Ezberim  

Anasayfa Kimler Online
Go Back   Ezberim > İslam Dini Bölümü > Dini Bilgiler
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Şeytanın Enaniyeti

İslam Dini Bölümü kategorisinde ve Dini Bilgiler forumunda bulunan Şeytanın Enaniyeti konusunu görüntülemektesiniz.
Firavun'un İbret Verici Sonu Firavun, yeryüzündeki enaniyetli insanların en önde gelenlerinden biridir. Ancak azgınlıkta kendisine şeytanı örnek almıştır. Nitekim Firavun ...


Seçenekler
  #21  
Okunmamış 13-03-2008, 12:43
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti

Firavun'un İbret Verici Sonu
Firavun, yeryüzündeki enaniyetli insanların en önde gelenlerinden biridir. Ancak azgınlıkta kendisine şeytanı örnek almıştır. Nitekim Firavun da kılavuzu olan şeytan gibi yaptıklarının sonucunu görülmemiş bir aşağılanma ile almıştır. Üstelik bu öylesine bir aşağılanmadır ki sadece kendi nesline karşı küçük düşmemiş, Allah onu kıyamete kadar tüm insanlık için bir ibret vesilesi kılmıştır. Kuran'da Firavun'un ibret verici sonu şu şekilde bildirilir:

Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler. (Yunus Suresi, 90-92)

Tam ölüm anında hiçbir kurtuluş yolunun olmadığını ve ölümden kaçamayacağını anlayan Firavun Allah'a tevbe etmiş ancak bu tevbesi kendisine fayda vermemiştir. O, Allah'ı ve elçisini tanıyabilecekken, kendisine gerçekler tebliğ edildiği ve mucizeler de gösterildiği halde büyüklenmiş ve diretmiştir. Böbürlenmesi ve üstünlük iddiası onu böyle bir davranışa getirmiş, kendisine karşı büyüklendiği Allah'a son anda tevbe etmesi de fayda vermemiştir.
Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Firavun'un inkarının temel nedeni, enaniyetidir. İman etmek için gerekli olan delilleri görmediği ya da anlamadığı için değil, iman etmek gururuna ağır geldiği için inkarda diretmiştir. Örneğin büyücülerinin Hz. Musa'nın üstünlüğünü ve doğruluğunu kabul ederek Allah'a iman etmeleri, onun için büyük bir delildi. Hz. Musa'nın mucizeleri de çok büyük birer delil hükmündeydi. Bunları gören bir insanın hemen Allah'a iman etmesini gerekirdi.
Firavun ise normal mantıkla düşünemiyordu, çünkü gururu aklını örtmüştü. Büyücüler iman ettiğinde, "burada gerçekten bir olağanüstülük var" diye düşünmedi. Onu etkileyen tek şey, büyücülerin kendisinden izin almadan böyle bir şey yapmış olmalarıydı. Bu nedenle hür bir akılla değil de gururunun baskısıyla düşünüyordu ve bu nedenle ölüm ona gelip de gururu kırılana kadar inkar etti.
Firavun'un inkarına neden olan bu durum, aslında her inkar eden kişi için geçerlidir. İnkarlarının temeli, yeterli delil görmeyişleri değil, gururları nedeniyle kendilerine yaptıkları baskıdır. Nitekim Kuran'da bu insanlar şöyle bildirilmektedirler:

Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür." Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 13-14)
Hızlı Cevap
  #22  
Okunmamış 13-03-2008, 12:43
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Firavun Kıyamet Gününde Kavminin
Önderliğine Geçer
Firavun hem dünya nimetlerinden mahrum olmuş, elindeki bütün zenginliği kaybolmuş hem de sonsuz hayatında ebedi azaba mahkum olmuştur. Büyüklenmesine vesile olan bahçeler, pınarlar, güzel evler, ekinler, kısacası bütün dünya malı elinden gitmiştir. Görüldüğü gibi, kişi istediği kadar zengin olsun, malı, mülkü ve gücü olsun Allah için bunları o kişinin elinden almak çok kolaydır.
Böylesine azgın ve kibirli biri için ahiret azabı da çok zorlu olur. Ayrıca böyle insanlara uyan ve Rabbimizi unutan kişilerin durumları da karşılıksız kalmaz. Firavun ve onun ahlakını taşıyan insanların peşine takılıp onları örnek alanlar hesap günü işledikleri bu günahların cezasını çekmek için önderleriyle birlikte Allah'ın huzuruna getirileceklerdir. Nitekim ayetlerde Firavun'un ve ona uyanların kıyamet günü karşılaşacakları durum şöyle bildirilir:

Firavun ve onun önde gelen çevresi... Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi. O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir. Onlar, burada da kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) verilen bağış, ne kötü bir bağıştır. (Hud Suresi, 97-99)

Daha önce de belirtildiği gibi bu anlatılanları sadece Firavun'un şahsında düşünmek yanlış olur. Enaniyetli her insanın böyle bir sondan korkması ve sakınması gerekir. Bu tip bir karakter ve çaba içinde olanlar, Firavun'un sonunu düşünüp kendi sonlarının onunkine benzemesinden şiddetle kaçınmalıdırlar.
Ancak bir noktanın üzerinde önemle durulması gerekir: Sadece "Firavun enaniyeti" değil, enaniyetin her çeşidi şiddetli bir beladır. Çünkü büyüklenmek aklı kapattığı için kişinin kibiri kendisi fark etmeden şiddetlenebilir. Pek çok ayette de tarif edildiği gibi bu, herşeyden önce Allah'ın tasvip etmediği bir tavırdır. Bu nedenle özellikle müminler, hiçbir konuda nefislerinin büyüklenmesine, böbürlenmesine, üstünlük iddiasında bulunmasına izin vermemelidirler. Unutmamak gerekir ki nefse verilen en ufak bir fırsat çok büyük bir kayıpla sonuçlanabilir. Kişi farkına varmadan yalnızca kendi fikirlerinin doğru olduğu, kendi tavırlarının üstün olduğu gibi bir saplantıya kapılabilir. Nitekim gururu, en şiddetli bir biçimde içinde büyüten Firavun da aynı tür bir saplantı ve aldanış içindeydi. Firavun'un bu durumu ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

... Firavun dedi ki: Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum. (Mümin Suresi, 29)

Firavun'un kendi fikirlerine ve aklına nasıl güvendiği yukarıdaki ayette görülmektedir. Kendisi sapkın bir insan olduğu halde kitleleri yönlendirmek, onları peşinden sürüklemek ve saptırmak istemiştir. Görüşünden o kadar emindir ki yanlış yolda olduğuna ihtimal dahi vermemiştir.
Bu, enaniyetli insanların genel vasfıdır. Kibirli kişiler, kendilerine aşırı derecede güvenirler ve kendilerinden daha iyi bilen biri olduğunu kabul etmek istemezler. Hele kendilerinden üstün özelliklere sahip, Allah'ın seçtiği insanların varlığına hiç tahammül edemezler. İşte aklından böylesine emin olarak enaniyet yapan kişilerin, Firavun'un Kuran'da anlatılan durumunu bir ibret vesilesi olarak düşünmeleri şarttır. Onun ne kadar büyük bir akılsızlık içinde olduğunu görüp, vakit varken ona benzemekten vazgeçip tevbe ederek Allah'a karşı boyun eğici olmak gerekir.

Hızlı Cevap
  #23  
Okunmamış 13-03-2008, 12:43
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
KARUN

Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez." (Kasas Suresi, 76)

Ayette görüldüğü üzere Karun'un kibirlenmesine sebep olan şey de malıydı. Allah kendisini denemek için ona çok gösterişli bir hazine vermişti. Ve bütün enaniyetli insanlarda görüldüğü gibi Karun da bunlarla şımarmıştı. Malın Allah'ın olduğunu ve dilerse hepsini geri alabileceğini unutmuş, tüm bu hazineleri Allah'ın kendisini denemek için verdiğini bile fark edememişti. Kibirinden dolayı, aslında bunları hak ettiğini ve bunların kendisine birtakım üstün özelliklerinden dolayı verildiğini düşünmüştü:

Dedi ki : "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki kuşaklardan kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu günahkarlardan kendi günahları sorulmaz. (Kasas Suresi, 78)

İşte enaniyetli insanların sapkın bakış açıları böyledir. Herşeyi veren Allah olduğu halde şükretmek ya da bağışlanma dilemek yerine böbürlenmeyi tercih ederler. Tüm bu nimetlerin her an ellerinden çıkabileceğini ise düşünmezler bile. Halbuki Allah, üstteki ayette de açıkladığı gibi Karun'dan daha zengin ve güçlü pek çok kimseyi büyüklenmelerinden dolayı helak etmiştir. Karun'u da benzerlerinde olduğu gibi azgın enaniyetinden dolayı daha dünyadayken azaplandırmıştır. Karun kendisini gözünde büyüttüğü kadar güçlü olsaydı hiç şüphesiz önce kendisine yardımı dokunurdu. Ancak ne itibarı, ne malı, ne topluluğu, ne de övündüğü bilgisi onu Allah'tan gelen azaptan kurtaramadı. Bu gerçek ayetlerde şöyle haber verilir:

Sonunda onu da konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi. Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkâr edenler felah bulamaz" demeye başladılar. (Kasas Suresi, 81-82)
Hızlı Cevap
  #24  
Okunmamış 13-03-2008, 12:44
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
HAMAN

Haman, Kuran'da bildirildiği üzere, Firavun'un yanında olan ve onun mantığı ile hareket ederek emirleri yerine getiren biridir. O da Firavun gibi enaniyetli ve azgın olduğundan onunla aynı safta yer almış ve Firavun'un destekçisi olmuştur. Hz. Musa peygamberlik görevi ile kavmine geldiğinde Haman da Firavun ile birlikte onu yalanlamıştır. Bu durum ayetlerde şöyle haber verilir:

Andolsun, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler. Böylece, o, Katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir. (Mümin Suresi, 23-25)

Firavun Allah'a karşı azgın ve çirkin bir tavır sergilerken, Haman da her zaman onun yanında yer almış ve ona destek olmuştur. Hatta Firavun'un en çarpık mantık örgülerini o da paylaşmış ve kendisinden istediği herşeyi yerine getirmiştir. Ayetlerde Firavun'un (Allah'ı tenzih ederiz) Allah'ı görmek için Haman'dan kendisini göğe yükseltecek bir kule yapmasını istediğinden bahsedilmektedir:

Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler sizin için benden başka bir ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman çamurun üstünde bir ateş yak da bana yüksekçe bir kule inşa et belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan sanıyorum." (Kasas Suresi, 38)

Ancak Allah'ı ve elçisini kibirinden dolayı tanımak istemeyen Haman'ın sonu da yoluna uyduğu kişilerle -şeytan ve Firavun- aynı olmuş; Allah onu da Firavun gibi helak ederek büyüklenmesinin kaçınılmaz sonucunu tattırmıştır:

Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi. İşte Biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Ankebut Suresi, 39-40)
Hızlı Cevap
  #25  
Okunmamış 13-03-2008, 12:44
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
HZ. İBRAHİM'İN BABASI

Hz. İbahim'in babası, diğer birçok kavimde rastlanan inkarcı özelliklerine sahiptir. Allah'a karşı büyüklenen, elçiye karşı gelip, zorluk çıkaran insanlardan birisidir. Din ahlakını oğlundan öğrenmek bu kibirli insana ağır gelmiş ve onu bir peygamber olarak kabul etmek istememiştir. Hz. İbrahim güzel bir dille ve hikmetle babasına tebliğ yapmış, onu putlara tapmaktan alıkoymaya çalışmıştır. Ancak tüm bu samimi çabasına rağmen babasının tavrı son derece sert olmuştur. Sadece Allah'a iman ettiği için Hz. İbrahim'den ayrı kalmayı istemiş, hatta öz oğlu olduğu halde onu taşa tutmakla tehdit etmiştir. Bunu haber veren ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

Kitapta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o doğruyu söyleyen bir peygamberdi. Hani babasına demişti: "Babacığım işitmeyen, görmeyen, ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun? Babacığım gerçek şu ki sana gelmeyen bir ilim geldi bana. Artık bana tabi ol seni düzgün bir yola ulaştırayım. Babacığım gerçekten ben sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkmaktayım o zaman şeytanın velisi olursun." (Babası) demişti ki: "İbrahim sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan andolsun seni taşa tutarım. Uzun bir süre de benden uzaklaş, (bir yerlere )git." (Meryem Suresi, 41-46)

Bu tehditlere rağmen Hz. İbrahim'in tavrı yine Allah'ın hak dinine uygun olmuş, babasının ve kavminin, elçiliğini inkar etmeleri üzerine Allah'a sadakat göstermiş ve onlardan uzaklaşmıştır. Hz. İbrahim'in bu örnek davranışları Kuran'da şöyle övülmektedir:

Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. (Nahl Suresi, 120)

Sonra sana vahyettik: Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O müşriklerden değildi. (Nahl Suresi, 123)
Hızlı Cevap
  #26  
Okunmamış 13-03-2008, 12:45
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
EBU LEHEB



Bilindiği gibi Ebu Leheb Hz. Muhammed zamanında yaşamış, enaniyeti ve azgınlığıyla bilinen bir inkarcıdır. Kuran'da Ebu Leheb'in eşiyle birlikte yaptıklarına karşılık olarak cehennem azabı ile karşılık gördükleri bildirilmektedir. İkisine de enaniyetlerine karşılık olarak Allah küçük düşürücü cezalar vermiştir. Örneğin dünya hayatında malıyla ve soyuyla böbürlenerek yaşayan bir kişinin odun hamallığı gibi kibirli insanların küçümsediği bir işi yapması asla istemeyeceği bir şeydir. Ayrıca bu insanların boyunlarına ip bağlanması da onlar açısından aşağılatıcı bir durumdur. Ancak Allah onları hiç ummadıkları şekilde aşağılık kılmıştır. Ebu Leheb'in ve karısının durumu kendilerinden sonrakilere bir ibret olması açısından bir sure halinde Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı. Alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de odun hamalı. Boynuna bükülmüş bir ip(bağlanmış) olarak. (Mesed Suresi, 1-5)
Hızlı Cevap
  #27  
Okunmamış 13-03-2008, 12:45
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
BAĞ SAHİBİ



Sahip olduğu şeylerden dolayı kibirlenen ve sonunda da azaba uğrayan bağ sahibi bir kişiyle ilgili olarak Kuran'da bir kıssa yer almaktadır. Bu olay zenginlikten kaynaklanan enaniyete açık bir örnektir. Ayetlerde konuyla ilgili olarak şöyle haber verilmektedir:

Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında da bir ırmak fışkırtmıştık. (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi: "Bunun sonsuza kadar kuruyup yok olacağını sanmıyorum" dedi. Kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." (Kehf Suresi, 32-36)

Allah ayette "bağ sahibi" olarak bahsedilen bu insanı sınamak için ona büyük bir servet vermiştir. Kendisine verilen nimetler ise bağ sahibinin haksız yere böbürlenmesine sebep olmuştur. Şükredip bağışlanma dilemek ve bunları Allah yolunda kullanmak yerine kibirli ifadeler kullanmış, hatta o kadar ileri gitmiştir ki malının ve gücünün sonsuza kadar kalacağını düşünecek derecede bir akılsızlık içine girmiştir.
Bu olay, enaniyetli kişilerin mantık örgüleri ve fikir yapılarının son derece tutarsız olduğuna çok belirgin bir örnektir. Bağ sahibi mülkünün sonsuza kadar baki kalacağını iddia ettiği halde Allah'ı açık olarak inkar etmemekte ve O'nun huzuruna çıkmaya da ihtimal vermektedir. Fakat böyle bir ihtimal gerçekleşse dahi, cezalandırılmayacağını hatta ödüllendirileceğini düşünmesi ilginçtir.
Bugün de enaniyetli kişilerde benzer bir psikoloji görülür. Din ahlakını açıkça inkar etmeseler bile, Allah korkusundan uzaktırlar. Ama "ahirete gitseler bile" bir şekilde kurtulacaklarını düşünürler. Kuran'daki bağ sahibi örneği, bu ve benzer durumda olanların akletmeyen insanlar olduklarının açık bir göstergesidir. Bu kişinin aklı enaniyetinin şiddetinden kapanmış ve kendisi Allah'ın sonsuz kudretini anlayamayacak hale gelmiştir.
Kuran'da anlatıldığı gibi bağ sahibinin sonu da tam ibretlik olmuştur. Bütün sahip olduklarını yitirmiş ve gücü hiçbir şeye yetmemiştir. En sonunda "keşke" demiştir ancak bu pişmanlık için çok geçtir. Bu durum ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

(Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) evirip çeviriyordu. O bağın çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım". Allah dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi. (Kehf Suresi, 42-43)
Hızlı Cevap
  #28  
Okunmamış 13-03-2008, 12:46
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
KAVİMLERİN ÖNDE GELENLERİ



Elçileri inkar eden, onlara karşı en büyük mücadeleyi ve düşmanlığı yapan kesimin, kavimlerin önde gelenleri olduklarını Kuran'da görmekteyiz. Bu inkarcı önde gelenlerin en karakteristik özellikleri ise büyüklenmeleridir. Bu konuya örnek bazı ayetler şöyledir:
Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz'aflara) dediler ki: "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" Onlar: "Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız." dediler.

Büyüklük taslayanlar dedi: "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız." (Araf Suresi, 75-76)

Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar dediler ki: "Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz." (Şuayb "Biz istemesek de mi?" dedi. (Araf Suresi, 88)

Önde gelenlerden bazıları büyüklenmede öyle ileri gitmişlerdir ki kendilerine de peygamber gibi vahiy gelmedikçe iman etmeyeceklerini ilan etmişlerdir:

Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. Onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "Allah'ın elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız." Allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Bu, suçlu-günahkarlara, kurdukları hileli-düzenleri nedeniyle şiddetli bir azab ve Allah Katında bir küçüklük isabet edecektir. (Enam Suresi, 123-124)

Böyle bir tavır içine girmelerinin en büyük sebeplerinden birisi, elçileri Allah'ın seçip göndermiş olmasını hazmedememeleri, elçilere tabi olup onlara itaat etmeyi kendi makam, şöhret, zenginlik ve itibarlarına yakıştıramamalarıdır. Bu yüzden her devirde kavimlerin inkarcı önde gelenleri kendilerine gönderilen elçileri, kurulu düzenlerine, halkın gözündeki makam ve itibarlarına yönelik bir tehdit olarak görmüşlerdir. Bu durum onların peygamberler ve tebliğ ettikleri gerçekler karşısında kibir ve nefretlerini ortaya dökmelerine yol açmıştır.
"Kavmin önde gelenleri" kavramı her dönemde, her toplumda var olan "elit" kesimi tanımlar. Bilindiği gibi elit kesimin özelliği, malca-mülkçe çok zengin, hatırı sayılır kişiler olmaları, "çevrelerinin" kuvvetli olması, kısaca zahiri bir güce sahip olmalarıdır. Bu sayılan özellikler kitabın başında da anlatıldığı gibi iman etmeyen, akledemeyen kimselerde enaniyete, kibire sebep olmaktadır. Bu kişiler zahiri özelliklerine (mal, servet, güç, iktidar vs.) güvenerek toplumda söz sahibi olmak isterler. Öylesine kibirlenirler ki bu onları Allah'a ve elçisine başkaldırmaya kadar götürür. Üstünlüğün takvaya göre olduğunu kabul etmeye yanaşmazlar, çünkü bu durumda kendilerinin hiçbir değerleri olmadığı ortaya çıkacaktır. Göğüslerinde çok şiddetli bir büyüklenme arzusu vardır, inkarlarının altında yatan asıl sebep de budur. Akılları o derece kapalıdır ki öldüklerinde toprağın altına hiçbir şeylerini götüremeyeceklerini, zenginin de, fakirin de, güçlünün de, zayıfın da sonuçta birkaç metrelik beze sarılacağını, kısa bir süre içinde geriye sadece iskeletlerinin kalacağını düşünmezler. Sahip oldukları özelliklerin ahirette bir faydasını göremeyeceklerini akıllarına bile getirmezler.
Bu önde gelenlerin kibir ve enaniyetlerinden, dolayısıyla inkarlarından kaynaklanan belli başlı sapkın özellikleri Kuran'da müminlere tarif edilmiştir. Bunun amacı da müminlerin, her devirde karşılarına çıkarak kendilerine düşmanlık yapacak olan bu kimseleri tanımaları, onlardan sakınmaları ve onlardan gelecek zararlara karşı önlem almalarıdır. Bir de elbette onların bu hallerinden ibret almaları ve aynı duruma düşmemek için kendilerine dikkat etmeleridir. Çünkü hiç kimse Kuran'ın hiçbir ayetinden müstağni değildir; müminler de inkarcılar hakkındaki ayetleri kendi üzerlerinde düşünüp, inkarcılara ait yanlışlardan tam olarak arınmaya gayret göstermekle yükümlüdürler.
Bu nedenle söz konusu "elit" kesimin Kuran'da bildirilen temel özelliklerini aşağıda bazı başlıklar altında ele alacağız.
Hızlı Cevap
  #29  
Okunmamış 13-03-2008, 12:46
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Halkı Saptırmak İçin Çaba Harcamaları
İçinde yaşadıkları halkın iman etmesi çok ağırlarına gider; bu nedenle onların iman etmelerini istemez, ellerinden geldiğince engellemeye çalışırlar. Çünkü halk iman ettiği takdirde, üzerinde hakimiyet kuracakları bir zemin kalmayacaktır. Herşeyden önce dünyevi üstünlük ölçülerinin, değer yargılarının tümü yok olacaktır. Üstelik tüm toplum, gözlerde büyütülen söz konusu kişilerin aslında ne derece aciz ve basit insanlar olduğunu da anlayacaktır. Böylece artık onları överek şımartacak, onlara tabi olacak kişiler kalmamış olacaktır.
Kendilerine tabi olan, bir nevi kendi malları gibi gördükleri ve genelde de aşağıladıkları kişileri kaybetmek önde gelenlerin hiç işine gelmez. Halkın kendilerini her ne pahasına olursa olsun izlemesini isterler. Bu yüzden de onları doğru yoldan çevirmek için her yolu denerler, hatta kimi zaman bunu o kişileri tehdit etmeye kadar vardırırlar. Allah Kuran'da bunun örneklerini şöyle bildirmektedir:

Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler, dediler ki: 'Andolsun Şuayb'a uyacak olursanız, kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz. (Araf Suresi, 90)

Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz. öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp -çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz." (Araf Suresi, 123)
Hızlı Cevap
  #30  
Okunmamış 13-03-2008, 12:46
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Vicdanları Kabul Ettiği Halde İnkar Etmeleri
Kavmin ileri gelenlerinin inkarlarının altında yatan sebep, aynı Firavun'da olduğu gibi anlamamaları değil inatla büyüklenmeleridir. Allah'ın ve ahiretin varlığını kavrayabilecek olsalar dahi kibir ruhlarına işlediği için karşı koyarlar. Kuran'da bu insanlar için, "... vicdanları kabul ettiği halde gurur ve büyüklenmeleri dolayısıyla inkar ettiler" (Neml Suresi, 14) ifadesi geçmektedir. Bu kibirin sebebi de daha önce belirtildiği gibi zenginlik ve güçtür:


Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz." demişlerdir. Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz." demişlerdir. (Sebe Suresi, 34-35)

Oysa malların, evlatların ve sahip olunan diğer şeylerin, Allah'ın rızasına uygun yaşanmadığı sürece bir değeri ve faydası yoktur. Ancak Allah'ın dinine faydalı olmak koşuluyla salih amellerde bulunulursa, dünyanın bu geçici süslerinden ahirette bir karşılık umulabilir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

Bizim Katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar, onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe Suresi, 37)
Hızlı Cevap
Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Şeytanın ilk oyunu Şeytanın ilk oyunu Örümcek ağı gibi çevremizi kuşatan yabancı kültür istilasını en renkli görüntüleri ile izlediğimiz iki alandan birinin kadın dünyası üzerinde olduğunu tespit edebiliriz. İkinci...
şeytanın hileleri şeytanın hileleri Muhyiddini Arabî Bu cep kitabı, Muhyiddin-i Arabi'nin "Seceret'ül Kevn" adlı eserinden iktibas edilmiştir.Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun... Salat ve selam, efendimiz...
Şeytanın Oteli 2 Şeytanın Oteli 2 Filminin Tanıtımı Fragmanı Orjinal Adı: Fritt Vilt / Cold Prey 2 Yapım: 2008 ~ Norveç Tür: Gerilim, Korku
Şeytanın Hileleri V-1.0. Sürüm : 1.0 Tanıtım: Bir gün Peygamberimiz Resulullah S.A. cemaati ile oturuyormuş. Kapıya Allah'ın emri ile şeytan gelmiş. Peygamberimize ve cemaatine insanları nasıl kandırdığını, hangi hilelerle...


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:08.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about contents copyrights in our page,please click here to contact us.