından vazgeçilmesi gerekiyordu. Bunun sonucu olarak, eldeki
ürünü fabrikaların seri üretim imkânlarına göre sekillendiren tasarımcının, eksik kalacak
sanatsal dokunusu tasarımının özüyle islevsel nesneye vermesi gerekti (neue sachlichkeit).
Đste figür ve motif olarak eksik olan bezemenin, malzeme, doku, islevsel parçalar ve detaylar
aracılığıyla bütün bir nesneye yayılması böyle gerçeklesti.
Bugünün avant-garde mimarisiyle kıyaslandığında, neue sachlichkeit tasarım
anlayısında bütün üretim nesneleri için geçerli bir özün öngörüldüğünü, hatta bu özün de
sosyo-ekonomik değer yargılarına dayandığını görüyoruz. Yani mimarinin endüstriyel
tüketim nesnelerinin estetiğini tüketmesinden ziyade, üretim-tüketim iliskilerinden doğan
ortak bir estetik söz konusuydu ve bezemenin nesnenin biçiminde içsellesmesi bunun doğal
bir sonucuydu. Art Nouveauda nasıl bezeme mimarlığın yanısıra bütün nesnelere de
yayılmıssa, Modern Hareket ile birlikte mimarlık gibi seri üretim nesnesi de bezemeyi
içsellestirdi. Bugün ise, bir tüketim nesnesini diğerlerinden ayırmak için tasarımına ilave
edilmis unsurların, özel üretim isteyen malzeme ve detayların, elde edilmesi zor biçim ve
dokuların yeni avant-garde mimaride de aynen taklit edildiğini görüyoruz. Đste tam da burada
bezemenin – biraz tanınmaz halde de olsa – Art Nouveaudaki gibi yeniden doğduğunu
görüyoruz. Süphesiz ki, özel olarak üretilmesi gereken malzeme ve detaylar, el sanatlarına
benzemese de yeni bir uygulamacı sınıfı ortaya çıkarıyor. Ancak, asıl mesele, bir kurgu olarak
bu bezeme dünyasının nerede bulunduğu.
Vitruviustan beri mimarlık hayali, yani muayyen bazı değerlere göre kurgulanmıs
dünyalarda yasıyordu. Vitruviusun mimari düzenlerin bezemelerinin kökenlerine iliskin
aktardığı mitolojik kurgularını hatırlayalım. Ruskinin de dikkatini çektiği gibi Gotik
mimarlık, Tanrının armağanı olan tabiatın canlılığını ön plana çıkarmıstı ve mimariyi bir
cennette yasatıyordu. Rönesanstan Neo-Klasik döneme kadar ise, bezemelerle Greko-Roman
dünyasında bulunan hayali zamanlar ve mekânlar yaratıldığını görüyoruz ki, Kitab-ı
Mukaddeste geçen hikâyelerin resmedildiği zaman ve mekânlar da buna dâhildir. Art
Nouveauda masalsı bir âleme doğru kaçısı ifade eden bezeme, Modern Hareketle birlikte
toplumsal sorumluluğun ön plana çıktığı, içinde sınıfsal esitliğin hayal edildiği, ümitvar bir
dünyayı temsil ediyordu. Peki, acaba bugün mimari yüzeyleri bezeyen titanyum plaklar,
süngerimsi dokular, serigrafili camlar, renkli polikarbonat levhalar, eğri-büğrü çelik ve
camlar, renkli seramik kaplamalar, mimarlığı hangi dünyada yeniden kurgulamayı amaçlıyor?
Meseleye üretim iliskileri açısından bakarsak, her bir mimari üretimin benzersiz hale
getirilmeye çalısıldığı bir dünyada, bezemenin gereksiz değil, çok gerekli olduğu ortaya
çıkıyor. Bu durumda bezeme, tüketimi sayesinde her türlü hazzı sağlayan nesnelerden olusan
bir dünya yaratmaktadır. Bu sebeple, meseleye ahlaki açıdan bakarsak, bezemeye hiç
ihtiyacımız yoktur, çünkü mimaride en çok tüketimi anımsatan bu unsurun bertaraf edilmesi
ahlaki açıdan daha doğru olacaktır. Hatta çağdas bezeme, Adolf Loosun Jugendstil
bezemeleri için yaptığı gibi, hala haz pesinde kosan ilkel bir toplumu anlatması bakımından
bir suç olarak da gösterilebilir. Bezeme sorunu hala çağdas mimarın bir büyük dilemması
olmaya devam ediyor. Hala minimalist tasarımı tercih edenlerin biraz da bu moda tasarımı
türü bezemeleri “yüce mimarlık” ülküsüne sığdıramamalarından, yani bir tür ahlaki yapıya
bağlı kalmalarından kaynaklanıyor olmalı. Ancak, yeni tasarım ideolojisi, ahlaki değerlerini
bireysel tüketimi sağlayacak kitlesel üretimin kendisini değil de, bireyi sürekli mutlu edecek
yeni tüketim nesneleri üretmeye yönelik bir rekabete koymakta, yani liberal bir ahlakı
savunmakta.
Le Corbusierin içeriğini açıklamadığı “Mimarlık ya da Devrim” vecizesi, sınıflar
arası sorunların önemini kaybettiği, herkesin mutlu olacağı ve bos zamanlarında gezip
tozacakları bir dünyanın mimarlık yoluyla mümkün olabileceğine olan inancın bir ifadesiydi.
Gropius içinde endüstriyel üretim, iste insanlara, özellikle de isçilere, bos vakit verecek
kolaylıklar sağlamaktan ibaretti. Maalesef Le Corbusierin hayal ettiği Modern kentler ya hiç
uygulanamadı ya da kentler, eskiyi mumla aratacak bir sekilde çok kötü modernlesti.
Gropiusun temel ihtiyaçları kısa yoldan sağlamasını beklediği endüstriyel üretim ise sürekli
yeni ihtiyaçlar üretiyor. Bugün, toplumsal projeleri olan mimarların eliyle dünyanın daha iyi
bir yer haline getirilebileceğine sanırım pek az kisi inanıyor olmalı. Ancak Hal Foster ironik
bir sekilde, tüketim nesnesi tasarımının sınıflararası bir güç olarak toplumların bütün
katmanlarında mutluluk sağlayabileceğine dair bir ideolojinin varlığından bahsediyor. Bu
ideolojiye göre küresel kapitalist sistemde insanların mutluluğu tüketimden geçer ve mimari
üretim de buna dahidir.
Simdi çağdas mimarlıkta gördüğümüz yeni bezeme türlerinin hangi hayali dünyayı
temsil ettiği sorusuna geri dönersek, cevabın bugün adına “kurumsal kimlik” denen bir
markalar dünyası olduğunu söyleyebiliriz. Bu cevap zaten herkes tarafından tekrarlanan bir
sey olsa da, meselenin bezeme olgusunun ahlaki açılımı bağlamından tekrar ele alınması
gerekiyordu. Öyleyse, çağdas bezeme 20. yüzyılda malzeme ve tekniklerin çesitli
bileskelerine ayrılan görsel sanatların, tüketim nesnesi üretiminde kullanımının mimarlığa
sirayet etmis halidir, diyebiliriz. Mimari, içsellestirdiği resim ve heykele son zamanlarda
fotoğrafı da katarak, ve endüstriyel tasarım tekniklerini de benimseyerek, yutmaya devam
ediyor. Böylece bezeme, bazen karsımıza cam yüzeyleri kaplayan bir serigrafi, bazen de
devasa bir heykelin yüzeylerinde parlayan gümüsi balık pulları olarak çıkıyor. Bir mimarın
birçok sanatsal ve teknik üretimleri tasarımında içsellestirebilmesi ise, bu üretimlerin
projeksiyonunu yapan bilgisayar destekli tasarım sayesinde mümkün oluyor. O zaman,
bugünün mimarlık pratiğinin bir zamanlar Benjaminin yüksek sanatları içine emdiğinden
sikâyet ettiği sinema endüstrisine benzer bir rolü olduğu ortaya çıkıyor. Đnsanı sadece haz
aramaya sartlandıran kapitalist üretim-tüketim iliskileri açısından durum tabii ki rahatsız edici
bulunabilir. Ancak ise iyi tarafından bakacak olursak, sanatının ehli kisiler için ilerde çok
güzel fırsatlar da var.
Mimarın bir sanatçı olarak tekrar resimsi imgelerle, heykelsi biçimlerle, el mahareti
isteyen isçiliklerle uğrasmaya baslaması fena bir sey değil. Ne de olsa bu durum, mimarın
daha bilgili ve daha hassas bir kisi olmasını, yani bir uzman kadar da bir sanatçı olmasını
gerektiriyor ki, bu da her yüksek sanatta bulunması gereken “bir tüketilemezlik, bir sürekli
çağlama” halinin önkosuludur. Geriye bir sanatçı olarak mimarın sanatsal üretiminin varlık
sebebini sorgulaması kalıyor.
Yusuf Civelek
30 Ekim 2007







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Hattatlık Nedir? Hattatlık Sanatı Hakkında Bilgi Hattatlık Nedir? Hattatlık Sanatı Hakkında Bilgi Hattatlık nedir? Hattatlık sanatı nasıldır, özellikleri nelerdir, tarihçesi, hakkında bilgi. Hattatlık; güzel el yazısı sanatıdır. Türk sanat...
Mısır Bezeme Sanatı Mısır Bezeme Sanatı Mısır bezeme sanatı, geleneklere ve kurallara bağlı olarak gelişmiştir. Konularını geometrik şekillerden, yerel bitkileri olan latüs ve papirüs yaprak biçimlerinden almıştır....
Osmanlılarda Bezeme Sanatı Osmanlılarda Bezeme Sanatı süslemek ve donatmak manasına gelir. Herhangi bir sathı süslemek için üzerine boyalı düz veya kabartama olarak yapılan süslü şekiller. Osmanlı devrinin 15....
Hint Resim Sanatı, Hint Sanatı Hakkında Hint Resim Sanatı, Hint Sanatı Hakkında Hint Sanatı; olağanüstü çeşitliliği ile zengin ve köklü bir sanattır. Değişik dinler ve bunlara dayanan kültürler Hint sanatını zenginleştirir. Sanat...
Savaş Sanatı Tarihi-kitap özeti Savaş Sanatı Tarihi kitap özeti Yazar “Savaş Sanatı Tarihi” isimli eserine Clausewitze göre savaşın tanımı ile başlar. Clausewitze göre savaş “Politik temasların diğer araçların karışmasıyla...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,751
Konular : 238,950
Mesajlar: 426,187
Şuan Sitemizde: 219

En Son Üye: fazilet

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:00.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.