Ezberim  

Anasayfa Kimler Online
Go Back   Ezberim > İslam Dini Bölümü > Dini Bilgiler
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Şeytanın Enaniyeti

İslam Dini Bölümü kategorisinde ve Dini Bilgiler forumunda bulunan Şeytanın Enaniyeti konusunu görüntülemektesiniz.
En Çok Hoşlandıkları Konu Övülmektir Enaniyetli bir insanın ruh hali, bakışlarından ve konuşma tarzından rahatlıkla anlaşılabilir. Bu tip kişiler ya ...


Seçenekler
  #11  
Okunmamış 13-03-2008, 12:42
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti

En Çok Hoşlandıkları Konu Övülmektir
Enaniyetli bir insanın ruh hali, bakışlarından ve konuşma tarzından rahatlıkla anlaşılabilir. Bu tip kişiler ya kendilerini alenen çok överler ya da övülmelerini sağlayacak ortamlar oluştururlar. Öte yandan, diğer insanlara karşı -onların sahip olduğu üstün özelliklerden dolayı- içlerinde bir öfke vardır. Bu da bakışlarından belli olur. Bu tip insanların üzerine enaniyetin getirdiği bir ağırlık çökmüştür. Genelde her ortamda ve her konuda kendilerini sıkarak, özellikle diğer insanlardan "ağır" davranmaya, farklı olmaya çalışırlar. Tek hoşlandıkları şey kendilerini övmek, övülmek ve ön plana çıkmaktır.

Enaniyet Sevmeyi ve Sevilmeyi Engeller
Bu tip insanlar en çok kendilerini severler, bu nedenle de gerçek sevgiyi asla yaşayamazlar. En fazla, belli bir noktaya kadar sevginin taklidini yapabilirler. Başkalarına sevgi göstermek çok ağırlarına gider; hep sevilen, ilgilenilen olmak isterler. Sevmeyi veya sevgi göstermeyi bir nevi zayıflık olarak görürler.
İçlerindeki kibirden dolayı sevme yetenekleri gelişmemiştir. Çünkü bir insanı sevebilmek için o kişideki güzel yönleri görebilmek gerekir. Ancak kibirli insanlar bunları görmek istemezler. Zira onların gözünde hep en üstün olan kişi kendileridir. Bu nedenle başkalarının sahip olduğu güzelliği, zekayı, aklı, ahlakı veya malı kıskanırlar. Onların sahip oldukları şeylere hased gözüyle bakarlar. Bu hased bazen öyle bir noktaya gelir ki, o kişilerin bütün güzel özelliklerini yitirmelerini bile isteyebilirler.
Sevgi duyamamalarının bir başka nedeni de, karşı tarafın sahip olduğu güzellikleri fark edememeleridir. Üstelik bunları fark etmiş olsalar bile ifade etmekten özellikle kaçınırlar. Eğer bulundukları ortamda kendilerinden daha iyi özelliklere sahip bir kişi varsa, hemen oradan uzaklaşmak isterler. Kıskançlıklarından dolayı diğer insanlarla sürekli bir geçimsizlik ve anlaşmazlık içindedirler.
Bu şekilde davranışlar sergileyen enaniyetli kişiler, aslında çok büyük bir kayıp içerisindedirler. Allah'ın insanlara verdiği önemli bir nimet olan sevgiyi böylelikle ellerinden kaçırmakta ve gerçek sevgiyi hayatları boyunca hiçbir şekilde yaşayamamaktadırlar. Bu tip insanlar sevmeyi beceremedikleri gibi, zeki ve güzel olsalar bile kimse tarafından gerçek anlamda sevilmezler. Çıkar ilişkileri nedeniyle yanlarında birtakım insanlar bulunabilir. Çoğunluk ise, böyle insanları aralarına almak dahi istemez. Onların karakterlerinde ve havalarında bir iticilik hakimdir. Elbette sevecenlik, yakınlık, samimiyet ve tevazu olmayınca, sahip olduğu imkanlar ne olursa olsun, herkesin bu kişilerden kaçması doğaldır.
Hızlı Cevap
  #12  
Okunmamış 13-03-2008, 12:42
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Hiçbir Şeyden Zevk Alamazlar
Kibirli insan eğlenmeyi de bilmez. Herkesin hoşuna giden, neşelenmesine sebep olan olaylar, mekanlar onun için aynı şeyi ifade etmez. Onlar bu ortamlarda başkalarının açıklarını ararken bir yandan da kendi mükemmelliklerini (!) sergilemeye çalışırlar. "Ağır" ve farklı görünmeyi üstünlük, eğlenmeyi basitlik olarak değerlendirirler.
Ama sonuçta bu ahlaklarının karşılığını alarak eğlenmek, neşelenmek gibi bir nimeti tadamazlar ve hep kendi karanlık dünyalarında yaşarlar. Ne ilginçtir ki, içinde bulundukları sıkıntılı halin sebebini bir türlü anlayamamaktadırlar. Çünkü kendi kıstaslarına göre pek çok üstünlüğe sahiptirler. Ama bir türlü içlerindeki sıkıntıdan, neşesizlikten kurtulamamaktadırlar. İşte bu da Allah'a karşı büyüklenen insanların anlayışlarının kapalı olduğunun delillerinden biridir. Zira onların kalplerine bu sıkıntıyı veren, O'na karşı olan acizliklerini unutarak büyük bir aldanış içine girdikleri Rabbimizdir.
Kuran'da, "Ona: 'Allah'tan kork' denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır..." (Bakara Suresi, 206) ayetinde enaniyetli kişilerin nasıl bir büyüklenme içinde oldukları anlatılmıştır. Allah bu "büyüklük gururuna" ve Kendisini "unutmalarına" karşılık olarak bu kişilere sıkıntılı bir ruh hali ve pislik vermiştir. Bu gerçek bir ayette şöyle haber verilmektedir:

Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)

Elbette tüm bunlar bu kişilere dünya hayatında verilen belalardır. Bu kişilerin ahirette görecekleri karşılık ise çok daha büyük olacaktır.

Hızlı Cevap
  #13  
Okunmamış 13-03-2008, 12:42
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Enaniyet, kişinin sürekli olarak dış dünyaya karşı temkinli davranmasına sebep olduğundan insanda bir müddet sonra yoğun bir stres meydana getirir. Hata yapma, eleştiri alma, küçük düşme, prestij kaybetme, ön plana çıkma, üstün olma, enaniyetini yaptığı şeyleri kaybetme gibi kaygılar kişiyi çok yorar, sürekli dikkatli olmasını gerektirir. Bu da stresin meydana gelmesi için ideal bir ortam oluşturur. Dolayısıyla enaniyetli bir insanın yüz ifadesi ve hali, tevazulu, tevekküllü bir insanınkinden çok farklıdır.
Stres içinde geçirdikleri hayatlarıyla enaniyetli kişiler, çevreye verdikleri zarardan çok daha fazlasını kendi bedenlerine verirler. Ama çoğunlukla bu durumun farkına varamazlar. Dışarıya karşı hep en iyi ve en üstün görünmek istedikleri için, kafalarında büyük bir baskı vardır. Bunun belirtilerini tüm vücutlarında görmek mümkün olur.
Ruhlarındaki huzursuzluk, bedenlerinde çeşitli etkilerle ortaya çıkar. Örneğin saçları zor uzar, mat ve cansız olur. Ciltleri parlaklığını yitirmiştir, kuru ve yaşlanmaya müsaittir. Yaşlılık etkileri çok fazla görülür. Ani kırışmalar olabilir. Ağızda kuruluk olur. Fiziki anlamda gösterişli bir insan bile olsalar, dikkatli bakıldığında bedenlerinde bir iticilik göze çarpar. Gözlerinin canlılığı gitmiştir, bakışları donuk olur. Yüz kaslarının kasıldığı, doğal olmadığı çok rahat anlaşılır. Enaniyetin etkisiyle kadınların ciltlerinde anlaşılmayan bir şekilde erkeksileşme görülür; ciltleri kalınlaşır, tüylenir, damarları çıkar, ellerindeki kemikler belirginleşir. Yine ciltlerinde genel bir sararma hakim olur.
Enaniyetli insan fiziki anlamda güzel ve gösterişli olsa bile, kibirden ve akıl eksikliğinden kaynaklanan bedeni bir "kavrukluk" hemen göze çarpar. Ancak bunun yanında samimi ve tevazulu bir mümin, orta bir güzellikte bile olsa imanın etkisiyle göze çok hoş ve heybetli gelir.
Diğer yandan enaniyetli kişide konuşma bozukluğu dikkati çeker. Rahat, akıcı ve samimi konuşamaz. Bu tür insanlar akıllarını beğendikleri için, mantık örgüleri çok bozuk olur. Samimi ya da hikmetli konuşmak yerine, kusurlarını örtecek şekilde süslü ve güzel konuşma yapma, hatalarının ortaya çıkmasını engelleme ya da insanların hoşnutluğunu kazanma amacıyla konuşurlar. Bu yüzden de kurdukları her cümle hem akılsızca olur, hem de dürüst olmadıkları rahatça anlaşılır. Özellikle de nefisleri köşeye sıkıştığı zaman, yani hataları ortaya çıktığında veya hoşlanmadıkları bir hatırlatma yapıldığında bu sayılan özellikler çok daha yoğun olarak kendini gösterir.
Enaniyetin kişinin fizik görünümüne yaptığı bu etkiler, iç organlarında da hasara yol açar. Kibirden kaynaklanan yoğun stres, tıpkı içki, sigara gibi etkisini yavaş yavaş gösterir ve sonunda önemli problemlere yol açar. Stresin birçok hastalığa sebep olduğu, uzmanlar tarafından da hemfikir olunan bir gerçektir. En çok görülen sonucu, mide ağrıları, gastrid, sindirim bozuklukları şeklindedir. Diğer iç organlarda da bu ve benzeri birçok hasar meydana gelir.
Unutmamak gerekir ki sayılan tüm bu etkiler ancak dikkatli gözle değerlendirilirse görülebilir. Bu özelliklerin meydana geldiği kişilere sorulsa onlar bu belirtileri reddedebilir ya da başka açıklamalar da getirebilirler. Ama kibirli bir kişi ile Allah'a teslimiyetli bir mümin kıyaslandığında, aralarındaki bu fiziksel ve ruhsal farklılık hemen göze çarpar. Özellikle yaş ilerledikçe bu fark inkar edilemez hale gelir. Enaniyetli insan bu şekilde en büyük zararı kendine vermiş olur. Oysa müminler Allah'a teslim olmanın ve kadere inanmanın getirdiği ruh hali ile son derece neşeli, rahat ve huzurlu bir hayat sürerler. Doğal yaşlanma belirtileri elbette onlarda da görülür. Ama bu belirtiler enaniyetin getirdiği stresin ve karanlık ruh halinin etkisiyle meydana gelen çöküntüden çok farklıdır. Böylece müminler hem dünyada rahat ve kazanç içinde olurlar, hem de ahirette güzel bir hayat yaşarlar.

Hızlı Cevap
  #14  
Okunmamış 13-03-2008, 12:42
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Enaniyetin, yani kendini üstün görmenin bir başka türü de gizli enaniyettir. Gizli enaniyete sahip kişiler, tavır olarak klasik enaniyetlilerden farklıdırlar. Aralarındaki en büyük fark, enaniyetli kişinin dışarıdan çok rahat fark edilebiliyor olması, fakat gizli enaniyete sahip olanların zaman zaman dışarıdan anlaşılmasının mümkün olmamasıdır.
Enaniyetli kişiler enaniyetlerini dışarı vurmaktan, açık açık büyüklenmekten çekinmezler. Ancak diğerleri enaniyetlerini gizlerler. Şeytani bir zekaya sahip olan bu kişiler, enaniyetlerinin anlaşılmaması için büyük çaba harcarlar. Burada elbette ki akla şöyle bir soru gelebilir: Bu kişiler enaniyetlerini neden gizlerler? Bunun için neden yoğun bir enerji harcarlar?
Bunun nedenleri çeşitlidir. Klasik enaniyetlilerden farklı olarak daha zeki olan bu kişiler, aslında neyin doğru, neyin yanlış olduğunun farkındadırlar. Bu nedenle de, enaniyetli bir tavrın diğer kişilerde olumsuz bir etki uyandıracağını, doğal bir öfkeye sebep olacağını bilirler. İnsanların rızasına da son derece önem verdikleri için, onların beğenisini kaybetmemek amacıyla enaniyetlerini gizleme yoluna giderler. Mütevazi olmanın bir meziyet olduğunu bildikleri için, öyle görünmeye çalışırlar.
Bu kişiler gizli gizli "en akıllı", "en haklı" olanın kendileri oldukları kanaatindedirler. Kendi gözlerinde kendilerini neredeyse ilahlaştırmışlardır. Bu durumda herhangi bir eksikliği ya da hatayı gururlarına yediremezler. Dolayısıyla dışarıya, yani diğer insanlara karşı hiçbir "açık" vermemeye gayret ederler. Bu nedenle de, kendilerinin enaniyetli bilinmelerini hiç istemez, bu özelliklerinin bilinmesinden büyük bir utanç duyarlar. Yalnızca Allah'tan korkmaları, O'ndan sakınmaları gerekirken, insanların rızalarını kaybetmekten korkarlar.
Bu kişilerin en hoşlandıkları şeylerden biri de, insanlarla içten içe, gizlice alay etmektir. Bu yolla kendi nefislerini tatmin etme niyetindedirler. Her zamanki gibi, bunun da dışarıdan anlaşılmamasına dikkat ederler.
Enaniyetlerini gizleme taktikleri ise oldukça şeytanidir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bu kişiler bulundukları ortamda en ideal kişi izlenimi uyandırmaya çalışırlar. İnsanların onları "temiz kalpli" bilmeleri onlar için hayati konulardan biridir. Bu nedenle kendilerini kusursuz ve masum tanıtmaya özen gösterirler. Böylelikle insanların takdir ve beğenisini kazanmak, insanların gözünde yücelmek ve bu sayede içten içe enaniyetlerini beslemek isterler.
Enaniyetli kişilerin kendilerini sürekli olarak övmeleri ve ön plana çıkarmalarının yanında, gizli enaniyete sahip olanlar kendilerini bu kadar çok övmeyebilirler. Onların planları daha ince, daha doğrusu daha şeytanidir. Çoğunlukla başkalarının kendilerini övecekleri doğal ortamlar oluştururlar.
Bu tip enaniyet çok tehlikelidir; adeta bir buzdağı gibidir. (Görünen kısmı dıştan anlaşılmayan kısmıyla kıyaslandığında çok küçük kalmaktadır.) Klasik enaniyetli kişilerin tavırları kolayca fark edildiği için onlardan sakınmak, önlem almak mümkündür. Ancak enaniyetlerini gizleyenlerin durumları daha farklıdır. Onların enaniyetleri geç fark edilir. Böylece onlara öğüt vermek, içinde bulundukları durumu anlatmak daha zor olur.
Bu tip kişiler genelde iyi bir mevki ya da sorumluluğun ardından böyle bir ruh haline girerler. Daha doğrusu içlerindeki hastalık, böyle durumlarda iyice pekişir. Sorumluluğun, kendilerindeki üstün özelliklerden dolayı verildiğini düşünürler; onları bunun aksine inandırmak da çok zordur. Özellikle bu görevde başarılı olurlarsa, içlerini iyice kibir kaplar.
Gizli enaniyetin ortaya çıktığı daha pek çok alan vardır. Örneğin dış görünüşte tevazulu olan makam sahibi bir insan, bu makamını kaybettiğinde bir anda kendinden hiç umulmadık bir ruh haline girebilir. İçine kapanık, ezik ve durgun bir yapı gösterebilir. İşte bu, onun enaniyetinin en önemli belirtisidir. Tevazu sahibi bir kişi mal, makam, mevki gibi özelliklerin verilmesi veya alınması durumunda tavrını değiştirmez. Çünkü hepsinin hayırlı olduğunu bilir ve içinde bulunduğu konumda Allah'ı hoşnut etmek için uğraşır. Aksi bir tavır gösteren insanın ise prestije, itibara önem verdiği, dolayısıyla kibirli bir yapısı olduğu anlaşılır.
Tevazulu bir insan gayet sade bir kişiliğe sahiptir, rahatsız edici hiçbir yönü yoktur. Ancak belirtmek gerekir ki, abartılı tevazu gösterileri de enaniyetin önemli bir belirtisidir. Çünkü içinde gizli bir enaniyet büyüten kişi, tevazulu olmanın takdir edildiği çevrelerde sahte bir tevazu takınarak insanların hoşnutluğunu, takdirini, beğenisini kazanmak ister.
Gizli enaniyet daha önce de belirtildiği gibi beklenmedik anlarda ortaya çıkması sebebiyle önemli bir tehlike arzeder. Etrafındakiler, kişinin ilk defa karşılaştıkları bu gerçek yüzü karşısında şaşkınlığa düşerler. Örneğin çevresinde enaniyetsiz olarak bilinen biri hata yaptığı ya da eleştiri aldığı bir anda çok öfkelenip, kontrolsüz hareketler yapabilir. Bunun sebebi hatasının diğer insanlar tarafından öğrenilmesidir; bu durum çok ağırına gitmiştir. Enaniyetinin o güne kadar ortaya çıkmamasının sebebi ise, çıkarları ile çatışacak bir durumun oluşmamış olmasıdır. Ancak şimdi insanların gözünde tüm prestijinin sarsıldığını düşünür ve öyle tavırlar gösterir ki içindeki bütün büyüklenme ve azgınlık meydana çıkar.
Gizli enaniyet ahlaki bozukluklar ile de kendini belli edebilir. Kişi kendi eksikliği ortaya çıkmasın diye yalan söyleyebilir ya da üstün konuma gelmek için başkalarının kusurlarını ortaya çıkartmaya çalışabilir. Hata yapmaktan şiddetle korkar. Bir eksikliğinin anlaşılması durumunda kendini acındırarak ya da ağlayarak şahsına gelebilecek muhtemel tepkileri uzaklaştırmaya, böylece nefsini korumaya çalışır.
Enaniyetli kişiler hoşnutsuzluklarını sessiz protestolara başvurarak, 'trip atarak', bozularak, küserek, etrafındakileri tersleyerek ifade ederler. Dolayısıyla herkes bu belirtileri gördüğünde enaniyetli bir tavırla karşı karşıya olunduğunu anlayabilir. Oysa gizli enaniyette bu sayılanların hemen hemen çoğu yoktur. Gizli enaniyet taşıyan kişiler dışarıdan bakıldığında neşeli, canlı, normal bir kişi gibi görünürler. Günlük hayattaki tepkileri de genel olarak doğaldır. Hatta bazı konularda tevazunun taklidini çok iyi yaptıkları için gerçekten öyleymiş gibi de bilinebilirler. Fakat bu tip insanların en belirgin özellikleri, kendilerini gözlerinde çok büyütmeleridir. Mesleklerinde, okullarında, bulundukları ortamda veya üzerinde çalıştıkları konuda 'en iyisi' olduklarına inanmışlardır. Bu durum bilinçaltlarına iyice işlemiştir. Yukarıda da anlatıldığı gibi, dışarıdan buna ters düşebilecek bir tepki aldıklarında bu kişilerin durumu ortaya çıkar; aniden saldırgan davranabilir, sinirlenebilirler. Haklarının yendiğini düşünerek kendi içlerinde karmaşık bir ruh hali yaşamaya başlarlar. Bu da bahsedilen kişilerin 'bam telleri'nin olduğunu göstermektedir. Bam tellerine dokunulduğu anda, enaniyetleri ortaya çıkar ve aniden bir nevi 'delilik' gösterisine başlarlar.
Gizli enaniyete sahip, kendilerini sürekli temize çıkarmaya çalışan kişiler, belki bir müddet kalplerindeki gurur ve kibiri insanlardan saklayabilirler ama Allah kalplerindekini en iyi bilir ve mutlaka ortaya çıkartır. Nitekim bir ayette de buna şöyle dikkat çekilir:

Şüphesiz ki, Allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten O müstekbirleri sevmez. (Nahl Suresi, 23)
Anlatılan her iki grubun en önemli ortak noktalarından biri, kaçınılmaz olan mutlak sonlarıdır: Cehennem. Kuran'da dünya hayatında Rabbimize karşı büyüklenenlerin -gizli veya açık enaniyetli olması ayırt edilmeden- nasıl bir sonla karşılaşacakları birçok ayette haber verilmiştir. Bu ayetlerden bir tanesinde şöyle buyrulmaktadır:

Öyleyse içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların konaklama yeri ne kötüdür. (Nahl Suresi, 29)

Hızlı Cevap
  #15  
Okunmamış 13-03-2008, 12:42
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
ENANİYET ÖRNEKLERİ


Enaniyetli İnsanların Lideri: "Şeytan"

Şeytanın büyüklenmesi ve bundan dolayı Allah'ın rahmetinden kovulması Kuran'da insanlara ibret olarak anlatılmıştır. Bu kitabın girişinde de değindiğimiz gibi, Allah Hz. Adem'i yaratmış ve meleklere ona secde etmelerini emretmiştir. Melekler Allah'ın emrini yerine getirirken cinlerden olan İblis Hz. Adem'e secde etmemiştir. Kendisinin insandan daha üstün bir yaratık olduğunu öne sürmüş, enaniyeti nedeniyle itaatsiz bir tavır göstermiştir. Bu tavrı da Allah'ın huzurundan kovulmasına neden olmuştur.
Kuran'da şeytan kıssasında, İblis'in Allah'a isyanının sebebi şöyle bildirilir:

(Allah) Dedi: 'Sana emrettiğimden seni secde etmekten alıkoyan neydi?' (İblis) Dedi ki: 'Ben ondan daha hayırlıyım beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın.' (Araf Suresi, 12)

İblis kendisinin daha üstün bir varlık olduğunu öne sürerek insana secde etmeyi reddeder. Ancak isyanını dayandırdığı temel son derece çürüktür. Kendisinin ateşten, insanın ise çamurdan yaratıldığını belirtir ve ateşin çamura göre daha üstün bir madde olduğunu öne sürer. Yani kibirlenmesinin bütün nedeni iki madde arasındaki fiziksel yapı farkıdır. Ancak yapıları ister çamur, ister ateş olsun İblis'i de, insanı da Allah yaratmıştır. Yaratılmış bir varlığın kendisini yaratanın emrine, yaratıldığı maddeyi öne sürerek isyan etmesi hem büyük bir akılsızlık hem de büyük bir nankörlüktür.
Bunun yanı sıra, İblis'in kendini üstün gördüğü nokta dikkatlice incelenirse, zahiren bile ne kadar yanıldığı, zannının ne kadar yanlış olduğu kolayca görülür. Belki görünüşte ateş topraktan daha parlaktır, daha göz alıcıdır fakat bunun yanında toprak birçok mineral ve zenginlik içerir. Bütün değerli maddeler, cevherler toprakta gizlidir. Toprak -Allah dilemedikçe- kolay kolay bozulmaz, yok olmaz, ancak ateş bir anda sönebilir. Ayrıca toprağın bir başka üstün özelliği daha vardır; ateşin üzerine atıldığında ateşi söndürür.
Bütün bunların ötesinde zaten Allah'ın verdiği bir hükmün sorulması hangi nedenle olursa olsun söz konusu olamaz. Ancak İblis'in taşıdığı şiddetli enaniyet aklını kullanamamasına ve tüm varlıkları yaratan Allah'ın üstün kudretini kavrayamamasına, gerektiği gibi takdir edememesine sebep olmuştur. Bu akılsızlığının bir sonucu olarak da basit bir fiziksel farklılık aldanmasına yeterli olmuştur. Enaniyetinden kaynaklanan bu aldanış, Allah'ın huzurunda olmasına, cennetteki güzelliği ve cehennemdeki azabı bilmesine rağmen kendisini yaratanın emrine isyan etmesi sonucunu doğurmuştur:

Hani meleklere "Adem'e secde edin "demiştik. İblis'in dışında hepsi secde etmişlerdi . Demişti ki : "bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?" (İsra Suresi, 61)

Ayetteki son ifade, İblis'in ne denli büyük bir gurur taşıdığının çok açık bir göstergesidir. Başka bir kimsenin yüceltilmesi, kendisinin ise geri planda kalması hatta o kimseye secde etmesinin istenmesi, onun o ana kadar içinde gizlediği büyüklük hissini, gururunu açığa çıkarmış, gözler önüne sermiştir. Bu ruh halinin kendisine verdiği şuursuzluk içinde Allah'ı gereği gibi takdir edemez. Bu tavrına karşılık Allah Kuran'da şeytana şöyle buyurur:

(Allah) Dedi ki: "Ey İblis iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" (Sad Suresi, 75)

Şeytanın kendisini yükseltmek için yaptığı isyan tersine dönmüştür. Allah onu -onun batıl yoluna uyan tüm enaniyet sahiplerine bir ibret olarak- alçaltmış ve cennetten kovmuştur:

(Allah) dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun onlardan kim seni izlerse cehennemi sizlerle dolduracağım. (Araf Suresi, 18)

Ayetlerden anladığımız kadarıyla şeytanın yapmış olduğu en büyük akılsızlık, kendi bozuk mantığı ile yorumlar üretmesi ve bunları doğru olarak benimsemesidir. Bu mantık bozukluğu, şeytanın izine uymuş ve "şeytan enaniyeti" taşıyan her kişide rastlanan temel özelliklerden biridir. Kibirin, kişiyi ne derece kör edebildiği, şeytanın ve ona uyanların kendilerini yaratan sonsuz kudret sahibi Allah'a karşı isyan etmelerinden açıkça anlaşılmaktadır. Olayları tek bir bakış açısıyla, kendi çıkarı ve hoşnutluğu çerçevesinde değerlendiren kişinin kalp gözünün tamamen kapanması çok doğaldır. Böyle kişiler herşeyi olduğundan farklı algılamaya, tersine yorumlamaya başlarlar.
Hızlı Cevap
  #16  
Okunmamış 13-03-2008, 12:42
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Şeytanın İnsanları Kışkırtması
Şeytanın bozuk mantığına göre onun küçük düşmesine neden olan varlık insandı. O da Allah'ın huzurundan ayrılmadan önce bu duruma düşmesine neden olan insanı kendisi gibi saptırıp intikam almak için Allah'tan süre istemişti. Böylece kıskandığı, kendisinden üstün olmasını istemediği insanı çok çeşitli yöntemlerle doğru yoldan saptıracak, Allah'a karşı büyüklenmesine neden olacaktı. Kendisi aşağılanmışken insanın üstün olması onun enaniyetine çok ağır gelecek bir durumdu. Kuran'da yer alan şeytan kıssasında bu olay şu şekilde anlatılmıştır:

(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimden seni secde etmekten alıkoyan neydi?
(İblis) Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.
(Allah): "Öyleyse oradan in büyüklenmen senin hakkın olmaz hemen çık. Gerçekten sen küçük düşenlerdensin."
O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele)" dedi.
(Allah) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin."
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım;
Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 12-17)

Bu olaydan sonra İblis'in insana karşı verdiği mücadele başladı. İblis kendisine tanınan süre içinde insanları Allah'ın doğru olan yolundan engelleyecek, bunun için de her yolu deneyecek ve insanların çoğunu kendisine uyduracaktı. Nitekim Kuran'da bize insanların çoğunun gerçekten ona uydukları ve bundan dolayı aşağıların aşağısına konuldukları bildirilir. O tarihten sonra İblis insan neslinden pek çok kişiyi kandırdı ve kendi safına çekti. Kendi türünden olan cinlerden de pek çok yandaşı oldu.
İblis'in yandaşı olan bu cinler ve insanlar da onun sahip olduğu "şeytan" sıfatını taşırlar. "Şeytan", uzak olmak kökünden gelen bir kelimedir ve büyüklenerek Allah'ın rahmetinden kovulup uzaklaştırılmış her azgın-günahkar olan kulun sıfatıdır. Bu cin ve insanlar, İblis'in yolunu izler, kendileri büyüklenerek saptıkları gibi başka insanları da saptırmaya çalışırlar. Kuran'da bu cin ve insan şeytanlardan şöyle bahsedilmektedir:

Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak. Bir de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte olduklarını yüklenedursunlar. (Enam Suresi, 112-113)

Şeytanın enaniyeti aynı zamanda, onun saptırdığı, kendine bağladığı ve kendine benzettiği kimselerin de en büyük alametidir. Enaniyet şeytanın mührü, imzası gibidir. Kendi kontrolü altına aldıklarını, kendine bağladıklarını bununla damgalar.
Görüldüğü gibi, enaniyeti yüzünden Allah'ın huzurundan kovulmuş olan şeytanın söz konusu hastalığı insanlar için büyük bir tehlike arz etmektedir. Çünkü şeytan insanı kendisine yakın kılmak için öncelikle kendi hastalığını insanlara bulaştırmaya çalışır. Gurur hastalığına yakalanan kimsenin aklı örtülür, şuuru kapanır, kalp gözü körelir. Bu nedenle Kuran'da, müminler şeytanın tam aksi olarak alçakgönüllü olmaları konusunda teşvik edilmişlerdir:

... İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (Hac Suresi, 34)

Şeytanın etkisi farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Bilindiği gibi şeytan Allah'ın kendine verdiği şeyleri O'na yakınlaşmak ve şükretmek için kullanacağı yerde bunlarla azgınlaşmıştır. Allah'ın sadece dilemesiyle kendisini yok edebileceğini düşünmeden Allah'ın emrine başkaldırmıştır. Bu özellik şeytana tabi olanlarda çok çeşitli şekillerde görülebilir. Örneğin bir insan zahiren dine hizmette bulunmuş olabilir. Ama bu hizmeti, yalnızca kendisine Rabbimiz tarafından lütfedilmiş, sonucunda O'nun rızasını kazandıracak bir imkan olarak değerlendirmelidir. Aksi halde Allah'ın kontrolü dışında kendi başına bir başarı kazandığını düşünmesi ve bununla övünmesi yanlış olacaktır. Çünkü elde ettiklerini kendinden bilmek ve özellikleriyle gurura kapılıp övünmek şeytana ve ona tabi olanlara ait bir niteliktir. Nitekim sahip olduğu zenginliği kendi kişisel özelliğinin bir sonucu sayan, bununla gururlanıp "... bu bende olan bilgi dolayısıyla bana verildi..." (Kasas Suresi, 78) diyen Karun azgınlığı nedeniyle Allah'ın şiddetli bir cezayla karşılık verdiği önemli bir örnektir.
Şeytanın kendisini fark ettirmeden insana çok sinsice yaklaşacağı unutulmamalıdır. Şeytan gerektiğinde aceleci davranmayabilir. Kendini üstün görme telkinini insanlara uzun vadede birçok farklı olay için yavaş yavaş yapabilir. Eğer kişi bu yönteme karşı çok uyanık olmazsa bu telkinlerin etkisi zamanla katlanarak büyür. Örneğin kazanılan küçük bir başarının arkasından şeytan mutlaka telkin yapmak isteyecektir. Bu telkin insanlara çok dikkat çekici ifadeler kullandırtmayabilir; "Bu işi ben yaptım ben çok başarılıyım" gibi ifadeleri açıkça söyletmeyebilir. Ancak şeytanın taktiği, açıkça söyletmek yerine bu hissi kalbe vererek yavaş yavaş içten etki etmeye çalışmaktır. Eğer kişi, başarının tek sahibinin Allah olduğunu kalben hissetmezse, şeytanın aralıksız fısıltıları, telkinleri sonucunda başarı sahibinin kendisi olduğuna zamanla inanmaya başlar.
Bu ruh hali devam ederse kibir insanın kişiliğine yerleşir. Artık yalnızca kendi "bildiğini okuyan", kendi "başına buyruk", aklını diğer insanların akıllarından üstün gören bir insan ortaya çıkar. Kişinin içindeki kendini üstün görme fısıltısı sesini yükseltir. Bu psikolojiye giren kimsenin ruhunda zamanla çok ciddi yaralar oluşur. Bir süre sonra kalbi Allah'ın ayetlerine karşı duyarsızlaşır. Nitekim Kuran'da ancak büyüklük taslamayanların Allah'ın ayetlerine iman edebilecekleri bildirilmiştir:

Bizim ayetlerimize ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayanlar (müstekbir olmayan) iman eder. (Secde Suresi,15)
Hızlı Cevap
  #17  
Okunmamış 13-03-2008, 12:43
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Şeytana Uyanların Sonları
Büyüklenmeye yatkın, kibirli karakter gösteren kimseler üzerinde şeytanın etkisi büyüktür. Allah'ın gücünü tanıyabilecek bir imana ve akla sahip olmayan kişiler -ki Kuran'da bunların "insanların çoğu" olduğu bildirilmiştir- şeytanın adımlarına uymuş ve onun "fırkası" (grubu) olmuşlardır. Ayette bu insanlardan şöyle bahsedilmektedir:

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)

Onun peşinden gidenler ve ona aldananlar en büyük şaşkınlığı elbette ahirette yaşayacaklardır. Çünkü hem cehennemle karşılaşacaklar, hem de şeytan orada onları yalnız bırakacaktır. O zaman şeytanın boş bir vaadde bulunduğunu ve sözlerinin bir aldatmadan başka bir şey olmadığını göreceklerdir. Ama artık çok geç olmuştur; çünkü şeytanın yalan söylediği ortaya çıkmıştır ve onları cehennem azabı beklemektedir:

İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu , Allah size gerçek olan va'di va'detti. Ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır." (İbrahim Suresi, 22)

Hızlı Cevap
  #18  
Okunmamış 13-03-2008, 12:43
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Firavun Kuran'da Allah'a karşı olan kibiri ve büyüklenmesiyle ismi geçen kişilerden bir diğeridir. Kuran'da insanlara ibret olarak gösterilen Firavun'u sadece -tek bir kişi olarak- şahsıyla değerlendirmek bu konuyu dar kapsamlı görmemize sebep olur. Firavun'un Kuran'da anlatılan kıssasını çok yönlü değerlendirmekteki asıl amaç, ayetlerde bahsi geçen Hz. Musa'nın karşısındaki Firavun'la ilgili bilgi vermekle beraber, enaniyetli insanlarda yaygın olarak görülen "Firavun karakteri"nin de tarifini yapmaktır.
Tarihte bu karaktere sahip, bilinen ve bilinmeyen pek çok insan çıkmıştır. Bu karakter aslında halka da yabancı değildir. Halk arasında kibiriyle ünlü, azgın kişilere "Firavun gibi" benzetmesi yakıştırılır.
Şimdi Kuran'da bahsedilen Firavun ve ailesinin konumuna bakalım :

Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanladılar; Biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi. (Enfal Suresi, 54)

Firavun'un da ondan önce helak edilen diğer kavimlerin de ortak özellikleri enaniyet sahibi olmalarıdır. İçlerindeki büyüklük arzusu Allah'ın elçisini tanımalarını ve ona itaat etmelerini engellemiştir. Tabii ki bu davranışları hem dünyada hem de ahirette azaba uğramalarına neden olmuştur. Firavun'un enaniyetini anlatırken hem Kuran'da bahsedilen kavimlerle, hem tarihteki enaniyetli insanlarla ve hem de günümüzle bağlantı kurmak, konunun öneminin anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Firavun ve çevresinin Allah'ın elçisine karşı gösterdikleri tavır, bütün sapkın kavimlerde görülmüştür. Bu insanları Allah'ı ve elçisini tanımayacak kadar büyük bir kibir kaplamış, öyle ki bu, elçilerle ve Allah'ın ayetleriyle alay etmeye kadar varmıştır. Bu durum ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

Andolsun, Biz Musa'yı, Firavun ve onun 'önde gelen çevresine' ayetlerimizle gönderdik. O da dedi ki: 'Gerçekten ben, alemlerin Rabbinin elçisiyim.' Fakat onlara ayetlerimizle geldiği zaman, bir de ne görsün, onlar bunlara (alay edip) gülüyorlar. (Zuhruf Suresi, 46-47)

Firavun'un en belirgin özelliklerinden biri de, lideri şeytan gibi zahiri değerlere önem vermiş olmasıdır. Kendi yanlış ölçüleriyle ve bozuk mantık yapısıyla olayları akılcı değerlendirememiş, dolayısıyla da Hz. Musa'nın üstünlüğünü kavrayamamıştır. Çünkü ona göre üstünlüğün ölçüsü dünyevi birtakım değerler (mal, güç, iktidar)dir. Firavun'un bu bozuk bakış açısı Kuran'da şöyle tarif edilmiştir:

Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı: dedi ki: Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz? Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki, o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir. Bu durumda (eğer doğruysa), üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almış vaziyette onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?" (Zuhruf Suresi, 51-53)


Bu ayetlerde dikkat çekilen hususları maddelendirecek olursak, şunları görürüz:
1. Firavun için büyüklük ölçüsü takva değil, mal ve mülkçe üstün olmaktı. Ayrıca soyluluk da önemliydi.
2. Seçimin Allah'a ait olduğunu kavrayamadığı için Hz. Musa'nın elçi olarak gönderilmesi ona ağır gelmişti.
3. Hz. Musa'yı kendince küçümsemiş, aşağı sınıftan olduğunu söylemiş ve konuşma şeklindeki kusuru öne sürmüştü. Nitekim herkeste kendince küçümsenecek bir yön bulmak, enaniyetli insanların en belirgin özelliklerindendir.
4. Firavun'un ölçüsü mal, mülk ve güç olduğundan elçi geldiğinde yanında buna dair özellikler veya mucize olarak melekler olmasını beklemişti.

Firavun Hz. Musa'ya Karşı Kendini Yüceltmeye
Çalışmıştır:
Kuran'da Hz. Musa ile Firavun arasında geçen bir diyalog şöyle bildirilmektedir:

İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana geldik.) (Firavun) Dedi ki: Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin, sen nankörlerdensin. (Musa) Dedi ki: Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım. (Şuara Suresi, 17-20)

Yukarıdaki ayetlerde Firavun'un enaniyetinin farklı bir çıkış şeklini görüyoruz. Hz. Musa onu Allah'ın emirlerine uymaya davet ettiğinde hemen cahiliye metodlarını kullanmış, onu minnet altında bırakmak istemiştir. Çocukken Hz. Musa'yı yetiştirip büyüttüğünü, ona emeği geçtiğini, bu nedenle kendisine borçlu olduğunu söylemiştir. Hemen arkasından geçmişte -daha dinden sorumlu olmadığı cahiliye döneminde- istemeyerek yapmış olduğu bir hatayı öne sürmüştür. Böylece sözde Hz. Musa'yı minnet altında bırakacak kendisini halkına karşı yüceltmeye çalışacaktır.

Firavun'un Büyüklük İsteğiyle Hz. Musa'yı
Öldürmeye Çalışması:

Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum. Musa dedi ki: "Gerçekten ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım." (Mümin Suresi, 26-27)

Firavun öylesine kibirliydi ki ancak Hz. Musa'yı öldürünce nefsi yatışacaktı. Bu kibirli tavrı aynı zamanda Allah'a karşı bir isyan niteliğindeydi. Aslında Hz. Musa'nın üstün olduğunu biliyor bu nedenle ona haset ediyor ve öldürüp kavminin gözünde tek hakim olmak istiyordu. Hz. Musa ise, Firavun'un azgınlığı karşısında en güzel tavrı göstermiş ve Allah'a sığınmıştır.
Ayette Firavun'un müstekbirliğine dikkat çekilirken, hesap gününe iman etmemesinin üzerinde de durulmuştur. Eğer bir insan Allah'ın gönderdiği kitapları ve hem de elçileri vasıtasıyla varlığını bildirdiği hesap gününe iman etmiyorsa bu, kişinin azgınlığını ve kibirinin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Ancak bu tip kibirli kişiler büyüklenmelerinin cezasını ahirette en ağır şekilde göreceklerdir. Firavun'un da göreceği gibi...
Hızlı Cevap
  #19  
Okunmamış 13-03-2008, 12:43
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Firavun'un İlahlık İddiası

Firavun (alayla) dedi ki: "Ey Haman, bana yüksek bir kule bina et, belki o yollara ulaşabilirim. Göklerin yollarına, Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben onun yalancı olduğunu sanıyorum. İşte Firavun'a kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni, yıkım ve kayıpta olmaktan başka (bir şey) olmadı. (Mümin Suresi, 36-37)

Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum..." (Kasas Suresi, 38)

Firavun ayetlerde bildirilen ifadeleriyle ve Allah'a karşı olan mücadelesiyle çok çirkin ve akılsızca bir cesaret göstermiştir. Ayrıca yanlış zannıyla Allah'ı sadece göklerin Rabbi olarak değerlendirmiştir. Oysa Allah göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki herşeyin Rabbidir; ancak Firavun bunu takdir edememiştir. Firavun -kendince- yerde ilahlığını ilan ettiği için, Allah'ın varlığını kabul ettiği takdirde kendi gücünün, hakimiyetinin bir anlamı kalmayacaktır. Bu nedenle Allah'ı sadece göklerin ilahı, hakimi olarak göstermek istemiştir. Ancak Mümin Suresi'ndeki ayetlerde ifade edildiği gibi bu tavrı ona yıkım ve kayıp getirmiştir. Firavun bu yıkımı görene kadar azgın enaniyeti sebebiyle büyüklenmeye ve ilahlık iddiasını sürdürmeye devam etmiştir. Hatta çevresindekilerin ve Hz. Musa'nın, bu iddiasını kabul etmeleri için zor kullanmayı, tehditler savurmayı da sürdürmüştür. Bu durum ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir? Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız" (böyledir) . Çevresindekilere dedi ki: İşitiyor musunuz? (Musa): Dedi ki: O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir. (Firavun) Dedi ki: Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir. Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa). (Firavun) dedi ki: Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 23-29)

Bu ayetlerde de Firavun'un ilahlık iddiaları ve Allah'a karşı yürüttüğü mücadelesi görülmektedir. Firavun önce Allah hakkında art niyetli bir soru sormuştur. Enaniyeti öylesine kuvvetlidir ki baştan Hz. Musa'nın vereceği her cevabı reddetme niyetindedir. Hangi delili görürse görsün Allah'ın büyüklüğünü kabul edemeyecek haldedir. Hz. Musa onun sorularına cevap verince, yani Allah'ın hem geçmiştekilerin hem de o dönemde yaşayan herkesin Rabbi olduğunu söyleyince, Firavun'un enaniyeti daha da artmıştır. Bu azgınlığının sonucunda, kendisine gönderilen elçiyi delilikle suçlamış, arkasından da onu hapse atmakla tehdit ederek yıldırmaya çalışmıştır. Hz. Musa ile bir mücadele içine girmiştir ancak sadece müminlere has olan berrak akla sahip olmadığı için en önemli şeyi unutmuştur: Hz. Musa'nın destekleyicisinin kendisi (Firavun) ve sahip oldukları da dahil olmak üzere herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu...
Hızlı Cevap
  #20  
Okunmamış 13-03-2008, 12:43
 
Standart --->: Şeytanın Enaniyeti
Firavun'un Enaniyeti Mucizeleri Görmesini
Engelliyor
Hz. Musa Firavun'a Allah'ın varlığını, birliğini anlatınca, onun ilk koşulu bir mucize göstermesini istemek olmuştu. Kendi bilgin büyücülerine güvenen Firavun, bütün insanları bir yerde toplayarak herkesin huzurunda iki tarafın da kendi büyülerini göstermesini istedi. Hz. Musa'nın mucizesi büyücülerin sihirlerini yok edince de Firavun yenilmiş oldu. Ancak bu durum karşısında baş eğmesi gerekirken enaniyeti daha da arttı.
Hz. Musa'nın mucizesinin büyücülerin sihirlerini sonuçsuz çıkarması üzerine, Firavun'un yakınında bulunan ve büyücülerin en üstünleri olan bu kişiler bile gerçeği görüp Allah'a iman ettiler. Ancak bu durum Firavun'un katılaşmış kalbini hiç etkilemedi, üstelik azgınlığı katlanarak arttı ve böylece şiddet kullanmaya karar verdi:

Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. Musa'nın ve Harun'un Rabbine.. Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz. Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim." (Araf Suresi, 120-124)
Hızlı Cevap
Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Şeytanın ilk oyunu Şeytanın ilk oyunu Örümcek ağı gibi çevremizi kuşatan yabancı kültür istilasını en renkli görüntüleri ile izlediğimiz iki alandan birinin kadın dünyası üzerinde olduğunu tespit edebiliriz. İkinci...
şeytanın hileleri şeytanın hileleri Muhyiddini Arabî Bu cep kitabı, Muhyiddin-i Arabi'nin "Seceret'ül Kevn" adlı eserinden iktibas edilmiştir.Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun... Salat ve selam, efendimiz...
Şeytanın Oteli 2 Şeytanın Oteli 2 Filminin Tanıtımı Fragmanı Orjinal Adı: Fritt Vilt / Cold Prey 2 Yapım: 2008 ~ Norveç Tür: Gerilim, Korku
Şeytanın Hileleri V-1.0. Sürüm : 1.0 Tanıtım: Bir gün Peygamberimiz Resulullah S.A. cemaati ile oturuyormuş. Kapıya Allah'ın emri ile şeytan gelmiş. Peygamberimize ve cemaatine insanları nasıl kandırdığını, hangi hilelerle...


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:08.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about contents copyrights in our page,please click here to contact us.