Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Genel Sağlık > Sağlık > Kadın Hastalıkları
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


GÖgÜs Kanserİ

Sağlık kategorisinde ve Kadın Hastalıkları forumunda bulunan GÖgÜs Kanserİ konusunu görüntülemektesiniz.
LOBÜLLERİ YA DA SÜT KANALLARINI OLUŞTURAN HÜCRELERİN KONTROLSÜZ ÇOĞALMASIYLA GELİŞİR VE KADINLARDA EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRÜDÜR. KADINLARDA KANSERE BAĞLI ...





Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 15-12-2007, 11:04
 
Ico55743 GÖgÜs Kanserİ

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


LOBÜLLERİ YA DA SÜT KANALLARINI OLUŞTURAN HÜCRELERİN KONTROLSÜZ ÇOĞALMASIYLA GELİŞİR VE KADINLARDA EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRÜDÜR. KADINLARDA KANSERE BAĞLI ÖLÜMLERDE İSE AKCİĞER KANSERİNDEN SONRA İKİNCİ SIRADADIR.

Meme kanseri gerçekten de yıllardan beri kadınların korkulu rüyası olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Çünkü dünyada yapılan istatistikler meme kanserinin ne kadar vahim boyutlarda fazla olduğunu göstermektedir. Meme kanseri kadınların en sık görülen tümörlerinden bir tanesidir.

MEME KANSERİ BİRÇOK ÜLKEDE KADINLARIN EN KORKULU SAĞLIK SORUNU OLMA ÖZELLİĞİNİ TAŞIMAKTADIR. GÜNÜMÜZDE ABD'DE 8 KADINDAN BİRİ AVRUPA ÜLKELERİNDE 10 KADINDAN BİRİ MEME KANSERİNE YAKALANMAKTADIR.

Türkiyede bu konuda yeterli istatistikler yok. Fakat Avrupa Birliği'nde yapılan istatistiklerde İtalyayla örnek aldığımızda Türkiyede her sene 30.000 kadının meme kanseri olacağı istatistikleri doğmaktadır. Dünyada her 11 dakikada bir kadın meme kanseri nedeniyle ölmektedir, her 3 dakikada bir kadın meme kanseri nedeniyle bugün kliniklerde teşhis konulmaktadır.

BAZI ÖZELLİKLERİ TAŞIYAN KADINLARDA MEME KANSERİ DAHA SIK GÖRÜLMEKTEDİR. BU ÖZELLİKLERE RİSK FAKTÖRLERİ DENİR. BU RİSK FAKTÖRLERİNİ TAŞIYAN KİŞİLERİN MUTLAKA MEME KANSERİNE YAKALANACAKLARI SÖYLENEMEZ. SADECE BU FAKTÖRLERİ TAŞIMAYANLARA GÖRE DAHA FAZLA MEME KANSERİNE YAKALANMA OLASILIKLARI VARDIR.

En önemli risk faktörünün yaş olduğunu görüyoruz. Meme kanseri yaşla ilerleyen bir hastalıktır. 40 yaşından sonra risk artmaya başlar 55 yaşlarında bir pik yapar. En sık görülen yaş 55-60 yaş arasındadır. Yine diğer bir risk faktörü yakın akrabalarında özellikle kız kardeşinde, annesinde meme kanseri görülenlerde bu risk 3-4 misli daha fazla artmıştır. Daha önce yine bir memesinde meme kanseri görülen kişilerde diğer memede meme kanseri görülme riski de 4 misli daha fazladır. Hiç doğum yapmamış olmak, hiç emzirmemiş olmak yine meme kanseri riskini artırmaktadır. Bir kadın ne kadar çok östrojen hormonuna maruz kalır ise, o kadar meme kanseri riski yine artmaktadır. Nedir östrojen hormonuna maruz kalmak, âdetini erken görmek veya geç menopoza girmek. Yani ne kadar siklus sayısı artarsa o kadar meme kanserine daha yatkınlığı artar. Özellikle doymuş yağlardan fazla beslenmek, menopoz döneminde aşırı kilo almak, doğum kontrol hapı kullanmak. Aslında doğum kontrol hapı çok tartışmalı bir konu, birçok müellif buna katılmasa da yine de doğum kontrol hapı kullananlarda biraz daha sık görüldüğü bazı yayınlarda belirtiliyor. Yine östrojen hormon tedavisi görmek -ki en çok menopozal kadınlarda- menopoz şikâyetlerinin ortadan kaldırılması için jinekologların kullandığı östrojen destek tedavileri de yine meme kanseri riskini 2 ile 3 misli arasında artırıyor. Ama bir şeyi burada vurgulamak istiyorum, bunlar risk faktörleridir. Bunlar kanser yapıcı nedenler değildir. Bunları kullananlarda kanser biraz daha fazla görülüyor. Dolayısıyla zaten bir korkulu rüya olan meme kanserinde bayanları da bu şekilde korkutmak istemiyoruz. Ama bunların risk faktörü olduğunu da bilmelerinde fayda var.

ŞİŞMANLIĞIN AZALTILMASI, ALKOLDEN UZAK DURMA, DÜZENLİ EGZERSİZ, SEBZE VE MEYVENİN BOL TÜKETİLMESİ GİBİ BASİT ÖNLEMLER İLE MEME KANSERİ RİSKİ %30-40 ORANINDA AZALTILABİLMEKTEDİR.

Maalesef bugün meme kanserini %100 önlemek mümkün değildir. Ama bazı önlemler alarak meme kanseri riskini azaltabiliriz. Bunlar bizim yapabileceğimiz dengeli beslenmek, yağlardan az beslenmek, sebze ağırlıklı, C vitamininden zengin, anti-oksidanlar içeren besinlerle beslenmek, stresi mümkün mertebe azaltmak, spor yapmak, emzirmek. Bunlar sayesinde meme kanseri %30-40 oranında azalır.

MEME KANSERİ İLK ORTAYA ÇIKTIĞINDA HERHANGİ BİR BELİRTİSİ OLMAYABİLİR. ÖRNEĞİN MEME KANSERİ ERKEN DÖNEMDE AĞRIYA YOL AÇMAMAKTADIR. KANSER İLERLEDİKÇE VE KİTLE BÜYÜDÜKÇE BELİRTİLER ORTAYA ÇIKAR.

Meme kanserinin belirtisinde ilk göze çarpan bulgu memede kitle. Bu kitle genellikle ağrısız, sert, birden bire ortaya çıkmış, alttaki dokulara ve yahut da cilde kısmen fikse dediğimiz sabitlenmiş, düzensiz bir kitledir bu. Memede görülen kitlelerin genelde %3-4ü ancak biz kanser olarak rastlıyoruz. Fakat hastalara özellikle belirtiyoruz, eğer ağrısız, sert, yeni çıkmış bir kitleyle karşılaşırsanız mutlaka bir an önce doktora görünün. Çünkü kitle, gerçekten önemli bir bulgu. Yine bir diğer belirti meme cildindeki değişiklikler. Memenin kızarık, ödemli, noktasal çekilmeler gösterir portakal kabuğu manzarası alması, damarlanmaların artması, morarma gibi belirtiler yine meme kanserin öncü belirtilerinden bir tanesi olabilir. Her iki meme az da olsa simetriktir. Memelerde asimetri meydana gelmesi, birinin diğerine nazaran daha farklı bir şekilde gelişmesi yine meme kanserinin belirtilerindendir. Meme başında tekrar asimetri meydana gelmesi, yukarı kayması, çöküntü meydana gelmesi bunlar da meme kanseri belirtilerinden bir tanesidir. Keza meme başından akıntı olması, koltuk altında kitle tespiti, meme kanseri belirtilerindendir. Ağrı pek olmaz denir meme kanserinde, nispeten doğrudur bu, fakat vakaların %10nda çok sızı şeklinde, sancı şeklinde bazen ağrı da görülebilir

ERKEN TEŞHİS İÇİN HER KADININ AYIN BELİRLİ BİR GÜNÜ KENDİSİNİ MUAYENE ETMESİ GEREKİR. EĞER HALA REGL OLUYORSANIZ, ADET PERİYODUNDAN BİR KAÇ GÜN SONRA KONTROLÜ YAPMALISINIZ. EĞER MENOPOZA GİRDİYSENİZ HER AY BELLİ ZAMANLARDA KONTROLÜ YAPABİLİRSİNİZ. HER AY DÜZENLİ OLARAK KENDİSİNİ MUAYENE EDEN BİR KADIN, MEMESİNDE ORTAYA ÇIKAN BİR KİTLEYİ ÇOK DAHA ERKEN FARK EDER.

Meme muayenesi ilk önce görsel olarak yapılır, ayna karşısında yapılır ve şahıs her iki memesinin de simetrisini kontrol eder. Meme başında herhangi bir çekilme, kızarma, renk değişikliği, şişlik olup olmadığını görür. Görsel olarak hiçbir şey bulunmadıktan sonra, sol kol yukarıya doğru kalkar, sağ elin içiyle, dairesel hareketlerle meme başından başlayarak bütün memeyi kaplayan bir şekilde ki biz sabun ve ıslak bir temasın daha etkili olabileceğini düşünüyoruz. Bu şekilde dairesel hareketlerle memesinde bir şey var mı yok mu, eline bir şey geliyor mu diye kontrol eder. Aynı şekilde sağ elini yukarıya kaldırarak yine sol memesini bu şekilde dairesel hareketlerle kontrol eder, meme başında bir akıntı olup olmadığını kontrol eder, koltuk altlarını keza bu muayene esnasında kontrol eder. Bunu her ay yaparsa, gelişmeleri çok yakinen ve bir an önce saptamış olur.

SON YILLARDA MEME KANSERİ TEDAVİSİNDE OLDUKÇA ÖNEMLİ GELİŞMELER OLMUŞTUR. HASTALIK NE KADAR ERKEN SAFHADA SAPTANIRSA, TEDAVİ OLANAĞI VE SEÇENEĞİ O KADAR FAZLA OLMAKTADIR.

Çok sevindirici bir şey var ki, meme kanserini biz %100e varan oranlarda tedavi edebiliyoruz. Bunu etmemizdeki neden de, birincisi dubling time dediğimiz, tümörün kendisini ikiye katlama zamanı meme kanserinde çok çok yavaş. Bu şu demek, 1 cm.lik bir tümörün 2 cm. olması için geçen zaman yaklaşık 2 yıl. Başka bir deyişle, 1 cm.lik bir meme kanseri yakaladığın zaman, bunun en az 2-3 yıllık bir geçmişi var. Dolayısıyla bayanların bu dönem içinde yaptıracakları bir mamografi, evresi ne olursa olsun 2 cm.in altındaysa biz bunları %100e varan oranlarda tedavi edebiliyoruz. Tedavi meme kanserinde bir ekip işi, bu ekipte; genel cerrahi, patolog, onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, fizik tedavici gibi birçok branşın olduğu, multidisipliner bir yaklaşımla yapılıyor.

HASTALIK ERKEN EVRELERDEYKEN AMELİYATLA TÜMÖRÜN ÇIKARILMASI MÜMKÜNDÜR. AMELİYATI TAKİBEN HASTA, YAŞI, MENOPOZAL DURUMU, GENEL DURUMU VE PATOLOJİ RAPORUNDAKİ ÖZELLİKLERİNE GÖRE, KEMOTERAPİ, RADYOTERAPİ VEYA HORMON TEDAVİSİ SEÇENEKLERİNDEN BİR YA DA BİRKAÇINI ALIR.

İki gruba ayrılmış meme kanseri ameliyatları, bunlardan bir tanesi meme koruyucu ameliyatlar, diğeri memeyi almayla yapılan ameliyatlar. Meme koruyucu ameliyatlar sol lüp tümörünün çıkartılması ve yahut da tümörün bulunduğu bölgenin çıkarılması diye kabaca ikiye ayrılabilir. Cerrahi tedaviden sonra, hastanın çıkacak patoloji piyesindeki patoloji sonucuna göre, kemoterapi ve yahut da o bölgeye uygulanan radyoterapi yapılabiliyor. Kemoterapi, bildiğiniz gibi tümör hücreleri üzerine sensitiv, onları yok eden bir takım ilaçlar. Patoloji sonucuna göre demin de söylediğim gibi koltuk altından çıkan pozitif lenf sayısına göre bir takım protokoller vardır, bu protokoller dahilinde ya hasta hiçbir kemoterapi almaz veya sadece radyoterapi görür ki radyoterapi de bu meme bölgesine ve koltuk altına yapılan ışınlamadır. Ve bu şekilde bir protokol dâhilinde takip edilirler.

HORMON TEDAVİSİNİN DE MEME KANSERİNİN TEDAVİSİNDE ÖNEMLİ BİR YERİ VARDIR. HORMON TEDAVİSİ, KANSER HÜCRELERİNİN BÜYÜMESİNE NEDEN OLAN HORMONLARIN ÇALIŞMASINI BOZARAK ETKİ EDER.

Meme kanseri östrojen hormonu hâkimiyetinde olur. Meme kanserinin içindeki bir takım östrojen resöpterleri dediğimiz algılayıcıların, östrojenle birleşip meme kanseri oluşmasını aktive eder. O zaman biz bu reseptörleri bir takım ilaçlarla bağlarsak, var olan östrojen meme kanserini veya meme öncesi dokulara ulaşamayacak ve meme kanseri oluşmasını engelleyecektir. Bu şekilde tamoksifen adı verilen bir takım ilaçlar da meme kanseri tedavisinde kullanılır.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 15-12-2007, 11:05
 
Ico55743 --->: GÖgÜs Kanserİ

MAMOGRAFİ;

DÜŞÜK DOZDA ÇEKİLEN BİR MEME RÖNTGEN FİLMİDİR. MEMEDE MUAYENE İLE SAPTANAMAYACAK KADAR KÜÇÜK ANORMALLİKLERİN TESPİT EDİLMESİ AMACIYLA ÇEKİLİR. BU NEDENLE KESİN HAYAT KURTARICIDIR.

Mamografi elle bizim hissedemediğimiz kitleleri ortaya çıkarmaya yarar. Çok duyarlıdır, %98 oranına varan bir sensitiviteye sahiptir. Mamografi en uygun çektirme periyodu olarak, adet bitiminden sonra çekilmesi uygun olur. Çünkü adetle birlikte memelerin şişmesi mamografi sensitivitesini çok çok düşürür. Bunun dışında yine bir teşhis yöntemi olarak ultrasonografi, ince iğne aspirasyon biyopsisi, kalın iğne aspirasyon biyopsisi bizi teşhise götürür. Kesin teşhis buradan hücre alınıp, bunun patolojik olarak verifikasyonuyla konulur. Yani histolojik incelemeyle, patolojiyle konur.

HASTALIĞI ERKEN EVRELERDE YAKALAYABİLMEK İÇİN TÜM KADINLAR 50 YAŞINDAN SONRA HER YIL MAMOGRAFİ ÇEKTİRMELİDİR. RİSK FAKTÖRÜ OLAN KADINLAR İSE, BU İŞLEME DAHA ERKEN BAŞLAMALIDIR.

Hiçbir risk faktörü olmayan kadınların 40 yaş üzeri 2 yılda bir, 50 yaş üzeri yılda bir, hafif riske sahiplerde, uzak akraba kanser varlığı, erken adet görme bulunan kişilerde 40 yaş üzeri mutlaka yılda bir, anne, kız kardeş, kız çocuk gibi yakın akrabalarında kanser görülenlerde, 35 yaş üzerinde mutlaka yılda bir, çok şiddetli risk gruplarında 25 yaş üzerinde mutlaka yılda bir, bir memesinde daha önce kanser saptanan kadınlarda da 6 ayda bir mamografi çektirme protokolü dünya sağlık örgütü tarafından önerilmiştir.
OSTEOPOROZ

KLASİK RADYOLOJİK YÖNTEMLERLE TANISINI KOYMAK HATALIDIR, BUNUN YERİNE DEKSA ADI VERİLEN ÖZEL YÖNTEMLE VE KEMİK TOMOGRAFİSİ YÖNTEMİYLE VÜCUDUN EN HASSAS KEMİKLERİ OLAN UYLUK BAŞI BÖLGESİ, OMURLAR VE KOL KEMİKLERİNİN İNCELEMESİ YAPILIR VE HASSAS BİR ŞEKİLDE TANI KONABİLİR

Tanısını koymak, aslında hangi yaş grubuyla uğraştığınıza bağlı olarak izleyeceğiniz yol değişiyor, çeşitli risk faktörlerini sorgulamak son derece önemli, hastayı tanımlamakta belki de ilk adım olarak başlanması gereken sorgulama. Kabaca bakarsak, risk faktörleri, hastanın cinsiyeti, kilosu, son zamanlarda hızlı kilo kaybedip kaybetmediği, sigara, alkol kullanımı, başka hastalıkları örnek olarak tiroid ya da para tiroid hastalığının olup olmadığı, ilaç kullanımı, burada önemli bir faktor komodin kullanımı, steroid kullanımı veya troid ilaçlarını kullanmak gibi faktörler. Daha önce geçirilmiş mide cerrahisi, uzun süre yatmayı gerektiren hastalıklar gibi risk faktörlerini, girişte şöyle bir sorgulamak, hastanın osteoporoz adayı olup olmadığını anlamak konusunda yardımcıdır. Daha sonraki aşama, ki oldukça sık sorulan soru, ne zaman kemik yoğunluğu ölçmek lazım, bu risk faktörlerinde oldukça pozitif cevap alıyorsak hastadan, çok sayıda pozitif cevap alıyorsak o zaman kemik yoğunluğunu ölçmek gerekiyor. Bu konuda da en yaygın uygulanan Deksa dediğimiz bir yöntem var. Kemik yoğunluğunu ölçüp direk osteoporoz tanısını koymak, böyle bir eşitlik kurmak çok doğru değil, ama hastanın aday olduğunu belirlemek açısından faydalı, tıpkı tansiyon hastasının daha sonra inme geliştirebileceğini bilmek gibi. Düşük yoğunlukta kemik kitlesi saptanan bir hastanın osteoporoz açısından daha ciddiye alınması ve tedavi seçeneklerinin düşünülmesi açısından önemi var.

ÖSTROJEN TEDAVİSİNİN SÜRECİ YAVAŞLATTIĞI ARTIK KANITLANMIŞTIR. ÖSTROJEN TEDAVİSİ ALANLARDA KOL VE KALÇA KIRIKLARINDA YÜZDE 50-60 ORANINDA AZALMA, BERABERİNDE KALSİYUM ALIMIDA SAĞLANDIĞINDA OMURGA KEMİĞİ KIRIKLARINDA YÜZDE 80LİK BİR AZALMA BEKLENEBİLİR. BU ÖZELLİKLE EN AZ 5 YILLIK BİR TEDAVİ SONRASI ETKİLİ OLUR.

Hastalık ortaya çıktıktan sonra kullanılacak ilaçlar, risk faktörleri, hastanın kemik yoğunlunun ne kadar olduğu, yaşam biçimi, sigara, alkol kullanımı ve diğer hastalıkları da göz önünde bulundurularak, aslında kişiye özel ayarlanan bir tedavi. Tedavi süresi ise yine hastanın durumuna gore belirleniyor, kırık geçiren hastalardaki yaklaşım daha farklı olacak ama daha iyice bir kemik kitlesi olan, risk faktörü daha düşük olan hastada daha kısa süreli düşünülebilir. Şu anda ki görüşe göre ortalama 5 yıl gibi bir süreden söz edebiliyoruz, devamlı tedavi açısından, ancak kırıkları olan hastada bu kararın yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

GENÇ ERİŞKİNLERDE EGZERSİZ DORUK KEMİK KİTLESİNİ ARTTIRMAKTA VE BÖYLECE DAHA SONRA GÖRÜLEBİLECEK KIRIK RİSKİ AZALMAKTADIR. ERKEN MENOPOZA GİREN KADINLARDA ÖSTROJEN YETERSİZLİĞİNE BAĞLI HIZLI KEMİK KAYBI EGZERSİZLE YAVAŞLAYABİLMEKTEDİR. YAŞLI ERİŞKİNLERDE İSE EGZERSİZ YAŞA BAĞLI KEMİK KÜTLESİ AZALMALARINI GECİKTİREBİLMEKTE VE DÜŞME SONUCU GELİŞEBİLECEK HASARI AZALTMAKTADIR.

Bunlar genellikle postür egzersizleri, yürüyüş gibi vücut ağırlığının yani yer çekiminin vücuda etki etmesini sağlayan egzersizler olmak zorunda, bu açıdan da devamlı yaşam biçimini modifiye etmek, egzersizleri günlük hayatın içerisine sokmak ve düşme önemli bir risk faktörü, burada da denge hastalıkları varsa bunların tedavisi, görme hastalıkları varsa görme ile ilgili hastalıkların tedavisi ve evin içinin de hastanın düşmeyeceği gibi düzenlenmesi gerekiyor. Yaşlılarda, düşmelerde etkili olduğunu bildiğimiz için D vitamini tedavisi üzerinde özellikle durulması gerekir


  #3  
Alt 15-12-2007, 11:06
 
Standart --->: GÖgÜs Kanserİ

GENİTAL HERPES

HERPES SİMPLEX VİRÜSÜNÜN NEDEN OLDUĞU BİR VİRÜS ENFEKSİYONUDUR. HSV VİRÜSÜ TİP 1 VE TİP 2 OLARAK İKİ ÇEŞİTTİR. ÖZELLİKLE TİP 2 GENİTAL BÖLGEYİ, TİP 1 İSE AĞIZ, YÜZ VE DUDAKLARI ETKİLER.

Genital herpes enfeksiyonu, herpes simplex virüsünden kaynaklanan bir hastalıktır. Herpes simplex virüsü iki tipte bulunur. Herpes simplex virüsünün birinci tipi daha çok yüzde ve ağızda, ikinci tipi ise genital bölgede bir takım yaralarla seyreden virüslerdir. Genital herpes virüsünün alımını takiben her zaman hastalık çıkmaz, bazı hastalar virüse sahiptir, ancak herhangi bir şikayetleri yoktur, bu hastalara taşıyıcı hasta grubu diyoruz. Genellikle, herpes simplex tip 2 dediğimiz, yani genital herpese yol açan virus tipinin taşıyıcıları oldukça yoğundur. Bu hastaların aşağı yukarı yüzde 80 civarında, taşıyıcı olduklarının farkında değillerdir. Virüs alımını takiben, bu yine temasla olmaktadır, bir ila altı ay içerisinde, içi su dolu kabarcıklar şeklinde yaralar oluşabileceği gibi, bazen hiç şikayet olmadan da, virüs pasif forma geçebiliyor. Yani hücre içinde kalabiliyor, bu durumu, hasta maalesef farkedemiyor ve cinsel yaşantısına devam ediyor. Ancak, vücut direncinin düştüğü herhangi bir zaman olabilir, bu yaralanmalar olabilir, ameliyatlar olabilir, ağır hastalıklar olabilir ya da menstürasyon gibi hormonal değişikliklerde ya da o bölgenin tahrişi, özellikle cinsel ilişkideki tahrişi ile virüs aktif hale geçip, şikayetlere yol açabilir. Genellikle, kadınlarda dış genital bölgede, yani vajen ağzı değil de daha çok vulvalarda, erkeklerde ise ***** ucunda ve ***** gövdesinde, içi su dolu kabarcıklar şeklinde görülen şikayetlerdir. Bu şikayetlerin oluşumu sırasında hastalar genellikle çok hafif bir yanma, batma gibi bulgular hissederler, çok nadiren ateş olabilir, halsizlik olabilir, kas ağrıları olabilir, ama bunun dışında hastaların çok fazla şikayeti olmaz. Ancak zaman içersinde, hastalara tedavi verilmese bile, 1 ila 4 hafta içerisinde, şikayetleri tamamen geriler ve virüs yeni bir şikayet oluşana kadar, omurga tabanındaki sınır kılıflarının içerisinde pasif olarak kalır. Bu hastalık özellikle aktif haldeyken, yani bu içi su dolu kabarcıklar olduğu dönemlerde bulaşıcıdır. İçi su dolu kabarcıklar olmasa da, daha önce de anlattığım gibi taşıyıcı grupta bulaşıcıdır. Ancak, taşıyıcı grubun bulaşıcılığı diğer gruba göre çok düşüktür.

GÖZLE GÖRÜLEBİLEN LEZYONLARIN VARLIĞINDA TANIYI KOYMAK KOLAYDIR. ANCAK BUNUN HSV OLDUĞUNU GÖSTERMEK İÇİN BAZI LABARATUAR TETKİKLERİ GEREKİR. KESİN TANININ ÇOK ZOR OLMASI NEDENİ İLE PEK ÇOK VAKA HATALI OLARAK TEŞHİS VE TEDAVİ EDİLMEKTEDİR.

Genital herpesin ayırıcı tanısında, özelikle kadınlarda, mantar enfeksiyonları akılda tutulmalıdır. Bunun dışında yine aynı şikeyatlerle ve aynı görüntülerle seyreden zona dediğimiz gece yanığı ve özellikle Türkiyede oldukça yaygın olan Behçet hastalıkları da yine akılda tutulacak hastalıklardır. Genital herpesin tedavisini 3 ana başlıkta toplayabiliriz. Hastalığın bulaşmasını ve yayılmasını önlemek, oluşan hastalığı tedavi etmek ve nükslerini önlemektir. Hastalığın bulaşmasının ve yayılmasını önlemede en etkili yol tek eşliliktir. Ancak kişinin genital herpesinin olması, kişinin çok eşli olduğunu göstermez her zaman. Çünkü bu virüsü yıllar önce almış olup pasif formdan inaktif forma geçip, yıllar sonra vücut direncinin düştüğü herhangi bir zamanda bu virüs tekrar çıkabilir. Genital herpesi olan bireyler, mutlaka, cinsel partnerleri ile bu konuyu konuşmaları gerekiyor. Aktif enfeksiyonu olmasa da bu enfeksiyonun bulaşabileceğini, bu yaraların çok uzun bir zaman sonra, yıllar sonra çıkabileceğini belirtmeleri gerekiyor. Bunun dışında, özellikle aktif enfeksiyonun olduğu dönemlerde cinsel ilişkiden kaçınılması gerekiyor. Eğer cinsel ilişkiden kaçınılamıyorsa, o zaman prezarvatif kullanmak, yüzde yüz koruyuculuk sağlamasa bile önerilmektedir. Prezarvatif, sadece kapsadığı alanı korumakta, ama diğer bölgeleri maalesef koruyamamaktadır. Vajina içine sürülen kremler, köpükler, sperm öldürücüler de herpes simplex virüsüne karşı etkili değildir.

GÜNÜMÜZDE HERPES TEDAVİSİ İÇİN DEĞİŞİK İLAÇLAR MEVCUTTUR. ANCAK BU İLAÇLAR KESİN TEDAVİ SAĞLAYAMAMAKTADIR. VİRAL BİR ENFEKSİYON OLDUĞU İÇİN ANTİBİYOTİKLER ETKİSİZ OLMAKTADIR. İLAÇLAR SADECE İLLK ATAĞIN ŞİDDETİNİ AZALTMAKTA VE SÜRESİNİ KISALTMAKTA DAHA SONRAKİ ATAKLARINSA ŞİDDETİNİ DÜŞÜRMEKTEDİR.

Herpes simplex virüsüne bağlı genital herpes oluştuğu zaman, imrunsüprasif tedavi dediğimiz özel bir tedavi vardır. Bu tedavi yöntemi tablet ile uygulanır, özel bir tablettir. Bu tablet tedavisi iki şekilde yapılır, birincisi nüks tedavisini önlemek için, atakların olduğu dönemde kullanılır, diğeri ise sürekli tedavidir. Herpes simplex virüs enfeksiyonlarının önlenmesinde kullanılan bu tablet tedavisi, herpes simplex virüsünü öldürmez, sadece onun çoğalmasını durdurur. Dolayısıyla hastanın şikayetlerinin daha çabuk geçmesi, yeni şikayetlerin oluşmasının önlenmesi ve hastanın semptomlarının olabildiğince, en hafif şekilde geçiştirilmesini sağlarlar. Bu tablet ile yapılan atak tedavisinde, hastaya sedece şikayeti olduğu dönemlerde tablet tedavisi verilir. Bu tür tedavi daha çok sık nüksetmeyen ya da nüksettiği zaman hafif nükseden hasta grupları için kullanılır. Ancak uzun süreli tedavide genellikle yaptığımız şey şudur: Hastanın şikayeti olsun ya da olmasın, bu tadaviyi belirli bir zaman dilimi içersinde kullanmaktatır. Bu tip tedavi yöntemini sık nükseden, nüksettiği zaman oldukça yoğun şikayet yapan ya da hafif şikayette olsa hastanın günlük yaşantısını etkiliyorsa, bu tip tablet tedavileri kullanılabilir. Bunun dışında hastanın genel olarak dikkat etmesi gereken bir takım faktörler vardır. Bunlar daha önce bahsettiğim gibi enfeksiyonlar olabilir, ameliyatlar olabilir, yaralanmalar olabilir, menstural düzensizlikler olabilir, lokal o bölgeye uygulanan iritasyonlar, tahrişler olabilir. Bu dönemlerde mümkün olduğunca vitamin alımı, hatta bazı çalışmalarda aminoasitlerin alımının hastanın şikatlerini daha çabuk geçirdiği, daha az şikayet olduğu konusunda yayınlar mevcuttur. Bunun dışında, özellikle genital herpes olan enfeksiyonlarda iyi bir uyku, yeterli bir beslenme ve stresten uzak bir hayat öneriyoruz. Şikayetler olduğu dönemlerde, olan şikayetler için kurutucu ajanlar kullanılabilir, bazen ağrı çok yoğun olduğunda ağrı kesiciler de kullanılabilir. Eğer gebelikte gebelikte genital herpes enfeksiyonu oluştuysa, bunun için mutlaka doktora başvurulması gerekir. Bir kadının genital herpes virüsüne sahip olması, çocuk sahibi olmaması için bir neden olamaz. Ancak, eğer ki gebe kalmadan önce genital herpes enfeksiyonu geçirmiş ve şu anda pasif formda ise, bu hastalara yapılacak çok fazla bir şey yoktur, sadece takip edilmesi yeterlidir. Ancak, eğer hasta gebeyken bu genitel herpes enfeksiyonunu geçiriyorsa, o zaman mutlaka doktoruna bunu söylemek zorundadır. Çünkü bu tür bebeklerin anne karnında bu enfeksiyonu alma riskleri oldukça yüksektir. Onun dışında genital herpes olan gebe kadınlara özel bir tedavi yöntemi uygulanmamaktadır. Bu bir kar ve zarar oranıdır. Eğer risk çok fazlaysa, bu saydığım yöntemlerden herhangi birisi kullanılabilir. Bu hasatalara özel bir doğurma yöntemi tercih edilmemektedir. Bu hastalar eğer aktif enfeksiyon yoksa, normal doğum da yapabilmektedirler.


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Gögüs estetiğinde yeni yöntemler Doğru estetiği 'kalıcı, doğal ve az iz' olarak tanımlayan Prof. Dr. Sıdıka Kurul: Erkekler artık "Eşim 75 beden sutyen giyiyor, biraz daha büyük olsa, ilişkimiz daha da güzelleşecek" diyebiliyor....
Prostat Kanserİ Nedİr ? Prostat Kanserİ Nedİr ? PROSTAT KANSERİ NEDİR VE BU SORUNDAN TAMAMEN NASIL KURUTULABİLİRSİNİZ? Erkek üreme sisteminin önemli bir üyesi olan prostatta görülen malign (kötü...
Servıks Kanserı Nedir Servıks Kanserı Rahim boynu kanseri kadın üreme organlarında fazla görülen kanserlerden biridir. Daha çok 30-35 yaşlar arasında ortaya çıkar. Servikal displazi denilen kanser öncesi safhada...
Yumurtalık Kanserı Yumurtalık Kanserı Amerika da 70 kadından l inde yumurtalık kanseri görülmektedir. Bu hastalık ölümcül olabilir, ilk safhalarında pek dikkati çekecek bulgu vermez ve genellikle rutin alt karın...

 
Forum Stats
Üyeler: 66,540
Konular : 231,527
Mesajlar: 417,032
Şuan Sitemizde: 313

En Son Üye: erhatgalata

Sosyal Linkler
Twitter Butonları





Google+ Butonu


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:53.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.