Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Türk ve Dünya Tarihi > Dünya Tarihi
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Kudüs'ün Fethi Ve Selahaddin Eyyübi

Türk ve Dünya Tarihi kategorisinde ve Dünya Tarihi forumunda bulunan Kudüs'ün Fethi Ve Selahaddin Eyyübi konusunu görüntülemektesiniz.
Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin'in sultanı ve Eyyubi hanedanının ilk hükümdarıydı. 2 ekim 1187'de Kudüs'ü alarak kentte 88 yıl süren ...






Yeni Konu aç Cevapla
Seçenekler
  #1  
Okunmamış 03-01-2007, 15:17
 
Nev1 Kudüs'ün Fethi Ve Selahaddin Eyyübi

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin'in sultanı ve Eyyubi hanedanının ilk hükümdarıydı.

2 ekim 1187'de Kudüs'ü alarak kentte 88 yıl süren işgale son verdi, Hıristiyanların misilleme olarak düzenledikleri III. Haçlı Seferi'ni etkisiz hale getirdi.

Babası Necmeddin Eyyubi, Selçuklu emiri İmadeddin Zengi'nin hizmetinde görevliydi. Baalbek ve Şam'da büyüyen Selahaddin iyi bir din eğitimi aldı. Askeri yaşamı, amcası Asadeddin Şirkuh'un hizmetine girmesiyle başladı.

Mısır'ın Latin-Hıristiyan devletlerinin eline geçmesini önlemek amacıyla düzenlediği üç sefer sırasında, Kudüs'ün Latin kralı I. Amalricus, Mısır'ın Fatımi halifesinin güçlü veziri Şavar ve Şirkuh arasında karşılıklı bir mücadele gelişmişti.

Salahaddin, Şirkuh'un ölümünden ve Şavar'ın öldürülmesinden sonra, henüz 31 yaşındayken hem Suriye birliklerinin komutanlığına, hem de Melik unvanıyla Mısır vezirliğine atandı (1169).

1171'de Mısır'da Şii Fatımi halifeliğine son vererek Sünniliğe dönüldüğünü ilan etti ve Mısır'ın tek yöneticisi oldu. Bir süre Emir Nureddin'in vasalı olarak kaldıysa da bu ilişki Suriye emirinin 1174'te ölmesiyle sona erdi.

Mısır'daki zengin tarım topraklarını mali dayanak olarak kullanan Selahaddin, Nureddin'in çocuk yaştaki oğlu adına naiplik talebinde bulunmak üzere küçük, ama çok disiplinli bir orduyla Suriye'ye hareket etti.

Fakat çok geçmeden bu talebinden vazgeçerek, 1174'ten 1186'ya değin Suriye, Kuzey Mezopotamya, Filistin ve Mısır'daki tüm Müslüman topraklarını kendi bayrağı altında birleştirmeye girişti.

Sahtekarlık, ahlaksızlık ve gaddarlıktan uzak, cömert, erdemli, kararlı bir hükümdar olarak ünlendi. O zamana değin iç çekişmeler ve yoğun rekabet yüzünden Haçlılara direnmekte güçlük çeken Müslümanların güçlenmelerini sağladı.

Selahaddin, yeni ya da gelişmiş askeri teknikler kullanmak yerine, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına alarak askeri güç dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı.

1187'de bütün gücüyle, Latin krallıklarına yöneldi. 4 temmuz 1187'de tükenmiş ve susuzluktan bitkin düşmüş bir Haçlı ordusunu, Kuzey Filistin'de Taberiye yakınındaki Hattin'de sıkıştırdı ve birkaç günde yok etti.

Haçlıların nüyük kaybıyla Kudüs Krallığı'nın neredeyse tümünü ele geçirdi. Akka, Betrun, Beyrut, Sayda, Nasıra, Nablus, Yafa ve Aşkelon üç ay içinde düştü. Selahaddin Haçlılara en büyük darbesini ise Kudüs'ü alarak indirdi.

Selahaddin'in başarısına düşen tek gölge Sur'un alamamasıydı. 1189'da Haçlı işgali altında yalnızca üç kent kalmış, sağ kalan Hıristiyanlar zorlu bir kale olan Sur'da toplanarak karşı saldırının çıkış noktasını oluşturmuşlardı.

Kudüs'ün düşmesiyle derinden sarsılan Batılılar yeni bir Haçlı seferi çağrısında bulundu. III. Haçlı Seferi çok sayıda büyük soylu ve ünlü şövalyenin yanı sıra üç ülkenin krallarını da savaş alanına çekti.

III. Haçlı Seferi uzun ve tüketici oldu. Aslan Yürekli Richard tartışmasız askeri dehasına karşın hiçbir sonuca ulaşamadı. Haçlılar Doğu Akdeniz'de ancak güvensiz bir toprak parçasına tutunabildi.

Kral Richard ekim 1192'de dönüş için yelken açtığında savaş sona ermişti. Selahaddin başkent Şam'a çekildi. Uzun seferler ve at üstünde geçen günlerden sonra çok yaşamadı ve 4 mart 1193'te hayata gözlerini yumdu.










"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Okunmamış 13-05-2011, 01:27
Ziyaretci
 
Standart Cevap: Kudüs'ün Fethi Ve Selahaddin Eyyübi

İsrail, Yahudi ve Tevrat Gerçeği
Büyükelçi rezaletiyle birlikte İsrail ile ilgili yorum yapan yapana. Bu halkın ne olduğu ve inancının hangi mesaj içerdiği doğru anlaşılmalıdır. Bakın; İsrail kelimesinin anlamlarından birisi de, Hz. Yakupun rüyasında Tanrı Yehova ile sabaha kadar uğraşmasından mülhem olarak "Tanrı ile güreşen, mücadele eden" anlamındadır. İsrail kavmi bundan dolayı, haşa, Tanrıya da meydan okuyan bir millettir. Öyle ki, Yakup Tanrı ile güreşmesi sonucu uyluğundan zarar görmüş ve topallamaya başlamıştır. Bundan dolayı dindar Yahudiler asla uyluk kemiğindeki eti yemezler.Balam hikâyesinde anlatıldığı üzere; "İsrail işte ayrı oturan bir kavimdir. Milletler arasından sayılmayacaktır." Tanrı Yehova aynı zamanda orduların rabbidir. O kızdığı zaman bazen Yahudileri de cezalandırabilir ama yeri geldiğinde, kendi seçkin ve seçilmiş kavmi olan İsrail milletinin çıkarı ve bekası için, bebekten kadına, ihtiyara, eşeğe, ineğe velhasıl nefes alan her canlıyı acımadan katletme emri verebilir. (Hezekiel)Yani tam manası ile intikamı rahmetinden, merhametinden, acımasından, şefkatinden çok katmerli olan bir Tanrı anlayışı ve inancı ile karşı karşıyayız. İşte Tanrı anlayışı böylesine intikamcı ve kinci bir yorumla Tevhit geleneğindeki anlamından saptırılmış bir inancın mensuplarından insanlığa fayda, barış, merhamet beklemek herhalde abesle iştigal olsa gerek. Öyle ki muharref Tevratın-Tora (kutsal kitabın tümü -Tanah) salikleri yeri geldiğinde, yani çıkarları ve bitmez tükenmez arzuları tehlikeye girdiğinde, Zekeriyye, Yahya, Amos, Hezekiel, İsa gibi peygamberleri de katletmekten çekinmezler.Yine; içimizdeki Yahudinin, Romaya yürümeye hazırlanan Fatih Sultan Mehmeti zehirlediği iddiası vardır. Yine bir diğer iddia Fatihi, onu zehirleyen Yakup Paşanın dedeleri İslam Peygamberini de zehirlediği iddiasıdır. Hayberde Peygamberi zehirleyen kadın Zeynep binti Harise Yahudiydi. Öyle ki peygamber hayatı boyunca o zehrin etkisinin kendisinde devam ettiğini itiraf etmişti. Vefatının nedenlerinden birisi de Yahudi kadının verdiği zehrin etkisinden olabilir.Şimdi İçimizdeki İsrailin kısaca profili bu. Bazıları tüm Yahudiler böyle değil diyebilir. Tabii ki. Fakat Siyonist, ırkçı olmayan humanistik ve reformist Yahudilerin Filistinde acımasız katliam yapan Ferisi kökenli Rabbinik/Ortodoks İsrail devlet aygıtı üzerinde etkileri yok denecek kadar azdır. Yani insancıl olanları en azından öyle görünenleri sadece birer istisnadırlar, o kadar. Bu gruplar İsrail devletini yönlendiremedikleri gibi, İsraile hâkim olan fundamentalist ve entegrist Yahudilik anlayışı, humanistik ve reformist Yahudileri dışlamaktadırlar.Geçmişte filozof Spinoza örneğinde olduğu gibi, açıkça tekfir etmektedirler. Kuran Ehli kitap içerisinde müminlere en azılı düşman olarak Yahudileri bulursunuz diye boşuna hüküm içermemektedir.Bazıları bu ayetin konjonktürel olduğunu, yani dönemin Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni Kurayza Yahudileri ile ilgili olduğunu iddia ederler. Tamam da, tefsirde basit bir yorum, tevil ilkesi vardır. Nedir o? Ayetin iniş sebebinin özel olması, hükmünün ve manasının umumi, yani genel olmasına mani değildir.O zaman Yahudiler Peygambere amansız düşman idiler de, şimdi dost mu oldular? Günümüz dünyasında Yahudiler kimlere dosttur kimlere düşmandır? Bazıları diyor ki; Yahudiler Türklere karşı savaşmadılar... Oysa; Çanakkalede Sion Katır Alayı ile İngiliz ve Fransızlara destek verdiler. Kanal Harekâtı sırasında, İngilizlerle birlikte hareket ettiler. Filistin cephesindeki savaşların her aşamasında, Türkler aleyhine casusluk yaptılar. Bugün finans kapital destekli bazı medya ve paramiliter gruplar aracılığı ile milletimizin özgür iradesine, tarihsel ve toplumsal değerlerine karşı olabildiğince büyük bir şiddetle saldırmıyor mu? İçimizde muharref Tevratın sahte Türk kimlikli evlatları var. Bunlara dikkat edilmezse, bu gruplar açık ve seçik deşifre edilip ortaya çıkarılmazsa iktidar ve yönetme iradesinin kimde olduğu gizemliliğini korur. Natorei Charta cemaati gibi Siyonist/ırkçı olmayan, Tanahın (Tora-Neviim-Ketubiim) intikamcı, kinci ve katliamcı yorumunu yapmayan,Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Yusuf gibi büyük peygamberlerin barış, selam, esenlik, aşk, rahmet ve merhamet mesajlarına bağlı kalan Yahudiler de var. Ancak bu tür Yahudilerin sayısı o kadar az ki..Oysa tarih boyunca sürgünler yaşayan son olarak İspanyada Katoliklerin katliamına maruz kalırken Türk-Osmanlı hakanı 2. Beyazıt tarafında Türkiyeye getirilen ve yüzyıllarca huzur içinde yaşayan Yahudiler gerçeği var. Yine Hazar Türklerinden Musevi Türkler var. Son İsrail-Türkiye gerginliği ile ilgili açıklamaları, yorumları izlerken üzerinde durulması gereken konuları da göz ardı etmemek gerekir.Günün Sözü: Kişinin beyanına güvenme, yanılabilirsin. İyi tanı, sonra güven. Prof. Dr. Nurullah Aydın


  #3  
Okunmamış 13-08-2011, 11:30
Ziyaretci
 
Standart Cevap: Kudüs'ün Fethi Ve Selahaddin Eyyübi

Tevrat-Yahudiler ve Din adına İşlenen Suçlar
YAHUDİLER- TEVRAT VE DİN ADINA YAPILANLAR
Değiştirilmiş TEVRAT'ın Yahudiler'e Emrettiği İBADET OLAN VAHŞET TÜRLERİ

Değiştirilmiş Tevrat'ın içerdiği emirler, bildiğimiz dini kitaplardaki telkinlerden çok farklıdır. Asıl dinin emirleri adalet, sevgi, iyilik ve hoşgörü iken, Tevrat, pek çok sapıklığın övüldüğü ve emredildiği bir vahşet kaynağıdır.

Ensest (aile içi cinsel ilişki), tecavüz, insan katliamı, işkence, üstün ırk inancı gibi pek çok sapkın görüş ve emirler Tevrat'ın içeriğini oluşturmaktadır.

Bu, kuşkusuz, orijinal Tevrat'ın içinde olmayan fakat sonradan eklenmiş bölümlerden kaynaklanmaktadı r. 38 bölümlük Tevrat'ın daha 5. bölümünde Hz. Musa'nın ölümünün anlatılması, bu kitabın büyük bir kısmının vahiy değil, insan yazması olduğunu göstermektedir.

Hz. Musa'nın 5 kitabı arasında bile çelişkiler bulunması bu bölümlerin orjinal metinlerinden farklı olduğunu ortaya koymaktadır.

Tevrat'ın büyük bölümünü yazanlar, Yahudi toplumunu bugün olduğu gibi Hz. Musa'dan sonraki dönemlerde de yönetmekte olan Kabbalist hahamlardır. Yahudilerin üstün ırk oldukları ve onlara ait olan dünyanın, diğer milletler tarafından gasp edildiği inançlarının temelini Kabbala oluşturmaktadır.

Hahamların, Kabbala'nın içerdiği bu sapkın inanışlara olan bağlılığı, Tevrat'ı da bu görüşler doğrultusunda bozmalarına yol açmıştır.

İşte bu tahrifat, vahşeti Yahudi dininin bir gereği haline getirmiştir. Hahamlar, fanatik ve sadist görüşlerinin tümünü Tevrat'a ustaca yerleştirmişlerdir. Bu sayede Yahudi dininin emirleri asırlardır süren bir kin, nefret ve akıl almayacak katliamları içermektedir:

"İşte benden, ve miras olarak sana milletleri, mülkün olarak yeryüzünün uçlarını da vereceğim. Onları demir çomakla kıracaksın; bir çömlekçi kabı gibi onları parçalayacaksı n." (TEVRAT, Mezmurlar Bölümü 2/8-9)

Bu ve benzeri yüzlerce ayet nedeniyle, Yahudiler için hahamlarca emredilen vahşeti uygulamak, bir ibadet(!) sayılmaktadır.

"Vurun; gözünüz esirgemesin ve acımayın; ihtiyarı, genci ve ere varmamış kızı ve çocuklarla kadınları helak için vurun." (TEVRAT, Hezekiel 9/5-6)

Hahamlar bu emirlerin uygulanmasını sağlama almayı da ihmal etmemişlerdir. Rabbin lanetiyle tehdit edilmektedir:

"Rabbin işini gevşeklikle yapan lanetli olsun ve kılıcını kandan alıkoyan lanetli olsun." (TEVRAT, Yeremya Bölümü 48/10)

Bugün İsrail'in işgal ettiği yerlerde uyguladığı vahşet, asırlar önce uydurulan bu sapık dini emirlerin yerine getirilmesinden başka bir şey değildir. İsrail anayasası Tevrat'tır. Hahamlar, Yahudi toplumu üzerinde asırlardır süren kontrollerini İsrail'de de sürdürmektedirler. Parlementoda, hahamlardan fetva alınmadan hiç bir kanun yürürlüğe girmez. İşte İsrail'in kutsal terör ve vahşetinin ardındaki gerçek budur.

Hahamların, fanatik ve sadist düşüncelerinden meydana gelmiş, ırkçılığa, kine ve vahşete dayalı bu köhne dinin gerçeklerini insanlara ve insanlığa acilen sunmak gerekir. Yahudilere de tavsiye olarak; kendilerine din olarak öğretilmiş olan bu sapkın, akıl ve insanlık dışı ideolojiyi, ırkçılık tutuculuğuyla değil, akıl ve vicdanla değerlendirmeleridir. O zaman gerçeği onlar da göreceklerdir.

Aksi takdirde, ateşe verdikleri dünyayı, çok yakında cehenneme çevireceklerdir. ..

YAKMA

Tevrat'ın "acıklı ölümlerle ölecekler" (Yeremya 16/4) ifadesinde anlattığı işkencelerden birisi de insanları yakarak öldürmektir. Tarihte Yahudiler fırsat bulduklarında bu korkunç yöntemi uygulamışlar ve Filistin'li müslümanlara karşı uygulamaya devam etmektedirler. İsrail askerleri, ve bazen de İsrail'li siviller, savunmasız Filistinlileri defalarca benzin dökerek, alev makinalarıyla ya da fırınlarda diri diri yakarak öldürmüşlerdir.

Atom bombasını yapan 32 bilim adamının tamamı ve bu bombaların Japon şehirlerine atılmasına karar veren ABD başkanı Solomon Truman Yahudidir.

Napalm bombası icadının baş ismi Louis Frederick Fieser de bir Yahudidir. Bu bomba da atom bombası gibi aynı dönemde icat edilmiş ve 2. Dünya Savaşında denenmiştir. Ve bu bomba sadece Japonya'da 260.000 ölü, 412.000 yaralıya sebep olmuş, ayrıca 2.2 milyon evi de yakarak yok etmiştir.

TEVRAT: "Onları ateş yakacak. Alevlerin elinden canlarını kurtaramayacaklardı r." (İşaya, 47/14)

"Senin hasımlarını ateş yiyip bitirecek (İşaya 26/21)

"Ve kavimler kirecin yanması gibi, kesilip ateşle yakılan dikenler gibi olacaklar." (İşaya, 33/12)

"Hepsini Rab onunla vuracak ayakları üzerinde dururken etleri eriyecek ve gözleri çukurları içinde eriyecek ve ağızlarında dilleri eriyecek." (Zekerya, 14/12)

""Elin bütün düşmanlarını bulacaktır. Senin gazap zamanında onları yanan fırın gibi edeceksin. Rab hiddetinden onları yutacak ve ateş onları yiyip bitirecektir. " (Mezmurlar, 21/9)

KAN İÇME

Bu sapık adet asırlardır bir kısım fanatik Yahudiler tarafından uygulanmaktadı r. Bazı bağnaz Yahudi kolları, Tevrat'ın insan kanı içme ve insan boğazlama konusundaki emirleri doğrultusunda sayısız insanı kanlarını almak için öldürmüşlerdir.

"Et yiyin ve kan için. Yiğitlerin etini yiyeceksiniz ve dünya beylerinin kanını içeceksiniz. Sarhoş oluncaya kadar kan içeceksiniz." (Hezekiel Bölümü 39/18-20)

"Onları kasaplık koyunlar gibi ayır ve öldürme günü için onları hazırla." (Yeremya Bölümü, 12/3)

"Çünkü o gün orduların Rabbi Yehova'nın günüdür. Hasımlarından öç alsın diye öç günüdür. Ve kana kana onların kanını içecek." (Yeremya Bölümü, 46/10)

Yahudilerin, kanını almak için kaçırdıkları kurbanların çoğu çocuklardır. Bu çocuk kanının hahamlarca daha makbul sayılmasından kaynaklanmaktadı r.

Yahudilerin, kanlarını almak için Yahudi olmayan pek çok insanı, özellikle çocukları, öldürüp kanlarını çektiklerine dair tarihte, özellikle Avrupa'da, sayısız soruşturmalar, mahkemeler olmuştur. Yahudi ansiklopedisi The Universal Jewish Encyclopedia bu konuda tarihte olmuş 150 kadar mahkeme anlatmaktadır. Bazı mahkemelerde Yahudiler bu korkunç gerçeği itiraf etmişler, çocukları nasıl kaçırdıklarını, kanlarını nasıl aldıklarını detaylarıyla anlatmışlardır.

Yahudi ritüellerinde, insan kanının kullanımı birkaç değişik şekildedir. Birincisi, hahamların büyü ayinleri için kan kullanmalarıdı r. Yahudilerin, Tevrat'tan önce de var olan kitapları Kabbala büyünün ve şeytani güçlerle ilişkinin yöntemlerini anlatır: "Pratikte Kabbala kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı bir büyüye dayalı bir formudur." (Kabbala, Tradition of Hidden Knowledge)

Bu Kabbala ayinlerinde kanın kullanımı Yahudi yazar Bernard Lazare "L'Antisemitisme" adlı kitabının ikinci cildinin 215. sayfasında şöyle anlatıyor:

"İğneli fıçı olayları halk arasına yerleşmiş bir düşüncedir, bu ise, tamamen bir masal değildir. Gerçekten ortaçağlarda Yahudiler sihirbazlık ve okültizm ilimlerinde çok ileri gitmişlerdir. Bundan dolayı, tabii ki Yahudi sihirbazlar, kabbalistik ve talmudik ayinlerinde kan kullanmışlardır. Yahudi sihirbazlar bu iş için Yahudi olmayan çocukları kurban ederek kanlarından istifade etmiş olabilirler. "

İĞNELİ FIÇI NEDİR?

Yahudilerin, kaçırdıkları Yahudi olmayan çocukların kanlarını almak için kullandıkları yöntemlerden biri. Fıçının içi iğnelerle kaplıdır. Çocuğu fıçının içine canlı canlı kapatan hahamlar, ardından fıçıyı dakikalarca yuvarlarlar. Daha sonra fıçının dibinde bulunan musluk açılır ve toplanan kan ayinlerde kullanılmak ya da Mayasız Bayramında yenilen mayasız ekmeklere karıştırılmak üzere alınırdı.

Yahudilikte, insan kanının ikinci bir kullanım yeri ise Pessah (mayasız) bayramları olmuştur. Pessah bayramında bir hafta boyunca mayasız ekmek yapılır ve yenir. Yahudilerin bazı kollarına göre, bu ekmeklerin en makbul olanları ise içine insan kanı katılanlardır. Bazı tarihçilerin bildirdiklerine göre, Pessah bayramları, Ayrupa'da her yıl küçük çocukların kaybolduğu dehşet dönemleri olmuştur.

Kan içme konusunu şimdiye dek en iyi açıklamış kaynaklardan biri, 1803'te Moldavya'lı rahip Neophite'in yazdığı kitaptır. Bir hahamın oğlu olan Neophite, Yahudilikten çıktıktan sonra hristiyanlığı kabul edip rahip olmuştur. Babasının inancındaki bütün kanla ilgili ayinleri açıklamıştır. Bazı Yahudi tarikatlarının, insan kanı kullandıklarında Yehova katında daha "üstün" olduklarına inandıklarını anlatmıştır.

İşte Yahudilerin bulundukları ülkelerden sürülmelerinin nedenlerinden birisi de bu sapık adettir. Özellikle İspanya'da, kan içme olayları defalarca gündeme gelmiş, bu olaylar halk arasında büyük huzursuzluk meydana getirmiştir. Sayısız çocuk kaybolmuş, cesetlerin bir kısmı tamamen kanı çekilmiş bir durumda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğuna geldikten sonra da, Yahudilerin bazı kolları, bu sapık adetlerine devam ettiler.

Osmanlı zabıtlarında bu konuda gelişmiş pek çok olay vardır. Bunların en önemlileri 1715'te Amasya'da, 1840'ta Şam'da ve Rodos'ta, 1633-1843 ve 1866'da İstanbul'da, 1863-1868 ve 1870'te İzmir'de kayda geçen olaylardır. Bu olaylarda pek çok Yahudi suçlu bulunmuş ve idam edilmiştir. Yahudi tarihçi-yazar Avram Galante, "Histoire Des Juifs de Turquie" isimli kitabında bu konuda gelişmiş olan olayları uzun bir şekilde anlatmaktadır.

İstanbul Kadılığı 1715'te (11 Şevval 1128) olan kan içme olayında, Ahmet isminde bir Türk çocuğunu kaçırıp kanını içen Menahim, Sabetay ve Avram isimli üç Yahudiyi idam cezasına çarptırmıştır. Fanatik Yahudiler kan içme adetlerini bugün hala uyguluyorlar. Filistin'li pek çok küçük çocuk bu korkunç ibadetin (!) kurbanı olmuştur.

Yıl 2006'nın Mayıs Ayı. Ankara'nın fakir semtlerinden Sincan'da, organları alındıktan sonra çöpe veya duvar diplerine bırakılmış 7-8 yaşlarındaki çocuk cesetlerinin sayısı 13'e ulaşmış. Türkiye'deki organ mafyasının ardında Yahudiler'in olduğuna ve bu organların İsrail'li hastalara nakledildiğine dikkat eder misiniz?!!!

Sadist hahamların uydurduğu bu akıl almaz vahşet, tarih boyunca sayısız masum insanın acımasızca öldürülmesine yol açmıştır.

Yahudiler Tevrat'ta emredilen bütün vahşet türlerini İsrail devleti kurulduktan sonra çok rahat uygulama fırsatı buldular. İşgal ettiği topraklardaki savunmasız halk İsrail'in sapık ibadetlerinin kurbanı oldu. Haber alınamayan binlerce kayıp Filistin'li çocuktan birkaçının cesetleri kanları çekilmiş olarak bulunmuştur. Bugün İsrail hapishanelerine konulan, yüzlercesi kadın ve çocuk olmak üzere on bini aşkın Filistin'linin akibeti bilinmemektedir.

Azınlıkta oldukları ülkelerde bile bu korkunç ibadetlerini terketmeyen yahudi fanatiklerinin, tamamen hakim oldukları Filistin'de aynı kan ayinlerini uyguladıklarını tahmin etmek güç değil.

BURUN ve KULAK KESME

Yahudilerin, Tevrat emirlerine dayanarak yaptıkları işkencelerden birisi de burun ve kulak kesmedir. Tarih kitaplarında Yahudilerin yaptıkları katliamlarda bu insanlık dışı işkence yöntemini kullandıkları anlatılmaktadı r.

TEVRAT: "Burnunu ve kulaklarını kesip düşürecekler. Ve senden arta kalan kılıçla düşecek." (Hezekiel Bölümü, 23/25)

"Sizi kılıcın kısmeti edeceğim ve hepiniz boğazlanmak için bekleyeceksiniz. " (İşaya Bölümü, 65/12)

"İşte kor ateşine üfleyen ve işine göre silah çıkaran demirciyi ben yarattım; harap etsin diye helak ediciyi ben yarattım." (İşaya, 54/16)

"Bak İsrail, bugün milletler üzerine kökünden sökmek için ve yıkmak için, helak etmek ve yok etmek için seni koydum." (Yeremya, 1/10)

"Sen benim topuzumsun ve cenk silahımsın. Ve seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeleri helak edeceğim." (Yeremya, 51/19,20)

MAZLUM ve EZİLMİŞLİK YALANLARI

Yahudiler, va'dedilmiş topraklara dönmek istemeyen soydaşlarını bu işe zorlamak (kendi deyimleriyle "hizaya getirmek") için her türlü provokasyonu tarih boyunca uygulamaktan çekinmemişlerdir. Kendilerine karşı uygulandığını öne sürdükleri "soykırım" tezgahlarının ardında yine kendileri vardır.

Hitler'in; "Beni Yahudiler finanse etti" demesi; katliamları bizzat gerçekleştiren SS Gestapo şeflerinin yahudi olması; NAZİ sembollerinin Tevrat'tan alınmış olması; NAZİ ve Avrupalı Yahudilere verilen ESKENAZİ isimlerinin ibranice kökenli olması; Faşist diktatör Mussolini'nin; "Ben bir siyonistim" demesi ve kurulacak olan yahudi devleti için çalışacağını söylemesi vb. Ortadaki oyunu açıklamaya yetip artmaktadır.

Aslında bu oynanan "Büyük kitlenin İsrail'e dönmesi için küçük bir grubun feda edilmesi gereği" oynanmıştır. Bu grup da elbette, kültürlü, aydın ve zengin Yahudilerden oluşmayacaktı. Özellikle fakir ve güçsüz, İsrail'e göç etse bile yük olmaktan başka işe yaramayacak, çoğunluğunu Musevi Hazar Türkleri ve Çingenelerin oluşturduğu bir kesim bu iş için uygun görüldü.

TEVRAT: "Bir şehre karşı cenketmek için ona yaklaştığın zaman, onu BARIŞA çağıracaksın. Ve vaki olacak ki eğer sana sulh cevabı verirse ve KAPILARINI SANA AÇARSA, o vakit içinde bulunan bütün kavim sana angaryacı olacaklar ve sana kulluk edecekler." (Tesniye Bölümü, 20/10-11)

"Ve onların krallarını senin eline verecek adlarını göklerin altında yok edeceksin. Sen onları yok edinceye kadar kimse senin önünde duramayacak. " (Tesniye Bölümü, 7/24)

Eski ABD Genel Kurmay Başkanı Thomas Moorer: "Şimdiye kadar hiçbir başkanın İsrail'e karşı koyduğunu görmedim. Onlar her zaman istediklerini elde ederler. Amerikan halkı eğer İsrail'in hükümet üzerindeki etkisini bilseydi hemen ayaklanırdı."

Ben Gurion tarafından ilan edilen İsrail'in bağımsızlığını, bir kaç dakika içinde ilk tanıyan ABD Başkanı Truman olmuştur. Truman; "Hür ve kudretli bir İsrail Devleti'nin teminatçısıyım." (Le Monde, 17.3.1971 sf.8)

İsrail Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann, Yahudi Truman'a şükran hediyesi olarak bir Tevrat Rölesi sunarken şöyle demişti: "Siz farkında olmayabilirsiniz ama sayın Başkan, ben sizden daha önemli bir başkanım. Siz 170 milyon insanın başkanısınız, bense başkanların başkanıyım." (Joys of Jewish Folklore, David M. Eichhorn, sf. 343)

TEVRAT: "Bilmediğim bir kavim bana kulluk edecek. Yabancı oğulları bana boyun eğecekler. Kulakları işitince bana itaat edecekler. Yabancı oğulları takatsiz kalacaklar." (ll. Samuel, Bab 22/4-46)

Yahudiler, sermayeyi ele geçirip yaşadıkları her ülkeyi sömürmüşler, dönmelik takdiğiyle devletin üst kademelerini ele geçirmeye çalışmışlardır. Tarih boyunca birçok ülkeden kovulma sebeplerinden biri de budur. Dönmeler, bayramlara eş değiş tokuşuna dayanan cinsel faktörler de eklemişlerdir. Halk arasında "mum söndü" olarak bilinen bu eş değiş tokuşu dönmelerin en sapık adetlerinden biridir. Bugün hala uygulanmakta olan bu adet, yahudi dönmeleri tarafından reddedilmek bir yana, övünerek anlatılmaktadı r. Bu iğrenç adetin faturasının da, farklı mezhepteki bir topluluğumuza çıkarılması, Yahudi-Ermeni propagandaları nın eseridir.

"Köpek için kemiğin, domuz için dışkının çekici bir tadı olmasaydı, onlar bu maddelerle karınlarını doyurmak isterler miydi? Rezilliklerin her çeşidinden ayrı bir tad alan güçlü kişileri ayıplamayınız." (Mason Dergisi, sayı 29, sf. 20)

(Bu telkin, masonluğa kabul töreni sırasında üyelere fiili livata yapıldığı söylentilerine ispat niteliği mi taşıyor acaba?)

KUR'AN: "İnananların içinde çirkin utanmazlıkları n yaygınlaşmasından hoşlananlara dünyada da, ahirette de acıklı bir azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz. " (Nur Suresi/19)

Sapık Yahudi geleneklerinden biri olan ensest de sapkın Tevrat ayetlerine dayanır:

"İki memen sanki bir çift geyik yavrusu Kaptın gönlümü kızkardeşim, yavuklum. Okşamaların ne güzel kızkardeşim, yavuklum." (Tevrat, Neşideler Neşidesi, 4/5,9-10)

"Ve büyük kız küçüğüne dedi: Gel babamıza şarap içirelim... Onunla yatarız... Ve o gece babalarına şarap içirdiler ve büyük kız gidip babasıyla yattı. Ve öbür gece dahi babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı." (Tevrat, Tekvin 19, 31-35)

Rivayete göre, kızların, babalarının soyunu sürdürmek için girdikleri bu ilişkilerin sonucunda birer oğlan doğuruyorlar. Bu oğlanlardan biri Moablıların, diğeri de Amanoğullarının atası sayılıyor.

Yerleştiği her yerden kovulan tek topluluk Yahudilerdir. Babil'den, İngiltere'den (1292), Fransa'dan (1394), İspanya'dan (1492), Litvanya'dan (1495), Portekiz'den (1498), Almanya ve İtalya'dan (14 ve 16.yy.da) tarih boyunca toplu olarak kovuldular.

İspanya'da Yahudiler sermayenin çoğuna sahip olduklarından dolayı "devlet içinde devlet" haline gelmişlerdir. Bu maddi güç sayesinde ülkede sayıları az olmasına rağmen çoğu konuda söz sahibi oluyorlardı. Ayrıca, Yahudilerin uyguladığı kan içme, sulara zehir atma, veba salgını çıkarma, ensest ilişki, eş değiştirme, yabancı düşmanlığı (başka milletleri hayvan olarak görme) gibi sapık adetler, İspanyol halkı arasında büyük bir tedirginlik oluşturuyordu.

İspanya devletinin, bunların etkilerini kırmak için gittiği yasal düzenlemelere karşı "dönme"lik (isim ve dinlerini gizleme) takdiğini uygulayan Yahudilerin bu sahtekarlığının ortaya çıkmasıyla, İspanya Devleti tarafından topluca kovuldular.

Ne yazık ki, başka milletlerin başlarından söküp attığı bu keneleri, Osmanlı İmparatorluğu sokaktan alıp kendi bağrına yerleştirmiştir. Sonuçta, Osmanlı'nın sonunu getirip ortadan kalkmasına sebep olan bu KENELER olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti' nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü zehirleyip öldüren de Mason Keneler'dir.

Mason yükümlülüklerini belirten Anderson Yasası, Davranış Maddesi dördüncü fıkrası şöyledir:

"Mason olmayan yabancılar bulunduğunda, sözlerinizde ve tutumunuzda öyle ketum ve ihtiyatlı olunuz ki, en ince zekalı yabancı bile duyulması uygun olmayan şeylerin farkına varmasın." (ÇIRAK KALFA USTA, Sayfa-55)

Siyonizmin dünya hakimiyeti için kendilerini adamış olan masonlar da aynen Yahudiler gibi kendilerinden başkalarını insan olarak görmezler;

"Bizim anladığımız insan, sokakta her gün gördüğümüz insan değildir. İki ayaklı, iki kulaklı az çok akla da sahip insanı biz burada kasdetmiyoruz, biz insan dediğimiz zaman bütün masonik ilkeleri sinesinde toplayan bir insanı insan olarak ele alıyoruz." (Mimar Sinan Dergisi, s.27-28 sf.35)

Siyonistler, işleri biten masonların Yahudi asıllı olmayanlarını çöpe atarken de pek acıma belirtisi göstermezler.

Masonlar, çalışmalarının, Atatürk tarafından 1935 yılında yasaklandığında, meclis başkanı, altı bakan ve altmıştan fazla milletvekilinin kendilerinden olduğunu söylemektedirler. Atatürk'ün ölümünün onuncu yılında tekrar çalışmaya başlarlar ki, bu arada İsrail Devleti'nin de kurulmuş olması çifte bayramları olmuştur.

Kutsal anlatımlara göre;

İSRAİLOĞULLARI: Yakup peygamberin soyundan gelenleri ifade eder.

İSRAİL: Yakup peygamber'e verilmiş isimdir. "Tanrıyla güreşen" demektir.

İSRA: Güreş tutmak, güreşmek.

İL-EL-BAAL: Sümer'lerin en baba tanrısı(!).

Yakup, tırıvırı bir tanrı(!) yerine, en baba tanrıyı(!) kendine rakip seçmesinin cezasını, dizinin incinmesiyle öder. Fakat, tanrıyla kapışmayı göze almanın ödülü olarak ta "üstün kılınma" vaadini kapar(!). Bu "diz incinmesi" olayından dolayı Yahudiler, uyluk başı üstü kalça adalesini yemezler.

Tarih boyunca fitne ve azgınlıklardan bir türlü vazgeçmeyen İsrailoğulları, pek çok peygamberin başının etini yemiştir.

Tanrının, kendilerini bu kadar fazla muhatap almasını (peygamber gönderilmesini) "kendilerine üstünlük ve efendilik" verilmesi olarak değerlendirmişlerdir.

Müslüman inancına göreyse, Yakup peygamber; güzelliği dillere destan Yusuf'unu kaybetmiş, gözü yaşlı Hazreti Yakup'tur. Müslümanların böyle inanıyor olmalarının ne kendilerine bir zararı vardır, ne de insanlığa. Oysa tanrıyla(!) güreşen bir Yakup...

KUR'AN: "Yahudiler arasına Kıyamet Gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Onlar ne zaman savaş ateşini alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcarlar. Allah ise bozgunculuğu sevmez." (Maide Suresi, 64)

TEVRAT: "Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak; sınırınız çölden ve Lübnan'dan, Irmak'tan, Fırat Irmağı'ndan garp denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak. Tanrınız Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız tüm diyarın üzerine koyacaktır." (Tesniye, 11/24-25)

"O günde Rab Abram'la ahdedip dedi: Mısır Irmağı'ndan büyük ırmağa, Fırat Irmağı'na kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim." (Tekvin, 16/18)

Türk Milleti, yurt edindiği toprakları için milyonlarca şehit vermiştir. "Türkiye ilgi alanımız içindedir." diyen Yahudi insan kasabı Ariel Şaron aylardır kuyruğu titrettiği halde geberemiyor. Onca masumun kanına girerek, kolay ölüm var mı? Darısı, mevcut Yahudi kasaplarının başına...

"Aralarına seni dağıttığım milletlerin hepsini bütün bütün sona erdireceğim fakat seni sona erdirmeyeceğim." (Tevrat, Yeremya, 30/11)

"Çok kavimler ezeceksin, ve onların kazancını Rabbe ve onların mallarını bütün dünyanın Rabbine tahsis edeceğim." (Tevrat, Mika, 4/13)

"Ve seni sıkıştıranların oğulları sana eğilerek gelecekler. Senin ayaklarının tabanında yere kapanacaklar ve sana Rabbin şehri İsrail Kudüsü'nün Siyonu diyecekler." (İşaya 60/14)

"Ve Krallar sana uşak ve Kraliçeler sana dadı olacaklar, yere kapanıp ayaklarının tozunu yalıyacaklar. " (İşaya 49/23)

"Milletlerin servetini yiyeceksin ve onların izzeti size geçecek." (Tevrat, İşaya, 61/6)

"Allah'ın Rabbin sana miras olarak vermekte olduğu bu kavimlerin şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksı n. Allah'ın Rabbin sana emrettiği gibi tamamen yok edeceksin." (Tevrat, Tesniye 20/16,18)

KABBALA'dan: "Yahudi, yaşayan insanlaşmış Tanrıdır... Yeryüzünde Tanrı, Yahudinin yüz hatlarda kendini aşikar kılar. Diğer insanlar tamamıyla dünyevi, aşağı ırktandır. Onlar sadece Yahudilere hizmet için yaşamaktadırlar. .. Hahamların sözleri canlı Tanrının sözleridir."

Filistin ve Lübnan'da Yahudilerin katlettiği masumlar, benim kardeşime, bacıma, akrabalarıma ve garip anacığıma benziyorlar. Yahudi vahşilerin yüzlerinde ise, kara domuzların kılsız yerlerinin derisini görüyorum...

KUR'AN: "Onlar bir kötülük işledikleri zaman BİZ ATALARIMIZI BU YOL ÜZERİNDE BULDUK. ALLAH DA BİZE BUNU EMRETTİ derler. De ki: Şüphesiz Allah, kötülüğü emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz? " (A'raf 28)

KUR'AN: "Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar gerçeği ters çeviren, günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar şeytanlara kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. " (Şuara 221-223)
Nursultan Abdülhamid İKİNCİ


  #4  
Okunmamış 13-10-2011, 22:57
 
Standart Cevap: Kudüs'ün Fethi Ve Selahaddin Eyyübi

paylaşımın için teşekkür ederim


  #5  
Okunmamış 06-12-2011, 03:21
Ziyaretci
 
Standart Cevap: Kudüs'ün Fethi Ve Selahaddin Eyyübi

‎. KUDÜS'ÜN FETHI: KUDÜS KIMLERE AGLIYOR Ahmet Miroglu Muaz b. Cebel r.a. rivayet ediyor: Allah Rasulü s.a.v. söyle buyurdu: “Ey Muaz, Allah benden sonra Aristen Firata kadar Sam bölgesini size nasib edecek. Oranin erkekleri, kadinlari ve dullari kiyamete kadar sinir bekçisidirler (murabit). Herhangi biriniz Sam sahillerinden birini yahut Beyt-i Makdisi (Kudüs) seçerse kiyamete dek cihad halindedir.” EY KILIÇTAN DAHA ZALIM MERHAMET! Hicretin 14. yili. Yani miladî 636. Peygamber Efendimiz s.a.v.in dünyasini degistirmesinin üstünden koskoca dört yil geçmis. Hz. Ebu Bekir r.a.in vefatindan sonra ise iki yil... Hz. Ömer r.a. hilafete geleli de henüz iki yil olmus. Islâm ordulari, Suriye, Irak, Filistin ve Misir cephesinde Hz. Muaviyenin abisi Yezid b. Ebu Süfyan, asere-i mübessereden Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Allahin kilici Halid b. Velid r.a. komutasinda zaferden zafere kosuyor. Hilafet merkezi nurlu Medineye neredeyse her gün yeni bir zafer ve fetih haberi ulasiyor. Fethedilen topraklarda halk Islâm kahramanlarini birer kurtarici olarak karsiliyor. Çünkü yillardir Bizansli valilerin doymak bilmez istahlarini doyurmaga çalismaktan bezmis, günden güne artan ve her gün bir yenisi yürürlüge konan vergilerden yilmis, bin türlü yokluk ve yoksulluk içinde ugradigi haksizliklarin, zulümlerin sona ermesini beklemektedir. Ve beklenen ilâhi yardim gelmistir. Halk, isterse gelenlerin dinine giriyor ve derhal onlarla esit haklara sahip oluyor. Isterse kendi dininde kaliyor. Fatihler, halka insan muamelesi yapiyorlar. Asla zulmetmiyor, ezmiyor, zerre kadar haksizlik yapmiyorlar. Canlari, mallari, haysiyetleri, seref ve namuslari güvence altina aliniyor. Her sey kurallara bagli. Hiçbir sey rastgele degil. Yillar sonra bir hiristiyan rahip-bilim adami bu durumu söyle degerlendirecektir: “Ey kiliçtan daha zalim merhamet!..” Rahip, kendi bakis açisindan haklidir. Gerçekten müslümanlarin adaleti, sefkat ve merhameti, fethedilen topraklardaki ahalinin Islâma girmesi gibi bir tabii sonuç vermistir. Rahip, Islâmin merhametine hayiflanmasin da ne yapsin?! KUDÜS YOLUNDA IKI GARIP YOLCU Iki yolcu... Sadece bir binitleri var. Binite sirayla binmek üzere anlasmislar. Bir beriki binecek, bir öteki. Hayvanin hakkini da unutmamislar. Nöbetlese bindikten sonra hayvani bir binis süresi bos yürütecekler. Çünkü onun da dinlenmeye hakki var. Allahin selami her birinin üzerine olsun, Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakup ve Yusuf... Davud, Süleyman, Musa, Harun, Isa ve elbette Muhammed Mustafa... ve kim bilir adini bildigimiz, bilmedigimiz daha nice peygamberin gelip geçtigi, hatta defnedildigi Filistin topraklarinda Ilyaya, yani Kudüse dogru ilerliyorlar. Konusmalardan anlasildigi kadariyla bu iki yolcudan biri efendi, digeri köle... Fakat efendinin efendiligi, ona kölenin insanligini, hayvanin hakkini unutturmuyor. Nihayet sehre hakim yüksek bir tepeye ulasiyorlar. Efendi binekte, köle yürüyor. Efendi, nöbet sirasinin bittigini belirtmek için tekbir getiriyor. Tepe, hemen o gün, orada el-Cebelül-Mükebber (Tekbir Dagi) adini aliyor ve hâlâ bu adla anilmakta. Binme sirasi kölede... Itiraz ediyor. “Efendim...” diyor, “ne sen in, ne de ben bineyim. Bir sehre girmek üzereyiz. Orada besili, egerli atlar, altinla süslenmis arabalar var. Sehre ben binekte, sense benim bindigim hayvanin yularini tutmus vaziyette girecek olursak bizi alaya alir, küçümserler. Bu da zaferimize gölge düsürür.” Efendi israrli. “Ama sira senin...” diyor; “sira benim olsaydi inmezdim. Sira seninse senindir. Ben inmeliyim, sen binmelisin.” Köle çaresiz... Hayvana biniyor. Efendisi hayvanin yularindan tutuyor. Sehre böyle giriyorlar. ZULMÜN HAKIMIYETI BIR ANDIR, ADALETINKI KIYAMETE KADAR Hiristiyan halk, sehirlerini teslim almaya gelen devlet baskanini karsilamak üzere Sam Kapisinda toplanmis. Baslarinda Patrik Sophronius... Halk, köleyi hayvanin üstünde görünce saygilarini sunmak üzere önünde secdeye kapaniyor. Köle, elindeki asa ile onlara dürtüyor “Yaziklar olsun size...” diye haykiriyor, “kaldirin basinizi. Allahtan baskasina secde edilmez.” Ve halka haber veriyor ki, kendisi köledir, devlet baskani yulari tutan kimsedir... Patrik Sophronius bir köseye çekilip aglamaya basliyor. Misafir devlet baskani üzülüyor. Gönlünü almak, teselli etmek için patrigin yanina gidiyor. “Üzülme. Degmez. Dünya böyledir. Bir güldürür, bir aglatir.” diyor. Sophronius “Saltanati kaybettigim için mi agladigimi zannediyorsun? Tanriya and olsun ki bunun için aglamiyorum. Sirf sizin hakimiyetinizin sonsuza dek kesintisiz devam edecegini anladigim için agliyorum. Zira zulmün hakimiyeti bir andir. Adaletin hakimiyeti ise kiyamete kadardir. Ben sizi fethedip geçen, sonra yillar içinde kaybolup giden bir yönetim zannetmistim.” diye cevap veriyor. Burada kendisinden efendi olarak söz edilen sahis, müminlerin emiri, müslümanlarin ikinci halifesi Hz. Ömer r.a.dan baskasi degildir. Ebu Ubeyde b. el-Cerrah r.a. komutasindaki Islâm ordulari Kudüsü kusatmis, sehrin düsecegini anlayan patrik bir sartla teslim olabileceklerini belirtmisti. Islâm ordularinin daha önce fethettikleri yerlerdeki halka verdigi eman üzere teslim olacaklardi. Fakat bu islemi bizzat emirleriyle gerçeklestirmek istiyorlardi. Ebu Ubeyde r.a., “Emir benim. Buyurun sartlari görüselim.” demisti. Sophronius “Hayir ordu komutanina degil, sehri bizzat devlet baskaniniza teslim edebilirim.” diye israr etmisti. Bunu haber alan Hz. Ömer r.a., Medinede yerine Hz. Ali r.a.i vekil birakip yola çikmisti. Iste simdi Kudüsteydi. Hz. Ömer r.a., patrigi teselli ettikten sonra “Ey Ilyalilar, lehimize olan lehinize, aleyhimize olan aleyhinizedir...” diye baslayan bir konusma yapti. Sonra Sophronius, Hz. Ömer r.a.i Kiyame Kilisesine davet etti. Kiliseyi gezerlerken namaz vakti girdi. Hz. Ömer r.a., patrige “nerede namaz kilayim?” diye sordu. Rahip, “oldugun yerde.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer r.a.: “Ömer, Kiyame Kilisesinde namaz kilmaz. Sonra pesimden gelecek müslümanlar, Ömer namaz kildi diyerek burada mescit insa ederler.” diye karsi çikti. Bir tas atimi uzaklasti ve abasini yere sererek namaz kildi. Hakikaten daha sonra müslümanlar onun namaz kildigi yere bir mescid insa ettiler. Bu mescid o günden beri hâlâ ayaktadir ve Mescid-i Ömer adiyla anilmaktadir. Hz. Ömer r.a. namazini kildiktan sonra Patrik Sophroniustan kendisine Mescid-i Aksanin yerini göstermesini istedi. Mescidin çöplük haline getirildigini gören Hz. Ömer r.a., abasini yere serip çöpleri doldurmaya ve götürüp uzaklara dökmeye basladi. Bunu gören müslümanlar da onun gibi yaparak mescidin yerini temizleyip üzerine bir mescit insa ettiler. Bu olayi tarihçilerimiz (Taberî, Yakubî, Belazurî, Ibnül-Esir) yaklasik böyle anlatirlar. Ama biz 1948 Arap-Israil Savasi komutanlarindan, Askeri Komiser Abdullah et-Tellin Kudüste bir Hiristiyan mabedinde buldugu eski ve önemli bir Yunanca tarihi yazmadan aktarmayi tercih ettik. KIM MEDENI, KIM VAHSI? Iste Kudüs müslümanlar tarafindan böyle teslim alinmisti. Hz. Ömer r.a. zamaninda henüz konvansiyonel silahlar kesfedilmemisti, kitalararasi füzeler yoktu. Tanklar, toplar gürlemiyor, büyük küçük bombalar patlatilamiyordu. Ama müslümanlar isteselerdi manciniklarini kurarak sehri bombardimana tutabilirlerdi. Arradelerini isletebilirler, kapilari bombalarla degilse bile kebs denilen koç basliklariyla paramparça edebilirlerdi. Cinayet islemek veya katliam yapmak için 21. yüzyilin gelismis silahlarina ihtiyaç yoktu. Pekala o günün silahlariyla ve imkanlariyla da toplu katliamlar, cinayetler islenebilirdi. Nitekim dünyanin baska yerlerinde isleniyordu. Fakat müslümanlar, bugün evlerimize ve odalarimiza her biri bir hüzün bombasi gibi düsüveren televizyon görüntülerini yasatmadilar o günün Kudüslülerine. Çünkü onlar ne haçli sürüsüydüler, ne de yahudi kasaplar... Evet... Yahudilerden önce de haçlilar gelmislerdi. Papanin tesvikiyle yola çikan 600 bin kisilik ilk haçli ordusu 1099 yilinin Temmuz ayinda Kudüse girdiginde komutanlari Goldfrei de Buillon, Kiyame Kilisesine gitmek için sehri savunan 70 bin müslümanin cesedini çigneyerek ve kan deryasina gömülerek geçmek zorundaydi. Ikinci Haçli Seferi, ordunun Kudüse varamadan Samdan geri dönmesiyle sonuçlandi. Bu arada Suriye ve Misir topraklarinda meshur Eyyubî Devleti kurulmustu. Devletin azimli sultani Selahaddin Eyyubînin odasindaki mum geceler boyunca sönmedi, hep yandi durdu. Bir gün veziri bütün cesaretini toplayarak bunun sebebini sordu. Selahaddin Eyyubî dedi ki “Allah Rasulünün s.a.v. miraca çiktigi, yillarca müslümanlara kiblegâh olmus, üçüncü harem düsmanin elinde iken bana uyumak yarasir mi hiç?” Selahaddin uyumadi. Adim adim ilerleyerek sonunda Kudüs kapilarina dayandi. Fakat bu mukaddes sehre kan dökerek girmek istemiyordu. Sehir halkina “Sizin gibi ben de kesin olarak inaniyorum ki, Kudüs Allahin mukaddes beytidir. Bu beytullaha saldirarak hürmetini ihlal etmek istemiyorum.” diye haber saldi. Teslim sartlarini da sunmustu. Fakat sehrin azililari direnme karari aldilar. Müslümanlar, bir haftalik siki bir kusatmayla sehre girdiler. Fakat kan deryasinda yüzerek degil... Selahaddin Eyyubî, hiristiyanlara sehri terk edebilmek için kirk günlük bir süre tanimisti. Tarihle biraz olsun ilgilenen herkes, dünya tarihinde yahudilere ve hiristiyanlara insan onuruna yakisir biçimde muamelede bulunanlarin sadece müslümanlar oldugunu bilir. Zaten, Sevgili Peygamberimiz s.a.v., “zimmiye eziyet veren bana eziyet vermistir.” buyurarak Islâm tebasina giren gayri müslime insanca muamele yapilmasini emir buyurmusken, nasil baska türlü davranilabilirdi ki?.. BITMEYEN SAVAS: HAÇLI SEFERLERI Bati dünyasi Kudüsün yeniden müslümanlara yar olmasina çok sinirlenmisti. Hiristiyanlar, Alman Imparatoru I. Frederick, Fransiz Krali Philiph August ve Ingiltere Krali Richard komutasinda yeni bir haçli seferi düzenlediler. Bu sefer de basarisiz oldu. Fakat yilmadilar. Dördüncü, besinci, altinci... derken dokuzuncu haçli seferini düzenlediler. Dokuzuncu Haçli Seferi, resmi haçli seferlerinin sonuncusu idi güya. Ama herkes biliyor ki, yeni bir haçli seferi her Batilinin içinde bir ukdedir. Siyasi mahfilleri, “spor baris ve kardesliktir” sloganina ragmen spor karsilasmalari dahil, her alanda firsat buldukça maskeli bir haçli seferini yürütmeye her an hazirdir. Haçli savaslari, sömürge savaslari, siyonizm, eski sömürgecilik, yeni sömürgecilik, askeri sömürgecilik, iktisadi ve kültürel sömürgecilik, vs. vs... Hepsi aslinda ayni bütünün parçalaridir. O bütünün adi ise, küfrün Islâma karsi birlikteligidir. 13. yüzyilin sonunda bu mukaddes diyar, güçlü bir koruyucuya, yani Osmanliya kavusmustur. 13. yüzyildan 19. yüzyilin ortalarina kadar Kudüs huzur dolu bir hayat yasadi. Çünkü Osmanli, savasi Kudüs önlerinden Avrupa içlerine tasimisti. Birakin Filistini, Suriyeyi, Anadoluyu, Trakyayi; hiristiyanlarin Balkanlari bile geçmeye mecali yoktu artik. Ancak Viyana önlerinde savunma savasi veriyorlardi. KOVULMUS BIR MILLETE AÇILAN SEFKAT KOLLARI Bu sirada yahudiler Avrupada yüzyillarca var olma mücadelesi verdiler. 1290da Ingiliz Krali I. Edward, Ingiliz topraklarindaki yahudilere sürgün cezasi vermisti. 1306da Fransiz Krali Philip de Bell yahudilere ayni cezayi uygun görmüstü. 1498de XII. Louis, yahudileri Fransiz topraklarindan sürülmekle Hiristiyanliga girmek arasinda serbest birakmisti. Almanya, Rusya ve öteki Avrupa ülkelerinde de yahudiler, daima istismar edilmis, asagilanmis, insanca muameleye hasret bir hayat sürmüslerdi. Yahudiler, siyasi ve dinî haklarini, olusumuna katkida bulunduklari 1789 Fransiz Ihtilalinden yillar sonra ancak 1874de elde edebilmislerdi. Bu birkaç örnekten de rahatça anlasilabilecegi gibi, Orta çagda ve Modern çagda yahudiler Avrupada ezilirken, Islâm topraklarindan baska siginak bulamamislardi. Yahudileri, Engizisyon mahkemelerinde cayir cayir yakilmaktan Kemal Reis komutasindaki Osmanli donanmasi kurtarmis ve dönemin sultani II. Bayezid daha 1493te yahudilere insanca muamele edilmesini emreden bir ferman yayinlamisti. Bu ferman sayesinde onlar, kisa vadede ülkenin bütün ticari ve iktisadi hayatina hakim olmuslardi. Sultan Bayezid, yahudilere su ilâhi emir çerçevesinde Ehl-i Kitap muamelesi yapiyordu: “Allah, sizinle din ugrunda savasmayan ve sizi yurtlarinizdan çikarmayanlara iyilik yapmanizi ve onlara adil davranmanizi yasaklamaz.” (Mümtahine, 8) Fakat daha sonralari Osmanli yöneticileri, yahudilerin Islâm topraklari üzerinde milli devlet kurmaya tesebbüs ettiklerini anlayinca tavirlarini degistirmislerdir. Mesela, yahudilerin 1876da zirai alan olusturma bahanesi altinda Filistinden arazi satin alma girisimi ve 1882de Filistine yapilmasi plânlanan yahudi göçü, Osmanli yönetimi tarafindan engellenmistir. 1876-1888 yillari arasinda Kudüs mutasarrifligi yapan Rauf Pasa, Filistin topraklarina gayri kanuni yollardan yerlesen yahudileri tespit edip attirmistir. Devlet iç ve dis meselelerle bogusurken bile denetimi ihmal etmemistir. 1882de Babiali, Kudüs mutasarrifindan Rus, Romen ve Bulgar pasaportu tasiyan Yahudilerin sehre girisini engellemesini istiyordu. Hatta 1888de yahudilerin baska bir ülkenin vatandasiymis gibi bölgeye sizmasini önlemek için Filistini ziyaret etmek isteyen turistlerin üzerlerinde dini kimliklerini belirten bir sefer izni bulundurmasini sart kosmustu. Ne zaman ki Osmanli bölgeden çekildi, sömürgeci Ingiliz ve Fransiz yönetimi bölgeye hakim oldu... Iste Filistin ve Kudüs o gün kaybetti. Ve o günden beri ariyor Kudüs. Kiliçtan keskin müslüman merhametini ariyor.. KUDÜS NOTLARI... Kudüsün ve Mescid-i Aksanin Islâm dini nazarindaki yeri ve önemi büyüktür. Her seyden önce Mescid-i Aksa müslümanlarin ilk kiblesidir. Peygamber Efendimiz s.a.v. ve müslümanlar, kible Kâbeye döndürülünceye kadar yillarca Mescid-i Aksaya yönelerek namaz kilmislardir. Peygamber Efendimiz s.a.v. sadece üç mescid için yolculuk sikintisina katlanilabilecegini belirtmistir. Bunlardan ilki Mekkede, ortasinda Kabenin yer aldigi Mescid-i Haram, ikincisi Medinedeki Mescid-i Nebevî ve üçüncüsü Mescid-i Aksadir. Ve yine Peygamber Efendimiz s.a.v. Mescid-i Aksada kilinan bir namazin baska bir mescidde kilinacak namazdan bin, Mescid-i Nebevîde kilinan bir namazin Mescid-i Aksada kilinandan bin, Mescid-i Haramda kilinan bir namazin da Mescid-i Nebevîde kilinandan bin kat daha sevap oldugunu haber vermislerdir. Mescid-i Aksa, Peygamberimizin s.a.v. Mirac yolculugundaki ilk duragi olmasi bakimindan da ayrica önemlidir. SULTAN ABDÜLHAMID VE YAHUDI HERZL Osmanli Devletinin bütün dis borçlarini kapatmaya karsilik, kendisinden Yahudilere Filistinde azicik toprak vermesini isteyen Theodor Herzl baskanligindaki heyete, Sultan II. Abdülhamidin verdigi cevap altin suyu ile yazilip çerçeveletilecek türdendir: “Bu konuda sakin bir adim daha atmayin. Ülkemin bir çakil tasini bile satamam. Çünkü o benim degil, halkimindir. Bu devlet onu kani pahasina aldi, kani pahasina yasatti. Birilerinin gasbetmesine izin vermeksizin kanimiz pahasina da koruruz. Iki tabur askerimiz Suriye ve Filistinde savasti. Askerlerimiz Plevnede bir bir sehit edildi. Çünkü teslim olmaktansa savas meydaninda ölmeyi tercih ettiler. Osmanli Devleti benim degil, milletindir. Hiçbir parçasini veremem. Yahudiler milyonlarini saklasinlar. Devlet parçalanirsa, Filistini karsiliksiz da alabilirler. Su kadar var ki, bu devlet cesetlerimiz çignenmeden parçalanamaz. Ne için olursa olsun, biz ölmeden kimse bizi birbirimizden ayiramaz.” HZ. ÖMER'IN KUDÜS HAKKINDA VERDIGI EMANNAME Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Allahin kulu, Müminlerin Emiri Ömer b. el-Hattabin Ilya (Kudüs) halkina verdigi emandir. Bu emani, canlarina, mallarina, kilise ve mabetlerine, hastalarina, sagliklilarina ve sair halka vermistir. Kiliseleri müslümanlarca kullanilmayacak ve yikilmayacaktir. Kiliseden ve arsasindan, hiristiyanlarin haçindan ve mallarindan hiçbir sey eksiltilmeyecektir. Din degistirmeleri için baski yapilmayacak, hiçbiri bu ugurda zorlanmayacaktir. Ilyada onlarla birlikte hiçbir yahudi oturmayacaktir. Ilya halki Medain halki gibi cizye verecektir. Buradan ayrilarak Ruma (Bizans) ve Lusuta (Lusus) gitmekte serbesttirler. Ayrilan kimsenin cani ve mali gidecegi yere varincaya kadar güvendedir. Sehirde kalanlar da güvendedirler. Ilya halkindan mabetlerini ve haçlarini birakip mallariyla birlikte Ruma gitmek isteyenlerin canlari, mallari ve haçlari gidecekleri yere varincaya kadar güvencededir. Falan savastan önce, orada oturan herhangi bir kimse de, dilerse Ilya halki gibi cizye vermek sartiyla orada kalabilir, dilerse Ruma da gidebilir. Allahin ahdi ve Rasulünün, halifelerin ve müminlerin zimmeti, üzerlerine düsen cizyeyi verdikleri sürece burada yazildigi sekildedir. Halid b. Velid, Amr b. el-As, Abdurrahman b. Avf ve Muaviye b. Ebû Süfyan buna sahittir. Hicri 15. yilda kaleme alinmistir. (Taberî, Tarihul-ümem vel-Mülûk) Kaynak: Semerkand dergisi, 06/2002


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Selahaddin Eyyubi, Kudüs ve Haçlilar Selahaddin Eyyubi, Kudüs ve Haçlilar M. Ismail Çolak - Temmuz - 2002 Yeni Dünya-104 Kudüs ve Filistin, Nazilere sapka çikarttiran gaddar Siyonistlerin ve azmettiricisi Batili emperyalistlerin...
Kudüs'ün Fethi Kudüs'ün Fethi Muaz b. Cebel r.a. rivayet ediyor: Allah Rasulü s.a.v. söyle buyurdu: “Ey Muaz, Allah benden sonra Aris’ten Firat’a kadar Sam bölgesini size nasib edecek. Oranin...
Konyalı Kuyumcu Şeyh Selahaddin Konyalı Kuyumcu Şeyh Selahaddin Selahaddin Feridun, Konya köylerinden birinde doğmuştu. Babasının adı Yağı Basan idi. Köyleri Beyşehir gölü civarında olduğu için, bu aile balıkçılıkla ...
Selahaddin Eyyubi Üniversitesi Selahaddin Eyyubi Üniversitesi Diyarbakır'da Selahaddin Eyyubi Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmasına ilişkin kanun tasarısı, TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor...
Kudüs Sendromu Kudüs Sendromu Kudüs sendromu, dünyanın bu coğrafyasında turistlerin kapıldığı bir tür yerel mental rahatsızlıktır... Kudüsü ziyaret eden hacı ve turistlerin şehrin kutsal atmosferinde arınarak...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,752
Konular : 238,965
Mesajlar: 426,240
Şuan Sitemizde: 299

En Son Üye: cadde84

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 20:07.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.