Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Tatil Bölgeleri > Türkiye'den Tatil Mekanları > Güney Dogu Anadolu
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Şanlıurfa Balıklı Göl

Türkiye'den Tatil Mekanları kategorisinde ve Güney Dogu Anadolu forumunda bulunan Şanlıurfa Balıklı Göl konusunu görüntülemektesiniz.
Şanlıurfa Hakkına Daha Fazla Bilgi Vermek İsteyen Bu Konudan Devam Etsin Arkadaşlar Balıklı Göl Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan Şanlıurfa ...





Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 31-05-2007, 05:02
 
Standart Şanlıurfa Balıklı Göl

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Şanlıurfa Hakkına Daha Fazla Bilgi Vermek İsteyen Bu Konudan Devam Etsin Arkadaşlar


Balıklı Göl




Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan Şanlıurfa 19 bin 615 km2 lik (D.İ.E 1995 yıllığı) yüzölçümü ile Türkiye yüzölçümünün %3'nü oluşturur. Sahip olduğu alan itibari ile Türkiye sıralamasında 7. sırada yer almaktadır. Şanlıurfa ilinin 11 ilçesi, 27 belediyesi, 19 bucağı, 1066 köyü ve 1625 köy altı yerleşim yeri bulunmaktadır. Şanlıurfa'nın batısında Gaziantep, kuzeybatısında Adıyaman, kuzeydoğusunda Diyarbakır, doğusunda Mardin illeri ve güneyinde Suriye Devleti yer almaktadır.


Kazı çalışmaları halen devam eden Göbeklitepe'de yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara göre; Şanlıurfa'nın tarihi geçmişi, M.Ö. 9000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Tarihi süreç içerisinde ismi El Ruha, Edessa, Reha ve Urfa olarak anılmıştır. Bulunduğu coğrafyanın bir gereği olarak birçok bağımsız devlet ve beyliğin hakimiyeti altında kalmıştır. 1516 yılında Osmanlı topraklarına katılan Şanlıurfa, 1916 yılında bağımsız sancak olmuştur. 1919 yılında İngilizler ve Fransızların işgaline uğramıştır. 11 Nisan 1920'de işgalden kurtarılan Şanlıurfa, 1924 yılında il durumuna getirilmiştir. Kurtuluş Savaş'ında düşmana karşı verilen üstün ücadele nedeniyle; 22.06.1984 tarihinde çıkartılan 3020 Sayılı Yasa ile ismi, "Şanlıurfa" olarak değiştirilmiştir.
Şanlıurfa'nın Göbeklitepe mevkiinde yapılan Kazılarda Şanlıurfa Tarihinin M.Ö. 9000 hatta 11 bin yıl öncesine kadar dayandığına dair bulgular ve tapınak bulunmuştur. 1984 yılında Fransız araştırmacı Gautier'in başlattığı ve 1946'dan sonra Prof. Kılıç Kökten'in sürdürdüğü yüzeysel araştırmalardaki buluntular, Şanlıurfa ve çevresinin Paleotik (yontmataş), dönemde (MÖ 500.000-8.000) insan yaşantısına sahne olduğunu göstermektedir. Prof. Kılıç Kökten'in Birecik İlçesi sınırlarındaki bulduğu el baltası bölgenin en eski tarihi kalıntısı olarak, yontmataş devrinde avcılık ve toplayıcılıkla geçinen insanların bu sıcak ve bol çeşitli hayvan yaşamına elverişli toprakları yurt tutuklarını göstermektedir. Atatürk Barajı göl alanında kalacak höyüklerde 1979 yılından bu yana yapılan yerli ve yabancı arkeolojik kazılarda bulunan domuz ve diğer hayvan iskeletleri o devirlerde bölgenin sık bir ormanlığa sahip olduğunu kanıtlamaktadır. 1964 yılında Bozova İlçesi, Gölbaşı mevkisinde yapılan arkeolojik kazılarda paleolitik dönem kalıntıları yanında neolitik dönem (MÖ 7250-5500) yerleşmelerine rastlanılmıştır. Ayrıca 1982 yılında Şanlıurfa Müzesi Müdürlüğünce Bozova İlçesine bağlı Şaşkan (İğdeli) köyü yakınlarındaki küçük ve büyük Şaşkan höyükleri arasında kalan arazide yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulardan bu bölgenin ilk defa günümüzden 7000 yıl önce toprağa bağlanan insanlar tarafından iskan edilmeye başlanıldığı anlaşılmaktadır.
Neolitikten sonraki ilk medeniyet evresi kalkolotik dönem (5500-3200) buluntuları,; Şanlıurfa'nın Bozova ilçesine bağlı Kurban Höyük, Lidar Höyük ve Siverek İlçesine bağlı Hasek Höyük kazılarında tespit edilmiş, ayrıca aynı kazılarda ilk Tunç Çağına ait (MÖ 3200-1800) çok sayıda değerli eserler ele geçirilmiştir. Dicle ve Fırat arası topraklar için MÖ ikinci bin yıllarına ait Hitit çivi yazılı metinlerde rastlanan ilk ad "Hur Memleketleri"dir. MÖ birinci bin yarısında ise Asur vesikalarında bölgenin "Hanigalbat" adıyla anıldığı görülmektedir. Bu ad, MÖ 13. Yüzyıl ortalarında çöken Mitanni-Hanigalbat devletini çekirdek arazisin teşkil etmiş olmasına dayanır görünmektedir. Mitanni devletinin çökmesiyle Urfa bölgesine bir Sami kavimi olan haramiler kitleler halinde gelip yerleşmişlerdir. Daha sonra bölgeye Asuriler hakim olmuş, bu devlet MÖ 610 yılında İran ve yeni Babil devletleri tarafından yıkılmış ve Urfa bölgesine (Elcezire) İranlılar hakim olmuştur. Büyük İskender istilası (MÖ 331) ve bunu izleyen Helenistik devirde Urfa tarihin belgelerle daha belirgin olarak izlemek mümkün olabilmektedir. Büyük İskender'in ölümünden sonra parçalanan imparatorluğun Urfa bölgesi Selevkosların elinde kalmıştır. Selevkoslar devrinde Grek ve Makedonya yurtlarında Urfa bölgesine büyük bir oranda göçler olmuş ve bunlar eski Grek adetlerine göre kurdukları şehirlere eski yurtlarındaki bazı mahalle ve şehirlerin adlarını vermişlerdir. Selevkoslar MÖ 334'de Süryanilerin Urhai (Orhay-Urfa) kasabası üzerine Edessa adıyla bir kent kurmuşlardır. Edessa Makedonya'nın başkenti Aigai'nin (şimdiki Vodena) bir mahallesinin adıdır ve Urfa'ya kurucuları olan Makedonyalılar tarafından verilmiştir. Fakat yerli halk bu yabancı ismi benimsememiş ve kente Urhai demeye devam etmiştir. MÖ 334-136 yılları arasında Urfa'da hüküm süren Selevkostlar bu bölgede Edessa'dan başka Carhae (yeni bir plana göre düzenlenmiş Harran) Mekadonopolis (Birecik), Nikephorion (Rakka), Anthemsia (Suruç) kentlerini kurmuşlar ve buralara kendi halklarını yerleştirmişlerdir. MÖ 137 yılında canlanan bizim Eşkaniyan, Batılıların Arsakid dedikleri İran devleti bütün Mezopotamya'yı yeniden eline geçirdi ve bu tarihten çok az sonra da Urfa'da tarihinde ilk ve son defa olmak üzere yerel bir şehir krallığı kuruldu. Urfa dışına bile taşamamış olmasına rağmen, "Osrhoene Krallığı" adını taşıyan bu küçük devlet MÖ 132'de Arjaw (El'de Aryu) tarafından kurulmuştur. MS Nisan 216'dan 242 yılına kadar Manu IX. Osrhone Kralı ünvanını almış, ancak onun bir Roma kolonisi haline getirilmiş Edessa'da hiçbir hüküm nüfuzu olmamıştır. Bu krallık 242-244 yıllarında iki sene gibi kısa bir süre son defa olarak Abgar XI.nin Gordianus III. Tarafından Urfa'ya hükümdar tayin edilmesiyle ihya edilmiş, fakat bu Roma imparatorunun öldürülmesi sonrasında halefi Philippus, Sasani hükümdarı Şapur ile anlaşmayı tercih ederek Mezopotamya'yı İranlılara terk etmek üzere bir anlaşma imzalamış, ancak bu anlaşma tatbik edilememiş ve Mezopotamya yine Romalıların elinde kalmıştır. Fakat bu sırada Orshoene Krallığı kesin olarak tarihe karışmıştır (MS 244). MÖ 132 - MS 244 yılları arasında 376 yıl devam eden Orshoene Krallığı, para basacak kadar özgür ve güçlü İran devletine kafa tutamayacak kadar güçsüzdü.
Urfa Krallığının bütün dünyaya yayılan esas ünü Hıristiyanlıkla ilgisidir. Kral V. Abgar'ın (Kara Abgar-Büyük Abgar) MS 13-50 yılları arasındaki ikinci saltanat devresi Hıristiyanlık tarihi bakımından çok önemli sayılır. Bütün Hıristiyanlık alemince meşhur olan "Abgar Efsanesi"ne göre bu zat, Hz. İsa'ya mektup yazarak Hıristiyanlığı teb'asıyla birlikte kabul ettiğini bildirmiş ve Hz İsa'yı dinini yaymak üzere Urfa'ya davet etmiştir. Bu davet üzerine Hz. İsa, yüzünü sildiği mendile çıkan mucizevi resmini havvarilerinden Addai ile birlikte Kara Abgar'a göndermiştir. Hıristiyanlık aleminde kutsal sayılan bu mendilin uzun süre Urfa'yı düşmanlardan koruduğuna inanılmış, MS 944 yılında Bizans imparatorunun doğudaki kuvvetlerinin komutanı Ioannes Kurkuas Urfa üzerine yürüyerek bu mucizevi resmi almayı başarmış ve onu büyük bir törenle İstanbul'a götürmüştür. Mandilion, Hıristiyan sanatında oldukça yer tutmuş ve hayali resimleri bir çok batı müzesini süslemiştir Bu ilgi çekici efsanede kral V. Abgar'ın Hıristiyanlığı kabul etmiş olması, tarihi gerçeklere uygun değildir. Hıristiyanlığı ilk kabul eden hükümdar, aynı hanedana mensup, aynı adı taşıyan IX. Abgar'dır ve bu olay 214 yılında gerçekleşmiştir. 3. ve 6. Yüzyıllar boyunca Urfa ve bölgesi Roma'ya bağlı kaldı. Romalılar Urfa başta olmak üzere bütün şehirlerin surlarını yenileyip güçlendirdiler. Halife Hz. Ömer (634-644) zamanında Irak orduları komutanı Sa'ad bin Ebu Vakkas'ın gönderdiği Abdullah bin Alban idaresindeki ordu 639 yılında Urfa'yı almış ve Orshone'yi Diyar'ı Mudar adıyla Şam eyaletine bağlamıştır. İslam idaresi Urfa'daki Hıristiyan halka azami hoşgörüyü göstermiş, İslam'ın bu tutumu karşısında yerli halk kısa zamanda kendi arzularıyla Müslümanlığı kabul etmiştir. Emeviler ve Abbasiler zamanında cereyan eden iç ve dış olaylar esnasında Urfa daima İslam imparatorluğunda kalmış, ancak Abbasilerin dağılma yıllarında 1030 yılında Bizans hakimiyetine girmiştir. Selçuklu Sultanı Melikşah, komutanlarından Emir Bozan'ı Urfa'nın fethine gönderdi. Emir Bozan şehri üç ay sıkı bir şekilde kuşattı. Bu şiddetli kuşatma sırasında dışarıdan yardım göremeyen şehir halkının ileri gelenleri Bozan'ın yanına giderek Urfa'yı ona teslim ettiler (Mart 1087). Böylece Urfa Selçuklu hakimiyetine girmiştir.
Urfa, 1098'de I. Haçlı Seferleri sırasında Prens Baudouin de Boulogne tarafından zaptedilerek Haçlı Kontluğu idaresine girmiştir. Musul Atabeyi Nurettin Zengi 1144'te Urfa'yı alarak Haçlı Kontluğu idaresine son vermiş, onun bu haraketi II. Haçlı seferlerine başlamasına neden olmuştur. Eyyübilerden Artuklulara geçen Urfa, Moğol tahribinden sonra Karayülük Osman Bey tarafından Akkoyunlu idaresine geçirilmiş, daha sonra Memlük hakimiyetine girmiş, 1516'da Mercibadık Savaşı neticesinde Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1650 yıllarında Urfa'yı ziyaret eden ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Urfa'dan şu şekilde bahsetmektedir. "...Nuh tufanından sonra kurulan eski şehirlerden biri de Urfa'dır. Semud kavminden Rohay adında bir hükümdarın yapısıdır. Hz. İbrahim'i bu şehirde Nemrut ateşe attırmıştır. Hz. İsa, buraları Kayseri'nin idaresinde iken, gelip bir kiliseye inmiş. Onun için buraya Deyr'i Mesih derler. Havvariler burada İncil'i gayet hazin bir sesle okurlarmış. Onun için makama "Rehavi" demişlerdir." "...Nihayet Emevilerden Muaviye Şam'da iken, asker gönderip burayı Rumlardan alarak İslam ülkelerine katmıştır. Sonra Abbasilerden Me'mun bir sebeple buraya gelip İbrahim Halil Türbesini tamir ettirmişlerdir. Birçok hükümdarın eline geçtikten sonra H.922 tarihinde Yavuz Sultan Selim Mısır'a giderken burasını Hadım Sinan Paşa almıştır." "...Kalenin dört tarafı gayya kuyusu gibi uçurum kayalardır. Kale kapısının iç yüzünde bir cami vardır. Urfa camileri hepsi 22 mihraptır. İbrahim Halil Camii, Hasan Padişah Camii, Pazar Camii, Dabbakhane Camii, Ahaveyn Camii ve Çakeri Camii içerisinden İbrahim Halil suyu geçerek havuz ve şadırvanları canlandırır. 67 kadar mahalle mescidi vardır." "...Sekiz hamamı vardır. Çarşı ve pazarı toplam 400 dükkandır. İki bedesteni vardır. Saraçhanesi İbrahim Halil nehri kenarındadır..." XVI. yüzyıl sonlarında Karayazıcı Abdülhalim isyanı nedeniyle çok kanlı olaylara sahne olan Urfa'da karışıklık kısa zamanda bastırılmıştır. 1837 yıllarında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa kenti kısa bir süre elinde tutmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun I.Dünya Savaşı'ndan yenik çıkması üzerine Urfa, 24 Mart 1919 tarihinde İngilizler tarafından işgal edilmiş, 30 Ekim 1919 tarihinde yine İngilizler tarafından Fransızlara devredilmiştir. 11 Nisan 1920'de Fransızları kesin yenilgiye uğratan Urfalılar bu zaferlerinin anısı olarak TBMM'nin kararıyla 1984 yılında "ŞANLI" ünvanına kavuşmuşlardır.
Urfa Milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ili adının "Şanlıurfa" olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM tarafından 12.6.1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır. (Urfa ilinin adının Şanlıurfa olarak değiştirilmesi hakkındaki 3020 sayılı kanun 22 Haziran 1984 tarih 18439 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.)
[değiştir]
Dini Turizm

Kentin "Peygamberler Şehri" olarak tanınması dini turizm açısından büyük önem taşımaktadır. Musevi, Hristiyan ve Müslümanlar tarafından tanınan Hz. İbrahim'in Urfa'da doğup yaşadığına inanılmış olması bu kentin her üç dine mensup topluluklarca kutsal olarak tanınmasına neden olmuştur. Hz İbrahim'in doğduğu mağara, ateşe atıldığında düştüğü yerde oluşan Halil-ür Rahman ve Aynzeliha Gölleri ile çevrelerindeki kutsal mekanlar her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir. M.Ö.132-M.S 250 yılları arasında Urfa'da hüküm süren ve mahalli krallık olan OSROENE Krallığı dönemi Hristiyanlık açısından büyük önem taşımaktadır. Osroene Krallarından Abgar Ukomo'nun Hristiyanlığı dünyada resmi din olarak kabul eden ilk krallardan olduğuna, bu şahsın Hz. İsa'yı dinini yaymak üzere Urfa'ya davet ettiğine, Hz. İsa'nın yüzünü sildiği mendile çıkan mucizevi resmini ve Urfa'yı kutsadığına dair bir mektubunu Abgar Ukomo'ya gönderdiğine Hristiyanlık alemince inanılmaktadır. Bu nedenle Hristiyanlar günümüzde bile Urfa'ya "Kutsanmış Şehir" anlamına gelen "The Blessed City" demekte ve bu tarihi kenti ziyaret etmektedirler. Ayrıca Şuayp Peygamberin makamının yer aldığı tarihi Şuayp Şehri'nin kalıntıları, Eyyüp Peygamber hanımı Rahime Hatun ve Elyesa Peygamberin Türbelerinin yer aldığı Viranşehir ilçesi yanındaki Eyüp Nebi Köyü, İl merkezinde Eyyüp Peygamber'in hastalık çektiği mağara, çok sayıda yerli yabancı turist çeken Peygamber makamlarındandır. Şanlıurfa'nın Hac yolu güzergahında bulunması, hacı adaylarının ve Umre ziyaretine giden, dönen kafilelerin peygamber makamlarını ziyaret etmek amacıyla en az bir gün süre ile il merkezinde konaklamaları turizme büyük canlılık getirmektedir.
[değiştir]
Arkeoloji Turizmi

Şanlıurfa; Harran, Şuayp, Soğmatar gibi dünyaca ünlü tarihi kent kalıntılarına sahip olması, il merkezinde çeşitli dönemlerden kalma tarihi evler, çarşılar, hanlar, hamamlar ve camiler gibi mimari eserlerin yoğun bir doku oluşturması, bu dokunun bozulmadan günümüze kadar gelmiş olması nedenleriyle tarihi eserlere meraklı turistlerin ilgisini büyük ölçüde çekmektedir. Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan Şanlıurfa 37- 49' 12"- 40-10' 00" doğu meridyeni ile 36- 41' 28"- 37- 57' 50" kuzey paralelleri arasında yer alır. Şanlıurfa'nın en doğu ucu Ceylanpınar'ın biraz doğusunda Aşağı Hümera köyü ( 37 - 49'12"), en batı ucu Halfeti ilçesi (40_ 10' 00"), en kuzey ucu Siverek ilçesi Bucak nahiyesi kuzeyinde Çatalpınar Köyü (37- 57' 50"), en güney ucu Akçakale (36 - 41' 28") dir. Şanlıurfa'nın yüzölçümü 19.615 km2 (D.İ.E 1995 yıllığı) ile Türkiye yüzölçümünün %3'nü oluşturur. Sahip olduğu alan itibari ile Türkiye sıralamasında 7. sırada yer almaktadır. Geniş ova ve düzlüklere sahip olan Şanlıurfa'nın arazisinin % 78'ini ova ve yaylalar, % 22'sini dağlık alanlar oluşturmaktadır. Bu bilgilere göre en batı ucu ile en doğu ucu arasında 2 - 19' 48" fark vardır. Bu ise 9 dakika, 20 saniye, zaman farkını ifade eder. Yani Ceylanpınar da güneş doğduktan sonra Halfeti'de 9 dk 20 sn sonra doğar. En kuzey ucu ile en güney ucu arası 130 km'dir. Şanlıurfa İli'nin Merkez İlçe ile birlikte 11 ilçesi, 27 belediyesi, 19 bucağı, 1066 köyü ve 1625 köy altı yerleşim yeri bulunmaktadır. İdari yönden dağınık ve geniş bir yerleşim özelliğine sahiptir. 2000 yılı genel nüfus sayım geçici sonuçlarına göre; Şanlıurfa'nın nüfusu 1 436 956'ya ulaştı. Bu sonuca göre Şanlıurfa'nın nüfusu %36.1 artış göstermiştir. İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü verilerine göre; 2001 yılında Şanlıurfa genelinde 64 bin 772 doğum, 6 bin 403 ölüm olayının gerçekleştiği yine 2001 yılında 677 kişinin saklı nüfus olarak kaydedildiği ve 152 bin 449 kişiye kayıp, değişme ve doğumdan dolayı nüfus cüzdanı verildiği tespit edildi. 30 yıl önce nüfusun % 20'si kentlerde, % 80'i köylerde yaşarken, bugün şehirlerde yaşayan nüfus oranı % 60'lara varmıştır. Bu durum hızlı kentleşmeyi açıkça göstermektedir. Hızlı kentleşme ve nüfus hareketleri gecekondulaşmayı da beraberinde getirmiştir. İl merkezinde gecekondulaşma oranı % 60'lara varmaktadır. İlimizin kendine has sosyal ve kültürel bir yapısı bulunmaktadır. Sosyal yapının en belirgin özelliklerinden birisi aşiretçiliktir. İl genelinde 89 ayrı aşiret bulunmaktadır. Aşiretçilik bağları il genelinde canlılığını halen korumaktadır. Özellikle kırsal kesimde kan davası, berdel, çok evlilik, küçük yaşta evlendirme, kız çocuklarını okula göndermeme gibi gelenek ve görenekler giderek azalsa da varlığını sürdürmektedir. Hz. İbrahim (A.S)'ın doğduğu mağara, ateşe atıldığında düştüğü yerde oluşan Halil-ür Rahman ve Aynzeliha Gölleri ile çevrelerindeki kutsal mekanlar her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir. Şuayp Peygamberin makamının yer aldığı tarihi Şuayp Şehrinin kalıntıları, Eyyüp Peygamber, hanımı Rahime Hatun ve Elyesa Peygamberin türbelerinin yer aldığı Viranşehir ilçesi yanındaki Eyüp Nebi Köyü, il merkezinde Eyyüp Peygamberin hastalık çektiği mağara, çok sayıda yerli yabancı turist çeken Peygamber makamlarındandır. Şanlıurfa; Harran, Şuayp, Soğmatar gibi dünyaca ünlü tarihi kent kalıntılarına sahip olması, il merkezinde çeşitli dönemlerden kalma tarihi evler, çarşılar, hanlar, hamamlar ve camiler gibi mimari eserlerin yoğun bir doku oluşturması, bu dokunun bozulmadan günümüze kadar gelmiş olması nedenleriyle tarihi eserlere meraklı turistlerin ilgisini büyük ölçüde çekmektedir.
[değiştir]
Görülmeye Değer Yerler
  • Ulu Camii: Urfa merkezindeki camilerin en eskilerindendir. Ulu Cami, bazı kaynaklardan anladığımıza göre eski bir sinagog iken M.S. V. yüzyıl başlarında St. Stephan Kilisesi adını alan ve kırmızı renkteki mermer sütunlarının çokluğu nedeniyle "Kızıl Kilise" olarak da adlandırılan bir Hristiyan kilisesinin yerine inşa edilmiştir. Bu kilisenin avlusuna ait duvarlar, bazı sütun ve sütun başlıkları ile halen minare olarak kullanılan sekizgen gövdeli çan kulesi bugün ayaktadır. İnşa kitabesi bulunmadığından caminin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Camideki mevcut kitabeler onarım devirlerine ait olup inşa tarihi hakkında fikir vermemektedir. Nurettin Zengi tarafından tamir ettirilerek bugünkü şeklini alan, Halep Ulu Camii ile benzer bir plan gösteren Urfa Ulu Camii'nin Zengiler zamanında 1170-1175 yılları arasında yaptırılmış olabileceği tahmin edilmektedir.
  • Hasan Padişah Camii: Eş değerde çok kubbeli camiler grubuna giren Hasan Padişah Camii 15. yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan tarafından Toktemur Mescidi'nin batısına bitişik olarak yaptırılmıştır. Cami, kıble duvarı boyunca sıralanmış tromplu üç büyük kubbe ile örtülü dikdörtgen bir plana sahiptir. Kubbeler orta bölümde dört bağımsız payeye, doğu ve batıda ikişer duvar payesine, kuzey ve güneyde ise duvarlara otururlar. Son cemaat yeri, önde payeler üzerine oturan çapraz tonozlarla örtülü sekiz gözlüdür. Doğu baştaki göz Toktemur Mescidi önüne rastlamaktadır. Avlunun kuzeyinde yer alan tek şerefeli ve poligonal gövdeli minare 1859 tarihinde Halil Bey tarafından tamir ettirilmiştir.
  • Rızvaniye Camii: Halil-ür Rahman Gölünün kuzey kenarı boyunca yer alan bu cami, Osmanlılar'ın Rakka Valisi Rızvan Ahmet Paşa tarafından 1716 yılında yaptırılmıştır. Cami avlusunun üç tarafı, medrese odaları ile çevrilmiştir. Rızvaniye Camii, mihrap duvarı boyunca sıralanmış üç kubbesiyle dikdörtgen bir plana sahiptir. Üç gözlü son cemaat yerinin üzeri üç kubbe ile örtülü olup, doğu ve batıdaki kubbeler yanlara doğru yarım kubbelerle genişletilmiştir. Caminin inşa tarihinden kalma ahşap kapısı zengin bitkisel süslemelidir.
  • Halil-ür Rahman Camii: Halil-ür Rahman Gölü'nün güneybatı köşesinde yer alan bu camii medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelmiş bir külliye halindedir. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede, Eyyübiler'den Melik Eşref Muzeffereddin Musa'nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Halk arasında Döşeme Camii veya Makam Camii olarak da adlandırılan Halil-ür Rahman Camii'nin Bizans devrine ait Meryem Ana kilisesi'nin yerinde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bir görüşe göre de şehirdeki en eski camilerdendir. Halife Me'mun zamanında Hz. İbrahim Makamı'na inşa edilmiştir.
  • Urfa Kalesi ve Şehir Surları: Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık Dağı üzerindedir. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır. 814 yılında (Abbasiler Dönemi) şehir sularının yeniden inşa edilmesi sırasında kalenin de Seleukoslar dönemine ait eski kalıntılar üzerine yeniden inşa edildiği kuvvetle muhtemeldir. Güneydeki kayadan oyma hendeğin M.S. III. yüzyıla ait kaya mezarlarının üzerine yapıldığı kesilmiş kaya mezarlarından anlaşılmaktadır. Kale üzerindeki Korinth başlıklı iki sütunun arası 14 m. olup yükseklikleri 17.25 ve çapları 4.60 metredir. Doğudaki sütunun kente bakan yüzünün 3 metre yukarısında Estrangela türündeki Süryanice kitabede: "Ben askeri ko[mutan] BARŞ[AMAŞ] (iGüneşin Oğlu)'ın oğlu AFTUHA. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli başbakan MA'NU kızı, [kral MA'NU] eşi, hanımefendim ve [velinimetim] kraliçe ŞALMETH için yaptım." yazılıdır. Kitabede adı geçen Edessa kralı Iİ. MA'NU (240-242)'dur. Saltanat tarihleri dikkate alınırsa, bu sütunların 814 yılındaki surlar ve kalenin esas inşa tarihinden önce buraya birer anıt sütun olarak dikildikleri ortaya çıkar.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 31-05-2007, 05:38
 
Standart --->: Şanlıurfa Balıklı Göl

Peygamberler Şehri ŞanlıUrfadan Resimler (Benim Memleket :D )

Balıklı göldeki değirmen


Balıklı gölden bir kare


Balıklı gölün hemen yanındaki Hz İbrahimin Mancılıkla Atıldığı kaleden sağlam olarak çıkarılmış bir tarihi eser




Balıklı gölün etrafındaki bir abdest alınan yer



yine balıklı gölün etrafınki yeşil alandan çekilmiş bir foto



yukarıdan çekilmiş cami kubbeleri



güzel bir kare :D



Balıklı Göl



Çok eski bakırcılar çarşısından sadece bir kare


Balıklı gölün hemen yanındaki kale ve gördüğünüz 2 tane uzun taş Hz İbrahim'in balıklı göle atıldığı MANCILIK



Çok eski çarşılardan birisi gördüğünüz gibi çok dar sokaklar .. halen çalışır durum :D çok fazla yerli yabancı turistler buralarda alış veriş yapıyor :D



balıklı gölden bir kare daha



bu balıklı gölün hemen yanındaki ... eski urfa giyim felan satılan yer ..



bu eski bir urfa evi sıra gecelerinin felan yapıldığı bir yer olarak şu anda kullanılıyor



bunlarda balıklar :P



  #3  
Alt 31-05-2007, 05:39
 
Standart --->: Şanlıurfa Balıklı Göl

bu ise halilürrahman camisi balıklı gölün hemen yanında


arkadaşlar herkesi bu güzel peygamberler şehrine beklerim.. resimlerle anlatılacak gibi değil gelip görmeniz lazım :)

Unutuyordum burya geldiğinizde... balıklı göl'ün hikayesini anlatmak için birbirleri ile yarışan minik urfalı çocuklar gelecektir yanınıza ..Pırıl pırıl gözlü, hepsi de tekerleme gibi, şiir okur gibi kelimeleri yutarcasına bu eşsiz yeri anlatacaklardır. Amaçları birazda olsa okul harçlıklarını çıkarmak, hatta ailelerine katkıda bulunmak.. Bu güzel şehir... benim memleketim olduğu halde her gittiğimde bu çocuklardan balıklı gölün hikayesini tekrar tekrar dinlerim..


  #4  
Alt 29-04-2008, 11:41
 
Standart Şanlıurfa Çarşıları

Şanlıurfa Çarşıları
Çeşitli vakfiyelerde adları geçen, ancak bugün mevcut olmayan, Tüccar Pazarı, Uncu Pazarı, Bit Pazarı, İplikçi Pazarı, Tarakçı Pazarı, Sakıp Efendi'nin yaptırdığı Terziler Çarşısı, Kazzazlar Çarşısı Şanlıurfa'nın adları bilinen en eski çarşılarıdır.


Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Urfa çarşılarından "...Çarşısı dört yüz dükkandır. Her türlü değerli eşya bulunur. Saraçhanesi İbrahim Halil Irmağı kıyısındadır. Onun için Bağdat Serdabı gibi soğuk su ile sulanmış ana yolun iki tarafı mamur ve güzel, mevsiminde türlü çiçeklerle süslü olup geçenlerin içini açar. Oralarda bütün bilgi sahiplerinin toplandığı, dinlendiği yerler vardır." cümleleriyle bahsetmektedir.
Evliya Çelebi Urfa'daki Bedestenlerden de şu şekilde söz eder: "... İki bedesteni vardır. Biri eski usul kargir kubbeli yapı olup uzunlamasına yapılmıştır. Üç tane demir kapısı vardır. Bütün kıymetli mücevherler bulunur."

1867 ve 1883 tarihli Halep Vilayet Salnamelerinde Urfa merkezinde bir bedestenin bulunduğu kaydedilmektedir ki bu da günümüzdeki Kazzaz Pazarı olmalıdır.

Şanlıurfa'nın Osmanlı döneminden kalma iş hanları ve çarşılarından oluşan eski ticaret merkezi Gümrük Hanı civarında yoğunluk göstermektedir. Kazzaz Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Koltukçu Pazarı, Pamukçu Pazarı, Oturakçı Pazarı, Kınacı Pazarı, Pıçakçı Pazarı, Kazancı Pazarı, Neccar Pazarı, İsotçu Pazarı, Demirci Pazarı, Çulcu Pazarı, Çadırcı Pazarı, Sarraç Pazarı, Attar Pazarı, Tenekeci Pazarı, Kürkçü Pazarı, Eskici Pazarı, Keçeci Pazarı, Kokacı (Kovacı) Pazarı, Kasap Pazarı, Boyahane Çarşısı, Kavafhane Çarşısı, Hanönü Çarşısı, Hüseyniye Çarşıları Gümrük Hanı civarında yer alan ve günümüzde de tarihi özelliklerini koruyan önemli alış veriş yerleridir.

Bu çarşıların aşağıda ayrıntılı olarak anlatacağımız sekiz adedi kapalı çarşı, bir adedi de yeraltı çarşısıdır. Şanlıurfa; İstanbul, Bursa ve Edirne'den sonra kapalı çarşı bakımından Anadolu'nun önde gelen illeri arasında yer almaktadır.

SİPAHİ PAZARI
Gümrük hanının batısına bitişik olarak inşa edilmiş, kuzey güney istikametinde beşik tonozla örtülü bir kapalı çarşıdır. Çarşıyı boydan boya örten tonozun üzerinde belirli aralıklarla aydınlatma pencereleri bırakılmıştır. Yerden yarım metre yükseklikte karşılıklı sıralar halinde dükkanların yer aldığı bu çarşı, güneyde boyahane çarşısına, kuzeyde isotçu pazarına açılır. Çarşının üçüncü bir kapısı da güney doğu tarafından bedestene açılmaktadır. Bu kapının, bir dükkanın bozularak gerçekleştirildiği H. 1154 (M.1741) tarihli Rızvan Ahmet Paşa vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Bu vakfiyede, sipahi pazarından ve söz konusu kapının açılışından "İplikçi Pazarı deyu tamir olunup hala Sipahi Çarşısı olan otuz dört adet dükkanlardan bir dükkan bezzazistan (kazzaz pazarı) tarafına kapu fetholunup..." cümleleriyle bahsedilmektedir.

Sipahi pazarı günümüzde halı, kilim, kürk ve keçe türünden eşyaların satıldığı ve mezat edildiği bir çarşı olarak kullanılmakta, eski tarihi özelliğini aynen muhafaza etmektedir.

KINACI PAZARI
Mençek hanının batısında yer alan ve kuzey güney istikametinde uzanan bu çarşının kuzey kesimi beşik tonozla örtülü, güney kesiminin üzeri açıktır. Çarşının iki yanında beşik tonoz örtülü olarak sıralanan dükkanlar günümüzde kuyumcular tarafından kullanılmaktadır.

PAMUKÇU PAZARI
Kınacı pazarının batısına paralel olarak uzanan, beşik tonozla örtülü bir çarşıdır. Kuyumcu ve elbiseci esnafı tarafından kullanılmaktadır.

BOYAHANE
Pamukçu pazarının batısına paralel olarak uzanan yeni boyahane çarşısının altında bulunan bir yeraltı çarşısıdır. Ortasından Halil-ür Rahman suyunun aktığı bu çarşı rutubetli olması, iplik ve kumaş boyama sanatının terkedilmesi nedenleriyle 40 yıl kadar önce kapatılmıştır. Boyahane çarşısının adına H. 1153 (M.1740) tarihli Rızvan Ahmed Paşa vakfiyesinde rastlanılmış olması yapının o tarihlerde mevcut olduğunu göstermektedir.

HÜSEYNİYE ÇARŞILARI
Çadırcı Pazarı ile Kazancı Pazarı arasında, kuzey güney istikametinde biribirine paralel olarak uzanan ve her biri 15'er çapraz tonozla örtülü iki kapalı çarşıdır. Her iki çarşının birleştiği yerdeki dükkanlar sırt sırta bir plan göstermektedir.

Doğu tarafta olan çarşının kuzey cephesindeki kilit taşının ortasında "Maşallahu Teala", sağında, "Suk açıldı, ayet-i kerime", solunda "Nasrün minallahi ve fethün kerib, 1305" (M.1887) yazılıdır.

Çarşı, Hartavizade Hafız Muhammed Selim Efendi'nin oğlu Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hüseyniye çarşıları, inşa edildiği yıllarda halı, kilim, keçe ve benzeri yaygıların satıldığı yer olarak kullanılmıştır. Bir ara yemenici pazarı olarak kullanıldıktan sonra son olarak bakırcı esnafına tahsis edilmiştir.

KAZZAZ PAZARI (BEDESTEN)
1562 tarihli Gümrük Hanı'nın güneyine bitişik olarak aynı tarihte inşa edilmiştir. 1740 tarihli Rızvan Ahmet Paşa vakfiyesinde "Bezzazistan" adıyla geçen bu çarşının tamir ettirildiği yazılıdır.

Doğu batı istikametinde beşik tonozlu ve arka arkaya 4 kubbeli olarak uzanan yapının batı kısımlarından güneye doğru uzayan tonoz örtülü ikinci bir bölümü daha vardır.

Bedestenin doğuda Han Önü Çarşısına açılan ana kapısı, Sipahi Pazarına açılan batı kapısı, Pamukçu Pazarına açılan güney kapısı ve Gümrük Hanına açılan kuzey kapısı olmak üzere dört kapısı bulunmaktadır.

Sağlı sollu olarak uzanan ve yer seviyesinden yaklaşık 1 m. kadar yüksekte bulunan dükkanlarda kazzaz esnafı oturmakta, ayrıca Urfa yöresi mahalli kadın ve erkek giysileri satılmaktadır.

Şanlıurfa Bedesteni, Anadolu'da otantik değerini bugüne kadar koruyabilmiş ender çarşılardandır.

ESKİ KUYUMCU PAZARI
Aslanlı Han'ın güneyine bitişik olarak bulunmaktaydı. İki kapılı ve beşik tonozla örtülü olan bu tarihi yapının yarısı 1983 yılındaki yol açım çalışmaları sırasında Aslanlı Han ile birlikte yıktırılmış, diğer yarısı harap bir vaziyette kaderine terkedilmiştir.

KASAP PAZARI
Mevlevihane Camii'nin batısına bitişik olarak inşa edilmiş olup beşik tonozla örtülü "T" planındadır. İnşa tarihi bilinmemektedir.

HAMAMLAR
Urfa'da Osmanlı Dönemi'nden kalma 8 hamam bulunmaktadır. Bunlar; Cıncıklı, Vezir, Şaban, Velibey, Eski Arasa, Serçe ve Sultan hamamlarıdır. Eski Arasa Hamamı hariç diğer hamamlar sabah saat 4.00-10.00 saatlari arasında erkeklere, öğleden sonra 12.00-18.00 saatlari arasında kadınlara hizmet vermektedirler.
Haşimiye Meydanı ile Halil-ür Rahman Gölü yolu üzerindeki Eski Arasa Hamamı kullanılmadığından boş durumdadır. Yıkılıp kaybolmak üzeredir. Diğer hamamlar içersinde görülmeye değer olan Ucuzluk Pazarı mevkiindeki Sultan Hamamı'dır. Bu hamamın doğusuna bitişik olarak ayrıca Keçeci Hamam'ı bulunmaktadır. Keçeci Hamamında keçeci ustaları tarafından keçe pişirme işi yapılmaktadır.

HANLAR
Urfa'da Osmanlı Dönemi'nden kalma çok sayıdaki hanın en güzel örnekleri Gümrük Hanı, Hacı Kamil Hanı, Mençek Hanı, Topçu Hanı, Bican Ağa Hanı, Millet Hanı ve Barutçu Hanı'dır.

GÜMRÜK HANI
Haşimiye Meydanı yakınındadır. Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1562 yılında Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Avlusundan Halil-ür Rahman suyu geçmektedir. İki katlı bu hanın üst katındaki odalarda terziler çalışmakta, avlusunda çayhaneler bulunmaktadır.


  #5  
Alt 29-04-2008, 11:41
 
Standart Şanlıurfa Evleri

Şanlıurfa Evleri
Eve gelen erkek konukların ilk olarak ağırlandıkları selamlık bölümünde küçük bir "hayat" (avlu), bir veya iki oda, eyvan, konukların hayvanlarının barınacağı büyük bir "develik" (ahır) ve tuvalet bulunur.


Bitişiğindeki haremlik avlusunun ve buradaki kadınların görülebileceği endişesiyle genellikle selamlığın üzerine ikinci bir kat yapılmamıştır. Yapılmış olsa dahi bu kat haremliğe ait olup geçişi de haremliktendir.

Ev halkının oturduğu evin esas kısmını oluşturan haremlik bölümü, selamlığa nazaran daha büyükçe ve teşkilatlıdır. "Nahit" denilen düzgün kesme taş döşeli "hayat"ın (avlu) ortasında, vazgeçilmez bir unsur olan mermer bir havuz, kuyu, "curun" (yalak), içersinde incir, dut, nar, portakal, kebbat (bir çeşit turunçgil), annep, zakkum, asma gibi ağaçlardan biri veya bir kaçının yer aldığı çiçeklik bulunur. Çiçeklik aynı zamanda çöpe atılması günah olan sofradaki ekmek kırıntılarının silkelendiği yerdir. Avlu çevresindeki oda duvarlarının dama yakın kısımlarına yapılmış dikdörtgen niş şeklindeki "kuş takaları"nda (kuş evleri) yaşayan kuşlar bu ekmek kırıntılarıyla beslenirler.

Haremlik Avlusu'nun kuzey tarafında cephesi güneye bakan "kışlık eyvan" ve iki yanında "kış oturacağı" denilen birer oda, güney tarafında ise bunun simetrisi durumunda cephesi kuzeye bakan "yazlık eyvan" ve iki yanında "yaz oturacağı" odalar bulunur. Eyvan ve odalar bazen yerden 1-1.5m. yükseklikte olup alt kısımlarında "zerzembe" (zir-i zemin sözcüğünden türemiştir) denilen kiler odaları yer alır.

Yılın 7 ay gibi büyük bir bölümünün sıcak geçtiği Şanlıurfa'da ev halkı tarafından bütün gün boyunca serin bir mekan olarak kullanılan yazlık eyvanlar Urfa evlerinin baş köşesini meydana getirirler. Gerek mekan ferahlığı, gerek taş süsleme ve gerekse hava sirkülasyonunu sağlayarak serinlik veren sistemler ile bölgedeki Artuklu geleneğini sürdüren şadırvanların kullanılmasıyla eyvanlara verilen önem Urfa evinde hiç bir köşeye verilmemiştir.

Urfa evlerinde odalara kapı eninde ve odanın dar kenarı boyunca uzanan, ayakkabıların çıkarıdığı "geremeç"ten (pubuçluk) girilir. Odanın esas oturma zemini geremeçten 20 cm. yüksekte yer almaktadır. Zengin süslemeli ahşapla kaplanmış olan oda duvarları, camlı dolaplar ve "camhane" (aynalık-yüklük) denilen nişlerle teşkilatlandırılmıştır. Ihlamur ağacından taklit "kündekari tekniği"nde yapılmış oyma süslemeli oda kapıları ve pencere kanatları ayrı bir inceleme konusu teşkil edebilecek kadar motif zenginliğine sahiptirler. Ahşap süslemenin zenginliği yanında evlerin avluya bakan cephelerindeki taş işçiliği de Urfa'daki cami, han, hamam,medrese gibi anıtsal eserlerde benzerlerine rastlanılmayan bir zenginlik gösterir.

Haremlik Avlusu'nun diğer cephelerinde "tandırlık" (mutfak), hamam ve odunluk gibi bölümler bulunur. İslamda temizliğe verilen önemin neticesinde ortaya çıkan hamamların 3-4 kurnalı, kubbeli, minyatür şadırvanı bulunan soğukluk ve sıcaklık bölümlü ve külhanlı olanlarına rastlamak mümkündür.

Haremlik Avlusu'nun güney cephesindeki yazlık eyvan ve odaların üzerinde, ortada bir eyvan ve yanlarında birer odayla "çardak" kısmı bulunur.

GÖRÜLMELİ-GEZİLMELİ

HACI HAFIZLAR EVİ (Devlet Güzel Sanatlar Galerisi)
Kara Meydan semtindedir. Postahanenin güneyine bitişik olan bu ev, haremlik ve selâmlık bölümlü olup geleneksel Urfa Evleri'nin birçok özelliğini üzerinde toplamaktadır. 1888 yılında inşa edilen bu tarihi ev Kültür Bakanlığı'nca restore edilerek "Devlet Güzel Sanatlar Galerisi" haline getirilmiştir.

SAKIB'IN KÖŞKÜ
1796-1876 yılları arasında yaşayan Şair Sakıp Efendi tarafından yaptırılan bu konak Halepli Bahçe içerisinde bulunur. Nedim Efendi Konağı gibi haremlik ve selâmlık olarak geniş bir alana yayılır. 1985 yılında Şanlıurfa Belediyesi Başkan Yardımcısı Mehmet Oymak nezaretinde Belediye Başkanlığı tarafından onarılmıştır. Park ve Bahçeler Müdürlüğü olarak kullanılan iki katlı konak doğu batı istikametinde dikdörtgen planlıdır. Alt katta kuzey cephede ortada beşik tonozlu büyük bir eyvan ve yanlarında birer oda yer alır. Çatıyla örtülü ikinci katın ön tarafı, ortası sütunlu iki kemerle gezenek olarak teşkilatlandırılmış ve yanlara odalar yerleştirilmiştir. İkinci katın doğusunda yer alan odanın duvarlarını Sakıp Efendi'nin mavi boyalı ahşap üzerine 1263 (1845) tarihli ta'lik hattıyla yazılmış şiiri dolaşır. Konağın da bu tarihte yapıldığı tahmin edilmektedir. Konak avlusunun batısında soğukluklu, sıcaklı ve küllahlı küçük bir hamam bulunur.

KÜÇÜK HACI MUSTAFA HACIKAMİLOĞLU KONAĞI (Vilayet Konukevi)
Şanlıurfa Merkezinde, Vali Fuat Caddesi'nin (Büyükyol) Balıklıgöl'e yakın kesiminde Selahattin Eyyubi Camii'nin batısındadır. Bu konak emekli valilerden Cemal Mirkelamoğlu'nun varisleri temsilen sağladığı maddi ve manevi fedakarlık neticesinde Şanlıurfa Valiliği'nce İl Özel İdaresi adına 1991 yılında satın alınarak restore edilmiştir.

Bu tarihi konak 19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir (1890 yılları). Haremlik ve selamlık bölümleri vardır. Konakta inşaat malzemesi olarak ünlü "Urfa Taşı" kullanılmıştır.

İki katlı selamlık bölümüne kuzey cephedeki sokak kapısından girilmektedir. Selamlık bölümünün zemin katında develik, bir tuvalet ve hizmetçi odaları yer alır. Erkek misafirlere ayrılmış olan ikinci kat, odalarla teşkilatlandırılmıştır. İkinci katın kuzeye bakan cephesinde ortası sütunla iki göze ayrılmış eyvan fonksiyonunu gören iki mekan bulunur. Güney cephenin ortasında yer alan benzer eyvanın döşeme kısmı merdivenle teşkilatlandırıldığından burası dekoratif bir fonksiyona kavuşmuştur. Selamlığın güneyinden haremlik kısmına geçilmektedir.

Konağın haremlik bölümü, selamlığın aksine modern mimarinin çizgilerinden tamamen sıyrılarak geleneksel biçimde inşa edilmiştir. Bu bölümde geleneksel bir Urfa Evin'in vazgeçilmez ögesi olan, havuzlu bir 'hayat'ın (avlu) doğu cephesindeki ön tarafı 'gezenek'li (balkon) odaların bodrum katı 'zerzembe' (kiler) olarak değerlendirilmiştir. 'Tandırlık' hayatın güneydoğu köşesindedir.

Hayatın güney cephesi revaklı olup bu cephede altta ve üstte olmak üzere birer oda, orta kısımda bir sarnıç bulunmaktadır. Batı cephede haremliğin sokağa açılan kapısı, iki yanında birer tuvalet ve duvar üzerinde ortadan bir sütunla iki göze ayrılmış 'kuş takası' (kuş evi) bulunmaktadır.


  #6  
Alt 24-06-2008, 01:20
 
Standart --->: Şanlıurfa Balıklı Göl

Teşekkürler ellerine saglık guzel paylasim...


  #7  
Alt 16-05-2009, 23:21
 
Standart Cevap: Şanlıurfa Balıklı Göl

Guzel Paylasim Olmus...Emeginize Saglik....;)


  #8  
Alt 15-02-2010, 21:07
 
Standart Cevap: Şanlıurfa Balıklı Göl






Uçağımız, Şanlıurfanın GAP Havaalanına doğru inişe geçerken küçük pencereden dışarıya göz atıyor ve “Hani Urfanın etrafı dumanlı dağlarla çevriliydi?” diye sormaktan kendimi alamıyorum. Harran Ovasının uçsuz bucaksız ve verimli topraklarını bir desen cümbüşüne dönüştüren tarlaların arasından süzülüp havalimanına iniyoruz. Şanlıurfanın iki havalimanından biri olan GAP, adını aldığı Güneydoğu Anadolu Projesinin lojistik merkezlerinden biri olmak için tasarlanmış ve projenin tamamlanacağı günü iple çekiyor.

Suyla Gelen
İlk durağımız olan Atatürk Barajına doğru ilerlerken rehberimiz yolun hemen yanındaki tarlalara dikkat çekiyor, “Bunlar fıstık ağacı” diyor ve ekliyor, “Her ne kadar fıstık Gaziantep ile özdeşleşse de aslında Şanlıurfada yetişir. Antep sanayici olduğu için bizden alır ve işler fıstığı.” Öğreniyoruz ki, bir fıstık ağacı dikildikten yaklaşık 15 yıl sonra tam anlamıyla mahsul veriyor. Yani zahmetli bir iş. Son dönemlerde gerek bu zahmet gerekse ekonomik koşullar nedeniyle fıstık ağaçlarının yerini elma başta olmak üzere diğer meyve ağaçları almaya başlamış. Fidanların ve ağaçların hemen altından geçen siyah borular, sulamadaki son teknolojilerden biri olan damlama sisteminin bölgede kullanımının arttığını gösteriyor. GAPın bölgeyi nasıl bir değişim içerisine soktuğu gerçeği, hangi yöne bakarsanız bakın kendini gösteriyor. Su, toprağa kavuşunca bölgenin kaderi de değişmeye başlıyor.

Suyun başka bir boyutuna, Atatürk Barajına varıyoruz. Bu projenin devasa boyutunu anlamak için rakamların çok ötesine geçmek, seyir alanından barajın bendine bir bakmak gerekiyor. İçinde hiç beton kullanılmayan, sıkıştırılmış kil ve bazalttan oluşan bu dev yapı, bugün dünyanın en önemli baraj yapılarından biri olarak gösteriliyor. Tek başına Türkiyenin elektrik gereksiniminin önemli bir bölümünü karşılayan barajın ürettiği elektrik, bugün İstanbul İkitelliye dek uzanan bir şebeke içerisinde dağılıyor. Yaklaşık dört milyar dolara mal olan bu yapı, kaba bir hesapla beş yılda kendini amorti etmiş. Bugün ise çalıştığı her dakika Türkiye ekonomisine katkı, Şanlıurfaya da ekonomik destek oluşturuyor. Baraja selam verip akan Fıratın suyu, Şanlıurfa Tünelleri sayesinde Harrana can veriyor.







Halil İbrahim Sofrası
Ve Şanlıurfada net olarak anlıyorsunuz ki can boğazdan geliyor… Yorucu gezinin ardından nihayet herkesin beklediği yemek vakti geldi çattı. Ufak tefek farklılıklar olsa da Şanlıurfada genellikle belli başlı lezzetler masalardan eksik olmuyor. Örneğin acı biber ile karıştırılmış soğan salatası daha sonra yiyeceklerinizin bir ön temsiliymişçesine bu yörenin mutfağının baharat ve özellikle de acı unsurunu sizlere hatırlatıyor. Ardından gelen içli köfteleri taslarda servis edilen ayranla yudumlarken “Kebap için biraz daha bekleyebilirim” diyorsunuz damağınızdaki lezzetin etkisiyle. Ve etler… Patlıcanlı kebap, mucizevî sebzeyi etle bütünleştiriyor. Büyük şehirde yaşıyorsanız ve Urfa kebabının acısız olduğunu düşünüyorsanız, burada sizi tatlı bir sürpriz bekleyebilir; zira Urfa kebabı oldukça acı. Hele ki közlenmiş dolma biber gibi son derece masum ve zararsız duran ama ancak birkaç şanslı kişi için acısını saklayan biberler, lezzetin farklı bir boyutunda gezdiriyor sizleri. Eğer detaycı değilseniz, bir karışık kebap tabağı size fazlasıyla yetecektir. Elbette ki kebabın üzerine cila yapmak için, Şanlıurfalıların sabah kahvaltısı niyetine yediği ciğer dürüme de biraz yer bırakmalısınız midenizde. Sadece ciğer mi? Leziz künefeler de en azından tadılmayı fazlasıyla hak ediyorlar.





Huzur Ve Dua Şehri
Hiçbir kentte görülmeyen ilklere sahip olan Şanlıurfanın tarihi efsanelerle örülmüş. İlk kez tek yaratıcıya inanılan yer olduğu söylenen kent, pek çok peygamberin uğrak yeri olmuş. Zalim ve putperest Kral Nemrutun Hz. İbrahimi ateşe attırdığı yer, inanışa göre bugünkü Balıklı Göl. İbrahim Peygamberin doğduğu rivayet edilen mağara ise Mevlid-i Halil Caminin avlusunda saklı. Yaygın inanışa göre, Adem ve Havva, cennetten kovulduktan sonra geldikleri Urfada, yeryüzünün ilk nar ve gül fidanlarını burada dikmiş. Ayrıca Harranda kurulan Anadoludaki ilk İslam üniversitesinin temellerine gül suyu konmuş. Bu yüzden de her yağmur yağdığında şehir gül kokarmış. O dönemde bir astronomi ve bilim merkezi olan yörede, maddenin yapısı ve atom modelleri üzerine en gelişmiş çalışmalar da yapılmış.

Tüm semavi dinlerin mensupları için kutsal bir ziyaret yeri olan kente, Hz. İsanın hastalara şifa dağıtmak üzere geldiği de rivayetler arasında. Urfadaki kutsal yolu takip etmek için, eski bir Süryani kilisesi olan Ulu Camiden itibaren Hasan Paşa Camii, Rızvaniye Camii ve Medresesi ile Halil-ür Rahman Camii arasındaki güzergâhta yürümeniz gerek. Şehre bakan Urfa Kalesinin içindeki antik sütunların, Hz. İbrahimi Balıklı Göle fırlatan mancınıkların kalıntısı olduğuna inanılıyor. Kentin geçmişine doğru çıkılan yolculuğu çok daha da eskilere götürmek isteyenler için Arkeoloji Müzesi doğru seçim. Kentin tarihini 12 bin yıl önceye ulaştıran Göbeklitepe kazılarında bulunmuş son kalıntıları da burada görebilirsiniz.







Keçe, İsot, Bakır
Urfaya özgü tüm yöresel ürünlerle karşılaşmak ve kentin karakteristik yüzünü tanımak için en iyi adres, Tarihi Urfa Çarşısı. Osmanlı döneminden kalan tarihi çarşı, iç içe geçmiş labirent sokakları, hanları, kahvehaneleri, avluları ve otantik dükkânlarıyla turistlerin gözbebeği günümüzde. Anadolunun en büyük ve eski kapalı çarşılarından biri olan dev pazar yeri; isotçu, kazancı, kınacı, kürkçü, keçeci ve saraçlar gibi pek çok bölüme ayrılmış. Çarşının en gözde zanaatkârlarından biri olan bakırcılar, hâlâ dövme çekiç tekniğiyle çalışmaya devam ediyor. En gözde turistik bakır ürünleri arasında tepsi, ibrik, gümgüm denilen yöreye özgü cezve ve duvar süsleri geliyor. Halıdan heybeye, isottan kumaşa, tespihten köstekli saate kadar yöreye özgü zenginlikler arasında gezinirken kendinizi renkler, sesler ve yüzler ambarında hissedeceksiniz.

Uzun ve keyifli bir günün sonunda, restore edilip otele dönüştürülmüş eski bir Urfa konağında birkaç saatlik dinlenmeye çekilmek bile yorgunluğunuzu almaya yetecek. Doğal yapısıyla yazın serin, kışın sıcak kalabilen bu taş konaklar, iç avlularını çevreleyen dünya güzeli odalarda ağırlıyor konuklarını. Günün finalinde, bir sıra gecesi deneyimi yaşamaya hazırız artık. Yöre kültürünü, müziğini ve yemeklerini tanıtmak için yapılan sıra geceleri, Urfa misafirperverliğinin de doruk noktası. Yer sofralarının çevresine oturulup müziklerin icra edildiği, çiğ köfte yoğrulup yemek eşliğinde uzun sohbetlerin yapıldığı yöreye özgü bir eğlence türü olan bu geceler, Urfa seyahatinizi unutulmaz kılan etkinliklerden sadece biri olacak. Deneyin, bize hak vereceksiniz!









“Urfanın Konakları Meşhurdu” Mirkelam/Müzisyen
“Urfanın köklü ailelerinden birine mensup olduğum söylenir, doğrudur. Bağdat seferi sırasında Sultan Dördüncü Murat, İzmirde bulunan atalarımızı Şanlıurfaya bağlı Birecike sancaktar olarak göndermiş. Babam, Birecik doğumlu olup İstanbula sonradan yerleşmiş mesela. Bölgenin çok kültürlü ortamında yetişen sanatçı bir aileden geliyorum. Şairler, belediye başkanları, doktorlar, bestekârlar, müzisyenler, milletvekilleri ve fotoğraf sanatçıları var ailemde. Urfaya uzun zamandır gitmedim. Nedense bir türlü gitme fırsatı bulamadım. Çocukluğumdaki Urfayı toprak yolları, yokuşlu sokakları ve ahşap otelleriyle hatırlıyorum. Urfaya yaptığımız seyahatlerde, kaldığımız taş konakların havuzlu geniş iç avluları vardı. Çok meşhurdu, onları unutamam. Günümüzdeki Urfa çok değişti, modernleşti. Tarihin izleriyle dolu Mezopotamya Ovasına giden yolda bulunan Urfa, eski uygarlıkların yolu üzerinde önemli bir kale. Peygamberler şehri Urfanın tarihini bilirseniz, gezerken derin hisler duyabilirsiniz.”






Nerede Kalınır?
Kentte pansiyondan beş yıldızlı otellere kadar farklı beğenileri karşılayabilecek konaklama seçenekleri mevcut. Restore edilip turizme kazandırılan geleneksel Urfa konakları da yöreye özgü konukseverlikle misafirlerini ağırlıyor.

Ne Yenir?
Kıymalı ekmek, çiğ köfte, nar ekşili ve bol maydanozlu çoban salatası, patlıcanlı ve domatesli kebap ile ayrandan oluşan klasik Urfa mönüsünün en iyi tamamlayıcısı, yöreye özgü bir kahve olan mırra. Yörenin ciğer kebabı da meşhur.












Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Şanlıurfa Balıklı Göldeki Balıklara Ne Oluyor Şanlıurfa Balıklı Göldeki Balıklara Ne Oluyor Şanlıurfa’da Hz. İbrahim Peygamberin (a.s.) ateşe atıldığı yer olarak bilinen Halil-ür Rahman Gölü’nde balıklardan 500’ünün, henüz bilinmeyen nedenle...
Şanlıurfa Balıklı Göldeki Balıklara Ne Oluyor Şanlıurfa Balıklı Göldeki Balıklara Ne Oluyor Şanlıurfa’da Hz. İbrahim Peygamberin (a.s.) ateşe atıldığı yer olarak bilinen Halil-ür Rahman Gölü’nde balıklardan 500’ünün, henüz bilinmeyen nedenle...
Şanlıurfa ve Balıklı Göl Efsanesi Şanlıurfa ve Balıklı Göl Efsanesi Şanlıurfa ili; Türkiye’’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan ve tarihi çok eskilere dayanan bir şehirdir. Şehrin tarihinin M.Ö. 1000 yılına kadar dayandığı...
Ton Balıklı Diyet Ton Balıklı Diyet Sikmadan kilo verdiren bu diyetle ortalama 3 kilo verebilirsiniz. 3 gün boyunca önerilenler disinda hiç bir sey yemeyin. Su, tuz, karabiber serbest, diger baharatlar yasak....
Şanlıurfa 565,69 YTL verdi Şanlıurfa 565,69 YTL verdi Şanlıurfa'da bugün koşulan at yarışları sonunda altılı ganyan 565,69 YTL ikramiye verdi. Türkiye Jokey Kulübü'nden yapılan açıklamaya göre, altılı ganyan 7, 6, 7,...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,678
Konular : 236,890
Mesajlar: 423,605
Şuan Sitemizde: 79

En Son Üye: onlineparaci

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:20.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.