Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Türk ve Dünya Tarihi > Mustafa Kemal Atatürk
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Mustafa Kemal Atatürk'ün son günleri ve ölümü

Türk ve Dünya Tarihi kategorisinde ve Mustafa Kemal Atatürk forumunda bulunan Mustafa Kemal Atatürk'ün son günleri ve ölümü konusunu görüntülemektesiniz.
Kalem memuru Atatürk'ün son günlerini anlattı Atatürk'ü siroz ateşi sarınca devreye iskelede demirli Savarona giriyor. Teşhis konuyor. Atatürkü siroz ateşi ...





Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 08-11-2010, 16:13
 
Standart Kalem memuru Atatürk'ün son günlerini anlattı

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Kalem memuru Atatürk'ün son günlerini anlattı

Atatürk'ü siroz ateşi sarınca devreye iskelede demirli Savarona giriyor.

Teşhis konuyor. Atatürkü siroz ateşi sarınca devreye 56 gün kalacağı iskelede demirli Savarona giriyor. Odasının etrafına 30 santimetre yüksekliğinde çinkolar içine buz kalıpları konuyor. Bir ara doktorların tüm itirazlarına rağmen dondurma yiyor. İyice bunaldığı bir an Said Kaptana emrediyor. Tekirdağın ışıklarını görene kadar gidiyorlar. Bu Atatürkün denizdeki son yolculuğu oluyor. Ali Rıza Erdim, Atatürkün hastalık dönemini anlatıyor...

Atatürkün hastalık döneminin başlamasıyla ilgili olaylar...
- 1938de Termal Otel inşa halindeydi. Bir gün “Termal emrinize amade” diye bir haber aldık. İzmite, Derinceye, Ertuğrul ile iskeleye ve Termale ulaştık. Otel tamamen bitmemiş fakat her şey tertemiz, hazırlanmıştı. Başvekil Bayar da yanımızdaydı. Doktorlar Nihat Reşat Belger, Neşet Ömer İrdelp, Atatürkün Termaldeki hususi köşküne gidiyorlar. Orada Paşaya bakıyorlar, siroz olduğunu anlıyorlar. O gece Termalde güzel bir sofra kuruldu, yenildi, içildi. Ankara radyosundan şarkılar dinlendi. Bursa Valisi Şefik Bey, Atatürkün geldiğini haber almış, Bursaya davet ediyor. Bursada iki gün kaldık. Benim Atatürkün siroz olduğundan haberim yok. Bursa belediyesi salonunda balo verildi. Ben, Atatürkün arkasındayım. Garsonlar, rakı, leblebi getirdiler. Tuzsuz sarı leblebiyi çok severdi. Cebinden mendili aldı. Sofrada mendille burnunu siliyor cebine koyuyor, hemen sofracı mendili alıyor temiz mendil veriyordu. Sonra, anlattılar. Sirozun en belirgin özelliğiymiş burundan kan gelmesi. Üçüncü gün Dolmabahçe Sarayına gittik, orada zatürree geçirmiş galiba. Karnı şişmiş, su falan alındı. Viyanadan Hitlerin müsaadesiyle iki doktor getirtildi. Fransadan gelen Mösyö Fissenger “Benim kliniğime gelirse ben onu Türkiyeye sağlam gönderirim” demiş. Gönderilmedi.

Gönderilmedi mi, gitmek mi istemedi?
- Gönderilmedi, herhalde hükümet izin vermedi. O zaman uçağa binmek istediği halde izin verilmezdi. İsmet İnönü askeri uçakla gitti geldi. O da binmek istemiş izin verilmemiş. Viyanalı doktorlar yata gittiler, Atatürk Dolmabahçe Sarayının önünde yatta yatıyor.


Emrediyorum, bana dondurma getirin
Niye yatta yatıyor?
- Belki serinlerim diye. Doktorlar 4-5 saat kaldılar. Neşet Ömer Bey, Akil Muhtar (Özden) Bey, Dr. Mehmet (Kamil) Bey İstanbulun bütün meşhur doktorları orada. Ecnebi doktorlar, muayene sonunda “Bizim yapacağımız bir şey yok, siz çok iyi bakıyorsunuz. Fakat şefimizi altı aydan fazla yaşatamazsınız” demişler. Hemen Avrupaya döndüler. Bizim doktorlar onları Sirkeciden yolcu etmeye gitmişler. Onlara, “Sakın bir şey vermeyin” diye tembih edilmiş. Atatürk, Neşet Ömer Beye soruyor, şu yok, bu yok. “Bana dondurma getir” diyor. “Efendim emir verdiler getirmeyeyim” diyor. “Ben emir veriyorum getir” diyor. Onlar da bardakla getiriyorlar. Sonra Neşet Ömer Bey soruyor, “Nasıl Paşam?” diyor. “Sorma halimizi, perişan olduk, tırnağımızdan girdi saçımızdan çıktı” diyor. Neşet Ömer Bey üzülüyor, dizine vuruyor. Siyahlığı günlerce geçmemiş, çok üzülmüş.

6 ay yaşayacağı söylendiyse moralinde ne gibi bir değişme oldu?
- Nasıl söylediler bilmem ama, “Ben bunu da yeneceğim” demiş, demek ki hasta olduğunu biliyordu.

Atatürkün yüksek ateşini itfaiye bile söndüremiyor
Yatta kimler vardı?
-Savaronada ben nöbetçiyim, bazen Haldun Derin olurdu...Zihni Derinin (çay sanayiinin kurucusu) oğlu. Hasan Rıza Soyakın oğlunun Arnavutköy Kolejinden arkadaşıydı. Onun kanalıyla Riyaseti Cumhur kalemine alındı (1933). Burada iki sene kaldı, sonra Kalem vasıtasıyla Avrupaya gönderildi, maaşı da yollanıyordu. Fransada da kaldı. Haldun Derin geliyor, ben gidiyorum. Gece yattım. Baktım gemi harekete hazırlanıyor, giyindim. Savaronayı gördünüz mü? O muazzam bir gemiydi. Her şey elektrikli. Doğru yukarı çıktım “Said Kaptan hayrola, ne oluyoruz” dedim.



Said kaptan kim, soyadı yok mu?
-Atatürkün bir sözü vardı. Karada Sadullah (Albay, Seyrisefain Umum Müdürü), denizde Said Kaptan olduktan sonra ben daima yaşarım” derdi. “Atatürk bunalmış” dedi. Atatürkün odasında vantilatör çalışıyordu, ama kâfi gelmediği için odanın etrafına 30 santimetre yüksekliğinde çinkolar içine buz konuyordu. Onunla soğutulmaya çalışılıyordu.

Odanın içi yanıyor yani!
-Said Kaptana, “Burası çok sıcak, acaba seyredersek faydası olur mu?” demiş. O da “Olur tabii, Paşam” demiş. “İyi öyleyse, Boğaza kadar gidelim” demiş. Marmaraya doğru 3-4 saat gittik. Tekirdağın ışıkları görünüyordu. Sonra geri döndük. Dolmabahçeye demir attık. Sofracı Kamil, Atatürkü kucağına aldı, motora (Acar motoru), oradan asansörle yukarı çıkardı. Pehlivan gibi oğlandı.

Hani yabancı casuslarla güreştirdiği oğlan mı?
- Evet o. Rahmetli güreşi çok severdi. Sofracı çocuk onu kucağına almadan önce, yatta çalışan mühendisler vardı, görmesinler diye onları bir yere, kamaraya kapattılar.

En son ne zaman içki içti Atatürk?
- Termalde teşhis konduktan sonra, son olarak baloda içti. Ölmeden 5-6 ay önce içkiyi bırakmıştı. Atatürk Dolmabahçede yatarken, itfaiyeler, denizden su alır duvarlara püskürtürlerdi. Soğuk olsun diye.

Çok zayıflamış mıydı?

- 30 kilo vermişti.

Boylu poslu muydu?
- Boyluydu, güzel adamdı. Erkek güzeli diye ona derlerdi.

Onu en son ne zaman gördünüz?

- Dolmabahçedeyiz, yedek subaylar, özellikle öğretmenler maaşları verilmediği için Gülhane Parkında toplanmışlardı. Polisler bir ayaklanma falan zannetmişler. Saraya aksettirilmiş mesele. Subaylar saraya yürüyeceklermiş. Ben de o gün nöbetçiyim. Bu askeri toplantılardan, yürüyüşlerden Atatürk kuşkulanmış. Orduya, “Bana bağlılığınızı bildirin” diye tamim göndermiş. Her taraftan bağlılıklarını bildiren yazılar geliyor. Yazılar o kadar çok ki, yoruldum, bıktım.... Saat; 2.00-3.00. Paşa karşıma oturdu. “Erzurumdan var mı?” diyordu. Erzurumda Salih Omurtak kumandan. “Var Paşam” dedim. Sayıları okumaya başladım. 22-23... Ben yazı okuyorum diye rakamları okuyorum. “Bu çocuk yorgun yatırın bunu” demiş. Sonra, Atatürkün emriyle maaşlar verildi.



Karnı şişmişti fotoğrafçıya izin vermedi


“Hastalığı sırasında Hatay meselesiyle meşguldü. İstanbula gittik, hükümete oradaki Fransızlarla görüşülmesi için talimat verdi. Müspet cevap gelmeyince Adanaya gitmeye karar vermiş. Ülkü küçük, ona “Siz Ankaraya, ben harbe” demiş. Onlar, Ankaraya, biz de Eskişehirden Adanaya gideceğiz. İstanbula gelmeden önce Fevzi Çakmaka “Sizinle konuştuğumuz esaslar üzerinde harekete geçin” demiş. O da şu: Trakyadaki savaş araçları Adanaya gönderilecekti. Kesin emir verdiği halde, bunu önlemek amacıyla biz Eskişehirdeyken Tevfik Rüştü, Şükrü Kaya, İsmet Bey Atatürkü karşıladı. Onlar bir vagonda görüştüler. Adanadan vazgeçildi. Biz Mersine gittik. Fakat, Adanada fıkra kumandanı Şükrü Kanatlı bir resmi geçit hazırlamış. Atatürk onu seyretti. O zaman Karnı şişti. Bir fotoğrafçı resmini çekmek istemişti trende, izin vermemişti.

(Hürriyet)







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 09-11-2010, 10:38
 
Standart Mustafa Kemal Atatürk'ün son günleri ve ölümü

Mustafa Kemal Atatürk'ün son günleri ve ölümü

Atatürk'ün sağlığının bozulmasına ve ölümüne neden olan hastalık konusunda çeşitli iddialar vardır. Bir karaciğer rahatsızlığına dair hemen herkes hemfikirdir. Ancak hastalığın adı konusundaki tartışmalar günümüzde bile devam etmektedir.[1] Atatürk'ün sağlığı 1937 yılından itibaren bozulmaya başladı. 1938 başlarında iştahsızlık ve halsizlik hissetmeye başladı. Vücudunun çeşitli yerlerinde kaşıntılar meydana geliyor ve burun kanamaları güçlükle önleniyordu.



Siroz teşhisi konulması

Bu kaşıntıların Çankaya Köşkü'ndeki karıncalardan meydana geldiği öne sürüldü ve köşk ilaçlamaya alındı. Atatürk de özel bir kür tedavisi için Yalova Termal'e gönderildi. Termal Otel'de, 22 Ocak 1938 günü Atatürk'ü muayene eden Dr. Nihat Reşat Belger, karaciğer rahatsızlığından kuşkulandı ve Atatürk'e siroz teşhisi koydu. Doktor Belger, Atatürk'e mutlak surette perhiz yapmasını tavsiye etti. Atatürk, Termal Otel'deki tedavisine bir süre daha devam etti, ancak doktorların bütün itirazlarına rağmen 1 Şubat 1938'de tedaviyi yarıda bırakarak Bursa'ya hareket etti.

Fransa'dan doktor getirtilmesi

Atatürk'ün sağlık durumunun ciddiyet göstermesi hükümeti de telaşlandırdı. Başbakan Celâl Bayar,Avrupa'dan iki hekim getirilmesini önerse de Atatürk o günlerdeki Hatay Sorunu yüzünden hastalığının dışarıda duyulmasının iyi olmayacağını düşündüğünü belirtti ve bunu reddetti. Türk doktorların kapsamlı bir muayene yapmasını kabul etti. Nihayet 6 Mart 1938 günü beş doktor Çankaya Köşkü'nde Atatürk'e bir konsültasyon yaptılar ve siroz hastalığı teşhisini yenilediler. Atatürk'ün kesinlikle alkolü kesmesi gerektiğini ve yoğun çalışma temposunu biraz düşürmesini istediler. Atatürk bu önerilere olumlu yanıt verdi. Bu muayeneden bir süre sonra Başbakan Celâl Bayar'ın tavsiyesi üzerine Paris Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Noel Fissenger Ankara'ya davet edildi. Fransız doktor Atatürk'ü muayene etti ve diğer doktorların teşhis ve tavsiyeleriyle örtüşen bir tanı-tedavi ortaya koydu.[3]. Fransız doktorun sözleri ve tavsiyeleri ve tavırları Atatürk'ü oldukça memnun eder cinstendi. İlk teşhisten sonra Fissinger Atatürk'e "Efendim, büyük savaşlar kazanmış olabilirsiniz ancak bu olayda vaka sizsiniz ve bende sizin komutanınızım, lütfen bu hususu unutmayınız" telkininde bulunmuş ve Atatürk'de gerçekten doktorun tavsiyelerini ciddi şekilde uygulamıştır.

Son kez Ankaralıların karşısına çıkışı

Atatürk'ün rahatsızlığı ve özellikle Avrupa'dan doktor getirtilmesi, dünyada geniş bir yankı buldu. Atatürk'ün ölmek üzere olduğu ve siyasi mirasını kime bırakacağı yönündeki haberler üzerine Atatürk tüm dünyaya sağlıklı olduğunu göstermek istercesine 19 Mayıs 1938 günü Ankara Stadyumu'nda halkın karşısına çıktı. O gün son defa Ankaralıların karşısındaydı. Kutlamalar çok parlak geçti hatta o günün anısına Ankara Stadyumu'nun adı 19 Mayıs Stadyumu olarak değiştirildi.

Hatay Sorunu'nun çözülmesi

Atatürk aynı gün törenden sonra Mersin'e hareket etti. Daha sonra Adana'ya geçti. Askeri geçit törenleri yaptırdı ve ordunun başında olduğunu herkese gösterdi. Yaptıkları işe yaramıştı, dış basında hastalık, hatta "ölüyor" tarzı haberler kesildi. Fransızlar Hatay konusunda tüm şartları kabul ettiklerini bildirdiler. Ancak bu seyahat Atatürk'ün hastalığını iyiden iyiye arttırmıştı. Atatürk 26 Mayıs 1938 günü son defa Ankara'dan ayrıldı, İstanbul'a hareket etti.
Atatürk, İstanbul'da 1 Haziran 1938'den 25 Temmuz 1938'e kadar Savarona Yatı'nda kaldı. Yaz sıcakları üzerine tekrar Dolmabahçe Sarayı'na döndü. Bu arada Hatay sorunu da çözüldü ve Türk Ordusu Temmuz ayı başlarında Hatay'a girdi.[5]
Atatürk'ün karaciğerindeki rahatsızlık iyiden iyiye artmıştı. Doktor Fissenger ve Türk doktorların tekrar yaptıkları muayeneler karında su toplanmaya başladığını gösteriyordu

Vasiyeti

5 Eylül 1938 günü Atatürk vasiyetini[7] yazdı ve bütün malvarlığını belirli şartlarla, genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi'ne bıraktı. Kız kardeşine ve manevi çocuklarına, İsmet İnönü'nün çocuklarına para yardımı yapılmasını belirtti. Ayrıca Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'na da belirli miktarlarda yardım yapılmasını istedi.[8]
6 Eylül 1938'de Fransız doktor Fissenger üçüncü defa İstanbul'a geldi. Atatürk'ün karnında biriken su iyice artmıştı. O gün yapılan su alma işlemi ile Atatürk'ün karnından tam 6 litre su alındı. Fakat buna karşılık Atatürk'ü daha da rahatlatmak için 12 litre su alındığı söylendi.18 Eylül 1938'de Başbakan Celâl Bayar, Dolmabahçe Sarayı'na geldi ve dört yıllık ekonomik plan dosyasını Atatürk'e sundu. Atatürk ülke ekonomisi için çok önem taşıyan projelerin gerçekleştirilmesi için Türkiye'nin önünde en fazla üç yıl olduğunu, bir dünya savaşı çıkacağını ve bir an önce bu projelerin hayata geçirilmesini istedi.

Komaya girmesi

Hastalık gitgide ilerlemekteydi. Atatürk'ün karnında yeniden su toplanmıştı. Ekim ayında yapılan bir işlemle bu su da alındı.İşlemin ardından 16 Ekim 1938 günü öğleden sonra Atatürk ağır bir komaya girdi. Hükümet, ulusu Atatürk'ün sağlık durumundan haberdar etmek için 17 Ekim 1938'den itibaren Anadolu Ajansı aracılığı ile resmi tebliğler yayınlamaya başladı. Atatürk girdiği komadan 21 Ekim günü çıktı. Çok istemesine rağmen sağlık durumu elvermediği için 29 Ekim 1938 günü Ankara'da cumhuriyetin onbeşinci yıldönümü kutlamalarına katılamadı. Bayram nedeniyle Ankara'da düzenlenen törenlerde Türk Ordusu'na hitaben yazdığı bayram konuşmasını[10] Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk'ün hastalığı ve Dolmabahçe Sarayı'ndan çıkamayışı bayrama hüzün düşürdü.29 Ekim akşamı Ankara'dan dönen Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri Dolmabahçe Sarayı önünden geçerken Atatürk'e büyük sevgi gösterilerinde bulundular.[11] Atatürk'ün TBMM beşinci dönem dördüncü yasama yılını açış konuşmasını da 1 Kasım 1938'de Başbakan Celâl Bayar okudu

Vefatı

7 Kasım 1938 günü üçüncü ve son defa Atatürk'ün karnından su alınması işlemi yapıldı. 8 Kasım 1938 akşamı saat 19.00'da Atatürk doktoru Neşet Ömer İrdelp'e bakarak "aleykümesselam" dedi ve son büyük komaya girdi.[13]
9 Kasım günü ve gecesi bu ağır koma devam etti. Atatürk, 10 Kasım 1938 perşembe sabahı saat 9'u 5 geçe, İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu.[14].
Atatürk'ün ölümü Ankara'yı yasa boğarken hemen ertesi gün toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Atatürk'ün silah arkadaşı ve 1937'ye kadar başbakanı olan Cumhuriyet Halk Partisi Malatya milletvekili İsmet İnönü'yü 348 milletvekilinin oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurbaşkanlığına seçti

Cenaze Töreni

Atatürk'ün naaşı 16 Kasım 1938 günü Dolmabahçe Sarayı tören salonunda katafalka konuldu. İstanbul halkı Büyük Önder'in önünden saygıyla geçti. Atatürk'ün cenaze namazı 19 Kasım 1938 günü Dolmabahçe Sarayı'nda Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Şerafettin Yaltkaya tarafından Türkçe dualarla kıldırıldı. Aynı gün çok büyük bir kalabalıkla cenaze Yavuz Zırhlısı ile İzmit'e oradan da aynı günün akşamı 20.30'da Ankara'ya uğurlandı.Ertesi gün (20 Kasım 1938)Ankara'da başta Cumhurbaşkanı İsmet İnönü olmak üzere devlet erkanı tarafından karşılanan cenaze TBMM önünde hazırlanan katafalka konuldu.Ankara halkı Atatürk'ün önünden saygı geçişlerini yaptı.21 Kasım1938 günü yabancı devletlerden gelenlerin de katıldığı çok büyük bir cenaze töreni ile Atatürk'ün cenazesi Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine konuldu. [16] Aynı günün akşamı Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atatürk üzerine oldukça etkileyici bir radyo konuşması yaptı.

Anıtkabir'e nakli

Atatürk'ün ebedi istirahatgahı Anıtkabir'in yapımına 1944 yılında başlandı.İnşaat aşaması oldukça uzun sürdü ve 1953 yılında tamamlanabildi. Ölümünden 15 yıl sonra 10 Kasım 1953'te Atatürk'ün cenazesi Ankara Etnografya Müzesi'nden alınarak törenle Anıtkabir'e getirildi ve toprağa verildi.


  #3  
Alt 09-11-2010, 10:39
 
Standart Cevap: Mustafa Kemal Atatürk'ün son günleri ve ölümü

Mustafa Kemal Atatürk'ün Son Reçetesi

Türk Eczacıları Birliğinin yayınladığı 50 Yılın Eczanesi adlı kitapta tarihi eczanelere yer verilirken, Atatürke yazılan reçete de ilk kez yayınlandı.

Ankaradaki İstanbul Eczanesinin veresiye defterinde M. Kemal Atatürk adıyla açılmış olan sayfada, Atatürk için en son 17 Ekim 1938 tarihinde ilaç hazırlandığı, 1 Aralık 1938 tarihinde de Atatürke ait hesapların kapatıldığı bilgisi yer aldı.




KİNİN VE KOLONYA
Star Gazetesinin haberine göre; Atatürkün 3 sayfalık ilaç reçetesinde, radyolin, kolonya, kinin yanında o dönemde eczacıların eczanelerinde yaptıkları ilaçlar için yazılmış gliserin gibi kimyasal maddelere de yer verildi.
Defterde ilaçların parasal karşılıkları tek tek yazılarak, fiyatları da yer aldı. Ankaranın en köklü eczanelerinden Eczacı Hüseyin Hüsnü Sarının eczanesi olan İstanbul Eczanesi 1919da kuruldu. Hüseyin Hüsnü Bey, 1927-1931 yılları arasında milletvekilliği de yaptı.


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Mustafa Kemal Atatürk Hayatı Mustafa Kemal Atatürk Hayatı Mustafa Kemal Atatürk1881 yılında Selanik'de doğdu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Türk siyasetçi ve devlet adamı. Osmanlı mirlivası ve Türkiye'nin...
Mustafa Kemal Atatürk'ün Anıları Mustafa Kemal Atatürk'ün Anıları YURDUMUN TOPRAĞI TEMİZDİR Kral Edvard İstanbul'a geldiği zaman,yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayına yanaştı. Atatürk rıhtımda onu bekliyordu.Deniz...
Mustafa Kemal Atatürk Çocukları Mustafa Kemal Atatürk Çocukları Mustafa Kemal Atatürk Çocukları http://www.tisk.org.tr/images/isveren/052007/05.jpg
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Videosu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Atatürk'ün yaşamından kesitler sunulduğu bir video 114566
Mustafa Kemal Atatürk DİNLERKEN Mustafa Kemal Atatürk ATATÜRK'Ü DİNLERKEN Yay yine gerilmede, fırlayacak yine ok; Yine vatanımızın yeryüzünde eşi yok; Bozkurt, Ergenekon'u yeni delmiş gibidir: Her biri ihtiraını seyre...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,675
Konular : 236,781
Mesajlar: 423,511
Şuan Sitemizde: 109

En Son Üye: gizem01

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:44.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.