Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Tatil Bölgeleri > Türkiye'den Tatil Mekanları > Karadeniz ve İç Anadolu
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Sivas Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir)

Türkiye'den Tatil Mekanları kategorisinde ve Karadeniz ve İç Anadolu forumunda bulunan Sivas Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) konusunu görüntülemektesiniz.
Sivas Genel Bilgi İç Anadolu Bölgesinde yer alan Sivas, doğusunda Erzincan; güneyinde Malatya, Kahramanmaraş ve Kayseri; güneybatısında yine Kayseri; batısında ...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 23-02-2008, 18:24
 
Standart Sivas Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir)

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Sivas Genel Bilgi


İç Anadolu Bölgesinde yer alan Sivas, doğusunda Erzincan; güneyinde Malatya, Kahramanmaraş ve Kayseri; güneybatısında yine Kayseri; batısında Yozgat; kuzeyinde Tokat ve Ordu; kuzeydoğusunda da Giresun ile çevrilidir. İl topraklarının büyük bölümü Yukarı Kızılırmak, bir bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarında yer alır.

İl toprakları oldukça yüksek dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Bu dağlar III.zamanda başlayan Alp kıvrımlaşması sırasında Kuzey ve Güney Anadolu dağ sistemleri de belirginleşmiştir. Kuzey Anadolu dağlarının güneye, Güney Anadolu dağlarının kuzeye açılan kolları il alanının büyük bölümünü kaplamaktadır. Kuzey Anadolu sistemine bağlı olan bu dağlar Kızılırmak vadisi ile Kelkit vadisi arasını doldurarak batı-doğu doğrultusunda uzanır. Toroslara bağlı dağlar ise Şarkışladan başlayıp ilin ortalarına doğru sokulur. Bu iki sıranın dışında kalan ve genellikle tek tek yükselen dağlar, ilin diğer yükseltileridir. Bu dağlar arasında vadiler, çukurlarda oluşan ovalar ve yüksek platolar bulunmaktadır.

Bu dağlık alanda Çoruk-Kelkit vadi oluğu ile ayrılan, doğudan batıya doğru Kızıldağ (3.015 m.), Köse Dağı (3.050 m.), Tekeli Dağı (2.621 m.) ve Yıldız Dağı (2.537 m.) iç dağ sıralarını oluştururlar. İlin doğu kesimini Çengelli Dağı (2.596 m.) ile Karasu-Aras Dağlarının batı bölümünü oluşturan Yama Dağı, kuzey kesimini Giresun Dağlarının güneybatı uzantıların engebelendirir. Yama Dağının bulunduğu kesimdeki dağlar aynı zamanda Divriği Dağları olarak da isimlendirilir. İlin orta kesiminde Tecer Dağları bulunmakta olup, Beydağında 2.7.10 m.ye ulaşır.Bu dağların batısında İncebel, Karababa Dağları (2.235 m.) ve Akdağlar bululnmaktadır. İlin güney kesimini Hezanlı Dağı (2.283 m.) ile Göltepede 2.719 m.ye ulaşan Gövdeli Dağı engebelendirmektedir. Bunlar aynı zamanda Torosların uzantıları olup, ilin güney sınırını oluştururlar. İlin en yüksek noktası ise kuzeydoğudaki Kızıldağdaki Peynirli Tepedir (3.025 m.).

İl arazisi farklı jeolojik dönemlerde oluşmuştur. İl merkezinde Yıldızeli-Hafik arasında I.Jeolojik dönemden kalmış yaşlı kütleler yer alırken, Yıldızeli-Şarkışla arasında II.Jeolojik dönemde oluşmuş arazi ana çatıyı oluşturur. İldeki dağlar, III.Jeolojik devirde Alp orojenezi ile belirginleşmiştir. Gemerek-Şarkışla yöresindeki akarsu boylarında ise IV.Jeolojik dönemde oluşmuş birikintilere rastlanır. İl topraklarının kuzeyinde yer alan Kelkit Vadisi birinci dereceden deprem kuşağında yer alır. Zara-İmranlı çizgisinin kuzeyi ikinci ve üçüncü dereceden deprem kuşağında yer alır.

Sivasta platolar geniş bir yer tutmaktadır. Uzunyaylanın il sınırları içerisinde kalan doğu kesimi akarsularla bölünmüş olup ilin en büyük platosudur. İlin bir başka önemli platosu da Sivasın kuzeyindeki Meraküm Platosudur.

Sivasın coğrafi yapısında vadilerin önemi büyüktür. İl topraklarının yüksek kesimlerinden kaynaklanan akarsuların açtığı yarıklarda yer yer genişleyen alüvyonlu ovalar ve vadiler bulunmaktadır. Bunlardan Kızılırmak Vadisi Sivasın en önemli ve en uzun vadisi olup, İmranlının doğusundan başlar ve dar bir oluk halinde uzanır. Zarada biraz daha genişleyerek Merkez ilçenin içerisine girer. Kızılırmak Vadisini burada Fadlım ve Tecer ile Yıldızeli Çayı Vadisi de eklenir. İlin diğer önemli vadilerinden olan Çatlısuyu Vadisi Kangal Çayı Vadisi ismi ile, Tecer Dağlarının güneybatı yamaçlarından başlar ve Yama Dağının batısındaki Kalkım Çayı Vadisi ile Çetinkaya yakınlarında birleşir. Bundan sonra doğuya doğru yönelen vadi Tatlı Çayı Vadisi ismi altında dar bir yarık biçiminde Divriğiye kadar uzanır. Bu vadilerin dışında il topraklarında, Kulmaç Dağının güney yamaçlarından başlayarak Malatyaya kadar uzanan Tohma Vadisi, Giresun Dağlarının güney yamaçlarından başlayan Canik, Giresun, Otlukbeli ve Kösedağları arasında uzanan Kelkit Vadisi bulunmaktadır.

İl topraklarında akarsuların vadilerde açtığı oluklarda ve taşıdıkları alüvyonlar geniş ovaları oluşturmuştur. Bunların başında Gemerek Ovası, Yıldızeli (Bedehdun) Ovası ve Suşehri Ovası gelmektedir.

İl topraklarını Kızılırmak, Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı, Çaltı Çayı, Melet Çayı ve Tohma Çayı sulamaktadır.

Sivasın jeolojik yapısında kıvrılma ve yükselmeler sonucunda çöküntü alanlarında bazı göller oluşmuştur. Bunlardan Karagöl, Hafik Gölü, Lota Gölü ve Tödürge Gölü doğal göllerdir. Ayrıca sulama amaçlı olarak Gölova, Yapıaltın ve Maksutlu Barajlarının Baraj Gölleri bulunmaktadır. İlin kuzeydoğusundaki Kılıçkaya Baraj gölünün bir bölümü de il sınırları içerisindedir.

Sivas, İç Anadolu iklimi olan Karasal iklimin etkisinde kalmakla birlikte, kuzeyde Karadeniz, doğuda Doğu Anadolu yüksek bölge ikliminin etkileri görülmektedir. Yazları çok sıcak ve kurak olup, kış ayları ise soğuk ve kar yağışlıdır.

Sivas İlinin bitki örtüsü genellikle ilkbaharda yeşeren ve yazın kuruyan geven, sığırkuyruğu, kekik ve katırtırnağı gibi bozkır bitkilerinden oluşur. Yalnızca Yeşilırmak Havzasına giren ve Karadeniz ikliminden etkilenen Suşehri ile Koyulhisar yöreleri bitki örtüsü açısından zengin olup, iğne yapraklı ağaçlardan oluşan zengin ormanlarla kaplıdır. Bu orman örtüsünü sürekli yeşil kalan çok çeşitli ve zengin ağaçlar ile otsu bitkiler tamamlamaktadır.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, dağ ve kış turizmi, avcılık ile sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünler, buğday, arpa, şeker pancarı, fiğ, patates, çavdar, soğan, domates ve elmadır. Az miktarda baklagiller ve sebze yetiştirilir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılır. Eski bir atçılık merkezi olan Uzunyaylada boğa deposu vardır. Tavukçuluk ve arıcılık da önem taşımaktadır.

1968de kalkınmada öncelikli iller kapsamında olan Sivasta et kombinası, süt ürünleri, yem, dokuma, çimento, döküm, metal eşya, çivi, amyant, yedek parça, tuğla ve kiremit fabrikaları vardır. Ayrıca Türkiye Demiryolları Makineleri Sanayii Tesisleri, Beton Travers Fabrikası ve küçük sanayii kuruluşları bulunmaktadır. Bunlar daha çok el sanatları ve halı-kilim, düz dokumacılığa yöneliktir. İlde kuyumculuk, gümüş işlemeciliği ve halıcılık halkın ekonomik gelir kaynaklarındandır.

Yer altı kaynakları bakımından oldukça zengindir Merkez ilçede kireç taşı ve tuğla-kiremit hammaddesi, Divriğide demir ve linyit, Gemerekte mermer, Güründe demir, Hafikte asbest, İmranlıda gümüş, kurşun-çinko ve manganez, Kangalda demir ve linyit, Koyulhisarda bakır-kurşun-çinko ve kireç taşı, Suşehrinde magnezit, Yıldızelinde flüorit, kireç taşı, mermer ve tuğla-kiremit hammaddesi, Zarada magnezit ve talk içeren maden yatakları bulunmaktadır. Ayrıca ilin çeşitli yörelerinde de jips yatakları vardır.

Maden suyu kaynakları bakımından da zengin olan ilde, Yılanlı Çermik olarak bilinen Balıklı Çermik ile Sıcak Çermik ve Soğuk Çermik bunların başında gelmektedir.

Sivas ve çevresinde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntular yörede ilk yerleşimin Neolitik Çağda (MÖ. 10.000-5.500) başladığını göstermektedir. Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukurtarla ve Kavak Nahiyesi Höyük değirmeninde Neolitik Çağa ait Prehistorik buluntular ele geçmiştir. Ayrıca Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik Çağ (M.Ö.5000-3500) ile Tunç Çağı (M.Ö.3000-1500) buluntuları ile karşılaşılmıştır.

MÖ.3000lerde Hattilerin Yurdu olarak isimlendirilen Sivas çevresine MÖ.2000de Hititlerin yerleştiğini arkeolojik araştırmalar ortaya koymuştur. Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe köylerinde bulunan höyükler ve Gürün Şuğul Vadisindeki Hitit yazıtları yöredeki Hitit yerleşimini kanıtlamaktadır. Buradaki höyüklerde Hititlerin üzerinde Frig izlerine rastlanmış oluşu, Balkanlardan Anadoluya gelen Friglerin, Hitit yerleşim alanlarının üzerlerinde yaşadıklarını göstermektedir. Geç Hitit Devletleri döneminde Sivasın güney kesimi Hitit yazıtlarından öğrenildiğine göre Tilgarimmu ismi ile anılıyordu. Yöre MÖ.VII.yüzyılda Kimmer ve İskit akınlarına uğramış, MÖ.VI.yüzyılın başlarında Medler ve Persler yöreye egemen olmuşlardır.

Lydialılar döneminde Kral Yolunun Sivastan geçişi, yörenin önemini daha da arttırmıştır. Bugünkü il merkezinin bulunduğu yerde o dönemde Sebasteia isimli bir kentin olduğu bilinmektedir.

MÖ.IV.yüzyılın ikinci yarısında Persleri ortadan kaldıran Makedonya Krallığı bir süre yöreye hakim olmuş, İskenderin ölümünden sonra Kapadokia Krallığına bağlanmıştır. Uzun bir süre Pontus ve Ermeni Krallıklarının yönetiminde kalan yöre, MS.17de bütün Kapadokia ile birlikte Roma egemenliği altına girmiştir. Bu dönemde kısa sürelerle Partların ve Sasanilerin eline geçmiş, Bizans döneminde ise Armeniakon Themasının sınırları içerisinde kalmıştır. XI.yüzyılda ise Bizansın Sebasteia Themasına bağlanmıştır.

Malazgirt Savaşından önce Selçuklular yöreye akınlar düzenlemiş ve bazı Türkmen grupları da buraya yerleşmişlerdir. Bu arada Selçuklulardan Elbasan kısa süre yörede hakimiyet kurmuştur. Malazgirt Savaşından (1071) sonra Türkmen boylarının yöreye yerleşimi hız kazanmıştır. Kısa bir süre Selçuklu egemenliği altında kalan Sivasta Danişmendli Beyliği kurulmuştur (1075).

Danişmend Beyliğinin taht kavgaları ile zayıf düşmesinden sonra Anadolu Selçuklularını yeniden birleştiren I.Mesud, 1152de Sivası ele geçirmiştir. Bundan sonra 1175te II.Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçukluların hakimiyetine girmiştir. Ardından İzzeddin Keykavus Sivası başkent yapmış, uzun süre Sivasta kalarak Sivas imar etmiş ve geliştirerek büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir. İzzettin Keykavusun türbesi, medresesi o dönemden günümüze gelebilen yapılar arasındadır.

İzzeddin Keykavusun ölümünden (1220) sonra yerine geçen Alaeddin Keykubat zamanında Anadolu Selçuklularının en parlak dönemi olmuştur. Alaaddin Keykubat Moğol tehlikesini görerek Sivası 1224te surlarla çevirerek korunaklı duruma getirmiştir. II.Gıyasettin Keyhüsrev zamanında kötü yönetimden ötürü, sıkıntı çeken halk, 1240 yıllarında ayaklanarak Sivası yağmalamışlardır. Bu sırada Moğollar Anadoluyu ele geçirmek üzere harekete geçmiş, Gıyasettin Keyhüsrevi 1243te Kösedağı Savaşında yendikten sonra Sivası ele geçirmişlerdir. Bundan sonra Moğollar yöreye egemen olmuş, Moğollara bağlı Selçuklular, Moğolların kurduğu İlhanlı Devleti Sivası yönetmiştir. Sivas bu dönemlerde büyük gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur.

İlhanlılar döneminde Demirtaş Sivasa yerleşmiş ve istiklalini ilan ederek Sivasta uzun yıllar saltanatını sürdürmüştür. Demirtaştan sonraki Sivas Valiliğine Alaeddin Eratna oğlu Gıyasettin Mehmet, Alaeddin Ali ve oğlu Mehmet Bey gelmiştir. Kadı Burhaneddin Mehmet Beyi yerinden uzaklaştırarak Sivasta kendi adına bir devlet kurmuştur. Bu dönemde Burhaneddin Bey Sivası onarmış, surların etrafına hendekler kazdırarak kaleyi güçlendirmiştir. Ancak Akkoyunlulardan Kara Osman ile yapılan savaşta ölmüş ve yerine oğlu Alaaddin geçmiştir. Bu dönem Anadoluda Moğol ve Osmanlılar arasındaki savaşların, çekişmelerin başladığı dönemdir. Yıldırım Beyazıt Amasyayı alarak Sivasa yaklaşmış, o sırada Karamanoğullarının baskısına dayanamayan Alaaddin Bey de Sivası Osmanlılara teslim etmiştir.

Yıldırım Beyazıt, büyük Şehzadesi Emir Süleymanı şehre vali olarak tayin etmiştir. Sivas Osmanlıların eline geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Timurun istilasına uğramıştır. Bu dönemde şehir Timur tarafından yağmalanmış ve yakılmıştır. Sivas 1413te yeniden Osmanlı topraklarına katılmış, 1472de de Akkoyunluların saldırılarına uğramıştır.

Osmanlı yönetiminde Rumiye-i Sugra içerisinde yer alan Sivas yöresi 1511de Şahkulu, Baba Tekeli ayaklanmasında önemli rol oynamıştır. Yavuz Sultan Selim bu ayaklanmayı bastırmış ve Rum eyaletini Paşa Sancağı yapmıştır. Daha sonra Amasya, Çorum, Tokat kısmi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivasa bağlı birer sancak olmuştur.Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Sivastan 40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çeşmesi olduğundan söz etmektedir.

XVI.-XVII.yüzyıllarda Celali Ayaklanmalarının en etkili olduğu yerler arasında idi. XIX.yüzyıl sonlarında Sivastaki Ermeni ayaklanmaları Sultan II.Abdülhamitin kurdurduğu Hamidiye Alayları tarafından bastırılmıştır. Bu arada Kafkasyadan gelen Çerkez göçmenleri Sivasın Uzunyayla kesimine yerleştirilmiştir.

I.Dünya Savaşından sonra, Milli Mücadele Sivastaki kongre ile başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919da Samsuna çıkmış, Amasya ve Tokat Kongrelerinden sonra 27 Haziran 1919da Sivasa gelerek burada bir kongre yapılmasına karar vermiştir. Mustafa kemal Paşa ve beraberindeki heyet 4 Eylül 1919da bugünkü Atatürk Kongre ve Etnoğrafya Müzesi olan binada Sivas Kongresini yapmıştır.
Sivas Kongresi öncesinde General Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Refet Bele ile buluşan Mustafa Kemal Paşa 21-22 Haziran 1919da bir genelge yayınlayarak İstanbuldaki bazı devlet adamları başta olmak üzere komutanlara özel mektuplar yazmıştır. Bu genelge ve mektuplarda “ Milletin istiklâlini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskıdan uzak bir millî heyetin kurulması gerekmektedir. Bunun için yazışmalar sonunda, Anadolunun en güvenilir yeri Sivasta Millî Kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır. Fırka (parti) anlaşmazlıkları gözetilmeden her sancaktan, halkın güvenini kazanmış üç murahhasın (delegenin ), mümkün olan çabuklukla yola çıkarılması gerekir. Her ihtimale karşı bunun bir millî sır olarak tutulması ve gereken yerlerde yolculuğun değişik adla ve kılıkla yapılması lâzımdır. Müdafa-i Hukukı Millîye Cemiyetleri ve Belediye Başkanlıklarınca murahhasların seçilmesi ve yola çıkarılması hakkında, vatanseverlikle yardımcı olmanızı; ve onların adlarıyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim” yazılmıştır.

Sivas Kongresinde alınan kararlar bir bildiri olarak yayınlanmıştır:
“Mondros Mütarekesinin imzalandığı anda Osmanlı ülkesinin sınırları içerisinde kalan bölgeler bir bütündür, parçalanamaz, birbirinden ayrılamaz. Bunu çiğnemeye yönelik her türlü işgal ve müdahaleye silahla karşı koymak, meşru müdafaa hakkını kullanmaktır. Osmanlı hükümeti dış baskı karşısında ülke topraklarından bir bölümünü terk etmeye yönelirse buna karşı direnilecektir. Milletin bağımsızlığını, ülkenin bütünlüğüne saygı duyulması koşulu ile başka devletlerin ekonomik, sınai ve teknik yardımları memnunlukla kabul edilecektir. İstanbul hükümeti de diğer medeni ülkelerin, hükümetleri gibi milli iradeye saygı göstermeli, bu amaçla Meclis-i Mebusanı bir an önce toplantıya çağırmalı, aldığı kararları o meclisin denetiminden geçirmelidir. Ülkedeki tüm direniş örgütleri birleştirilmiş, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hıkık Cemiyeti adı altında toplanmıştır. Mevzii dernekler bu cemiyetin birer şubesi olacaktır. Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, Heyeti Temsiliye adı altındaki merkez tarafından yönetilecektir. Bu kurul gerektiğinde İdare-i Muvakkadi ilanına yetkili olacaktır.”

Cumhuriyetin ilanından sonra Sivas, il konumunu sürdürmüştür.

Sivasta günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Ulu Cami (1196-1197), Şifaiye Medresesi (1217), Buruciye Medresesi (1271), Çifte Minareli Medrese (1271), Gök Medrese (1271), Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası (1228), Abdülvahap Gazi Türbesi (XVII.yüzyıl), Şeyh Hasan Bey Kümbeti (1347), Ahi Emir Ahmet Türbesi (Güdük Minare) (1333), Kadı Burhaneddin Türbesi, Abdülvahab-i Gazi Türbesi, Şemseddin Sivasi Türbesi, Zarada Şeyh Merzuban Türbesi, İmranlıda Cogi Baba Türbesi, Yıldızelinde Pir Sultan Abdal Türbesi, Yıldız Köprüsü (XIII.yüzyıl), Eğri Köprü, Boğaz Köprü, Meydan Camisi (1564), Kale Camisi (1580), Ali Ağa Camisi (1589), Ali Baba Camisi (1792), Behram Paşa Hanı (1573), Kurşunlu Hamam (1576), Meydan Hamamı (XVI.yüzyıl), Taşhan (XIX.yüzyıl), Ziyabey Kütüphanesi (1908), Vali Halil Rıfat Paşanın yaptırdığı Hükümet Konağı (1884), Jandarma Binası (1908), Atatürk Kongre ve Etnaoğrafya Müze Binası (Eski Lise-Sivas Sultanisi) (XIX.yüzyıl) ve Türk sivil mimari örneklerinden eski Sivas evleri bulunmaktadır.

Hafik Gölü, Zara Tödürge Gölü, Gürün Gökpınar Gölü, Sızır Şelalesi, Eğriçimen yaylası, Kardeşler Ormanı, Kale Park, Sıcak Çermik, Soğuk Çermik, Balıklı Çermik ilin doğal güzellikleri olup aynı zamanda mesire yerleridir.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 23-02-2008, 18:24
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Gezgin Gözüyle

SİVAS MÜZESİ:Sivas'ta müze teşkilatı kurulması fikri eski yıllara kadar uzanmaktadır. Cumhuriyet Döneminde (1922) Hars Müdürlüğü'nün emirleri ile dağınık olarak bulunan eserlerin vilayet merkezindeki bir okulda toplanarak müze kurulması istenmiştir. Lise haline getirilen okulda küçük bir müzenin teşkil edilmiş olduğunu ve müze koleksiyonları arasında kıymetli eserlerin de yer aldığını görüyoruz. Bu müze 1923 yılında kabaca tasnif edilerek ziyarete açılmıştır.
Lise binasında müzenin gelişmesine imkân olmadığı anlaşılınca müze için vilayette bir yer aranmış ve il merkezindeki eski eserlerin de değerlendirilmesi düşüncesiyle müze ve eserleri 1927 yılında Gökmedrese'ye nakledilmiştir. Müzenin sistemli bir şekilde ele alınması ancak bundan sonra mümkün olmuştur. Bu arada, eserlerin bir kısmı Ankara'ya nakledilmiş ve bir kısmı da etnografik eserlerin yer aldığı Müze Eve verilmiştir. Ancak müze, bu koşullarda gelişme gösterememiştir. 1951 yılında Etnografya Müzesi'ne verilen eserler geri alınmış,çevreden de bazı eserler toplanmıştır.1968 yılına kadar Gökmedrese'de görevini yürüten müze, aynı yıl Buriciye Medresesi'ne taşınmıştır.
Sivas Müzesi 1 Kasım 1983 tarihinde, 4 Eylül 1919'da tarihi kongrenin toplandığı, lise binasına taşınmış, Buriciye Medresesi'nin ise Arkeoloji ve Taş Eserler Müzesi haline getirilmek üzere onarımı planlanmıştır.
Sivas Kongresi'nin toplandığı bina 1880'li yıllarda Vali Sırrı Paşa tarafından düşünülerek ilk temelleri atılmış, sonra gelen Vali Memduh Paşa ilk temel yerini bugünkü şekliyle değiştirmiş ve 1892 yılında o zamanki adıyla "Mülki İdadi" olarak hizmete sunmuştur.Daha sonra Sultani olarak hizmete giren bina 1924 yılında "Sivas Lisesi" adını almıştır. 1981 yılına kadar lise olarak kullanılan bina 1983 yılında müze olarak son şeklini almıştır. 3 katlı binanın 1. katında etnografik eserler teşhir edilirken 2. katta ise Atatürk- Sivas Kongresi ve Milli Mücadele ile ilgili bilgi ve belgelerin teşhiri yapılmaktadır. Sivas Müzesi'ne bağlı birimlerden Buriciye Medresesi ve Akaylar Konağı'nda onarım çalışmaları sürdürülmektedir. Müze Müdürlüğü'ne bağlı müzelerden biri de Aşık Veysel Müzesidir. Kültür Bakanlığı 1979 yılında Sivas İli Şarkışla İlçesi Sivrialan Köyü'ndeki bir evi kamulaştırarak müzeye dönüştürmüş ve 21 Mart 1982 tarihinde de bunu ziyarete açmıştır. Müzede Aşık Veysel'in kullandığı eşyalar, yöresel dokumalar ve fotoğraflar sergilenmektedir.
Sivas Müze Müdürlüğü kayıtlarında 1997 yılı sonu itibarı ile 2857 adet etnografik, 4621 adet sikke, 1965 adet arkeolojik, 50 adet çivi yazılı tablet, 215 adet mühür ve mühür baskısı, 182 adet el yazması kitap olmak üzere 9890 adet eser mevcuttur.
Atatürk ve Kongre Müzesi: Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül-18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli Mücadele Karargâhı"olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.
Binanın 12 Rebiül-evvel 1310 H (5 Ekim 1892) tarihinde Sivas Valisi Mazlum Paşazade Mehmet Memduh Bey tarafından Mülki İdadi Binası olarak yaptırıldığını belirten dört satırlık kitabe, halen Sivas Müzesi'nde bulunmaktadır.
XIX. yüzyılın Geç Osmanlı Dönemi sivil mimarlık örneklerinden biri olan yapı, üç katlı ve iç avluludur. Dış cephelerinde taş, iç mekânlarda ise ahşap ana malzemedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına üç buçuk ay süre ile resmi karargâh olarak tahsis edilen bina; Sivas Kongresi içtimalarının burada yapılmış olması, Anadolu'daki Milli Mücadele hareketinin teşkilatlandırılarak millet iradesinin her türlü baskının, kişi ve zümre idaresinin üstünde olduğunun bütün dünyada ispatlanması ve Cumhuriyet yönetiminin temellerinin burada atılmış olması ile tarihi bir hüviyet kazanmıştır. Sivas Kongresi'ne ondokuz vilayeti temsilen otuz iki üye katılmıştır,ancak illerden seçilerek kongreye sonradan dahil olan delegeler nedeniyle bu sayılar değişiklik göstermektedir.
Yapıldığı tarihten itibaren okul binası işlevini sürdüren yapı; İdadi, Sultani, Sivas Lisesi, Kongre Lisesi adları ile anılmıştır. 1930 yılındaki bir tadilatta doğu cephesindeki esas giriş batı cephesine alınmış, çatısı sacla kaplanmıştır. 1981 yılına kadar lise olarak hizmet veren binanın, Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in direktifleriyle müze haline getirilmesi planlanmıştır. 1984 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilen Kongre Binası; Bakanlığımızın Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce aynı yıl başlatılan müze amaçlı restorasyon ve teşhir ve tanzim çalışmaları sonucunda; bodrum kat depoların, laboratuvar ve fotoğrafhanenin yer aldığı mekânlar olarak; zemin kat Etnografya Müzesi; üst kat ise Atatürk ve Kongre Müzesi olarak düzenlenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye'nin bir müddet karargâh olarak kullandıkları binanın müsamere salonunda, 4-12 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresi'nin içtimaları yapılmıştır. Tarihi Kongre Salonu ve Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, kongrenin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir.
Üst katta ayrıca; kongre öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Atatürk'ün kongre hazırlığı ile ilgili tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon; o zamanki muhaberenin temelini oluşturan telgraf odası; Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon; merkezi Sivas'ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafa-i Vatan Cemiyeti'ne ait bildiriler ve haberleri içeren belgeler ile İrade-i Milliye Gazetesi'nin basıldığı matbaa makinası ve bu gazeteye ait nüshaların sergilendiği salonlar bulunmaktadır. Sivas Kongresi sırasında ve sonrasında Sivas'ta alınan tüm kararlara ait belgeler; Cumhurbaşkanlığı Köşkü-Atatürk Özel Arşivi, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Komisyonu ve Ateşe Özel Arşivi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı arşivlerindeki belgelerin örnekleri müzede sergilenmektedir.
Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi: Etnografik Eserler Bölümü
1892 tarihinde Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından yaptırılan yapı, XIX. yüzyıl Geç Osmanlı Dönemi sivil mimarisinin güzel örneklerinden biridir. Üç katlı ve iç avlulu binanın dış cephelerinde taş, iç mekânlarında ise ahşap malzeme kullanılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye'nin bir süre karargâh olarak kullandıkları ve o tarihlerde Sultani olan bina; Sivas Kongresi'nin 4-12 Eylül tarihleri arasında burada toplanması ile tarihsel bir kimlik kazanmıştır.
1981 yılına kadar okul olarak kullanılan bina onarımı, teşhir ve tanzimi gerçekleştirildikten sonra, 1990 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. Üst kattaki tarihi Kongre Salonu, Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, Kongre'nin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir Bu katta ayrıca; Kongre ile ilgili çeşitli belgelerin sergilendiği mekânlar bulunmaktadır. Binanın zemin katı tümüyle etnografik nitelikli eserlere ayrılmıştır.
Silah Seksiyonu: Osmanlı Dönemine ait kılıç, kama, zırh, miğfer, kalkan, ok, yay, tüfek, tabanca, barutlu tüfek gibi çeşitli savaş aletleri sergilenmektedir. A. Turan Türkeroğlu (Hacı Beslen) Odası: Etnografik nitelikli eserler, sikkeler, hat sanatının güzel örneklerinden olan levhalar, yağlıboya tablolardan meydana gelen koleksiyonunu müzeye bağışlayan Hacı Beslen'e müzede ayrı bir mekân ayrılmıştır.
Kilim Seksiyonu: Sivas ve yöresinden derlenen kilim,seccade,zili örnekleri bu seksiyonda yer almaktadır. 1180 tarihli Divriği Kale Camii'nin ahşap mimberi de burada sergilenmektedir.
Sivas Başodası: Osmanlı Döneminde Sivas konaklarında misafirlerin ağırlandığı baş oda; ocaklı ısınma sistemi, işlemeli perdeleri, sedirli, minderli, kırlentli oturma yerleri ve şerbetlikleriyle eskiden olduğu gibi düzenlenmiştir. Burada ayrıca mankenlerle de teşhir yapılmaktadır.
Divriği Ulu Camii'ne ait ahşap eserler de bu bölümde teşhir olunmaktadır.
Bakır Eserler Bölümü: Osmanlı Döneminde günlük hayatta çok kullanılan sini, ibrik, kazan, matara, lenger, sahan, kevgir, şamdan gibi bakır eşyaların yanı sıra, çeşme lüleleri, ağırlık ölçüleri, kilit ve kapı tokmakları bu seksiyonda yer almaktadır.
Tekke Eşyaları Bölümü: Sivas'taki eski tekkelere ait sancak, teber, şiş, tesbih, mum, zikir tespihleri, tef, zil gibi eserler teşhir edilmektedir.
Giysiler ve El İşlemeleri: Sivas yöresine has, yağlık, cepken gibi çeşitli giysiler, seccade, havlu ve bohçalar üç salonda sergilenmektedir. Orta vitrindeki giysiler, mankenler üzerinde canlı teşhirle ziyaretçilere sunulmaktadır.
Müze binasının orta avlusu halı seksiyonu halinde düzenlenmiştir. Sivas ve yöresine ait halılar kronolojik sıra ile sergilenmektedir.
Bu avluya açılan ve koridor üzerinde bulunan ondört pencere vitrin haline getirilmiş olup; kahve takımları, gümüş takılar, yazma ve hat sanatı ile ilgili eserler, cam ve porselen eşyalar, lambalar bu vitrinde teşhir edilmektedir.
Binayı yaptıran Memduh Paşa'nın 1904 (1322 H) tarihinde Sivas'ta dokunan portre halısı ile yapılış tarihini gösteren kitabe müzenin dikkate değer eserleri arasındadır. Prof. Dr. Şefik Dener'in müzeye armağan ettiği Kangal çorapları, halı yastık yüzleri de ayrı bir vitrinde sergilenmektedir. Gürün şalları müzede ayrı bir eser grubunu teşkil etmektedir.
Şifaiye Medresesi: İl merkezinde Selçuklu parkı içerisinde, Çifte Minareli Medresenin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Tıp okullarının ve hastanelerinin en eski ve en büyüklerindendir.1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus, vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'taki Şifaiye Medresesinin güney eyvanındaki türbede ailesi ile birlikte yatmaktadır.

Çifte Minareli Medrese: İl merkezindedir. İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Medresenin sadece doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır.



Gök Medrese: İl merkezindedir. Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı Gök Medrese adını almıştır. Plastik sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme kullanılmış olup, taç kapısının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan motifleri vardır. Medreseye girişte sağda mescit, solda ise Dar-ül Hadis bölümü mevcuttur.

Ulu Camii: İl merkezindedir. Sivas Müzesinde bulunan kitabesine göre 1196-1197 yılında Kızıl Arslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. Şeyh Hasan Bey Kümbeti (Güdük Minare) : İl merkezindedir. Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa minareye benzemesinden dolayı halk arasında Güdük Minare adıyla anılmaktadır. İl Merkezinde; Ahi Emir Ahmet Türbesi, Şemseddin Sivas-i Türbesi, Akbaşbaba Türbesi, Şeyh Erzurum-i Türbesi, Kadı Burhaneddin Türbesi, Süt Evliyası Türbesi, Bum Baba Türbesi, Arap Evliyası Türbesi, Arap Şeyh Türbesi, Meydan Camii, Ali Ağa Camii, Alibaba Camii ve Türbesi, Divriği'de Sitte Melik Türbesi, Kemareddin Türbesi, Nureddin Salih (Kemankeş)Türbesi, Gemerek'de Çepni Cami. Yıldızeli'nde Kemenkeş Kara Mustafa Camii ve Hamamı, Şeyh Halil Türbesi. Zara'da Şeyh Merzuban Türbesi ildeki diğer türbe ve camilerdir.


  #3  
Alt 23-02-2008, 18:25
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Sözlü Tarih

Şeyh Merzuban Söylencesi:
Söylenceye göre Şeyh Merzuban ,Xlll.yy ın ikiinci ayrısında yaşamışXlV.yy.başında ölmüştür.Buraya şeyhinin buyruğuyla Horosan'dan gelmiştir.Asıl adı Mahmud Ra Mazruban'dır.Amacı insanları doğru yola çağırmakionlara iyiyi doğruyu göstermektir.
Seşçuklu sultanı Alaeedin Keykubat Doğu seferine çıkmıştır.Bir süre kışal denilen yerde konaklar.Gecelri uzaktan uzağa yanan bir ışık ilgisini çekmiştir.Halka sorar Şeyhi sevmeyenlerden biri "Sultanım orada sarhoş bir Şeyh oturur.Gece Gündüz demez içer.Çira onedenle sönmüyor."der.

Sultan daha da ilgilenir.Ertesi gün iki deveye şarap yükler ve Şeyhe gönderir.Devret yakınlarında develerin bir adım bile atmadıkları huzursuzlandıkları görülür.Askerlerde develri kımıldatamazlar.Sonunda:"Bari gidip Şeyhe söyleyelim de yardım etsin."derler.Yanına vardıklarında ilk kez Şeyh konuşur:"Sulatan selam söyleyin,bize öyle şey gerekmez.Bazusu kuvvetli,kılıcı keskin olsun,Develerdeki yüklerin bir dengi yağ,bir dengi bal olsun,cümlesini askere yetirsin taam olsun" der.

Askerler dönüp olanları Sultan anlatırlar,Develrin yükü açıldığında bir dengi yağ,bir denginin bal olduğu görülür.Bunlarla orduya helva pişirilir.Tüm askerler doyar,gene de tükenmez.Bunu üzerine Sultan, Şeyhi tanımak ister.Yanına varıp duasını alır.yola koyulur.Düşmanala yüz yüze gelirler.düşman çok güçlüdür.Sultan yenilmek üzereyken ,Şeyh Merzuban'ın sözü aklına gelir."Bana yardım edecekti kavlimiz böylemiydi?" diye içinden geçirir.Sağ yanına döndüğünde Şeyhin Yanı başındak içayda abdest aldığını görür.İşi bitince ayağa kalkar:"sultanım kalbini bozma,zafer senindir"deyip atına atlar;yalın kılıç düşman üsütne varır.Sultanın askerleride ardından gider.Düşman bozguna uğrar.Seferden dönüşte,sultan gene Şeyhe uğrar.Tekke ile zara arasına boş bir alaan toprak yığdırıpkoskoca bir teep yaptırır.(günümüzde bu tepeye sadaka tepesi denmektedir) Şeyhi buraya çıkarıp,gözünün gördüğü yerleri bağışlayacağını söyler.Divriği yönünü isteyn şeyh ,buraları tekkenin malı yapar.Günümüzde de bu topraklar Şeyh Merzuban Tekesi'nindir.

Günün birinde Alaeddin Keykubad'ın canı kahve ister.CAriye kahveyi pişirip tepsiye koyduğunda eline sürekliiki fincan gelir.Ayırıp tek fincan koyar,dönüp baktığında tepside yine iki fincan vardır.Bu durum birkaç kez yinelenince durumu sultana anlatır.Sözünü bitirmeden kapı açılır.Şeyh Merzuban girer.Şeyh Merzuban günümüzde debir ziyaret yeridir.
Kösdoğan Söylencesi:Divriği kalesinin egemeni Mengücükoğlu Şahin Şah 'ın Ertuğrul adlı yiğit bir oğlu vardır.Ertuğrul günün birinde geyik avına çıkar,av izlerken karşı yakaya geçer.O sırada adamlarıyla birlikte oradan geçen Belkıs ile karşılaşır.Kız öyle güzeldir ki içine ateş düşer.Belkıs ta bu yiğit delikanlıdan hoşlanmıştır.
Ertuğrul atını sürüp babasının yanıan varır,Belkısla evlenmek istediğini söyler;kızın babası din ayrımı gözetip kızı vermezse savaş açmasını ister.Şah Ermeni kralına adamlarıyla durumu bildirir.Kral elçileri güler yüzle karşılar,ikramlarda bulunur.Şahı reddetmeyi hemen göze alamadığınıdan :"Savaş da neymiş?Hiç şahlar şahı kızımı isterde ben vermezmiyim? Yalnız hemen cevaplamam olmaz kızımla da bir konuşayım" der.
Belkıs çoktan razıdır.Ertuğrul bey gün batımlarında kalenin burcuna çıkar ,okunun ucuna bağladığı mektubu ,Belkıs'a fırlatır.belkıs da iki gün sonra aynı yolla cevabını yollar.Zamanla Belkıs'ın cevabı gecikmeye başlar.Ertuğrul bey Babsından bir kez daha elçiler göndermesini ister.Bu kez Kral:Kızımla konuştum o da istekli,ama kızım çok guruludur.erkek çocuğum olmadığından onu bir erkek gibi yetiştirdim.Şimdi o da "ben şahın oğluna varmak isterim,dillerini de dinlerini de kabul ederim ,anacak vaarcağım erkerğinde ne denli yiğit olduğunu görmeliyim diyor." der.elçiler biz ağızdan:"şahınızın oğlu dileidğiniiiizden de yiğit ,dilediğinizden de merttir.Dileğiniz nedir?"diye sorar.Kral da "Kalenizin burcundan kalın bir halat gerile Bu halat üç gün üç gece iç yağıyla yağlanaŞahımızın oğlu huzurumuzda bu halata tutunarakboğazu geçip bizim kalemize vara .Bunu başarırsa kızımı veririrm"der.Elçiler durumu Şaha anlatır.Şah bunu kabul etmek istemez oğlunu vazgeçirmek için yalvarmaları fayda etmez Ertuğrul Bey Belkıs'a kavuşmak için her şeyi kabul eder.Hazırlıklar tamamlanır,büyük gün gelir çatar.Ertuğrul halata tutunup karşıya geçmeye çalışır Belkıs'ın yüreği ağzındadır.Ertuğru bey büyük bir gayretle karşıya geçmeye çalışmaktadır.Tam kale burcuna tutunacağı sırada Ermeni kral yanındaki Pehlivanına "kes doğan" diye seslenir.pehlivanın halatı kesmesiyle Ertuğrul bey uçuruma yuvarlanıp poarçalanır durumu gören Belkıs ta kendini burçtan atar.Şahin Şah ordusuyla Belkıs Kalesi'ne yürür.kaleyi alır.Kral kaçmayı başarır.Olaydan sonra kalenin adı Kesdoğan olarak anılır.günümüzde kalenin duvarlarında kan lekesine benzeyen lekeler vardır bunların aşıkların kjanı olduğuna inanılır.
Sultan Gölü söylencesi:Bir zamanlar Şarkışla'da ouran Ağca Bey adlı varsıl bir kişi Yazları Sultan gölü'nün üst yanındaki Akdağ Tepeleri'nde geçirmektedir.Çok istediği halde bir erkek çocuğu olmamıştır.Tek kızı Sultan'ın üstüne titrer.Sultan da çok güzel biridir.Yöredeki tüm beylerin gözü üzerindedir.Babası bakarki kızını beylerden kurtarmanın yolu yoktur onu erkek kılığına sokar karısıyla kendi ölünceye kadar onu evlendirmemeye karar verir.Cirit,güreş,at koşturma dakızın üstüne yoktur.Kızı tanınmasın diye bey temelli buraya yerleşir;Akçakışla adlı bir köy kurar.

Bahar gelince Kayseri,Karamandan Avşarlar yöreye gelirler. Akdağ'ın üstü Avşarlar'ın çadırlşarıyla renklenir.Günün birinde sürülerini Akdağ çıkaran Avşarlar,Akçakışla'ya yakın bir yerde gecelerler.Herkesin uykuya daldığı aylı bir gecede çobanlardan Külahçıoğlu kavalını öyle bir üflerki,dağ taş kulak kesilir.Sultan'da sese uyanmış,kendinden geçmiştir.Hemen atına atlayıp sese doğru gider.Çobanı bulur.Bir süre söyleşirler.Sultan çobana sevdalanmıştır.Adını sorar;"Adımıza Külahçıoğlu derler Avşarlardanız"der.Kız :"bu tepenin adı Külahçıoğlu koydum.Her Bahr buada bir gece kal ve kaval çal.Al şu çevre sana armağanım olsun,beni andıkça kokla.Ben kızım,adımda Sultan.gönlümün ağası oldun.Sen de beni göğsüne sultan et" der.Atına atlayıp gider.Çoban ardındann vargücüyle bağırırsa da işittiremez.Yoksul bir çoban olduğu düşüncesiyle Sultan'ın kendisine varmayacağı düşüncesiyle günen güne erir.Diyar diyar dolaşır.Derdini kavalına döker.ertesi yıl yine Akçadağ'a gelir.Sultan Külahçıoğlu'nun kavalını duyar duymaz atına atlayıp yanına varır.söyleşir koklaşırlar.Bu böyle devam ederken bey durumu öğrenip çok kızar.Kızını bir odaya kapatır.Külahçıoğlu Sultan'ın gelmediğini görünce onu aramaya başlar dağ demez taş demez sonunda yaşlı bir kadın onu Sultana götürür.Sarılıp koklaşırlar ve "Akdağlar'ın namlı karı erirse,Kızılırmak boz bulanık akarsa,kekiklerin tavşanların kokmaya başladığı zaman kaçalım" diye sözleşirler.

Sonunda gün gelir Sultan'ın kulağı kavalın sesindedir.Fırtınalı bir günde kavalın sesini duyar atına atlayıp sese doğru gider,ama ses her defasında değişik yerden gelmektedir.Rüzgarın oyunundan şaşıran sultan atını bir sağa bir sola sürer.Sonunda sesin Turna Dağı'ndan geldiğine karar verir ve o yana gider.Dağ ulaşmak için Kızılırmak'ı geçmek gerekmektedir.Oysa Kızılırmak çoşmuş kabarmıştır.sultan atını sürer,sulara kapılır bir türlü karşıya varamaz.Sonuda atı havalanır gibi olup kızı karşıya atar.At sakatlanmıştır.Kaval sesi gitgide uzaklaşmaktadır.Sultan deliye döner.Turna Dağı'na yönelir.Bir uçuurm başına varır.Aşağıda da bir ırmak çağıldamaktadır.Ses uzaklaştıkça sultan umutsuzluğa kapılır,otları tırnaklaya tırnaklaya yol almaya çalışır.Tam yaklaştığında ayağı kayar,kızılırmak'ın sularına kapılır.Ertesi gün buralarda gezen avcılar sultanın cansız cesedine rastlarlar.Külahçıoğlu'da yiter gider,bir daha kimse ondan haber alamaz.bundan sonra Sultan'ın düştüğü su Sultan Gölü ,yar da Sultan Yar'ı adıyla anılır.

Dikilitaş söylencesi:Zara'nın varsıl ailelerinden Hacı Ahmet oğlunu evlendirmektedir.düğün evinde her şey boldur.Herkes yiyip içmekte gülüp eğlenmektedir.Ertesi gün düğün alayı hazırlanır;güvey samenbaşının elini üper,yola çıkılır.İş beklemeye kalmıştır.Güvey merak içindedir.Arkadaşları güveyi samenin gelişini izlemek için dikilitaş Tepesi'ne çıkarır.

Bir süre sonra samenler görünür.Geleneklere göre samen havaya ateş ederken güveyi vurur.Cansız bedeni yere yuvarlanır.Düğün evi bir anda yasa bürünür.Haberi alan gelin kendini Kızılırmak'ın serin sularına atar.Bir süre sonra Kızılırmak tan çıkarılan ceset güveyin yanına gömülür.İkisi yan yana gömülüdür.Dikilitaş tepesindeki bu mezar günümüzde de kavuşamayanların ziyaret yeridir.


  #4  
Alt 23-02-2008, 18:25
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Cami ve Mescitleri


Ulu Cami (Merkez)

Sivas il merkezinin ortasında bulunan bu caminin yapım tarihi yakın tarihlere kadar kesinlik kazanamamıştır. Vakıf kayıtlarında ise Sultan Alâeddin ve Sultan II. Kılıçaslanın oğlu Kudbeddin Melik Şahın isimleri geçiyordu. 1960lı yıllarda Ulu Caminin restorasyonu yapılırken ortaya çıkan kitabesi birleştirilmiş ve buna dayanılarak da caminin Kudbeddin Melik Şah (1192-1193) oğullarından Abdül Ahi tarafından 1197de yaptırıldığı anlaşılmıştır. Cami, I.İzzettin Keykavus Döneminde 1212 yılında onarılmıştır.

Bu cami Anadolu Selçuklu camilerinin en eskilerinden bir örnek olup, harap bir durumda iken 1960lı yıllarda onarılmıştır.

Kitabe:

”Bu mescit İzeddinin oğlu Melik Kudbeddin Melik Şah zamanında Allahın rahmetine muhtaç Abdül Ahi tarafından yaptırılmıştır.”

Cami bir avlu içerisinde olup, 56.00x33.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Oldukça sade bir taş işçiliği gösteren camide süsleme elemanına rastlanmamaktadır. Duvarları kesme taştan yapılmıştır. Kuzey yönündeki üç kapı ile içerisine girilen camide beş sıra halinde enine dizilmiş on sıra halinde elli adet yontma taş payeler üst örtüyü desteklemektedir. Bunlardan orta sahnın güney duvarı önüne bir niş halinde silindirik mihrap yerleştirilmiştir.

İbadet mekânı kuzey ve güney doğrultusundaki yüksek duvarların üzerinde bulunan kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Üst örtü 1.20x0.90 m. ölçüsünde birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmış payelerin taşıdığı kirişler üzerine düz damlıdır. Son onarım sırasında üzerine kurşun kaplı bir çatı eklenmiştir.

Caminin güneydoğu köşesindeki minare 10 m2lik bir alanı kaplamakta olup, 35 m. yüksekliğindedir. Son derece güzel bir taş işçiliği olan minarenin kaidesi sekizgen planlıdır. Gövdeyi oluşturan geometrik desenler tuğlalarla meydana getirilmiştir. Bunun üzerine birkaç sıra halinde firuze çiniler yerleştirilmiştir. Minare gövdesi tamamen tuğladan olup, üzerindeki çiniler yer yer dökülmüştür. Gövde üzerinde, şerefenin alt kısmına rastlayan kufi bir yazı frizi ile mukarnas dolgular yerleştirilmiştir.


Kale Camisi (Merkez)

Sivas il merkezinde, Kale Mahallesi Selçuk Sokakta bulunan bu camiyi Sultan III. Murat döneminde, Sivas Valisi Mahmut Paşa 1580 yılında yaptırmıştır.

Sivas'ta Osmanlı dönemi camilerinin en güzel örneklerinden biri olan bu yapı, kesme taştan, 16.70x18.75 m. ölçüsünde kare planlıdır. İbadet mekânının üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağı dıştan on iki tambur ve bunun üzerinde de on altı köşelidir. Minber ve mihrabı mermerden olup, oldukça sadedir.

Kare kaide üzerinde yükselen minaresi yuvarlak gövdelidir.

Caminin avlusunda Osmanlı yardımlaşma kültürünün bir örneği olan iki adet sadaka taşı bulunmaktadır. Günümüze sadaka taşlarından çok az örnek gelebilmiştir. Osmanlı döneminde sadaka taşının üzerindeki çukurlara hayır sahipleri para bırakır, sonra ihtiyacı olanlar bunları alırlardı.




Meydan Camisi (Çukur Cami) (Merkez)

Sivas Dikilitaş Caddesinde bulunan bu camiyi Koca Hasan Paşa 1564 yılında yaptırmıştır. Önündeki son cemaat yeri XIX.yüzyılda buraya eklenmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1968 yılında onarılmıştır. Halk arasında Çukur Cami ismi ile de tanınmaktadır.

Cami kesme taştan ve 19.00x27.50 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Üst örtü dört köşeli kalın sütun ile desteklenmiştir. Üzeri eğimli bir çatı ile örtülmüştür. Minber ve mihrabı özellik göstermemektedir.

Kare kaide üzerinde tuğladan yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Caminin avlusunda Zileli Şeyh Şemseddin Sivasinin türbesi bulunmaktadır.


Ali Ağa Camisi (Merkez)

Sivas il merkezinde, Hükümet Meydanı yakınındaki Ali Ağa Sokağında bulunan bu camiyi Sivas Valisi Sağır Behram Paşanın oğlu Mustafa Bey 1580 yılında yaptırmıştır. Bu caminin yapımı ile ilgili bir de söylenti vardır. Bu söylentiye göre;

Camide kılınan ilk namazda, camiye gelenlere imamın ne okuduğunu soran Mustafa Beyin uşağı Ali Ağanın sorusunu yanıtlayan üç kişiyi Behram Paşanın konağına davet etmesinden ötürü Ali Ağanın ismi camiye verilmiştir.

Cami yontma taştan, 12.50x16.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânının üzeri kubbelidir. Mihrap yonca biçimli bir kemerle çevrilidir ve mukarnas dizilidir. Caminin ahşap minberi daha geç dönemde buraya konulmuştur.

Kare kaideli, yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Caminin avlusunda Şair İsmail Sefanın (1866-1901) mezarı ile yakınında da 1581 tarihli bir çeşme bulunmaktadır.


Ali Baba Camisi (Merkez)

Sivas il merkezinin kuzeyinde Ali Baba Caddesinin sonunda bulunan bu cami, giriş kapısındaki kitabesinden öğrenildiğine göre h.1200 (1786) yılında, Ali Baba isimli bir kişi tarafından yaptırılmıştır.

Cami yontma taştan, dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı oldukça geniş pencereler ile aydınlatılmıştır. Caminin kadınlar bölümünün sağında camekânla bölünmüş olan bölümde Ali Babanın türbesi bulunmaktadır. Bu türbede Ali Baba, oğlu ve iki torununun sandukaları bulunmaktadır.

Minaresi kesme taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


Osman Paşa Camisi (Kilise) (Merkez)

Sivas Osmanpaşa Caddesinde bulunan bu cami, Bizans döneminde yapılmış bir kiliseden Osman Paşa tarafından 1584te camiye dönüştürülmüştür.

Yontma taştan kapalı haç planında yapılan caminin mihrap kısmı yarım kubbe şeklindedir. Buradaki küçük kubbe iki sütun ve mihrap duvarı ile bağlı kemerler üzerine oturtulmuştur. Bunun dışında kalan bölümler tonozludur.

Kiliseye çevrildikten sonra eklenen minaresi taş kaideli olup, tek şerefeli, tuğla gövdelidir.


Paşa Camisi (Merkez)

Sivas il merkezinde, Çarşı içerisinde Nalbatlarbaşı Caddesinde bulunan bu camiyi Süleyman Bey 1421 yılında küçük bir mescit olarak yaptırmıştır. Süleyman Beyin soyundan gelen ve Sultan I.Abdülhamidin damadı, Hibetullah Sultanın eşi, Sivas Valisi Alâeddin Paşa 1805 yılında bu mescidi yıktırarak daha büyük bir cami yaptırmıştır. Bu nedenle de camiye Paşa Camisi ismi verilmiştir.

Cami yöresel sarı kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. XIX.yüzyıl batı etkisindeki Osmanlı camilerinden bir örnek olup, ibadet mekânını dört payenin yuvarlak kemerlerle birbirine bağladığı merkezi bir kubbe örtmektedir. Bu kubbe yüksek bir kasnak üzerinde olup, dört taraftan çeyrek kubbelerle desteklenmiştir. Ayrıca payelerin üzerleri dışarıdan ağırlık kuleleri şeklindedir. Mihrap nişi dikdörtgen bir çıkıntı yaparak caminin yüksekliği boyunca dışarıya taşkındır. Mihrap içten yuvarlak niş şeklinde olup, devrinin kalem işleri ile bezenmiştir.

İbadet mekânı üç sıra halinde pencere dizileri ile aydınlatılmıştır. Bunlardan alt sıra pencereler dikdörtgen söveli, üst sıradakiler ise yuvarlak kemerlidir. Minaresi 1950 yılında tek şerefeli ve taştan yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda caminin yanına ikinci bir minare daha eklenmiştir. Minareler taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve ikişer şerefelidir.


Sait Paşa Camisi (Merkez)

Sivas Sait Paşa Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan bu camiyi, Sivaslı Sait İbrahim Paşa 1819 yılında yaptırmıştır. Caminin banisi Sait Paşanın mezarı Abdülvahap Gazi mezarlığındadır.

Cami kesme taş ve moloz taştan dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânının üzerini dört ağaç direğin taşıdığı düz bir dam örtmekte olup, üzeri kiremit bir çatı ile kaplanmıştır. Mihrap ve minberi özellik göstermemektedir.

Caminin minaresi taştan olup, tek şerefelidir.


Büyük Kazancılar Camisi (Merkez)

Sivas il merkezinde bulunan bu cami minare kaidesindeki kitabeden öğrenildiğine göre Mehmet Ağa tarafından 1812 yılında yaptırılmıştır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planda olup, üzeri kırma bir çatı ile örtülmüştür. Moloz taş ve kesme taştan yapılan caminin içerisinde dikkat çeken bir bezemesi bulunmamaktadır. Yanında kesme taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


Çatalpınar (Korkmazoğlu) Camisi (Merkez)

Sivas Çatalpınarda bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelememiştir. Bununla beraber cami içerisindeki bir levhada Ali Aşkar Paşanın 1833 yılında yaptırdığı yazılıdır.

Moloz taş ve tuğladan yapılmış olan cami kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üzeri kırma çatı ile örtülüdür. İçerisinde herhangi bir bezemeye rastlanmamıştır. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi vardır.


Vişneli Cami (Merkez)

Sivas il merkezinde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelememiş bu yüzden de yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak belgelerden Miralay İsmail Bey tarafından 1862 yılında yenilendiği öğrenilmektedir.

Cami moloz taş ve tuğladan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Yanında taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


Kale (Hisar) Camisi (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesinde, Divriği Kalesi içerisindeki bu camiyi Mengüçoğlu Sultanı Süleyman Şah oğlu Emir İshak tarafından 1180-1181 yıllarında yaptırılmıştır. Mimarı Magaralı Firuzdur.

Sivas Divriğide Türk dönemi yapılarının en eskilerinden biri olması nedeniyle önem kazanan bu yapı Çaltı Vadisine yönelik bir uçurum kenarındadır.

Cami yöresel kırmızı renkte taştan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olup, üzeri tonoz ve kubbe ile örtülüdür. Kubbe yıkılmış ve günümüze pek az kalıntısı gelebilmiştir.

Giriş kapısı Anadolunun erken dönemde yapılmış anıtsal görünümlü taç kapılarındandır. Bu giriş kapısı geometrik bezemeler ve sırlı tuğlalarla çevrili yuvarlak bir kemer halindedir. Bu kemerin üzerinde de h.576 (1880-1881) tarihli kufi yazılı kitabesi bulunmaktadır. Burada geometrik motiflerin yanı sıra yıldızlar ve rumiler de dikkati çekmektedir. Bunların çevresini burmalı mukarnaslı bir silme çevrelemektedir.

İbadet mekânı iki sıra halinde altı taş ayakla üç sahna ayrılmıştır. Taş ayaklar yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır.Kemerler taş ayaklar üzerindeki dikdörtgen taş yastıklar üzerine oturtulmuştur.Orta sahın tonozla, yan nefler ise dörder kubbe ile örtülüdür. Üç dikey sahınlı ibadet mekânı birbirlerine eşit tonoz ve kubbelerden oluşturulmuş örtü sitemi o dönem için oldukça yenidir. Orta sahın diğer iki yan sahından daha geniş tutulmuştur.

Mihrap bölümü ibadet mekânından ayrılarak yarım kubbeli ve bezemelidir. Mukarnaslı mihrabın yanlarındaki paye başlıklarında palmet ve lotuslar, köşelerinde de aslan başlarına benzeyen motifler görülmektedir. Abanoz ağacından olan minberi kündekâri tekniğinde yapılmıştır. Erken dönem ağaç minberlerindendir. İç mekân duvarların üzerindeki küçük pencerelerle aydınlatılmıştır.

Kale Camisi'nin dış görünümündeki zenginliğe karşılık ibadet mekânı oldukça sadedir.


Ulu Cami ve Darüşşifa (Divriği)

Sivas Divriği ilçesinin doğusunda, Divriği Kalesinin bulunduğu tepenin yamacında ve surların dışında bulunan Ulu Cami ve Darüşşifasını, kitabelerinden öğrenildiğine göre Mengüçoğlu Süleyman Şahın oğlu Ahmet Şah ve eşi Behram Şahının kızı Adil Melike Turhan Melek Sultan1229 yılında yaptırmıştır. Bu nedenle de bazı kaynaklarda ismi Ahmet Şah Camisi olarak da geçmiştir. Yapı topluluğu XVI. yüzyıldan başlayarak değişik zamanlarda onarımlar geçirmiştir. Son onarımını da Vakıflar Genel Müdürlüğü, Y.Mimarı A.Saim Ülgen tarafından 1969 yılında yapılmıştır.

Yapı topluluğu cami, güney duvarına bitişik darüşşifa ve türbeden meydana gelmiştir. Yapı topluluğunda on bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabelerde caminin h.626 (1228-1229) yılında Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat döneminde Mengücekoğulları Beyi Ahmet Şah ve eşi tarafından yaptırıldığı belirtilmiştir. Yapının mimarı Megaralı Hasan Bin Firuzdur. Caminin doğu cephesindeki pencere üzerinde bulunan kitabede Ahlatlı Nakkaş Ahmet, minberinde Tiflisli İbrahim oğlu Ahmet ve Hattat Mehmet, caminin güney duvarındaki ayette de Mehmet oğlu Ahmetin isimleri yazılıdır. Bu kitabeler, yapı topluğunun bir ekip tarafından yapıldığını göstermektedir.

Anadoludaki Türk mimarisinin erken örneklerinden olan bu yapı topluluğundan cami, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen bir plan düzeni göstermektedir. Yöresel sarımsı kesme kalker taşından yapılmış olan cami ve medrese bir bütün olarak 32.00x64.00 m. ölçüsündedir. İbadet mekânına batı, kuzey ve doğusundaki üç ayrı kapıdan girilmektedir. Bu kapılardan doğudaki kapı sonradan pencereye dönüştürülmüştür. Bunlardan kuzey cephesinin ortasındaki anıtsal kapı diğerlerinden çok daha farklı olarak yapılmıştır. Anadoludaki benzeri örneklerinden bezeme olarak da farklılıklar göstermektedir. Bu portal oldukça yüksek ve dışarıya taşkındır. Yüksek kabartma tekniğinde geometrik ve bitkisel motiflerle çevresi bezenmiştir. Geometrik motiflerin yanı sıra tam ve yarım yıldızlar, dörtgenler, altıgenler, baklava motifleri ve zencerekler de bezemeyi tamamlamaktadır. Bitkisel motiflerde kıvrık dallar, rumiler, palmetler ve az da olsa lotuslar bazen sade, bazen de karmaşık biçimde birlikte kullanılmıştır. Bu bezeme diğer kapılar ve Selçuklu dönemi portallerinden farklı olarak çerçeve dışına taşmaları ortaya ilginç bir görünüm getirmiştir. Bezemelerin kuralsız biçimde sınır tanımadığı da açıkça görülmektedir.

Caminin içerisinde dört sıra halinde dörderden on altı sekizgen paye ile beş sahın meydana gelmiştir. Kuzey-güney doğrultusundaki bu payeler birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Bu kemerlerin duvarlara enine destekler atılmasıyla da 25 dikdörtgen bölüm cami içerisinde meydana getirilmiştir. Mihrap önüne rastlayan kısım ise tromplu dıştan sekizgen şekilde bir külah ile örtülüdür. Bu örtü sistemi yapıya ayrı bir özellik kazandırmıştır. Bunun dışında kalan bölümlerin üzeri ise haç şeklinde, beşik ve yıldız şeklinde tonozlarla örtülmüştür. Bu arada iç mekânda beşik tonozlu bir hünkâr mahfiline ayrı bir yer ayrılmıştır. Bu durum Anadolu Selçuklu dönemi camileri arasında özgün hünkâr mahfiline sahip olması açısından da ayrı bir özellik taşımaktadır.

Caminin mihrabı kesme taştan olup, kuzey cephesindeki giriş kapısının karşısındadır. Oldukça büyük boyda olan mihrabın yarım yuvarlak nişi yarım bir kubbe ile örtülmüştür. Minber ceviz ağacında sahte kündekâri tekniğinde yapılmıştır.

Cami içersinde bezemelere de geniş yer verilmiş olmasına rağmen bunlardan pek azı günümüze ulaşabilmiştir. Mihrap nişinde, mihrap önü kubbesinde, kemer geçişlerinde, tonozlarda, hünkar mahfilinin ahşap kiriş ve dikmelerinde kırmızı, yeşil boya izleri görülmektedir. Bu arada XIII. yüzyıl Anadolu bezeme örnekleri olarak da çeşitli motifler burada görülmektedir. Özellikle mihrapta yoğun biçimde bitkisel bezeme görülmektedir. Kıvrık dallar, palmet motifleri yaygın biçimde kullanılmıştır.

Caminin kuzeybatı köşesindeki minare orijinal değildir. Minarenin kaidesindeki bir kitabeden Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1565 yılında yaptırıldığı belirtilmiştir. Minare duvara bitişik köşeli bir kaide üzerinde tuğladan yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Oldukça kısa ve kalın bir görünümü vardır.





Darüşşifa:


Ulu Caminin bir bölümünü oluşturan darüşşifayı Ahmet Şahın eşi Turan Melek Sultan 1240 yılında yaptırmıştır. XVIII. yüzyılda bu yapı, hastane olarak yapılmış olmasına rağmen medrese olarak kullanılmıştır.

Darüşşifa caminin doğu duvarına bitişik olarak doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Kapalı avlulu ve üç eyvanlı tipte bir yapı olup, batı ve güneyi çift katlı olarak yapılmıştır. Ortasındaki avlu destekler ve çift yönlü kemerlerle dokuz bölüme ayrılmıştır. Avlunun ortasındaki sekizgen havuzun bulunduğu bölümün üzeri külahla örtülmüş ve dıştan oldukça görkemli bir görünüm kazanmıştır. Bunun dışında kalan bölümlerin üzeri sivri, yarım çapraz ve yıldız tonozları ile örtülmüştür.

Ulu Camiye bitişik olan darüşşifanın yapımında yüksekliği camiden daha az tutulmuştur. Böyle olunca da dışarıdan ayrı bir görünüm kazanmıştır. Giriş portali, dışarıya eğimli ve daha taşkındır. Bununla beraber cami portalinden farklı olarak da cephe duvarı ile aynı yüksekliktedir. Giriş portaline girift kompozisyonlar oldukça gösterişli bir durum kazandırmıştır. Dıştan beş şerit halinde çerçeve içerisine alınmıştır. Bu çerçeveyi oluşturan şeritler ve kapı nişi geometrik ve bitkisel motiflerle, yüzeyde boş yer kalmayacak biçimde bezenmiştir. Geometrik motiflerin yanında dörtgenler, altıgenler, baklavalar, sekiz ve on kollu yıldız motifleri görülmektedir. Ayrıca balıksırtı ve zencerek motifleri de onları tamamlamaktadır. Bitkisel bezemelerin arasına kufi yazılar yerleştirilmiştir. Portalin iki yanındaki mukarnaslı nişlerde figürlere yer verilmiştir. Kuzey yönünde çerçeve içerisine alınmış tek ve çift başlı kartal motifleri dikkati çekmektedir. Bunlardan tek başlı kartal yapının banisi Ahmet Şahı; çift başlı kartalın da Selçuklu devletini simgelediği ileri sürülmüştür.

Darüşşifanın batı cephesindeki portal, profilli sivri kemerli silmelerle sınırlandırılmıştır. Bu kapının üzerinde dilimli, aynalı kemerli ve dışarıdan bir sütunla bölünmüş bir pencereye yer verilmiştir. Bu portal caminin girişinde olduğu gibi dışa taşkın bezemelerle son derece gösterişlidir. Tekstil kapısı ismi yakıştırılan bu kapı da geometrik, bitkisel ve figürlü bezemelere geniş yer verilmiştir. Ayrıca çokgen, fırıldak ve sekiz kollu yıldızlar da sıkça kullanılmıştır. Kıvrık dallar, rumiler, palmetler, lotüsler, yaprak ve akantus motifleri de onları tamamlamıştır. Vazodan çıkan palmetler ise burada ayrı bir özellik taşımaktadır. Portalin iki yanındaki yuvarlak rozetlerin üzerinde büyük boyutta, ancak tahrip olmuş birer insan figürü görülmektedir. Bunun yanı sıra portalin kuzeyinde altta silmeli üçgenlerle sınırlandırılmış olan yüzeyde iki insan figürünün olduğu görülmektedir. Bu figürlerin kimi tanımladığı konusu sanat tarihçiler arasında tartışmalıdır ve kesin bir sonuca da varılamamıştır. Bazılarına göre külliyeyi yaptıranların, bazılarına göre de ustaları simgelemektedir.

Darüşşifanın doğusunda, ana eyvanın kuzeyindeki mekân türbe olarak yapılmıştır. Bu mekân batı yönündeki bir kemerle ikiye ayrılmıştır. Türbenin batısı beşik tonozla, doğusu da tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Türbe içerisinde 16 sanduka bulunmaktadır. Bunlardan girişteki ilk sırada bulunan firuze sırlı tuğla ile olan sanduka Turan Melek Sultana, orta sırada altıgen firuze çinilerle kaplı olan sanduka da Ahmet Şaha aittir.

Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi UNESCO tarafından 1985 yılında, 358 sıra numarası ile Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiştir. Günümüzde restorasyon çalışmaları Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Sivas Valiliği arasında yapılan protokol uyarınca yürütülmektedir.


Cedit Paşa Camisi (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesi Cedit Paşa Mahallesinde bulunan bu cami 1799 yılında yaptırılmıştır. Değişik zamanlarda onarılmış olup, orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır.

Cami kesme taştan kare planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânını örten kubbe dört ayak üzerine oturtulmuştur. Kubbe dışında kalan kısımlar ahşap çatılıdır. Minaresi kesme taş kaide üzerine siyah, beyaz kesme taş gövdeli ve tek şerefelidir.

Divriğide bu camilerden başka Abı Çimen Camii (1840), Gökçe Camii (1844), Zeliha Hatun Camii (1869), Hacı Osman Mescidi, Kemenkeş Camii, Şemsi Bezirgan, Kültür, Ahmet Paşa, Süleyman Ağa, Tavukçu, Turabali Mescitleri bulunmaktadır.




Şahruh Bey Mescidi (Merkez Cami) (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesinde bulunan bu caminin kitabesinden öğrenildiğine göre Alaüddevlenin oğlu Şahruh tarafından 1749 yılında yaptırılmıştır. Aslan Paşa oğlu Ahmet Bey 1749, Çapanoğulları da 1822de bu camiyi onarmışlardır.

Moloz taştan yapılan cami dikdörtgen planlı olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Son onarımlar sırasında caminin kuzeyine bir mahfil eklenmiştir. Mihrabı altı sıra mukarnaslarla çevrili beşgen şekildedir. Caminin yanında tek şerefeli, yuvarlak gövdeli ve taş kaideli minaresi bulunmaktadır.


Çepni Köyü Camisi (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesi, Çepni Köyünde bulunan bu caminin kitabesinden öğrenildiğine göre Kızılkoca oğlu İsa Bey tarafından 1530 yılında yaptırılmıştır. Cami 1826 ve 1898 yıllarında onarım geçirmiştir. Bu onarımlar nedeniyle de özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır. Özellikle iç mekânın güneyi büyük nişlerle genişletilmiştir.

Moloz taş ve kesme taştan yapılan caminin ibadet mekânının ortası çapraz tonozla örtülmüş bunun üzerine de sekizgen kasnaklı küçük kubbeler yerleştirilmiştir. Ayrıca caminin yanındaki kanatlar da sivri kemerli beşik tonozlarla örtülmüştür. Caminin yan kanatlarından güneydeki diğerinden biraz daha büyüktür.

Caminin batısına sütunlu, üzerleri kubbeli üç bölüm halinde bir son cemaat yeri yerleştirilmiştir. Mihrap alçı bezemeli olup, orijinal durumunu korumaktadır. Son cemaat yerinin yanında taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


İnkışla Köyü Camisi (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesi İnkışla Köyündeki bu caminin kitabesi bulunmasına rağmen okunamamış ve kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Doç.Dr.Hakkı Acundan öğrenildiğine göre; Yozgatlı Safiye Hatun tarafından yaptırılmıştır. Cami değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır.

Cami moloz taştan yapılmış, dikdörtgen planlı olup, büyük bir bölümü yenilenmiştir. İbadet mekânı iki sıra halinde iki ahşap direkle üç sahna bölünmüştür. Yanında taş kaide üzerinde yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi vardır.


Hamzalı Camisi (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesi İnkışla Köyü Hamzalı Mevkiinde bulunan bu yapının kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir.

Kesme taş duvarlı olan caminin yapı üslubundan XIV. veya XV.yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır. Cami günümüzde harap bir durumdadır.


Ulu Cami (Gürün)

Sivas Gürün ilçesinde bulunan bu caminin yapım tarihini belirten bir bilgiye rastlanmamıştır. Ancak, yapı üslubu ve bezemesine dayanılarak XIX.yüzyılın son yıllarında yapımına başlandığı anlaşılmaktadır. Cami Nafiz Beyin yardımları ile 1922 yılında tamamlanmıştır.

Kareye yakın dikdörtgen planlı, moloz ve kesme taştan yapılmış olan caminin ibadet mekânın içerisinde bulunan dört sütun merkezi kubbeyi taşımaktadır. Bu kubbenin dışında kalan alanlar çapraz tonozlarla örtülmüştür. İbadet mekânının duvarlarında, mihrap ve minberinde barok döneme ait bitkisel motiflere yer verilmiştir. Caminin yanında taş kaideli, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.








Abdurrahman Paşa Camisi (Kangal)


Sivas ili Kangal ilçesindeki bu cami, minare kaidesindeki kitabesinden öğrenildiğine göre Kangal Ağası Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Minare ise 1865 tarihinde Abdülkadir Ağa tarafından yenilenmiştir. Caminin yapım tarihini belirten bir belgeye rastlanmamakla beraber yapı üslubundan XIX.yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır.

Kesme taştan yapılmış olan cami kare planlı olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Batısına sonraki dönemde üç küçük kubbeli küçük bir mekân eklenmiştir. Caminin son cemaat yeri kuzeyde olup, yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış dört sütunun taşıdığı üç bölümlü ve kubbelidir. Kuzeybatı köşesindeki minaresi kesme taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


Deliktaş Camisi (Kangal)

Sivas ili Kangal ilçesi, Deliktaş Bucağında bulunan bu caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Bunu belirten bir belgeye de rastlanmamıştır. Sultan IV.Murat zamanında, XVII.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı söylenmekle beraber özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

Moloz taş ve kesme taştan yapılan cami dikdörtgen planlıdır. Ahşap direklerle ibadet mekânı üç sahına ayrılmıştır. Caminin yakınında 1864 tarihli bir de çeşme bulunmaktadır.


Fatih Camisi (Koyulhisar)

Sivas ili Koyulhisar ilçesinde bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Mimari yapısı hakkında da bir bilgi yoktur. Günümüzde bu cami yıkılmış yerine ahşap çatılı, mimari yönden değeri olmayan bir cami yapılmıştır.


Eski Cami (Koyulhisar)

Sivas ili Koyulhisar ilçesi, Kale Mevkiinde, ırmak kenarında bulunan bu camiden günümüze yalnızca temelleri gelebilmiştir. Bu temellere dayanılarak caminin enine dikdörtgen planlı bir yapı olduğu sanılmaktadır.

Ekrem Hakkı Ayverdinin Fatih Devri Mimarisi isimli kitabında sözünü ettiği Fatih Camisinin bu olduğu sanılmaktadır.


Ulu Cami (Şarkışla)

Sivas Şarkışla ilçesinde bulunan bu caminin kitabesinden öğrenildiğine göre, Üsküdarlı Mehmet Ağa tarafından 1694 yılında yaptırılmıştır. Hacı Hasan Sami Paşa 1900 yılında bu camiyi onarmış, bu onarım sırasında da cami özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

İlk yapımında dikdörtgen planlı ve ahşap çatılı olduğu sanılan cami bugün kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlıdır. Caminin kuzeyinde bir son cemaat yeri ile kuzeybatısında da minaresi bulunmaktadır.

İbadet mekânı dört ayakla ve bu ayakların birbirleri ile duvarlarla kemerlerle ayrılmasıyla dört parçaya bölünmüştür. Bu bölümlerin üzeri Osmanlı Ulu cami plan tiplerinde görüldüğü gibi kubbelerle örtülmüştür. Bu kubbelerden ortadaki kubbe diğerlerinden daha yüksek sekizgen kasnaklı ve daha büyüktür. Bu kubbe caminin bütününü örten çatıdan dışarıya taşkındır.

Caminin mihrap ve minberi geç döneme ait olup, özelliği bulunmamaktadır. Minare kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


Hardal Köyü Camisi (Şarkışla)

Sivas ili Şarkışla ilçesi, Hardal Köyünde bulunan bu camiyi Yozgatlı Safiye Hatun tarafından yaptırıldığı vakıf kayıtlarında geçmekte ise de kesinlik kazanamamıştır.

Bu camii kesin bilgi olmamakla beraber kitabesinden ve mezar taşından anlaşıldığı üzere 1150 ila 1160 yılları arasında yapılmış kesme taş kullanılmıştır. zamanla kubbe ve çatısı yıkılmıştır. yaptıran kişinin akkaşlardan; Akkaşzade Ahmet Efendi olduğu camii'nin kapı girişi üzerindeki hitabeden anlaşılmaktadır kitabenin mealen anlamı şöyledir;

Şefaat matlabu nikü rahmet
Binanın tecdidi asarı Akkaş Zade Ahmet
Dedi hem üçler yediler kırklarla tarihi
Erişip lütfü rabbani dü cihanda Ey Ahi

Bu camii'nin tarihi ve yaptıranı yukarıdaki kitabede belirtilmiştir. Camii avlusundaki mezar camii'yi yaptıran kişinin oğlu Akkaş Mehmet Ağa dır. Mezar taşında aynen şöyle yazılmaktadır;

Hüvallahül baki
Kimki gele bu misafir hanede mehman ola
Lacürmü bir gün ona gitmek ani ferman ola
Hali dünya böyledir buna gelenler bir gün gider
Padişahta olsa anlayaki hali bir gün tufan ola

Çarkı esyaya benzer gözler herkes nöbetin
Nöbetine razı herkes gerek sultan ola
Nöbeti gelmiş bekler Akkaş Mehmet Ağa nın
Dilerim dergahı haktan ana hak ihsan ola

Şiri anı alide ol zatı paki lem yezel
Merkabında pası pak tefekkür yezdan ola
Bin iki yüz dörtte noş eyledi ecel çamı(şerbetin)
Geddi şöhret erdi beka mekanı cenan ola (cennet)


not;yozgatlı safiye hatunun camii yaptırımı ile ilgisi yoktur. Hardallı Ahsen Hatun vardır oda camii yi yaptıran Akkaşzade Ahmet Efendi nin annesi olup. Camii nin iç döşemesi bu hanımın kilim ve halıları ile döşenmiş olduğunu yaşlılardan bu güne kadar söylenmektedir.

Cami bilgisi ve fotoğraflar için sayın Cevdet Yılmaz'a teşekkür ederiz.


Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camisi (Yıldızeli)

Sivas ili Yıldızeli ilçesinde bulunan bu camiyi Kemankeş Kara Mustafa Paşa 1640 yılında yaptırmıştır. Bunun yanı sıra iki han ve bir de hamam yaptırmış, bunlardan yalnızca cami ve hamam günümüze gelebilmiştir.

Sarı kesme taştan yapılan cami dikdörtgen planlı olup, kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır. İbadet mekânını iki adet ahşap direğin taşıdığı ahşap bir tavan örtmektedir. Caminin üzeri kırma çatılıdır. İbadet mekânına herhangi bir süsleme elemanına rastlanmamaktadır. Büyük olasılıkla yapıldığı dönemden sonra yapılan değişikliklerle özelliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

Caminin kuzeyinde son cemaat yeri, kuzeydoğu köşesinde de taş kaideli, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi yer almaktadır.


Çarşı Camisi (Zara)

Sivas ili Zara ilçesinde, çarşı içerisinde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XIX.yüzyılın ilk yarısına ait olduğu sanılmaktadır. Ayrıca minare kaidesindeki bir kitabeden minarenin Zaralızade Lütfullah tarafından 1809da yaptırıldığı yazılıdır.

Cami kesme taştan, kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânının ortasında dört sütunun taşıdığı pandantifli bir kubbe bulunmaktadır. Bunun dışında kalan alanlar oval kubbelerle örtülmüştür. İçerisinde döneminin özelliklerini yansıtan herhangi bir bezemeye rastlanmamıştır.

Caminin kuzeybatı köşesindeki minaresi taş kaideli ve yuvarlak gövdeli olup, iki şerefeli bodur bir minaredir.


Demiryurt Köyü Camisi (Zara)

Sivas ili Zara ilçesi, Demiryurt Köyünde bulunan bu caminin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber, ibadet mekânının içerisindeki direklerde Nasuhzade Sait Ağa ismi ile 1914 ve 1916 tarihleri yazılıdır. Bu tarihler dikkate alınacak olursa caminin XX.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olup, kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır. İbadet mekânı ahşap direklerle üç sahna bölünmüştür. Bu direklerden kuzeyde olanların üzerine mahfil yerleştirilmiştir. Mihrap ve minberi bir özellik taşımamasına rağmen, üst örtünün saçaklarında ve mahfil korkuluklarında ajur tekniğinde yapılmış ahşap süslemeler görülmektedir. Caminin minaresi kuzeydoğu köşesinde olup, ahşaptan yapılmıştır.


  #5  
Alt 23-02-2008, 18:26
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Türbe ve Kümbetleri


Şeyh Hasan Bey Kümbeti (Güdük Minare) (Merkez)

Sivas il merkezinde, Şeyh Hasan Bey Mahallesinde, Dikilitaş semtinde bulunan bu türbe, Ertana Oğullarından Alâeddin Esatın büyük oğlu Şeyh Hasan Bey için babası Alâeddin Ertana tarafından 1347 yılında yaptırılmıştır. Kümbet halk arasında Güdük Minare olarak da tanınmaktadır. Kümbetin kitabesi günümüze gelememekle beraber, Şeyh Hasan Beyin mermer lahti üzerinde ölüm tarihi olan h.748 (1347-1348) yazılıdır.

Kümbet kesme taştan, kare kaideli olup, 5 m. yükseklikten sonra Türk üçgenleri ile yuvarlak bir gövdeye geçilmektedir. Bu gövdenin üzeri konik bir çatı ile örtülüdür. Giriş tarafındaki duvar kalıntıları burada bir revak olduğu izlenimini vermektedir. Günümüzde meydan ortasında bağımsız bir kümbet gibi görünen yapının kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerindeki izlerden yanındaki başka bir yapı ile bağlantılı olduğu izlenimini vermektedir. Kümbetin altında mumyalık kısmı bulunmaktadır.

Kümbete üç basamaklı bir kapı ile çıkılmaktadır. Ayrıca kaidenin üç tarafında mermer söveli dikdörtgen birer pencere bulunmaktadır. Türbenin üzerini örten konik çatı ilk yapılışında ahşap idi. Daha sonra h.1310 (1892) yılında Şemseddini Sivas-inin soyundan Şeyh Ahmet Efendi tarafından kâgire dönüştürülmüştür. Kümbetin yuvarlak gövdesi geometrik dekorlu, sırlı tuğla bezeme ile kaplanmıştır. Kubbenin altına rastlayan yerde bir sıra dikdörtgen çini levhalar bulunmakta olup, bunlar sıratlı tekniğinde lacivert zeminli, beyaz palmet ve rumi dekorları ile süslenmiştir.

Türbenin içerisi kubbe ile örtülü olup, buradaki sanduka siyah mermerden yapılmıştır. Çeşitli onarımlar geçirmiş olmasına rağmen özelliğini yitirmemiştir.


Ahi Emir Ahmet Kümbeti (Merkez)

Sivas Tokmakkapı Nahallesinde, Kurşunlu Caddesi üzerinde bulunan bu kümbetin kitabesi günümüze gelememiştir. Ancak, Emir Ahmetin vakfiyelerine dayanılarak h.633ten (1235) sonra yapıldığı sanılmaktadır.

Kümbet düzgün kesme taştan yapılmış, kare bir kaide üzerinde olup, Türk üçgenleri ile sekizgen gövdeye geçilmektedir. Gövdeye geçiş geniş pahlarla sağlanmıştır. Türbenin içerisi kubbe, dışarısı sekizgen piramidal külah ile örtülüdür. Saçak hizasında ise sülüs yazılı bir kitabe yapıyı çepeçevre dolaşmaktadır. Türbenin içerisine mukarnaslı bir niş ortasındaki dikdörtgen bir kapıdan beş basamaklı merdivenle girilmektedir. Türbenin içerisi dıştan sekizgen planlı olmasına rağmen yuvarlak planlıdır ve iki pencere ile de aydınlatılmıştır. Kümbetin güney tarafında Selçuklu üslubunda bir mihrap bulunmaktadır. Ancak değişik dönemlerde yapılan onarımlar nedeniyle özelliğini yitirmiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1986-1987 yıllarında restore edilen türbenin içerisi sıvanmıştır. Bezemesinin olup, olmadığı kesinlik kazanamamıştır.


Abdülvehab Gazi Türbesi (Merkez)

Sivas Yukarı Tekke Tepesi (Ak Kaya) üzerinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamasına rağmen yapı üslubundan XII.-XIII.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Evliya Çelebiye göre, Abdülvehab Gazi Sivaslı olup, Hz.Muhammedin huzurunda Müslüman olmuş, Hz.Ali de kendisine pir yapmıştır. Abdülvehab Gazi 110 yıl yaşamış, Sivasta ölmüş ve bu türbeye gömülmüştür.

Türbe kesme taştan, içten ve dıştan sekizgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Çeşitli onarımlar geçirmesinden ötürü özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır. İçerisindeki taş lahtin yan yüzlerindeki çiniler ile kubbe içerisindeki kalem işlerinden başka orijinal işlemesi günümüze gelememiştir.


Şeyh Çoban (Şeyh Rai) Türbesi (Merkez)

Sivas Şeyh Çoban Mahallesinde, 8.Sokakta bulunan bu türbe, Şeyh Hüseyin Rai Türbesi olarak da tanınmaktadır. Türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Bu nedenle de yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, günümüzde yıkılmış olan yakınındaki mescide ait iki kitabe bulunmaktadır. Bu kitabelerden birisinde türbenin h.862 (1457-1458) yıllarında Yusuf Bin Abdullah tarafından yeniden yaptırıldığı belirtilmiştir. Türbe çeşitli onarımlar geçirmiştir. Bu nedenle de türbenin bu kitabeler dikkate alınarak XV.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe düzgün kesme taştan yapılmıştır. Kare planlı olup, içeriden kubbe, dışarıdan da basık konik bir çatı ile örtülmüştür. Kubbeye geçiş tromplu olup, sekizgen kasnaklıdır. Bu kasnağın kuzey, güney, doğu ve batı cephelerinde birer yuvarlak pencere bulunmaktadır. Doğu cephesindeki dikdörtgen pencere ise sonradan içerisi doldurularak kapatılmıştır.

Türbeye güney cephesindeki yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu girişin batısında yuvarlak kemerli bir açıklık daha dikkati çekmektedir. Günümüzde bu açıklık demir bir parmaklıkla kapatılmıştır. Türbenin içerisi sıvandığından orijinal bir bezeme günümüze gelememiştir.


Şeyh Erzurumi Türbesi (Merkez)

Sivas Kızılırmak Mahallesinde bulunan bu türbenin kitabesi giriş kapısı üzerindedir. Ancak, bu kitabe tahrip olduğundan okunamamış ve yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubunun XIV.-XV.yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.

Türbe kare planlı olup, üzeri Türk üçgenleri ile geçişi sağlayan kubbe ile örtülmüştür. Türbenin yapımında düzgün kesme taş, moloz taş ve kaplama olarak da mermer kullanılmıştır. Doğu cephesindeki düz lentolu mermer söveli bir kapı ile içerisine girilmektedir.
Günümüzde harap olan türbenin içerisi toprak zeminli olup, mazgal pencerelerle aydınlatılmıştır. Güney duvarında yarım daire planlı mihrap nişinin üzeri üç dilimli bir kemerle sınırlanmıştır.


Şeyh Şemseddin Sivasi Türbesi (Merkez)

Sivas Dikilitaş Caddesinde, Meydan Camisinin avlusunda bulunan bu türbenin giriş kapısı üzerindeki kitabesindeki ebcet hesabına göre h.1009 (1600-1601) yıllarında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kitabe:

Şehri Sivas içre cana iş budur
Şeyh Şemsüddini Kut bun meşhedi
Didi Fevri kümbedi tarihini
Nur ile olsun musaffa merkadi.

Türbede Şeyh Şemseddin Sivasi ve Şeyh Kara Şemseddin Ahmet Efendi gömülü bulunmaktadır. XVII.yüzyıl başlarında yenilenen türbe 9.00x5.30 m. ölçüsünde olup, kubbe ile örtülüdür. Bu kubbenin iki yanına da birer tonozlu bölüm eklenmiştir. Kubbe dıştan sekizgen kasnaklı olup, üzeri basık piramidal kiremitli bir çatı ile örtülmüştür. Tonozların üzerine rastlayan bölümler ise dıştan kırma çatı şeklindedir.

XIX.yüzyılın başında türbe güney cephesinde yaklaşık bir metrelik çıkıntı ile batıya doğru genişletilmiştir. Bu bölüm tuğla kemerli tonoz ve iki yana eğimli kırma bir çatı ile örtülüdür.


Akbaş Sultan Türbesi (Merkez)

Sivas Demirciler Mahallesi 8.Sokakta bulunan bu türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Yapı üslubundan XIX.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe kaba yontma taş ve moloz taştan yapılmış, kare planlıdır. Üzerini pandantifli kubbe örtmektedir. Türbenin içerisi doğu cephesindeki bir mazgal pencere ile güney ve batı cephelerindeki dikdörtgen pencere açıklıkları ile aydınlatılmıştır. Türbe girişi batı cephesinin kuzeyinde olup, yekpare taştan ve yuvarlak kemerli mermer sövelidir.


İncili Sultan Türbesi (Merkez)

Sivasta bulunan İncili Sultan isimli bu türbe Anonim Türbe olarak da bilinmektedir. Türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Mimari üslubundan XVI.-XVII.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Halk arasındaki bir söylentiye göre, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşanın kızı Sivas eşrafından Sarıhatiplere (Sarısözen) gelin gelmiştir. Çeyizindeki inci işlemeli bir yorgandan ötürü de İncili Sultan olarak tanınmıştır.

Türbe mimarisinde baldaken üslubu denilen bu türbe kare planlı kaide üzerinde yekpare taş ayakların taşıdığı pandantifli, kubbeli bir türbedir. Türbenin dört tarafı açıktır. Bu taş ayaklar sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmış, aralarına da ahşap gergiler konulmuştur.


İzeddin Keykavus Türbesi (Merkez)

Sivas Kale Mahallesi, Selçuklu Sokak, Şifahiye Medresesinin güneyinde bulunan bu türbe, Selçuklu Sultanı I.İzeddin Keykavus (1184-1220) tarafından ölümünden 3 yıl önce 1217 yılında yaptırılmıştır. Ölümünden sonra da vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür.

Türbenin üzerinde Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Yazıklar olsun ki biz geniş görkemli saraylardan, karanlık dar kabirlere girdik. Zenginliğimizin ve servetimizin çokluğunun faydası olmadı. Saltanatımız yok olup, zevalin eşiğinde fani âlemden baki âleme ölüm yolculuğu gerçekleşti.”

Türbe oldukça büyük ölçüdeki taşlardan yapılmış, kütlevi bir yapıdır. Sekizgen gövdeli olan türbenin üzeri içten kubbe, dıştan konik bir çatı ile örtülüdür. Cephe görünümü oldukça gösterişli olup, burası oymalı ayetler ve çini bezemelerle süslenmiştir. Türbe içerisi lacivert, beyaz, firuze ve mavi renklerde çinilerle kaplıdır. Bu çiniler geometrik geçmeler, yıldızlar, küfi yazılarla bezelidir. Türbenin içerisinde 13 adet sanduka bulunmaktadır.


Kadı Burhaneddin Türbesi (Merkez)

Sivas il merkezinde, Kale Mahallesinde Selçuk Sokakta bulunan bu türbe, yörede kendi adına bir devlet kuran Eratnaoğlu veziri Kadı Burhaneddine (1344-1398) aittir. XIV.yüzyılın başlarına tarihlendirilen bu türbe yıkılmış ve XX.yüzyılın sonlarına doğru Sivas Valisi S.Sami Kepenek tarafından yeni bir türbe yapılmıştır.

Modern bir türbe görünümündeki bu yapı kesme taştan olup, dört sütunun taşıdığı bir kubbeden meydana gelmiştir. Sütunlar yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Dokuz basamakla çıkılan türbenin etrafı açıktır. Türbenin içerisinde Kadı Burhaneddinin mezarı bulunmaktadır.


Muzaffer Burucerdi Türbesi (Merkez)

Sivas il merkezi, Kale Mahallesi Selçuk Sokakta bulunan Buruciye Medresesinin giriş kapısının solunda bulunan bu türbe Selçuklu veziri Hibetullah Burucerdi oğlu Muzaffer Beye aittir. Türbenin giriş kapısı üzerinde sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Esirgeyen ve bağışlayan Allahın adıyla. Allahım! beni sana yaklaştıracak bir amelim, onunla sana yol bulacağım bir sevabım yok. İhtiyacım, yalnızlığım, yokluğum, perişanlığım çok arttı. Garipliğime merhamet et. Bu çukurumda bana yoldaş ol. Ancak sana sığındım, sana güvendim. Cömertlerin cömerdi ve merhamet edicilerin en merhametlisi sensin. Bu zayıf, garip, yalnız kul olan Muzaffer b. Hibetullah el-Mufaddali el- Burucerdi türbesidir. Allah onu, anasını, babasını ve bütün Müslümanları bağışlasın. Allah onu cennette, ahrette mutlulukla rızıklandırsın. Allah onun yalnızlığına yoldaş olsun, onun garipliğine acısın. Kim benim bu türbemi değiştirir, mezarımı tebdil ederse onun düşmanı sensin. Allahın, meleklerin ve bütün insanların gazabı onun üzerine olsun.”

Türbe kesme taştan kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Kubbeye ana duvarlardan geçiş Türk üçgenleri ile sağlanmıştır. Türbenin kubbesinin içerisinde bir şerit halinde mavi ve siyah renkli çinili bir yazıt bulunmaktadır. Burada “Aciz hizmetkâr, garip yabancı Burucuverdi Muzafferin mezarıdır. Allah günahlarını bağışlasın” yazılıdır.

Türbenin içerisi çinilerle kaplı olmasına rağmen, bunların büyük çoğunluğu dökülmüş ve yalnızca izleri görülmektedir. Türbenin içerisinde iki sanduka bulunmaktadır.


Süt Evliyası Türbesi (Merkez)

Sivastaki bu türbenin kitabesi günümüze gelemediğinden kime ait olduğu bilinmemektedir. Yapı üslubundan XX.yüzyılın başına ait olduğu sanılmaktadır.

Türbe kesme taştan kare planlıdır. Üzerindeki gövde kerpiçten olup, sekizgen kasnağın üzerindeki konik bir külahla örtülmüştür. Kubbe kasnağının çevresinde baklava dilimi şeklinde pencereler bulunmaktadır.


Sitte Melik Kümbeti (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesinde Mengücek Oğullarından Emir Süleyman Bin Seyfeddin Şahinşah için yaptırılmıştır. Sonraki yıllarda Sitte Melik Kümbeti ismini almıştır. Divriği Ulu Camisinin güney duvarına bitişik olarak yapılan bu türbe Mengüceklerden Behram Şahın kızı ve camiyi yaptıran Ahmet Şah Beyin karısı olan Turan Melik Hatun tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Ahlatlı Hürrem Şahtır.

Türbenin kapısı üzerindeki kitabede Şehin Şah Beyin ölüm tarihi olan 1195 yılı yazılıdır.

Türbe kesme taştan sekizgen gövdeli ve içten kubbeli, dıştan piramidal külahlıdır. Türbenin cepheleri dışındaki bölümleri düz ve yalın bırakılmıştır. Külah altında mukarnaslı bir bordür bütün yapıyı çevrelemektedir. Türbe içerisinde beş sanduka bulunmaktadır.


Kamerüddin Kümbeti (Divriği)

Sivas Divriği ilçesinde bulunan bu kümbet Mengücekli Hazinedarı Kamerüddin için 1196 yılında yapılmıştır.

Kesme taştan yapılmış olan kümbet, sekizgen gövdeli, içten kubbeli, dıştan piramidal külahlıdır. Gövde ile külah arasındaki bordür çinilerle kaplı olmasına rağmen günümüze bunlardın yalnızca izleri gelebilmiştir. Giriş kapısı dilimli kemerli olup, oldukça gösterişlidir. Bunun dışında kümbette bezeme unsuruna rastlanmamaktadır.


Molla Yakup Türbesi (Divriği)

Sivas Divriği ilçesinin 25 km. güneybatısında, Molla Yakup semtinde bulunmaktadır. Türbe Horasanlı kahveci Piri Şehaliyyülüşazılı oğullarından Molla Yakupa aittir. Bu türbeyi Molla Yakupun oğulları yaptırmıştır.

Kesme taştan kare planlı olan türbenin üzeri kubbe ile örtülüdür.


Dilber Kümbeti (Divriği)

Sivas Divriği ilçesinin 5 km. güneybatısında Hazekrek Köyü yakınlarında bulunan bu kümbetin kitabesi günümüze gelememekle beraber, XII.XVI.yüzyıllar arasına tarihlendirilmiştir. Ancak, Doğu Anadolu kümbetleri üzerinde araştırması olan Rahmi Hüseyin Ünal kümbeti XIII.-XIV.yüzyıllara tarihlendirmiştir.

Kümbet kesme taştan sekizgen planlı olup, üzeri içten kubbe, dıştan sekizgen prizma bir külahla örtülüdür. Kümbetin büyük bir bölümü yıkılmış, üst örtüsü izlerden anlaşılmaktadır. Giriş kapısı kuzey yönünde olup, oldukça yüksektir. Ancak girişin çevresindeki taşların büyük bir kısmı da sökülmüştür. Kümbetin altında bulunan mumyalık kısmına doğu yönünden girilmektedir. Bu bölüm doğu, batı yönünde uzanan sivri kemerli bir tonozla örtülmüştür. İçerisindeki mezarlar kaybolmuştur.


Kemenkeş (Nurettin Salih) Kümbeti (Divriği)

Sivas Divriği ilçesinde bulunan bu türbe, kitabesinden öğrenildiğine göre 1240 yılında yaptırılmıştır.

Kesme taştan sekizgen planlı olan kubbe, içeriden kubbe, dışarıdan piramidal bir külah ile örtülmüştür.


Naifi (Gazezler) Kümbeti (Divriği)

Sivas, Divriği ilçesinde bulunan bu kümbet kitabesinden öğrenildiğine göre 1291 yılında Naifi Eşref için yaptırılmıştır.

Kesme taştan yapılmış olan kümbet sekizgen planlı olup, üzeri içten kubbe, dıştan piramidal bir külah ile örtülüdür. Kümbette bezemeye rastlanmamaktadır.


Sinaniye Hatun Türbesi (Divriği)

Sivas Divriği ilçesi, Kalealtı Mahallesinde bulunan Sinaniye Hatun Türbesinin kitabesi günümüze gelememiştir. Bununla beraber Mengücekoğulları dönemine, XIII.yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.

Günümüze harap bir durumda gelebilen bu türbenin sekizgen gövdeli, üzerinin de içten kubbeli, dıştan da konik bir çatı ile örtülü olduğu sanılmaktadır.


Ahi Yusuf Türbesi (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesi Kemenkeş Türbesinin 100 m. doğusunda bahçe içerisinde bulunan bu türbenin kime ait olduğu kesinlik kazanamamakla beraber Mengücekoğulları döneminde, XIII.yüzyılda yapılmış olduğu ve Ahi Yusuf isimli bir kişiye ait olduğu sanılmaktadır.

Türbe moloz taştan kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üzeri tonozla örtülmüştür. Günümüzde harap bir durumdadır.


Araplık Türbesi (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesi Kocapaşa Mahallesinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmadığından günümüze de harap bir durumda geldiğinden yapım tarihi konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber giriş kapısının kenarlarındaki Selçuklu dönemi bezemelerine benzeyen geometrik süslemeler dikkate alınacak olunursa, XII.-XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Türbenin kuzeybatısında bir giriş kapısı, doğu tarafında da buna eklenmiş bir yapı bulunmaktadır.


Mısırlılar Türbesi (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçe merkezindeki Hükümet Konağının yanındaki mezarlıkta bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Yapı üslubundan da kesin bir sonuç alınamamaktadır. Bununla beraber yöre halkının söylediğine göre bu türbe Mısırlılar tarafından yaptırılmıştır.

Türbe kesme taştan kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlıdır. Üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Duvarlarındaki renkli taşlarla dikkati çekmektedir.


Saracın Türbesi (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesinde bulunan bu türbenin kitabesi günümüze gelememiştir. Türbe içerisindeki mezar taşında iki ayrı tarih bulunmaktadır. Buna dayanılarak türbenin XVIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe kare planlı, kesme taştan dört ayağın taşıdığı sivri kubbeli bir mezar anıtı olup, baldekân tarzında etrafı açıktır.


Seyit Baba Türbesi (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesi Dumluca Köyü ile Günbahçe Köyü arasında bulunan bu türbenin XIII.-XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe kare kaideli ve sekizgen gövdeli olup, üzeri piramidal bir külahla örtülüdür. Büyük ölçüde yıkık durumdadır. Türbenin girişi doğuda olup, altında mumyalık kısmı bulunmaktadır.


Samut Baba Türbesi (Kangal)

Sivas ili Kangal ilçesi Tekke Köyünde bulunan bu türbe kitabesinden öğrenildiğine göre Sultan II.Selim döneminde, 1573 tarihinde yaptırılmıştır. Samut Baba Sivaslı şairlerdendir.

Türbe kesme taştan altıgen planlı olup, içten yuvarlaktır. Türbenin içerisi kubbe, dışarısı da konik bir külahla örtülmüştür. Külahın üzerinde Bektaşi sikkesinin bulunuşundan ötürü de Samut Babanın aynı zamanda da Bektaşi olduğu anlaşılmaktadır.


Çoban Baba Türbesi (Suşehri)

Sivas ili Suşehri ilçesi, Çobanlı Köyünde bulunan bu türbe giriş kenarındaki Selçuklu üslubundaki geometrik bezemelerden ötürü XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kitabesi günümüze gelememiştir.

Türbe kesme sarı taştan yapılmış, batı yönündeki kapısı üzerinde de mukarnaslı bir bölüm, kenarlarında da geometrik bezemeler bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı türbenin üzeri küçük bir kubbe ile örtülmüştür.


Şeyh Halil Türbesi (Yıldızeli)

Sivas ili Yıldızeli ilçesi Şeyh Halil Köyünde bulunan bu türbenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber türbe içerisindeki mihrap nişinde 1858 tarihi yazılıdır. Bu tarihin türbenin yapımı veyahut buradaki resme mi ait olup olmadığı kesinlik kazanamamıştır.
Türbe kare planlı olup, üzeri tromplu sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin içerisi kalem işleri ile süslenmiş, güneyindeki mihrap nişine de XIX.yüzyıl camilerinde ve türbelerinde çok sık rastlandığı gibi kandil ve perde motifi işlenmiştir. Ayrıca mihrabın yanına da bir köşk resmi yapılmıştır.


Şeyh Merzuban Türbesi (Zara)

Sivas ili Zara ilçesinin güneyindeki Tekke Köyü girişinde bulunan Şeyh İbrahim El Aziz Camisinin karşısında Şeyh Merzuban Türbesi bulunmaktadır. Türbenin giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre Şeyh Merzuban adına 1528 tarihinde yapılmıştır. Ayrıca türbe içerisinde iki onarım kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelerden Şeyh İbrahim ve Şeyh Mahmut Efendi tarafından 1792 tarihinde onarılmıştır. İkinci kitabede de Şeyh Osman ve Şeyh Mehmet, Şeyh İbrahim ve Şeyh Mahmut efendiler tarafından 1889 tarihinde bir kez daha onarıldığı yazılıdır.

Türbe kesme taştan sekizgen gövdeli olup, onarım sırasında kuzeydoğusuna bir eyvan eklenmiştir. Türbenin üzeri kubbe ile, eyvan ise beşik tonozla örtülmüştür. Türbenin ortasında sanduka, güneyinde de mihrap nişi vardır. Türbenin içerisine C ve S kıvrımlarına benzer motifler yapılmıştır.


  #6  
Alt 23-02-2008, 18:26
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Şifahaneleri


İzeddin Keykavus Şifahanesi (Merkez)

Sivas Kale Mahallesinde, Selçuklu Parkı içerisinde, Çifte Minareli Medresenin karşısında bulunan bu medreseyi, Selçuklu Sultanı I.İzeddin Keykavus (1184-1220) tıp öğrenimi veren bir medrese ve hastane olarak 1217 yılında yaptırmıştır. Bu yapı Anadolu Selçuklu tıp öğrenimi veren okulların en eskisi ve aynı zamanda da en büyük planlı eseridir. Yapının mimarı Mimar Marendli Ahmet Ustadır. Yapı 1768 yılında medrese haline dönüştürülmüştür.

Şifahiye kesme taştan, 48.00x68.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Giriş kapısı mukarnaslı ve birbirine geçme bordürlerle bezenmiştir. Giriş kapısı kemerinin yanlarında güneş ve ayı simgeleyen arslan ve boğa tasvirleri bulunmaktadır. Kırmızı tuğladan yapılmış olan giriş kapısının ön yüzünde firuze, mor ve beyaz çiniler bulunmaktadır. Geometrik yıldızlar, geçmeler ve örgülü kufi yazılarla kapı son derece gösterişlidir. Bu görkemli giriş portalinden büyük bir salona geçilmektedir. Buradan da üzeri açık, dört eyvanlı revaklı bir avluya girilmektedir. Revakların arkasında içerisinde ocaklar bulunan hücreler vardır. Medresenin içerisi mavi ve siyah renkteki çini ve sırlı tuğlalarla bezenmiştir.


Darüşşifa (Adil Melike Sultan Şifahanesi) (Divriği)

Sivas Divriği ilçesinin doğusunda, Divriği Kalesinin bulunduğu tepenin yamacında ve surların dışında bulunan Ulu Cami ve Darüşşifasını, kitabelerinden öğrenildiğine göre; Mengüçoğlu Süleyman Şahın oğlu Ahmet Şah ve eşi Behram Şahının kızı Adil Melike Turhan Melek Sultan1229 yılında yaptırmıştır. Yapı topluluğu XVI. yüzyıldan başlayarak değişik zamanlarda onarımlar geçirmiştir. Son onarımını da Vakıflar Genel Müdürlüğü, Y.Mimarı A.Saim Ülgen tarafından 1969 yılında yapılmıştır.

Ulu Caminin bir bölümünü oluşturan darüşşifayı Ahmet Şahın eşi Turan Melek Sultan 1240 yılında yaptırmıştır. XVIII. yüzyılda bu yapı, hastane olarak yapılmış olmasına rağmen medrese olarak kullanılmıştır.

Darüşşifa caminin doğu duvarına bitişik olarak doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Kapalı avlulu ve üç eyvanlı tipte bir yapı olup, batı ve güneyi çift katlı olarak yapılmıştır. Ortasındaki avlu destekler ve çift yönlü kemerlerle dokuz bölüme ayrılmıştır. Avlunun ortasındaki sekizgen havuzun bulunduğu bölümün üzeri külahla örtülmüş ve dıştan oldukça görkemli bir görünüm kazanmıştır. Bunun dışında kalan bölümlerin üzeri sivri, yarım çapraz ve yıldız tonozları ile örtülmüştür.

Ulu Camiye bitişik olan darüşşifanın yapımında yüksekliği camiden daha az tutulmuştur. Böyle olunca da dışarıdan ayrı bir görünüm kazanmıştır. Giriş portali, dışarıya eğimli ve daha taşkındır. Bununla beraber cami portalinden farklı olarak da cephe duvarı ile aynı yüksekliktedir. Giriş portaline girift kompozisyonlar oldukça gösterişli bir durum kazandırmıştır. Dıştan beş şerit halinde çerçeve içerisine alınmıştır. Bu çerçeveyi oluşturan şeritler ve kapı nişi geometrik ve bitkisel motiflerle, yüzeyde boş yer kalmayacak biçimde bezenmiştir. Geometrik motiflerin yanında dörtgenler, altıgenler, baklavalar, sekiz ve on kollu yıldız motifleri görülmektedir. Ayrıca balıksırtı ve zencerek motifleri de onları tamamlamaktadır. Bitkisel bezemelerin arasına kufi yazılar yerleştirilmiştir. Portalin iki yanındaki mukarnaslı nişlerde figürlere yer verilmiştir. Kuzey yönünde çerçeve içerisine alınmış tek ve çift başlı kartal motifleri dikkati çekmektedir. Bunlardan tek başlı kartal yapının banisi Ahmet Şahı; çift başlı kartalın da Selçuklu devletini simgelediği ileri sürülmüştür.

Darüşşifanın batı cephesindeki portal, profilli sivri kemerli silmelerle sınırlandırılmıştır. Bu kapının üzerinde dilimli, aynalı kemerli ve dışarıdan bir sütunla bölünmüş bir pencereye yer verilmiştir. Bu portal caminin girişinde olduğu gibi dışa taşkın bezemelerle son derece gösterişlidir. Tekstil kapısı ismi yakıştırılan bu kapı da geometrik, bitkisel ve figürlü bezemelere geniş yer verilmiştir. Ayrıca çokgen, fırıldak ve sekiz kollu yıldızlar da sıkça kullanılmıştır. Kıvrık dallar, rumiler, palmetler, lotüsler, yaprak ve akantus motifleri de onları tamamlamıştır. Vazodan çıkan palmetler ise burada ayrı bir özellik taşımaktadır. Portalin iki yanındaki yuvarlak rozetlerin üzerinde büyük boyutta, ancak tahrip olmuş birer insan figürü görülmektedir. Bunun yanı sıra portalin kuzeyinde altta silmeli üçgenlerle sınırlandırılmış olan yüzeyde iki insan figürünün olduğu görülmektedir. Bu figürlerin kimi tanımladığı konusu sanat tarihçiler arasında tartışmalıdır ve kesin bir sonuca da varılamamıştır. Bazılarına göre külliyeyi yaptıranların, bazılarına göre de ustaları simgelemektedir.


  #7  
Alt 23-02-2008, 18:27
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Medreseleri


Gök Medrese (Merkez)

Sivas Kalesinin ve 4 Eylül Parkının güneydoğusunda bulunan bu medreseyi Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahrettin Ali 1271 yılında yaptırmıştır. Mimarı (Kaluyan-ı El Konevi) Konyalı Kaluyan'dır.

Evliya Çelebi bu medreseden Kızıl Medrese diye söz etmiştir. Medrese ile ilgili olarak; “Bu eserin mislini yapmak mümkün olmadığını, diyar-ı İslamda emsaline rastlanmadığını, Timurlenkin hayretle temaşa ettiğini, kapısının kale kapısı kadar sağlam olduğunu, iki katlı yapıldığını, 80 oda ihtiva ettiğini, talebenin kışın alt katlardaki odalarda çalıştıklarından bir müderris, iki sufi, 20 talebesi olduğunu; mescidin bir imamı, iki müezzini, kütüphanesinde bir hafız-ı kütup, bir kapıcı ve ferraş bulunduğunu; mescit kütüphaneden başka bir de fakirler için yemek pişirilen darrüziyafesi olduğunu” belirtmiştir.

Selçuklu medreselerinden günümüze iyi bir durumda gelebilen bu medrese dikdörtgen planlıdır. Gök medresenin 14 odası ve bir mescidi bulunmaktadır. Giriş kısmının üzeri dört kollu yıldız şeklinde bir tonoz ile örtülmüştür. Gök Medresenin mermer portali Çifte Minareli Medreseye benzer şekilde iki yanına kabartma bezemeli kuleler üzerinde yükselen iki minare ilave edilmiştir.

Portalin en üst bölümünde “Kılıçarslanın oğlu Gıyaseddin Keyhüsrevin Saltanat günlerinde imar edildi” yazılı bir kitabe bulunmaktadır.

Portal zengin süslemesi ile döneminin en önemli yapıları arasındadır. Kapı kemerinin iki yanına 12 hayvan başı kabartması yerleştirilmiştir. Ayrıca iri yıldız motifleri, hayat ağacı, küçük kuşlar, kartallar bitkisel motiflerin arasında dikkati çekmektedir. Ön yüzdeki köşelere kabartma bezeli kuleler yerleştirilmiş, üzerine de yivli gövdeli birer şerefeli iki minare oturtulmuştur. Bu minareler yapıya anıtsal bir görünüm kazandırmıştır. Minarelerin gövdeleri kabartma, geometrik ve bitkisel motiflerle boş yer kalmamacasına bezenmiştir. Büyük olasılıkla da bunların içerisine mozaik çiniler yerleştirilmiş, ancak bunlar döküldüklerinden günümüze gelememiştir. Bu çinilerden dolayı da Gök Medrese ismini almıştır.

Portalden üzeri açık avluya girilmektedir. Avlunun ortasında altı köşeli bir havuz vardır. Avlunun kuzey ve güney taraflarına altı sütunlu, birbirlerine kemerlerle bağlanmış iki revak yerleştirilmiştir. Revakların iki yanına küçük birer eyvan yapılmış, bunların her iki yanına da üçer oda yerleştirilmiştir. Bu odalar birbirlerinden farklı ölçüdedir. Bu revakların orta kemerleri diğerlerinden daha geniştir. Revakları taşıyan kemerler devşirme olarak buraya getirilmiştir. Bunların çoğu kırık olduğundan da kelepçelerle sağlamlaştırılmıştır. Sütunların başlıkları tipik sütun başlıkları olup, palmet, yaprak gibi motiflerle bezenmiştir. Revaklar tonozlarla örtülmüştür. Arkalarında da duvarlara açılmış küçük kapılı medrese hücreleri bulunmaktadır. Hücrelerin üzerleri tonoz örtülü olup, kapı üstündeki pencerelerle aydınlatılmıştır.

Girişin karşısındaki büyük eyvan ve yanındaki iki oda günümüze gelememiştir. Girişin karşısındaki ana eyvan yıkılmış ancak, 1825 yılında dönemin müftüsü Seyit Abdullah Efendi tarafından medresenin bir bölümüne ahşap bir ikinci kat eklenmiştir. Girişin sağ tarafında mescide yer verilmiştir. Mescit, 5.00x5.00 m. ölçüsünde kare planlıdır. Üzerini Türk üçgenlerinin oluşturduğu tuğladan bir kubbe örtmektedir. Mihrabın üst kısmı iyi bir durumda olup, buraya çini ile Ayetel Kürsi yazılmıştır. Alt kısım ise bozulmuş ve burası sıva ile örtülmüştür. Mescidin karşısına kare planlı Darülhadis (dershane) yerleştirilmiştir.
Gök Medrese 1904 yılında Sivas Valisi Reşit Akif Paşa tarafından onarılmış, 1926 yılında okul, 1927 yılında da müze olmuştur.


Şifaiye Medresesi (Merkez)

Sivas Kale Mahallesinde, Selçuklu Parkı içerisinde, Çifte Minareli Medresenin karşısında bulunan bu medreseyi, Selçuklu Sultanı I.İzeddin Keykavus (1184-1220) tıp öğrenimi veren bir medrese ve hastane olarak 1217 yılında yaptırmıştır. Bu yapı Anadolu Selçuklu tıp öğrenimi veren okulların en eskisi ve aynı zamanda da en büyük planlı eseridir. Yapının mimarı Mimar Marendli Ahmet Ustadır. Yapı 1768 yılında medrese haline dönüştürülmüştür. Medrese I.Dünya Savaşı sırasında da cephanelik ve levazım deposu olarak kullanılmıştır.

Medrese kesme taştan, 48.00x68.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Giriş kapısı mukarnaslı ve birbirine geçme bordürlerle bezenmiştir. Giriş kapısı kemerinin yanlarında güneş ve ayı simgeleyen arslan ve boğa tasvirleri bulunmaktadır. Kırmızı tuğladan yapılmış olan giriş kapısının ön yüzünde firuze, mor ve beyaz çiniler bulunmaktadır. Geometrik yıldızlar, geçmeler ve örgülü kufi yazılarla kapı son derece gösterişlidir. Bu görkemli giriş portalinden büyük bir salona geçilmektedir. Buradan da üzeri açık, dört eyvanlı revaklı bir avluya girilmektedir. Revakların arkasında içerisinde ocaklar bulunan hücreler vardır. Medresenin içerisi mavi ve siyah renkteki çini ve sırlı tuğlalarla bezenmiştir.

Medreseyi yaptıran Sultan I.İzzeddin Keykavusun türbesi medresenin güneyinde bulunmaktadır. Türbe kapısının üzerindeki kitabe;

“Biz ki dünyayı terk edip göçtük,
Gönül derdi ektik, matemler biçtik,
Şimdiden sonra da nöbet sizdedir,
Biz sıramızı savdık ve geçtik.”


Çifte Minareli Medrese (Merkez)

Sivas Kale Mahallesinde Şifaiye Medresesi karşısında bulunan Çifte Minareli Medreseyi İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni 1271 yılında yaptırmıştır. Mimarının Kölük Bin Abdullah olduğu ileri sürülmüş ancak, bunu kanıtlayacak bir belgeye rastlanmamıştır.

Medrese iki minareli oluşundan ötürü de Çifte Minareli Medrese olarak tanınmıştır. Zamanla harap olan medresenin bulunduğu yere Sivas Valisi Sırrı Paşa 1882 yılında bir hastane yaptırmışsa da bu hastane günümüze gelememiştir. Günümüzde hastanenin olduğu bölüm Açıkhava Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Medrese dikdörtgen planlı olup, günümüze yalnızca ön cephesi ile minareleri gelebilmiştir. Medreseyi oluşturan bölümler XX.yüzyılın başında tamamen yıkılmıştır. Haluk Karamağaralının burada yaptığı kazılarda yapının iki katlı ve dört eyvanlı planı olduğu ortaya çıkmıştır. Medresenin portali Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olup, 20 m. yüksekliktedir. Giriş kapısı bitkisel ve geometrik motiflerle bezelidir. Aynı zamanda buraya mukarnaslı nişler eklenmiştir. Kapının iki yanına Gök Medresede olduğu gibi çinilerle bezenmiş iki tuğla minare yerleştirilmiştir. Zeminden itibaren minare kapısına kadar 22, oradan da şerefeye kadar 73 basamak bulunmaktadır.

Medresenin ön cephesinde celi hat ile yazılı bir ayet bulunmaktadır.


Buruciye Medresesi (Merkez)

Sivas Kale Mahallesinde bulunan, Şifaiye Medresesinin de 40 m. kuzeyindeki bu medreseyi Selçuklu Veziri Hibetullah Burucerdi oğlu Muzaffer 1271 yılında yaptırmıştır. Çeşitli ilimlerin okutulması amacıyla yapılan bu medresede müzik ile akıl hastaları tedavi edilmiştir. Uzun süre harap durumda olan bu yapı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1966 yılında onarılmıştır. Ardından Gök Medresede bulunan arkeoloji müzesi 1968 yılında buraya taşınmıştır.

Kesme taştan, dikdörtgen planlı ve dört eyvanlı, iki katlı, açık avlulu medrese plan tipinin bir örneği olan bu medrese Selçuklu döneminde yapılan en güzel eserler arasındadır. Cephesi sarımtırak renkte kumlu taştan yapılmış ve burası madalyon, rozet, kıvrık dallar, palmetler ve bitkisel motiflerden oluşan bezemelerle kaplanmıştır. Giriş kapısının iki yanında kubbe ile örtülü bir mescit ve bir de türbe vardır. Türbede medreseyi yaptıran Muzaffer Burucerdi gömülüdür. Ayrıca türbe ve mescidin yanında da iki beşik tonozlu küçük oda bulunmaktadır. Revaklı avlunun arkasına medrese odaları sıralanmıştır. Avlunun iki kenarında birer eyvan, bunların iki yanında da ikişer oda bulunmaktadır. Bu bölümlerin üzeri de tonozlarla örtülüdür. Revaklardaki sütun başlıkları ve sütunlar devşirme olarak toplanmıştır.

Giriş kapısının karşısında sivri kemerli, basık tonozlu büyük bir eyvan bulunmaktadır. Eyvanın iki yanına büyük iki oda yerleştirilmiştir. Bu odaların iç kısımlarındaki merdivenlerden ikinci kata çıkılmaktadır. Avludaki kemerler arasına da yuvarlak sekiz madalyon yerleştirilmiştir. Bu madalyonların içerisinde çeşitli yazılar bulunmaktadır.


  #8  
Alt 23-02-2008, 18:27
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Hanları


Behram Paşa Hanı (Merkez)

Sivas il merkezi, Atatürk Caddesi, Kurşunlu Sokakta bulunan bu hanı Behram Paşa 1573 yılında yaptırmıştır.

Kesme taştan yapılmış olan han, 49.00x49.00 m. ölçüsünde iki katlı bir yapıdır. Yuvarlak kemerli giriş kapısından avluya girilmektedir. Bu avlu çevresinde hanın odaları sıralanmıştır. Girişin yanındaki merdivenlerden ikinci kata çıkılmaktadır. Bu han bir süre hayvan hastanesi olarak kullanılmıştır.


Taşhan (Merkez)

Sivas il merkezinde, Atatürk Bulvarı ile Dörtyol mevkiinin kesiştiği noktada bulunan bu hanın yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Kaynaklardan Sivasta yaşayan Gayri Müslim tüccarlar tarafından XIX.yüzyılda yapıldığı öğrenilmektedir.

Kesme taştan yapılan han avlu çevresinde sıralanmış iki katlı odalardan meydana gelmiştir. Hanın köşebaşından olmasından ötürü odalardan bazıları iki cepheye, bazıları da iç avluya bakmaktadır. Pencereler dikdörtgen sövelidir. Hanın üst örtüsü çatı olup, ortada üçgen şeklinde yedi adet küçük çatı halindedir. Üst örtünün kenarlarında da iki geniş kırma çatı bulunmaktadır.

Günümüzde ilin önemli bir ticaret merkezidir.


Subaşı Hanı (Merkez)

Sivas il merkezinde, Mahkeme Caddesi üzerinde bulunan bu han Sivas Valisi Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber, Sinan Paşanın 1525 yılında öldüğü dikkate alınacak olursa, hanın XVI.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır.

Yapımından sonra çeşitli onarımlarla orijinalliğinden kısmen uzaklaşan han kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Alt kat yuvarlak kemerler halinde dışa açılmış ve buraya dükkânlar yerleştirilmiştir. İkinci katın sonraki yıllarda yapıldığı yapı malzemesi ve her iki katın uyumsuzluğundan anlaşılmaktadır.

Günümüzde Şıracılar Çarşısı olarak tanınmaktadır. Buradaki dükkânların çoğu aktar dükkânıdır.


Selçuk Hanı (Merkez)

Sivas, Malatya-Sivas eski yolu üzerinde Akaya Köyünün 3 km. güneyinde tarlalar içerisinde bulunan bu hanın ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır.

Günümüze harap ve kalıntı halinde gelen hanın üç bölümlü olduğu, doğu-batı doğrultusunda, 18.00x23.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Hanın ortasında iki sıra halinde üçerden altı payenin izleri görülmektedir. Duvarlarının yaklaşık 1 m. yüksekliğindeki kalıntıları günümüze gelebilmiş, buna dayanılarak da kesme taştan yapıldığı anlaşılmaktadır.


Latif Hanı (Merkez)

Eski Sivas-Kayseri yolu üzerinde, Tatlıcak Höyüğü yakınında bulunan bu handan hiçbir iz günümüze gelememiştir.


Alacahan (Kangal)

Sivas ili Kangal ilçesi, Alacahan Beldesinde bulunan bu hanın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapımından sonra değişik dönemlerde birçok kez onarım görmüş bu nedenle de özelliğinden uzaklaşmıştır.

Siyah-beyaz taşların alternatifli olarak sıralanmasından ötürü değişik bir görünümü olup, bundan dolayı da Alacahan ismi ile anılmıştır. Yüksek duvarlı hanın dış cephe görünümü bir kaleyi andırmaktadır. Yapı üslubundan ve diğer Selçuklu hanları ile benzerliğinden ötürü ilk yapımının XIII.yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır. Yuvarlak kemerli bezemesiz bir kapıdan hanın avlusuna geçilmektedir. Bu avlu çevresinde de odalar sıralanmıştır.


Pamuk Han (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesi, Demirdağ istasyonu yakınında bulunan bu hanın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir.

Moloz taş ve kesme taştan yapılmış olan dikdörtgen planlı hanın üst örtüsü yıkılmış ve yalnızca duvarlarının büyük bir bölümü günümüze gelebilmiştir.


Burma Han (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesi, Divriği-Kemah-Erzincan yolu üzerindeki bu hanın kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Ancak yapı üslubundan Mengücekoğulları dönemine ait olduğu anlaşılmaktadır. Bazı kaynaklarda Sultan IV.Muratın Revan seferine giderken bu handa konakladığı belirtilmiştir.

Moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan han harap bir durumda günümüze gelebilmiştir. Planını tespit etmek mümkün olamamıştır.


Mirçinge Hanı (Divriği)

Sivas Divriği ilçesinde, Handere Köyündeki bu hanın da kitabesi günümüze gelememiş olup, yapım tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Yapı üslubundan Mengücekoğulları dönemine ait olduğu sanılmaktadır.

Han kesme ve moloz taştan yapılmıştır. Günümüze harap bir durumda gelmiştir.


Dipli Han (Divriği)

Sivas Divriği ilçesi Günbahçe köyü ile Dumluca Köyü arasında bulunan Dipli Hanın kitabesi günümüze gelememiştir. Bu nedenle yapım tarihi ve banisi hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Han günümüze harap bir durumda gelmiş olup, sadece duvarlarının bir bölümü ile üst örtüsünün bir kısmı ayaktadır.


Kara Mustafa Paşa Hanı (Yıldızeli)

Sivas Yıldızeli ilçesinde, Kara Mustafa Paşanın 1640 yılında yaptırmış olduğu cami ve hamamın yanı sıra, iki handan yalnızca bir tanesinin duvar kalıntıları günümüze gelebilmiştir. Diğer han ise Hükümet Konağı yapılırken yıkılmıştır.


  #9  
Alt 23-02-2008, 18:27
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Hamamları


Meydan Hamamı (Merkez)

Sivas il merkezinde, Meydan Camisinin karşısında bulunan bu hamam 1564 yılında yaptırılmıştır.

Klasik Osmanlı hamam mimarisinden bir örnek olup, soğukluk, ılıklık ve sıcaklıktan meydana gelmiştir. Kesme taştan yapılmış olan hamam dikdörtgene yakın bir plan düzeninde olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık bölümü dört eyvanlı olup, eyvanların içlerine kurnalar yerleştirilmiş, ortasına da sekizgen bir göbek taşı oturtulmuştur.

1980li yıllarda harap durumda olan hamam daha sonra onarılmıştır. Bu onarım sırasında hamama dinlenme ve okuma salonları eklenmiştir. Hamam, Hürriyet Gazetesi tarafından 2003 yılı başlarında Türkiyedeki en iyi 10 hamam arasında yer almıştır.


Kurşunlu Hamamı (Merkez)

Sivas il merkezinde, Ahi Emir Caddesi üzerinde bulunan bu hamam Sivas Valisi Behram Paşa tarafından 1576 yılında yaptırılmıştır.

Osmanlı klasik hamam mimarisi örneklerinden olup, çifte hamam plan düzeninde yapılmıştır. Hamamın bölümleri birbirine simetriktir. Kesme taştan yapılmış olup, ılıklık, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Hamamın ana duvarlarındaki bağlantılar kurşun dökülerek güçlendirildiğinden ötürü Kurşunlu Hamam ismini almıştır.

Hamamın kadınlar ve erkekler bölümü kesme taştan kare planlı, üzeri pandantifli merkezi birer kubbe ile örtülüdür. Giriş kapıları yuvarlak kemerlidir. Her iki bölümün sıcaklığının ortasında göbek taşları bulunmaktadır. Sıcaklığın çevresinde halvet hücrelerine yer verilmiştir.


Eski Paşa Hamamı (Merkez)

Sivas il merkezinde, Uluanak Mahallesinde bulunan bu hamamın kitabesi bulunmamakla beraber, yapı üslubundan XVII.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.

Klasik Osmanlı hamam mimarisi üslubunda yapılmış olan hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk ve sıcaklık bölümleri kesme taştan kare planlı olup, üzerleri merkezi birer kubbe ile örtülmüştür. Soğukluk kısmının içerisine yakın tarihlerde iki katlı ahşap soyunma hücreleri eklenmiştir. Soğukluk ve sıcaklık arasındaki ılıklık daha küçük ölçüde olup, çevresinde küçük odalar bulunmaktadır. Sıcaklığın üzerini örten kubbeye pandantiflerle geçiş sağlanmıştır. Sıcaklığın çevresinde halvet hücreleri vardır.


Mehmet Ali Hamamı (Merkez)

Sivas Akdeğirmen Mahallesinde bulunan bu hamamın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XVII.-XVIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Hamam kesme taş ve moloz taştan yapılmış, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir.


Firuz Ağa Hamamı (Merkez)

Firuz Ağa Hamamı 1546 tarihli vakfiyesinden öğrenildiğine göre XVI.yüzyılın ortalarında yapılmıştır. Bu hamam ile ilgili kaynaklarda başka bir bilgi bulunmamaktadır. Firuz Ağa Hamamı günümüze gelememiş, bugün yeri de bilinmemektedir.


Kale Camisi Hamamı (Merkez)

Sivas il merkezinde, Vezir Mahmut Paşa tarafından Kale Camisi ile birlikte 1580 yılında yaptırılmıştır. Cami ve hamamı içeren 1584 tarihli bir vakfiyesi bulunmaktadır.

Hamam günümüze harap bir durumda gelebilmiştir. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana geldiği kalıntılarından anlaşılmaktadır. Sıcaklık bölümü dört eyvan şemalı ve köşe odalıdır.


Hamamcıoğlu Hamamı (Merkez)

Sivas il merkezinde bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelememiş, vakıf kayıtlarında da yapımı ile ilgili bir bilgiye rastlanmamıştır. Yapı üslubundan XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taştan dikdörtgen planlı olduğu, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana geldiği anlaşılmaktadır. Hamam günümüzde harap bir durumdadır.


Taş Hamam (Merkez)

Sivas il merkezinde Buruciye Medresesinin yanında bulunan bu hamam 1985 yılında çevre düzenlemesinin yapılması sırasında yıkılmıştır.

Kesme taştan olan hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiş dikdörtgen planlı idi. Sıcaklık ve soğukluğun üzeri pandantifli büyük kubbeler ile örtülüydü. Doğu-batı doğrultusunda uzanan hamamın, sıcaklığı dört eyvanlı ve dört köşe hücreli idi.


Paşabostan Hamamı (Merkez)

Sivas ili Paşabostan Mevkiinde bulunan bu hamamın yapım tarihi bilinmemektedir. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen hamam, dört eyvanlı plan şemasında yapılmıştır.


Şirinoğlu Hamamı (Merkez)

Sivas il merkezinde bulunan bu hamam 1904 yılında yapılmıştır. Banisi bilinmemektedir.

Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan hamam sıcaklık, ılıklık ve soğukluk bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk ve sıcaklık bölümleri pandantifli iki ayrı kubbe ile örtülmüştür. Osmanlı mimarisindeki dört eyvan ve dört halvetli plan şemasında yapılmıştır.


Aşağı Hamam (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesinde bulunan bu hamamın kitabesi günümüze gelememekle beraber Mengücekoğulları döneminde yapılmıştır.

Kesme ve moloz taştan yapılmış olan hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk ve sıcaklık bölümü kubbelidir. Soğukluk kısmı iki ayrı bölümden oluşmuştur. Sıcaklık dört eyvan şemalı ve dört halvetlidir.


Bekir Çavuş Hamamı (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesinde bulunan bu hamam Ulu Cami yakınındadır. Hamamın kitabesi günümüze gelememekle beraber, Ulu Cami ile birlikte, XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk ve sıcaklık bölümlerinin üzeri merkezi birer kubbe ile örtülmüştür. Hamam Osmanlı mimarisindeki dört eyvan şemalı hamamlar tipindedir. Günümüzde harap bir durumdadır.


Çepni Köyü Hamamı (1) (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesi Çepni Köyünde, Çepni Köyü Camisinin güneyinde, 15-20 m. kadar uzaklıktaki bu hamamın kitabesi bulunmamakla beraber, cami ile birlikte XVı.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan hamam dikdörtgen planlıdır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk ve sıcaklığın üzeri tromplu birer kubbe ile örtülmüştür. Günümüzde depo olarak kullanılmaktadır.


Çepni Köyü Hamamı (2) (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesi Alabey Mahallesinde, şehir sur kalıntılarının yanında bulunan bu hamamın yapım tarihi bilinmemektedir.

Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen hamam kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Soğukluk ve ılıklığın üzeri beşik tonozla, sıcaklığın üzeri ise merkezi kubbe ile örtülmüştür. Bunların dışında kalan bölümler de tonoz örtülüdür. Hamam günümüzde harap bir durumdadır.


Koyulhisar Hamamı (Koyulhisar)

Sivas ili Koyulhisar ilçesinde, eski Suşehri-Niksar yolu üzerindeki Hacı Murat Hanına 300-400 m. uzaklıkta olan bu hamamın yapım tarihi bilinmemektedir.

Hamam doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olup, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Bu bölümler doğuda sivri tonozlu bir mekân ile batısındaki dört köşe bir mekânın içerisine alınmıştır. Bunlardan doğudaki köşe mekânlar tonozla, batıdaki bölüm ise kubbe ile örtülmüştür. Her iki bölüm arasına bir orta mekân eklenmiştir. Sıcaklık iki eyvanlı olup, L şeklinde bir plan göstermektedir. Hamam günümüze harap bir durumda gelebilmiştir.


Kara Mustafa Paşa Hamamı (Yıldızeli)

Sivas ili Yıldızeli ilçesinde Kemenkeş Kara Mustafa Paşanın 1640 yılında yaptırmış olduğu caminin külliyesinin bir bölümünü oluşturan hamamın da aynı tarihte yapıldığı sanılmaktadır. Caminin güneybatısında ve ona 10-15 m. uzaklıkta bulunan hamam dikdörtgen planlıdır.

Kesme taştan yapılmış olup, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk kısmı doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Batısı kubbe, doğusu da iki eyvandan meydana gelmiştir. Bu eyvanların üzeri beşik tonozludur. Sıcaklık kısmı beşik tonozludur. Orta kısım kubbe ile örtülmüştür. Sıcaklığın çevresine halvet hücreleri yerleştirilmiştir.


  #10  
Alt 23-02-2008, 18:27
 
Standart --->: Sivas'a Gittiniz Mi??

Sivas Köprüleri


Boğaz Köprüsü (Merkez)

Sivas iline 10 km. uzaklıkta, Sivas-Karayün yolu üzerinde bulunan bu köprü Kızılırmakın üzerindedir. Köprünün tempan duvarı içerisine yerleştirilmiş kitabesinden 1526 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak mimarı bilinmemektedir. Tempan duvarı üzerindeki Rumca yazılı bir kitabede de “Estesefos” ismi yazılıdır. Bu kitabe yakındaki bir kiliseden getirilerek buraya konulmuştur. Köprü 1910 yılında onarılmıştır.

Köprü 101.96 m. uzunluğunda, 4.45 m. genişliğinde altı gözden yapılmıştır. Yuvarlak kemerli bu gözlerin en büyük kemer açıklığı 8.95 m.dir. Kesme taştan yapılmış olan köprünün kemerleri tempan duvarlarına göre daha içeri çekilmiştir. Bunların üzerine ikinci bir kemer yerleştirilerek tempan duvarları ile aynı düzeye getirilmiştir. Köprünün memba tarafında üçgen şekilde kesme taştan selyaranlar bulunmaktadır. Mansap yönündekiler yuvarlak olup, üzerlerine sivri külahlar yerleştirilmiştir. Kemerler üzerinde korniş taşları çıkıntılı bir şekildedir. Ayrıca üzerlerine iri taş bloklardan bir de korkuluk oturtulmuştur. Yakın tarihlerde tabliyeler üzerine beton dökülmüştür.

Sivasa Karayün tarafından gelişteki memba yönüne küçük bir odacık yerleştirilmiş olup, bu odacık oldukça iri kesme taştan yapılmıştır. Dikdörtgen şekildeki bu odacığın basık kemerli bir kapısı vardır. Bunun bekçi veya bir nevi dinlenme odası olduğu sanılmaktadır. Bu odacığın üzerine de yukarıda sözünü ettiğimiz kitabe yerleştirilmiştir.

Günümüzde köprü halen kullanılmaktadır.


Eğri Köprü (Merkez)

Sivas ilinin 3 km. güneyinde bulunan bu köprü Sivas-Ulaş yolu üzerinde, Kızılırmakın üzerindedir. Köprünün kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XVI.-XVII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Köprüyü sonraki yıllarda Halil Rıfat Paşanın yardımıyla Sivas hanedanından Kangal Ağası Abdurrahman Paşa kendi maddi olanakları ile onartmıştır. Bu köprü ile ilgili Sivasta söylenen bir de söylence bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi Eski Md. Muavini Gülgün Tunçtan öğrenildiğine göre:

“Zamanında bir usta ile şagirt (çırak) varmış. Gel zaman git zaman şagirt ile ustasının arasında geçimsizlik baş göstermiş ve araları açılmıştır. Bunun üzerine çırak ustanın yanından ayrılmış. Ardından da Sivastaki bu Eğri Köprünün yapımını üstlenmiştir. Köprünün yapımı bir süre ilerledikten sonra, köprünün inşaatını gören ve ustayı tanıyanlardan biri, ustaya giderek şakirtinin Sivasta çok güzel bir köprü yaptırdığını söylemiş. Köprüyü merak eden usta da Sivasa gelerek gizlice inşaatı incelemiştir. Köprünün yapımı hoşuna gitmiş olacak ki şagirtini karşısına alarak şunları söylemiş:

Usta idik olduk şagirt
Al bardağı suya seyirt
Hiç nazardan korkmadın mı?
Köprünü eğri çevirt.”

Bu öyküden kaynaklanarak da köprünün ismi Eğri Köprü olarak kalmıştır. Bağdat yolu üzerindeki bu köprünün uzunluğu 179.60 m., eni de 4.55 m.dir. Köprü on sekiz yuvarlak kemerli olup, en büyük kemer açıklığı 7.70 m.dir. Memba tarafından köprünün altı kemeri aynı doğrultuda, 63.56 m. uzunluğundadır. Bundan sonra köprü eğrilerek on iki kemeri bu eksenin dışında devam etmektedir. Bu bölümün uzunluğu da 116.04 m. dir.


Kesik (Kızılırmak) Köprü (Merkez)

Sivas-Şarkışla yolunda, Kızılırmak üzerinde bulunan bu köprünün kitabesinden öğrenildiğine göre; 1292 yılında yaptırılmıştır. Mimarının ve banisinin kim olduğu kitabede belirtilmemiştir.

Selçuklu döneminden günümüze gelen ender örneklerden biri olan bu köprü, iki bölüm halindedir. Sivas tarafında on yedi gözlü olan birinci kısım ile Kayseri yönünde iki gözlü olan ikinci bir kısım bulunmaktadır. Bununla beraber bu bölümdeki bazı gözlerin toprak altında kaldığı da düşünülmektedir. Bu yapı şekli ile inişli çıkışlı olan köprünün ortasındaki gözler yüksektir ve yanlara doğru da alçalarak devam eder. Sonra da yol seviyesi ile birleşir. Köprünün toplam uzunluğu 3.26.35 m., eni 4.95 m. dir. Bugünkü durumu ile on yedi gözden meydana gelmiş en büyük kemer açıklığı da 7.90 m. dir.

Oldukça muntazam, iri kesme taştan yapılan köprünün basık sivri kemerleri, tempan duvarlarına göre daha içeridedir. Memba yönünde üçgen selyaranları olmasına karşılık, mansap tarafında selyaranlar bulunmamaktadır. Köprünün korniş taşı dışarıya doğru hafif çıkıntılı olup, kemerlerin hemen üzerinde devam etmektedir. Bunun da üzerinde iri blok taşlardan yapılmış korkuluklara yer verilmiştir. Buradaki taşlardan bazıları siyah renge boyanmış ve köprü alternatifli olarak siyah-beyaz bir görünüm kazanmıştır.


Şahruh Köprüsü (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesinde, Karaözü (Maarifözü) Köyünde bulunan bu köprü Sivas-Kayseri yolunda ve Kızılırmakın üzerindedir. Kitabesinden öğrenildiğine göre; Dulkadiroğulları döneminden kalan bu köprüyü Şahruh yaptırmıştır.

Köprü muntazam kesme taştan yapılmış olan bu köprü 4 m. genişliğinde sekiz gözden meydana gelmiştir. En büyük yuvarlak kemer açıklığı ise 12 m. dir. Köprünün son derece muntazam örülmüş kemerleri daha içeride olup, sivri kemerlerin kilit taşı dışarıya çıkıntılıdır. Kemerler üzerinde tahfif kemeri açılmıştır. Tahfif kemerleri ile tempan duvarı aynı düzlemdedir. Ayrıca kemerler üzerine çıkıntılı bir şekilde korniş taşı yerleştirilmiştir. Köprünün eğimi ortadaki büyük gözden sonra yanlara doğru azalarak devam etmektedir.

Köprü günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.


Yıldız Köprüsü (Yıldızeli)

Sivas-Tokat yolunda, Yıldız Irmağı üzerinde bulunan bu köprünün kitabesinden öğrenildiğine göre Selçuklular döneminde yapılmıştır. Ayrıca köprüde Ermeni dilinde yazılmış bir başka kitabe daha bulunmaktadır. Sonraki yıllarda Halil Rıfat Paşanın teşviki ile Sivaslı Silahtarzade Mehmet Ali Efendi tarafından onarılmıştır.

Kesme taştan yapılmış olan köprü sivri kemerli on üç gözden meydana gelmiştir. Kemerler tempan duvarı ile aynı düzlem üzerindedir. Köprünün gözleri yanlara doğru küçülerek devam etmektedir. Ortadaki büyük gözün üzerine korniş taşı yerleştirilmiş, onun da üzerine iri blok taşlardan yapılmış bir korkuluk oturtulmuştur. Köprünün memba tarafına üçgen selyaranlar yerleştirilmiştir.


Handere Köprüsü (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesi, Handere Köyünde Mirçinge Çayı üzerinde bulunan köprünün kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi bilinmemektedir.

Köprü kesme taş ve moloz taştan yapılmış olup, iki gözlü, sivri kemerlidir. Bu gözlerden biri daha büyüktür. Köprü 8 m. yüksekliğinde, 4,5 m. genişliğindedir.


Kız Köprüsü (Divriği)

Sivas ili Divriği ilçesinde, Pamuk Hanın güneyinde bulunan bu köprünün kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Köprü kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır.


Gemerek Köprüsü (Gemerek)

Sivas ili Gemerek ilçesi, Yeniçubuk Köyünün güneyinde, Gemerek yolu üzerinde bulunan bu köprünün de kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XIX.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme ve moloz taştan yapılmış olan köprü yuvarlak kemerli ve üç gözlüdür.


Acısu Köprüsü (Zara)

Sivas ili Zara ilçesi Tekke Köyünde Acısu Çayı üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XVIII.yüzyılın sonları veya XIX.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Köprü kesme taştan, yuvarlak kemerli iki gözlüdür.


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Karpathos Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Karpathos Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Karpathos Yunanistan'ın bir adasıdır. Güney Ege'de, Rodos ve Girit adalarının arasında bulunmaktadır. Türkçe'de Kerpe adası olarak bilinir. ...
Tokat Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Tokat Genel Bilgi http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/05/28/00017707.jpg Topraklarının küçük bir bölümü İç Anadolu Bölgesi, daha büyük bölümü de Karadeniz Bölgesine yer alan Tokat,...
Kirikkale Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Kırıkkale Genel Bilgi http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/03/23/003.jpgİç Anadolu Bölgesinde, İl Merkezi olan Kırıkkale, doğusunda Delice, güneyinde Keskin, güneybatısında Bala, batısında...
Kirşehir Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Kırşehir Genel Bilgi http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/03/25/k%C4%B1r%C5%9Fehir.jpgİç Anadolu Bölgesinde, Orta Kızılırmak Bölümünde yer alan Kırşehir, doğu ve güneydoğuda Nevşehir,...
Muş Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) MUŞ ADININ KAYNAĞI Muşun ilk ne zaman kurulduğu ve adının kaynağı kesin olarak bilinmemektedir. Muş adına dair pek çok rivayet vardır. Bir rivayete göre, Muş adı, şehre, Asurlulardan kaçarak Muş...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,748
Konular : 238,938
Mesajlar: 426,175
Şuan Sitemizde: 274

En Son Üye: mcmc

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:43.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.