Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Eğitim & Öğretim > Kitap Özetleri Tavsiyeler
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Yaban Kitabının Özeti

Eğitim & Öğretim kategorisinde ve Kitap Özetleri Tavsiyeler forumunda bulunan Yaban Kitabının Özeti konusunu görüntülemektesiniz.
Yaban Kitabının Özeti Yakup Kadri Karaosmanoglu romanci kisiliginin en güçlü asamasini “Yaban” romani ile vurgular. Romanin ana konusu Kurtulus Savasi ...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 10-01-2008, 22:33
 
Standart Yaban Kitabının Özeti

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Yaban Kitabının Özeti

Yakup Kadri Karaosmanoglu romanci kisiliginin en güçlü asamasini “Yaban” romani ile vurgular. Romanin ana konusu Kurtulus Savasi dönemindeki köy gerçegiyle bir Türk aydininin karsi karsiya gelmesidir. Romanin kahramani Ahmet Celal, Çanakkalede aldigi bir kursun yarasiyla sag kolunu kaybeder. Harp malulü bir gazi olarak yapayalnizdir.

Istanbulun isgali üzerine hizmet eri Mehmet Alinin Porsuk çayi yöresindeki köyüne gider. Sehirden her gün gazete getirterek coskuyla savasi izler. Firsat buldukça köylülere durumun önemini anlatir. Köylüler agalarina baglidirlar. Onun yalan yanlis sözlerinin etkisiyle Ahmet Celali dinlemezler.

O köyde umdugu yakinligi bulamaz. Köylülere göre Ahmet Celal bir yabandir. Konusmasi, tavirlari, giyimi, düsünceleri, duyarligiyla onlarin dünyalarinin disindadir. Kafasindaki, benligindeki acilardan kurtulmak için buraya gelmistir. Ama olaylar bunun olanaksiz oldugunu gösterir. Ilk günden beri köye uyum saglamaya çalisir. Fakat nedenini bilmedigi etkenlerden dolayi uyum saglayamaz.

M.Aliye göre bunun sebebi, her gün tras olmak, bu dagin basinda sabah aksam dis firçalamak, saç taramak ve geceleri kitap okumaktir. Ama bunlar A.Celalin tutkularidir. Ahmet Celalin bu ilk defa Türk köylüsüyle karsi karsiya gelmesidir. Yoksulluk, cahillik ve pislik içerisinde yüzen köylülerimizin yürekler acisi durumuyla adeta soke olur. Çiplak doganin ortasindaki bu köyde herkes, çikarci Salih Aganin buyrugu altindadir. O ne derse olur. Yillar yili emek verdigi hizmet eri Mehmet Ali bile subayina degil, agasina inanir. Mehmet Alinin anasi Zeynep Kadin ile kardesi Ismail, Ahmet Celalin bulabildigi dostlaridir. Ailenin reisi olan Zeynep Kadin, zor kosullarda bile bir mese kütügü kadar saglamdir. Ismail yasina göre daha çocuksu ve cüce görünüslüdür. Bütün bu olumsuz durumlara üzülen genç Subay bunalim geçirir.

Hava almak için çiktigi bir günde komsu köyden bir kiza elinde olmayarak asik olur. Bu askini Donkisot ile Dulcineye benzetir. Köyde Mustafa Kemalin açtigi Kurtulus Savasini anlatmaya çalisan Ahmet Celala kimse inanmaz. Köy halki baska anlayis içindedir. Her yil köye gelen Seyh Yusufun zehirli düsünceleri, köylünün inançlari olur. Ahmet Celal, okumus ile okumamis insanlar arasindaki o derin uçurumu tüm çiplakligi ile yasar. Anadolunun yüzyillar boyunca ihmal edilmisligini anlar. Hergün olup bitenleri ani defterine yazar. Öte yandan, Yunanlilar köyleri yagmalar, atese verir, halka iskence ederler. Bir gün Ahmet Celalin bulundugu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Ahmet Celal ise, herseye karsin, Türk askerlerinin gelecegine ve Zaferin onlardan yana olacagina inanir. Düsman onlari kolaylikla bulur, yakalayip köy meydaninda öldürür.

Ahmet Celal ile Emine de vardir aralarinda. Genç subay, bir ara, karisikliktan yararlanarak Eminenin elini tutar, birlikte kosmaya baslarlar. Düsman ates açar, ikisi de yaralanirlar. Zorlukla köyün mezarligina ulasirlar. Orada sabaha kadar beklerler. Ertesi gün yola çikacaklardir. Fakat Emine yürüyecek halde degildir yarasi agirdir. Ahmet Celal yazdigi bir defteri kizin eline sikistirir. Bilinmeyen bir gelecege dogru umutsuzca yürür gider.

ROMANDA KISILER VE ÖZELLIKLERI

Ahmet Celal: Birinci Dünya Savasinda bir kolunu kaybeder ve Mehmet Alinin istegi üzerine onun köyüne yerlesir. Bütün köye tek basina karsi koyan güçlü bir karakter olarak karsimiza çikar. Ahmet Celal köylüleri kendine alistirmak istese bile, köyde umdugu yakinligi bulamaz. Iyi bir kisilige sahip olan Ahmet Celal Istanbulda okumus ve sehir terbiyesi almis birisidir. Köylüler tarafindan dislaninca üzülür ve bunalim geçirir. Ahmet Celalin akli fikri Kurtulus Savasindadir.Kurtulus Savasi karsisindaki duyarligi anilarina, dünya görüsüne bagli olarak verilirken, bireysel durumlari, yalnizligi, içine kapanisi dengeli ruhsal çözümlerle yansitilir.

Salih Aga: Köyün en zengin adamlarindan biridir ve köyün agasidir. Kilik kiyafeti ile bir dilenciden farki yoktur. Kara çatlak topuklu ayaklari ile dikkati çeken Salih Aga çok kurnaz birisidir.Köyü adeta sömürür ve Zeynep Kadinin tarlasina el koymak ister. Bütün köy halkini emri ve nüfuzu altina almistir ki köyde herkes ne yapacagina Salih Agaya sorar. Çikarlari yüzünden düsmana yardimci olan Salih Aga köy halkini kaderleriyle basbasa birakir.

Mehmet Ali: Dört yildan beri hep Ahmet Celalin yaninda kalmasina ragmen, köyde köylüden farki yoktur. Askerde uyumlu ve subayina bagli olan Mehmet Ali köye geldikten sonra karakter olarak degismistir. Bu gözlem Ahmet Celali su dogruyu saptamaya götürecektir. “Talim terbiye iyi örnek, bunlarin hepsi geçici seylerdir. Ve çevre degistirmedikçe, insan yetismesine imkan yoktur.” Mehmet Alinin sert tavirlari, onun gittigi yere uyum göstermesi baslica karakteridir.

Bekir Çavus: Daha önce askerlik yapmis oldugu için Ahmet Celale öbür köylülerden bir karis daha yakindir. Konusmalariyla iyimser ve cahil olmasi göze çarpar. Düsünçe yapisiyla köylülerden farkli olmadigi izlenimi veriyor.

Emine: Tipik bir Türk kizi. Ahmet Celala biraz sevgi göstermesine ragmen Mehmet Alinin kardesi Ismail ile evlenmistir. Bunun sebebi ise onun da köylüler gibi düsünmesidir ve Ahmet Celali yaban olarak adlandirmasidir. Köyün en güzel kizlarindan olan Emine zarifligi ve utangaçligi ile Ahmet Celalin ilgisini çekmistir. Cahilligi ve bilgisizligiyle ne yapacagini bilemeyen Emine, halasina bagli birisidir.

Yakup Kadri Karaosmanoglu, Yaban, s, 276 5. ROMANDA YER VE ZAMAN “Yaban”da zaman olarak

1.Dünya Savasinin bitiminden (1918) Sakarya Zaferinin kazanilisina kadar (1922) olan süre alinir. Romanlarda genel olarak üç türlü zaman kullanimi vardir. Ileriye siçramali zaman kullanimi

2. Geriye siçramali zaman kullanimi 3. Kozmik zaman kullanimi. “Yaban”da ileriye siçramali zaman kullanilmistir. Bu süre 1918′den 1922′ye kadar oldugu için ileriye dönük denmistir. Roman, ani biçiminde yazilmistir. Yazar eserini Kurtulus Savasi siralarinda, Haymana ovasinin ortasinda Porsuk çayi kiyisindaki bir Anadolu köyünde yerlesen Ahmet Celalin ani defteri olarak sunar. Nedeni bilinmemekle birlikte, köyün adi verilmemektedir.

Giris bölümünde bunu söyle anlatir:

(3) Garp Cephesi Kumandanliginin gönderdigi “Tedkik-i Mezalim Heyeti” o viranelerde, taslar altinda kömürlemis insan kemiklerini arastirirken bu kitabi teskil eden yazilari,ortasindan yirtilmis ve kenarlari yanmis bir defter halinde buldu.

ROMANDA DIL VE ÖZELLIKLERI

Yazarin dili zamanina göre bir aydin dilidir. Sonradan sadelestirerek Anadolu insaninin anliyabilecegi düzeye getirmistir. Bugün bile kitabin içinde kullanilmayan eski yabanci kökenli sözcükler vardir. Ama bu ilk yazildigindaki kadar degildir. Siradan bir kisi de bunu kolayca anliyabilir. Sik sik tasvirlerde uzun cümleler kullanmistir. “Onun, çok kere, küçük boz esegin tasiyamadigi en agir yükleri alnindan bir damla ter akmadan dimdik tasidigini görmüs ve tarlada, saatlerce belini dogrultmaksizin calistigina da sahit olmusumdur. ” -”Zeynep kadin, bir gün, bir komsu kavgasinda, paylasilmayan bir kocaman dibek tasini, husunetle teperek bir hamlede yere devirmisti. ” Yazar gene örneklerde de görüldügü gibi sik sik virgül isaretleri kullanmistir. Yakup Kadri, kisilerini verirken kaba bir tasvire girmez. Ayrintilar titizlikle seçilmis, anlatilan kisiyi yansitacak en tipik çizgiler kullanilmistir. Kisilerinin dis görünümüyle ilgili ayrintilarindan çok, kisiliklerinin disa vurumu olan davranislar anlatilmistir. Seyh Yusuf, Süleyman, Cennet gibi yan kisiler zaman zaman tanitilirken, serüvenleri islenir. Yapitin genel bütünlügüne bir canlilik kazandirirlar ve olay örgüsünü zedelemezler. (4) Çok basarili tasvirlerin yer yer yazarin baska bir romani olan “Erenlerin Bagi”ni hatirlatan atesli, çoskun bölümlerin ve keskin ruh tahlillerinin bulundugu eser, dünya edebiyat aleminin de dikkatini çekti. Alman basininda Yaban için su yazilmisti: “Bu tasvir, sarsici ve ihtirasli bir realistliktir. Ve kül renkli atmosfer o kadar içe giren bir güçle sekillendirilmistir ki, insan adeta azap duymaya basladigi zaman bile okumaga devam etmekten kendisini alamiyor. Bu çok enterasan romanin üslubu ve yapisi biçak kadar keskin bir zekanin hakim oldugu sarkli bir hikaye sanatiyla Avrupai kültür degerlerinin çok orjinal bir karisimini veriyorlar.” (4) Yakup Kadri ,Edebiyat-i Cedide dilinin etkisiyle yabanci sözcüklere ve yabanci dil kurallarina epey yer vermekle birlikte, 1.Dünya Savasi içinde kendine özgü bir üslup gelistirmistir. Yukarda da belirttigimiz gibi yazar kendi sagliginda, kendisi Yabani 11 inci baskisindan itibaren sadelestirmistir. Tasvir sanatini ustaca kullanmistir. “Askerlerin hepsi, toza topraga bulanmis derileri günesten pasli bakira dönmüs, sakallari diken diken uzamis, üst bas perisan bir haldeydi. Tam bir bozgun askeri!” Benzetme sanatini da iyi bir sekilde kullanmistir. Yukarda ki örnek tümcede bunu rahatlikla görebiliriz.

TÜRK EDEBIYATI IÇINDEKI YERI “Yaban” gerek Yakup Kadrinin romanlari içinde, gerekse Türk edebiyati tarihi açisindan ayri bir önem tasir. Yayimlandigi yildan bu yana da en çok tartisilan ve yazarini yücelten romanlarin basinda gelir. Bu, hem Türkiye tarihinin belli bir dönemine taniklik etmesinden, hem de bir tez romani olmasindadir. Nitekim ne zaman halk-aydin kopuklugundan söz edilse akla hemen “Yaban” gelecektir. (5) Önceleri, basindan beri kurtulus savasini destekleyen, sayginligini koruyan, romanciligini kanitlamis bir yazarin ürünü oldugu için övgüyle karsilanmistir. Getirdigi elestirideki dogruluk vurgulanir. Ama çok geçmeden Türk köylüsünü yanlis tanittigi, gerçekleri çarpittigi öne sürülecektir. Bu yargi aradan on yil geçtikten sonra geçersizlesir. Yaban 1942 de açilan CHP Roman Mükafatinda yayimlandiktan on yil sonra Sinekli Bakkalin ardindan ikinci gelir. Yaban Yakup Kadrinin yazdigi romanlar arasindan köye yönelik tek eseridir. Konusu açisindan düsünüldügünde diger romanlardan farklidir. Ama Yaban sanatçinin romanlarinin olusturdugu bir zincirdir. Bir Sürgün, Kiralik Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban ve Ankara Türkiyenin son yetmis yillik döneminde yazilmis genis bir yapitlar toplulugudur. Örneklerde gördügümüz gibi Yazar realist oldugunu kanitlayabilmistir. Romanin yazildigi yillara bakarsak bu bir basaridir. Türk Edebiyatinda yazilan ilk gerçekçi, köy sorunlarina cesaretle egilebilen romanlardan biri de Yabandir. Bu roman mevsimlik degildir ve tazeligini, gerçekçiligini koruyan bir eserdir. Yakup Kadrinin köye ve köylüye yaklasimi daha farklidir. Ona göre bu insanlarin sanki savasla hiç alakalari yok gibidir. “Askere çagrilma” olayi olunca savasla ilgilenirler. Milli Mücadeleye karsi köylülerin tavriyla Ahmet Celalin tavri birbirinin tam karsitidir. Bozgundan sonra geri çekilen düsman askerlerinin yaptiklari zülum bile tepkiye yol açmaz. Köy halki bu durumu hosgörüyle kabullenir. Bir kolunu onlar için veren Ahmet Celal ise deliye dönecektir. Çoskun bölümlerin ve ilginç anlatimlarin bulundugu eser, dünya edebiyat aleminin de dikkatini çekti. Önce Max Schults tarafindan Almancaya, sonra Alessandra Scalar tarafindan “Terra Madrique” adiyla Italyancaya çevrildi. (6) Vedat Nedim Tör gerçegi dile getirdigi için Y.Kadriyi alkislar. Bu romanda köy ve köylü çevresinde örülen “edebiyat maskesinin” alasagi edildigini belirterek Türk sanatçisina toplumsal bir görev yükler.(6) (5) Yakup Kadri Karaosmanoglu, Yaban, s, 13 (6) Vedat Nedim Tör, Kadro s,16,Nisan 1933 (7) “Bu romanda, yillar yili yüzüstü birakilmis olan köylü ile aydin arasindaki uçurum gösterilmek istenmistir.”

ROMANIN ELESTIRISI VE DEGERLENDIRMESI

Romanda belirtildigine göre, sehirden gelmis her aydin, köylü için bir “Yaban”dir. Eserin birçok yerlerinde yukardaki örneklerde görüldügü üzere köylü-aydin iliskisi üzerine, roman sinirini asip makale sinirina giren ve yazarin kisiligini açikça ortaya koyan sahifeler vardir. Yazarin deyimiyle “hikayeyi bölük pörçük eden bu feryadimsi hutbeler” ve bu çesit olaylarla Yabanin hemen her tarafi tiklim tiklim doludur. Bu tutum, realist bir eserde, roman teknigi bakimindan bagislanamayacak önemli bir kusurdur.(7) Ahmet Celal köylülerle kaynasip kendini yenilemek istemektedir. “Onlar gibi olmak, onlar gibi oturup kalkmak, onlarin diliyle konusmak. Haydi bunlarin hepsini yapayim. Fakat onlar gibi nasil düsünebilirim? gibi sorularla bunun bir yerde imkansiz oldugunu vurgular. Kisi ile toplum arasindaki uyum tek dis görünüsle olmaz. Kisi düsünce ve hissetme yönüyle ayni olmalidir. Romanin tezine bu açidan bakilinca degisik bir vurgulama ortaya çikiyor. Aydin ile köylü arasindaki uzakligin romanin tezi oldugunu ileri süren elestirmenler, bu kopuklugu, Osmanli döneminde oldugu gibi, yalnizca kültür ikilesmesinden dogan bir kopukluk gibi görüyorlar. Karaosmanoglu bunu da dile getiriyor kuskusuz, ama Yabanda vurgulanan karsitlik, vatani kurtarmak için savasan ilerici aydinlarla Kurtulus savasina inanmayan gerici köylüler arasindadir. Ahmet Celal ile köylüleri ayri dünyalarin insani yapan, okumus kentli ile cahil köylü arasindaki farkli tutumlardir. Ne diyor Ahmet Celal? “Türk entelektüeli yedi devlete harp açmistir. Türkiyenin karanlik semalarinda Mustafa Kemal adi bir safak yildizi gibi parliyor. Bunun etrafinda bazi peykler beliriyor, fakat inanilacak sey degil. Ben savasi istemeyenlerin arasinda yasiyorum. ” s(103-104) “Vatan delisi, millet divanesi” Ahmet Celalin köylüler arasinda böylesine yapayalniz kalmasinin nedeni onlarla paylasamadigi bu idealdir. Durmadan bu temayi isler Karaosmanoglu. Daha önce askerlik yapmis oldugu için Ahmet Celala bir karis daha yakin olan Bekir Çavus ile de aralarinda söyle bir konusma geçer örnegin: -Biliyorum beyim sen de onlardansin emme. -Onlar kim? -Aha, Kemal Pasadan yana olanlar… -Insan Türk olur da, nasil Kemal Pasadan yana olmaz? -Biz Türk degiliz ki, beyim. -Ya nesiniz? -Biz islamiz. Elhamdülillah… O senin dediklerin haymanada yasarlar. (s 200-201) Gerçi savasta dövüsenler, ölenler yine bu köylülerdir, ama onlar aydin subaylarin yönettigi bilinçsiz bir sürüdür. Ahmet Celala göre, yedi devlete savas açmis milliyetçi aydinlar var, ama gerçek millet yok. Onun için zafer kazanilirsa bile köylülerin degil de, topraklarin kurtulacagini söylüyor. (7) Cevdet Kudret, Türk edebiyatinda hikaye ve roman,s,166 Mustafa Kemal ve Yandaslari Kurtulus Savasi sirasinda kurtaricilik görevini üstlenmislerdir.Karsilarinda, onlara ve ulusa degil, Istanbulda halifeye inanan kitle vardir. Köy halki gazete okumadigi ve dis dünyadan haber alamadigi için Mustafa Kemali tanimiyor. Ahmet Celal köyden geçen Kemalist subaylardan söz ederken “Bunlar bir ordunun alelade subaylari olmaktan ziyade yeni bir mezhebin öncüleri gibidir” der.Ahmet Celalin kendisi de bir Kemalist degil mi? Ona inanmayanlar gibi onu düsman belleyip linç edecek hale gelmemis midir? Ama Isa kendisini çarmiha gerenleri bagislar çünkü onlar ne yaptiklarini bilemiyorlar.” Ahmet Celalda, düsman köyü yakip yikarken, o “mahser gününde” köylüleri bagisladigini söyler çünkü “bunlarin hiçbiri ne yaptigini bilmiyor.” Romanin hemen hemen yarisindan itibaren savasla ilgili haberler, konusmalar ve olaylar ön plana çikarken buna kosut olarak Ahmet Celal ile köylüler arasindaki iliskinin niteliginde bir degisiklik göze çarpar. Türk köylüsü aydini yadirgiyor ve ona yaban! diyor. Çünkü bu iki insan arasinda asirlarin açtigi ve henüz kapanmayan korkunç bir uçurum vardir. Bu ayrilik onlarin dillerini, itikatlarini ve görenek tarzlarini da birbirinden ayirmistir. Türk aydinina gelince: O da Türk köylüsünü tanimiyor. Çünkü bu kalabalik asirlardan beri tabiatin ortasinda köylüyü unutmustur. (8) Disinden, tirnagindan artirarak besledigi, hükümetin sihhati için doktorundan, ahlak ve imani için mualliminden, bakimsiz topraklari için ziraatçisindan ve hayvanlari için baytarindan, yollarindan, elektiriginden ve suyundan istifade edememis ise kabahat kimin? Köylünün, duygusu basit, düsüncesi geri, dili islenmemis ise onu bu halde birakmis olarak suç sehirlinin degil midir?(8) Bütün yukaridaki saydigimiz seylerden yoksun olan köylünün sehirliden farkli olacagi kesin. Aydinlar bu köylü kitlesi için ne yapti? Yillarca köylüden faydalanarak ve onu dag basinda yalniz biraktiktan sonra simdi ne bekleyebilir. 1920 döneminde Türkiye 1.Dünya Savasindan çiktiktan sonra Kurtulus Mücadelesini baslattigi zaman halk yorgun ve bitkin idi. Millet savas istemiyordu, tarafsiz kalmak onlar için hayat mücadelesi idi. Geri kalmisligin ve Ahmet Celali dislamalari o dönemde normal bir davranis olarak karsilanir. Çünkü onlar ne yaptiklarini bilmiyorlardi ve köylüler kendi aralarinda yapi itibariyla fazla gelisemediler. Köylerde okul olmadigi için insanlar okuyamiyor ve yazamiyordu. Eser, Milli Mücadeledeki köyü, kötü ve eksiksiz taraflari ile karsimiza getirirken, Türk köylüsü biraz abartilmistir. O dönemdeki köylülerin sosyal ve psikolojik yapilari ihmal edilmistir. Çatlak ve sabirli dudaklari, günesten yanmis uzun çehresi ve rengini atmis saçlari ile köylü yabanci istilaya karsi kin ve nefret içerisinde idi. Memleketteki sosyal ilerleyisin bir sonucu olarak, köylüler yavas yavas memlekete özlem duymaya baslamislardi. (8) Yakup Kadri Karaosmanoglu, Yaban, s,274 Yakup kadrinin (Yaban), 1923′de yazilsaydi belki yakilabilirdi. Fakat on yil sonra, Karaosmanoglunun coskun bir içtenlikle destekledigi devrimlerin yapildigi yillardir. Gele neklerine ve Islam Ideolojisine bagli Anadolu halki ve köylüsü bu devrimleri benimsemis degildir. Barbarlarin Yiktigi Köyler Ahalisine adli ve 1922 tarihli köy hakkindaki yazida söz konusu köylü, Karaosmanoglunun gidip gördügü ve acisina saygi duydugu köylüdür. Yabandaki köylü ise 1932 yilindaki Kadrocu Karaosmanoglunun düsündügü ve herseyin önce tutuculugu ve gericiligin kaynagi olarak gördügü Anadolu köylüsüdür. 9. SONUÇ Bu tezin amaci köylü ile aydin arasindaki uçurumu Kurtulus Savasi gerçegi içinde dile getirmektir. Kurtulus savasini o sicakligi ile anlatan romanda kisiler rollerinde uygundur. Zaman kullanimi Türk romanlarinda en çok gördügümüz ileriye dönük bir zaman kullanimidir. Olay örgüsü klasik roman türü içinde belli dügümlerle birbirine iyi bir sekilde baglanmis bir romandir. Bu eserde sehirliye karsi düsmanlik hisleriyle dolu köylülerin hayati vardir. Bu güzel denilebilecek hiç bir hareketi, hiçbir sanati yoktur. Yabanin bize tarif ve tasvir ettigi köylü, Orta Anadolunun bagri yanik topraklarinda kavrulup kalmis bir tek köyün halkidir. Fakat Yabani okuyan yabancilar ve hatta bir çok sehir insanlari diger köylülerimizin de böyle olmadigini bu eserin neresinden anliyabileceklerdir? “…Görüslerimi özetlersem, örneklerle gördük ki: a. Bu romanda, yillar yili yüzüstü birakilmis olan köylü ile aydin arasindaki uçurum gösterilmek istenmistir. Romanda belirtildigine göre, sehirden gelmis her aydin, köylü için bir “Yaban” dir. b. Yazar, romanda köy insaninin kendi iliskilerini ve toplumsal olaylar karsisindaki tavrini islerken, genellikle inandirici olabilmistir. Bunda, ortaya koydugu günlük olaylarin sunulusu kadar olayla ilgili kisilerin çizimindeki basarinin da payi vardir. c. Yazar, Sakarya savasindan sonra, düsmanin yakip yiktigi bölgelerde Heyet ile birlikte yaptigi bir inceleme gezisinde, gördüklerini hikaye ve makale biçiminde anlatmisti. Bunlar arasinda, Düsmanin yaktigi “Köyler Ahalisine” adli yazida köylü ile aydin arasindaki uzakliga deginen ve aydinin köylüyü yüzüstü birakmasindan yakinan sanatçi ayni konuyu Yaban romaninda islemistir. d. Roman, ani biçiminde yazilmistir. Olaylar bir Anadolu köyünde yerlesen Ahmet Celalin ani defteri olarak sunulur. e. Yabanda sive taklidi yapilmadigi zaman daha dogal görünen konusmalar kullanilir. Bunlarda kisilerin iç dünyalarinin belirtilme amacindan çok, durum ve günlük olaylarin yansitilmasi gözetilir. f. Ahmet Celalin katilamadigi Kurtulus Savasi karsisindaki duyarligi, anilarina, dünya görüsüne bagli olarak verilirken, bireysel durumlari, içine kapanisi dengeli ruhsal çözümlerle yansitilir. g. Eserin bir çok yerlerinde köylü-aydin iliskisi üzerine, roman sinirini asip makale sinirina giren sayfalar vardir. Bunu önsözde kendisi de açiklayan sanatçi, “Yaban, bir objektik romani degildir. Bu, ne bütün manasiyla bir roman, ne bütün manasiyla bir sanat ve edebiyat isidir. Yaban, çölde bir feryattir.” der. h. Yaban Cumhuriyet Halk Partisinin koydugu roman armaganinda ikinciligi kazanmistir. Yabanda dikkati çeken bir nokta da hayvan benzetmeleridir. Diger romanlarda karsilasmadigimiz kadar hayvanlara bu denli çok basvurulmustur. Bu köyün Insanlari “her biri kendi yuvasinda kunduza dönmüs” (Yaban,s,237). Yazarin burda amaci dogayla insanlari bütünlestirmekten çok, köylülerin ilkelligini, içgüdüleriyle yasayan hayvanlar gibi dogaya yakinliklarini vurgulamaktir. Hayvana en sik benzetilen iki kisi var romanda: Emine ile evlenen Ismail ve kurnaz Salih Aga. Romanda ilginç bir sekilde kullanilan doga ögelerinden biri de bitkiler. Bir karsitligi simgeleyen iki tür bitki var Yabanda: kurulukla, çoraklikla, çürümüslükle çagrisim yapan bitkiler. Diger tarafta hayat, güzellik ve canlilikla çagrisim yapan bitkiler vardir. “Yetim boyunlarini” büken, “hazin hazin köklerine bakan”, “iki karis yükselmeden sararmis zavalli ekinler” (s 91,s 84) Dogadaki bu çorakligini yayginlastirmak için bu kez bitkilestirir köylüleri “Bu isirganlar, bu kuru ülkede “yabani ot gibi” bitmis kuru bitkiler olurlar. Yabanin dokusunda kullanilan teknik, örneklerle verildigi gibi açikliga kavusmustur. Karaosmanoglu bütün romani boyunca kuru, hastalikli, pis ve çorak bir doga imgesi yaratmistir. Öbür taraftan çesitli yollardan köylüleri bu dogayla bütünlestirerek fizik planindaki nitelikleri moral plana da yansitmayi da basarir. Y.Kadriye göre köylü-aydin uçurumunun sorumlusu Türk aydinidir. Ama olaya derin açidan bakacak olursak Osmanli egitimi ve yönetimi büyük rol oynar. Köylü her zaman dagda unutulmustur ve köylüyü egitecek, gelistirecek adim atilmamistir. Vergi toplanacagi zaman, köyleri sömüren bir yönetim vardi ve Osmanli döneminde bu böyle devam etti. Ta ki Kurtulus Savasi döneminde kültür ikilesmesi farki daha da büyütmüstür. Köylü bütün olaylar karsisinda duyarsizdir çünkü onlar düsünce itibariyla kendi aralarinda fazla gelisemediler. Insan çevre içinde yapi ve akil yönünden ilerleyebilir. Ahmet Celal ise çevrenin genis oldugu Istanbulda yetismistir. Köydeki çevre ise her zaman ayni ve degismeyen çevre oldugu için o yörenin halki Ahmet Celali “Yaban” olarak adlandiriyor. Köylüler suçsuzdurlar ve ne yaptiklarini bilemezler. Köylü, duygusunu, düsüncesini, elini anliyamadigi ve hayat sartiyla uyusamadigi için sehirliye yabanci diyor. Fakat sehirli için de duygusunu, düsüncesini, dinini anliyamadigi ve hayat sartlariyla uyusamadigi köylü yabandir. Kusur kimde? Köylünün duygusu, basit, düsüncesi geri dili islenmemis ise onu o halde birakmis olarak suç sehirlinin degil midir? Köylüyü çaresiz, zavalli birakirken hiç bir merhamet ve sorumluluk duymamisdir. Günün birinde kolu ve kanadi kirilip da, köye isinamamis ise suç kimindir. Roman tek yönlü ele alinmistir. Aydin kendi bakis açisini ölçü olarak almis ve köylünün kendisine bakisini anlatmistir. Burada üzerinde durulmasi veya baska bir deyisle elestirilmesi gereken iki yön vardir. Öncelikle yazarin yaklasimi veya anlattigi olaylar objektif kriter olarak alinip genele maledilemez. Bütün köylüler yazarin anlattigi köylüler gibidir diyemeyiz. Romandaki yazarin köylüleridir. Onlar yazarin duygu ve düsüncesinin ürünüdür. Aydin ve köylü arasindaki uçurum sorunsali kitapta çok farkli ele alinmistir. Köylü suçlanmis , kötülenmistir aydin tarafindan. Köylü aydinin gözünde kötüdür, degersizdir. Ama bunun en büyük sorumlusu de aydinin kendisidir.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 06-04-2008, 22:21
 
Standart --->: YAban - Kitabı Özeti

ÇOK TEŞEKÜRLER serkan32 İNŞALLAH YARIN SENİN SAYENDE İYİ BİR NOT ALICAM SINAVDAN.


  #3  
Alt 06-04-2008, 22:30
 
Standart --->: YAban - Kitabı Özeti

başarılar dilerim kardeş inşallah iyi not alırsın


  #4  
Alt 22-10-2008, 16:30
 
Standart Yaban Özeti Yakup Kadri KARAOSMAN

ROMANIN KONUSU .
Romanda kurtuluş savaşı sırasında cephede kolunu kaybetmiş bir subayla, askerliği yeni bitmiş bir askerin köyünde geçen olaylar anlatılmaktadır.
ROMANIN ÖZETİ :
Sessiz ve sakin bir yerde hayatını sürdürmek isteyen Ahmet Celal , gittiği yerde ,yabancı olduğundan,yaban olarak tanımlanmaktadır. köydekilerle hiçbir bağlantısı olmamasına ve subay olmasına rağm en ona düşman gözüyle bakılmaktadır. Ülkenin tamamı işgal altında olmasına rağmen köylülerin bunu umursamaması , sonuçta; evlerinin kundaklanması, yiyeceklerinin yağmalanması, kadın ve kızlarına tacizde bulunulması onların akıllarını başlarına getirir.Bu durumu gören Ahmet Celal sevgilisini yanına alıp kaçmaya çalışır.
ROMANIN ANA DÜŞÜNCESİ:
Ülke topraklarının elden gitmesine rağmen duyarsızlığını sürdürmesinin,cahilliğin bir sonucu olduğunu göstermesidir.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
AHMET CELAL : içi vatan aşkıyla dolu,köylülerin cahilliğini gidermek için didinen,köy yaşamına alışık olmayan birisidir.
SALİH AĞA :Sinsi bir kişiliğe sahiptir. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden bir kişiliğe sahip.
MEHMET ALİNİN ANNESİ : Kendisini toprağa adamış, cahil, hiçbir şeyden habersiz ve başkalarının sözünü dinlemektedir.
BEKİR ÇAVUŞ : Askerlik yaptığından dolayı olayların kısmen farkındadır. Bulunduğu ortam itibariyle bildiklerini aktarmaktan çekinmektedir.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Bana göre Yaban ; aydınla köylünün anlaşmazlığını ve cahiliğini gözler önüne seren değerli bir eserdir.
ROMANIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
27 Mart 1889′da Kahirede doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisada başladı. 1903′te İzmir İdadisine girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısıra döndü, öğrenimini İskenderiyedeki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908′de başladığı İstanbul Hukuk Okulunu bitirmedi. 1909′da, arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti Topluluğuna katıldı. 1916′da tedavi olmak için gittiği İsviçrede üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam Gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşını destekledi. 1921′de Ankaraya çağrıldı ve bazı görevler verildi.
ESERLERİ :
Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Yaban, Ankara, Zoraki Diplomat, Panoroma


  #5  
Alt 14-03-2010, 17:24
 
Standart Yaban roman özeti yakup kadri karaosmanoğlu

Yaban roman özeti yakup kadri karaosmanoğlu

Ahmet Celal, bir Osmanlı padişahının oğludur. Savaş esnasında vurulmuş ve kolunu kaybetmiştir. Bu hazin hadiseden sonra, dünyadan elini eteğini çekmiş ve toplumdan kaçmak, sessiz sakin bir yerde yaşamak için Anadolu'nun ücra köşelerini seçmiştir. Bu sebebten dolayı, onun subaylık yaptığı dönemde ona emirer olarak hizmet eden M. Ali'nin köyüne gider.

Köydeki ilk günleri onun için çok zor olmuştur. Çünkü bundan önceki yıllarda, İstanbul'da yaşamış ve oranın kültürü ile bezenmiştir. Köylüler ona, oranın yabancısı olduğu için "Yaban" derler. Fakat, Ahmet Celal bu lakabı kendine laik bulmaz. Çünkü o, kolunu salt bu bu millet için kaybettiğini savunur. Onun için köydek ilk iki hafta köy yaşantısını alışma safhası olarak geçer. Bu arada M. Ali'nin müstakil evinin bir odasında kitaplarıyla gününü geçirir. Kitapları bir nebze dahi olsa yalnızlığını ve acısını unutmayı sağlar. Onlar, onun en iyi dostu olmuştur. Bu zaman zarfında, M.Ali'nin annesi, kız kardeşi ve kardeşi İsmail'le tanışır. Köy ortamı ona, İstanbul gibi büyük bir yerde yaşadığı için çok rezalet gelir.

Haftalar ilerledikçe Ahmet Celal, köy ahalisiyle yavaş yavaş tanışır. Köyün en zengini Salih Ağa, muhtar ve Süleyman adında karısını söz geçiremeyen adamla samimiyet kurar. Fakat, bu samimi yet sınırlıdır. Ahmet, onlara hep savaştan, Atatürk'ten ve Onun yaptıklarından bahsederken onlar, onu hiç ciddiye almaz ve bir gün düşman gelip, ülkeyi Osmanlıdan alacak ve onlar huzurlu bir ortamda yaşayacaklarını inanırlar.

Bir gün Ahmet Celal, köyün civarına gezmeye çıkar. Çünkü, köy halkının düşünceleri onun acısına tuz ekiyordu. Bundan dolayı yaylalara çıkar; doğanın verdiği huzur ile hem acısını hem de yalnızlığını kısmen de olsa unutur. Yine yaylalarda gezerken bir kız görür. Kız, istanbuldakiler gibi bakımlı, giyim-kuşamı iyi olmasa bile, onu çok etkilemiştir. Onunla konuşmak ister; fakat kız ondan kaçar. Çünkü o, köylülerin tabiri ile buraların yabanıdır. Günler geçmesine rağmen, kızı unutamamaktadır. Onu tekrar görmek ve konuşmak için yaylaya çıkar. Bir süre bekledikten sonra yine aynı kız oraya gelir. Ahmet onunla konuşmak ister; fakat nafile. Kız ondan yine kaçar. Fakat o, bu sefer onunla konuşamaya kararlıdır. Ve kızı bir süre kovaladıktan sonra onu yakalar. Kız , sudan yeni çıkmış balık misali, kaçmaya çalışır. Ahmet onu sakinleştirdikten sonra ona, "sadece seninle konuşmak istiyorum." der. Fakat kız yine de kurtulamk için çabalanır. Bir süre sonra, kızın isminin Emine olduğunu öğrenir.

Bu arada cephede savaş şiddetlenmiş ve köylerden tekrar askere çağırılanlar olur. Bunlardan bir tanesi de M.Ali'dir. Onun evden ayrılması ile artık yazarın köyde samimi olacağı, dertlerini anlatabileceği kimse kalmamıştır. Bir kaç hafta daha M. Ali'nin ailesiyle birlikte kalır. Fakat İsmail'in Emine'yi sevdiğini ve onunla evleneceğini duyunca evden ayrılır. Köyde başka bir yerde yaşamaya başlar. Fakat, kolunu kaybetmiş olmasından dolayı yardıma muhtaçtır. İlk zamanlar Süleyman onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Aslında o da yazar gibi terkedilmiş ve yapayalnızdır. Karısı, onu asker kaçağı birisiyle aldatmış ve ve İstanbul'a kaçmıştır. Fakat Süleyman karısını çok sevmektedir. Onu bir türlü unutamaz. Aradan günler geçer. Bir gün İsmail'in Emine ile evleneceğini duymasına rağmen yazar, muhtar gider ve Emine'yi kendisine istemesini söyler. Bunun üzerine muhtar hanımını Emine'nin evine gönderir. Ama Emine bu işe "Hayır" der. Üstüne üstelik yazara kolsuz olduğu için ağır hakaretlerde bulunur. Kendisi hakkında söylenen lafları yazar muhtarın ağzından duyunca deliye döner. Ona göre İsmail, Emine'ye layık birisi değildir.

Birkaç hafta sonra, İsmail'in Emine ile evlenmek üzere hazırlık yaptığını kahvede işitir. Emine'yi kafasından silmeyi başarmış; fakat bir türlü kalbinden atamamıştır. İkinci kez hayal kırıklığına uğrar. Bunun hıncını Süleyman'ı azarlayarak, karısı hakkında ileri geri konuşarak çıkartır. Bu kavgadan sonra, Süleyman daha fazla dayanamaz ve köyü terkeder. Yazar pişmandır ama çok geçtir.

Süleyman'ın evi terketmesinden sonra, kendisine yardım etmesi maksadıyla Emeti Kadın'ı tutar. Onun Hasan adında bir torunu vardır. Emeti Kadın hem torunu Hasan'ı hem de yazara bakmaktadır. Torunu Hasan küçük bir çobandır. Yazar, onunla koyunları otlatmaya çıkar. Böylece hem Emine'yi tekrar görmek hem de acılarını unutmak ister. Bu sırada dağların arkasından top sesleri gelmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi savaş köye doğru gelmektedir. Bu arada Emine İsmail'le evlenir. Yazar, bir daha köyün içinde gezemez olur.

Aradan fazla geçmez. Köye bir şeyh gelir. Köylülere, yurdumuzun düşmanlar tarafında zaptedildiğini ve niyetlerini Anadolu'yu elimizden almak olduğunu; yeşil sarıklıların bizi düşmana karşı savunduklarını ve müslüman olmak isteyen kraliçeden bahserder. Bu olayı yazar, Emeti Kadı'nın duyduklarından öğrenir. Bunun üzerine yazar sinirlenir ve şeyhe gider , onunla kavga eder.

Savaş cephelerde son surat devam etmektedir. Düşman uçakları köyün üzerinde kol gezmekte ve bir takım kağıt parçalarını yere atmaktadır. Kağıtta "Sakın yerinizden yurdunuzdan olmayınız. Biz size kötülülük etmeğe gelmiyoruz. Halife ve padişah bizimle beraberdir. Biz sizi Kemal'in çetelerinden kurtarmak için harbediyoruz." yazar. Köylüler, bunu okuyunca yazar, her birinin gözünün parıl parıl parlamağa başladığını görür. Bir akşam üstü eve dönmek üzere iken "Davranma!" diye bir sesle irkilir. Yazar ilk başta anlamazlıktan gelir; fakat bir kaç adım atar atmaz bir kurşun kulağının dibinden bir arı gibi vızıldayarak geçer. Yazar, bunun bir asker kaçağı olarak düşünür; ama ateş eden bir Türk askeridir. Az kalsın bir Türk askerinin kör kurşununa hedef olacaktı. Onlara durumu anlattıktan sonra birliğin (topçu müfrezesi) komutanlarından savaş hakkında bir kaç bilgi alır. Konuşmalardan yazar, Türk Ordusu'nun savaşı kazanacağından ümitperver olur. Artık savaş, köye çok yakın yerlerde cereyan etmektedir.Bu sebebten dolayı birlikler, köy yollarını kullanmaktadır.

Bir gün inanılmaz bir olay olur. Yazar, muhtar ve diğer köy ahalisi kahvede otururlarken, uzaktan çok dağınık halde bir birlik gelmekte olduğunu görmektedirler. İlk başta düşman sanılan birliğin daha sonra Türk Ordusu'ndan olduğu anlaşılır. Bekir Çavuş, savaşın son gelişmelerinden haberdar olmak için askerlerden bir kaç tanesini "Komutanınız nerede ?" diye sorar. Daha sonra birlik komutanı bir başçavuş çıkagelir. Başçavuş yorgun ve perişan haldedir. Bir süre Başçavuşla muhtar bakıştıktan sonra sarmaş dolaş olurlar. Çünkü o, bir zamanlar köyde yaşamış ve öldü sanılan Emine'nin babasıdır. Cephedeki bir kaç olaydan ve gelişmelerden konuştuktan sonra muhtar ona kızı Emine'yi hatırlatır. Daha sonra muhtar "Daha önce nerelerdeydin?" diye sorar. Bunun üzerin Başçavuş, on yıl moskofa esir düştüğünü ve esaret yıllarını anlatır. Bu arada Emine kahvehaneye babasıyla görüştürülür. İlk başta Emine, ürkek bakışlarla babasına baktıktan sonra göz ucuyla da yazara bakar ve utangaçlığından ne yapacağını bilemez. Bir süre bakıştıktan sonra yazar, Emine'nin artık İsmail'i sevmediğini bakışlarından anlar. Artık bu noktadan sonra, yazarla Emine arasında bakışmalarla birbirlerine olan aşklarını ilan ederler. Ama bir sorun vardır: Emine'nin İsmail'le evli olması. Bir müddet sonra başçavuş, anasını görmeye gider; askelerini de bir süre mola yapmak üzere muhtara bırakır.

Ertesi gün, sabah erkenden birliğin yola çıktığın öğrenilir. Dağın arkasındaki top sesleri iyiden iyiye artmaktadır. Köylüler bu olaya karşı tedirgindir. Çoban Hasan'la yazar arada sırada koyunları yaylaya çıkartırlar. Fakat, bir gün Küçük Hasan yaylaya kendisi gider. Ne olduysa o gün olur. Yazar, Küçük Hasan'ın "Geliyorlar" diyerek bağırmasıyla uyanır. Hasan'a "ne olduğunu" sorar. Benzi solmuş, soluk soluğa kalan Hasan :

- Aha onlar, senin dediklerin.Te karşıki belin üstünden yürüyüp geliyorlar.

Yazar bir süre kendini toparlayamaz. Çocuğun yüzüne bön bön bakar. Endişe ile apar topar bir kaç eşyasını toplamaya başlar; fakat kolu olmadığı için yardıma ihtiyacı vardır. Emeti Kadın'ı arar ama bulamaz. Evin etrafına bakınır hiç kimseyi bulamaz. Belliki köylü korkudan saklanmış olmalı. Düşmanın hemen köye girmek üzere olduğu, ağır topçu taburunun araba ve demir şakırtılarının seslerinden anlaşılıyordu. Yazar hemen kapısını kilitler, pencereleri kapatır. Aradan fazla geçmez. Dışarıda garip garip sesler gelmektedir. Bu sesler Yunancadır. Köy tamamen düşman askerleri tarafından ele geçilir. Her eve baskın düzenlerler. Bulduklarını köy meydanına çıkartırlar. Sırada yazarın evi vardı. Asker kapıyı açmaya çalışır aman nafile kapı kilitlidir. Son çareyi kapıyı kırmakta bulur.

İlk başta yazar, askere diklenmeye çalışır; sonuç vermeyince kendini düşman askerine bırakır. Bir süre sonra yazar, arayıpta bulamadığı köy halkının toplandığı yere götürülür. Burada askerler kadınlara, genç kızlara tacizde bulunur. Yazar bundan rahatsızlık duyar. Aslına bakarsan o, sadece Emine için endişe duymaktadır. Emine'ye baktıkça hem onları korumak hem de Emine'ye sakat olduğu halde erkekliğinden ödün vermediğini göstermek maksadıyla askerlerin arasından Rumca bilene, onu komutanın yanına götürmesini ister. Asker onu alır, komutanının yanına götürür. Yazar Fransızca bildiği için ona, Fransızca olarak askerlerinin halkı eziyet ettiklerini ve genç kızlara tacizde bulunduğunu ifade eder. Yunan subayı onu dinledikten sonra tekrar toplanma noktasına geri götürür. Ve askerlere ve köy halkına eziyet edilip edilmediğine dair sorular sorar. Ahali korktuğu için bir şeyler söyleyemez. Daha sonra askerler, köydeki bütün evleri arama yaptırarak silah namına ne varsa hepsini toplattırır. Ve köylülerden yiyecek, içecek toplarlar ve bunu para karşılığında aldıklarını göstermek maksadıyla öylülere bir kağıt verirler. Cahil köylüler buna inanır ve olan tüm yiyeceklerini teslim ederler. Halbuki Türk askerleri geldiğinde onlardan her şeylerini esirgemişlerdir. Eski bir subay olan yazar, düşmanın köylülerden yiyecek ve içecek toplamasından en az bir iki haftaya kalmaz köyden ayrılacaklarını yorumlar. Bir kaç gün ilerledikten sonra, yazar Emeti Kadın'ın çığlıkları ile uyanır. Hasan'a işkence ederler. Zavallı çocuk her tarafı yara bere içinde, acılar içinde kıvranmaktadır. Yazar ilk başta Hasan'ın öldüğünü zanneder ama nabzını yokladığında yaşıdığını farkeder. Yazarın endişesi giderek artar.

Ertesi gün, askerler topladıkları eşyaları saracak bir şey aramak için yazarın evini basarlar. Hasan o esnada çarşafın arasında yatmaktadır. Yazar, askerlere "Ne istiyorsunuz" der. Onlar cevap vermeden, aniden çarşafı öyle bir hızla çekerler ki Hasan yere "pat" diye sertçe yere düşer. Zaten hali perişan olan Hasan, bu sefer ölümü atlatamaz. Olduğu yerde yığılır kalır. Emeti Kadın ve yazar Hasan'a yardım etmek için koşarlar; fakat Hasan ölür. Ağlamalar, sızlamalar yazar kendini tutamayarak askere bir yumrukta yere serer. Olaylar bu esnada cereyan eder. Köylüler ilk defa da olsa yazarı haklı bulur ve askerlerin üzerine yürürler. Ortalık karışır. Bu karışıklıktan yararlanarak Emine ile yazar kaçarlar. Bu esnada yazar, böğründen vurulur. Fakat bu acıyı o anda hissetmez.sadece yazar değil, aynı zamanda Emine de sol bacağından yaralanmıştır. Kaçabildikleri yere kadar kaçarlar. Bir yere vardıklarında oturup dinlenmeye karar verdiklerinde vurulduklarını anlarlar. Hele Emine'nin yarası daha ağırdır. Kalkacak durumda değildir. Bu sebebten dolayı yazar Emine'yi yalnız bırakır ve yoluna devam eder.


KİTABIN ANAFİKRİ: Aydın birisinin köy halkı ile uyuşmazlığı ile birlikte Anadolu insanın bakımsızlığı, köylülerin olaylara karşı cahilliği ve yazarın yalnızlığı


  #6  
Alt 06-02-2014, 14:41
Ziyaretci
 
Standart Cevap: Yaban Kitabının Özeti

offffffffffffff biraz ayrıntı


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Yakup kadri karaosmanoğlu yaban kitap özeti YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU YABAN KİTAP ÖZETİ 1. KİTABIN KONUSU : Kitap kurtuluş savaşı sırasında cephede kolunu kaybetmiş bir subayla, askerliği yeni bitmiş bir askerin köyünde geçen...
Hiç Kitabının Özeti Hiç Şu otuz yıllık ömr-i tercüme-i halimdir. Şimdi kırkındayım, on yıl azade kaldı nihan. Ahiretten dönüşümde o ölen "neyzen" için Karşıma çıktı şu suret ile "eşkâl-i zaman"... Neyzenlikteki...
TR+TV=TRT Kitabının Özeti TR+TV=TRT Dinleyicileriyle, başka dünyalardan, daha doğrusu "dipsiz kuyulardan" sesleniyormuşcasına konuşan Radyo Spikerleri, 31 Ocak 1968 akşamı saat 19:30'dan başlayarak ete kemiğe bürünüp bir...
Name Kitabının Özeti Name “Sevgili, Sensiz ama her anımı seninle dolu olarak yaşamanın en dayanılmaz yanı nedir biliyor musun? Senin bir yüzünün olmaması bende. Sesinin olmaması. Senin sesin nasıl sevgili?...
Av Kitabının Özeti Av İki adam... Bilinmeyen kişiler tarafından, ölü bir adamın midesinden çıkan ve ne tür bir sır barındırdığından emin olamadıkları esrarengiz bir nesne yüzünden ortadan kaldırılmak istenen iki...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,728
Konular : 238,274
Mesajlar: 425,347
Şuan Sitemizde: 341

En Son Üye: yalba

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:07.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.