Ezberim  

Anasayfa Kimler Online
Go Back   Ezberim > İslam Dini Bölümü > Dini Bilgiler
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Ameller Niyetlere Göredir

İslam Dini Bölümü kategorisinde ve Dini Bilgiler forumunda bulunan Ameller Niyetlere Göredir konusunu görüntülemektesiniz.
Buhâri, Müslim ve Ebu Davud, Hz. Ömerden naklediyor: “Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek ...


Seçenekler
  #1  
Okunmamış 09-01-2007, 21:50
 
66 Ameller Niyetlere Göredir

Buhâri, Müslim ve Ebu Davud, Hz. Ömerden naklediyor: “Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah ve Rasûlü (rızası ve hoşnutlukları) için ise, onun hicreti Allah ve Resûlüne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünya veya nikahlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.”
Bu sözlerin, Allah Resûlünden şerefsüdûr olmasına, hicret sebep olduğu için, bu sözde ana tema hicrettir. Zira, rivayete göre İki Cihan Serveri bu sözü şu hâdiseye binaen ifade buyurmuşlardır: Mekkeden Medineye herkes Allah için hicret ediyordu. Ancak ismini bilemediğimiz bir sahabi, sevdiği Ümmü Kays adındaki bir kadın için hicret etmişti. Şüphesiz bu zat bir mümindi ama, niyet ve düşüncesi davranışlarının önünde değildi...
O da bir muhacirdi ama, Ümmü Kaysın muhaciriydi. Ancak Allah için katlanılabilecek bunca meşakkate o, bir kadın için katlanmıştı. İsim zikredilmeden, bu hâdise, Allah Resûlünün yukarıda zikrettiğimiz mübarek sözüne mevzu olmuştur. Sebebin husûsiyeti, hükmün umûmiyetine mâni değildir. Onun için bu hadîsin hükmü, umumidir, her işe ve herkese şâmildir.
Niyet
Evet, sadece hicret değil, bütün ameller niyete göredir. İnsan hicret etmek istediğinde niyeti, sadece Allah ve Rasûlü olursa, bunun karşılığı olarak Allah ve Resûlünü bulur. Bu namazda da, oruçta da, zekatta da hep böyledir. Yukarıda zikrettiğimiz bir hadîste de ifade edildiği gibi, Allahın hakkını gözeten insan, Rabbini hep karşısında bulur. Bu buluş, Onun rahmet, inayet ve keremi şeklinde olur. İnsan, bunları bulduğunda coşar, kendinden geçer ve secdeye kapanarak Rabbine yakınlığını arttırmaya çalışır... Ve Rabbine yaklaştıkça da bütün amellerine bu duygu, düşünce hakim olur. Bu hakimiyetin gölgesinde, her şeyin değişip başkalaştığı âleme geçtiğinde, yani kabirde, berzahta, haşirde, sıratta da yine Rabbini hep karşısında bulur. Şayet amelleri, onu Livâül-Hamde ulaştırabilirse, orada da İki Cihan Serverine mülâki olur ve tasavvurlar üstü bir maiyyete erer.
Halbuki, niyeti Allah olmayan bir insan, bütün say ü gayretine rağmen, eğer hicretten maksadı bir kadınsa, bütün o meşakkatler cismaniyete ait zevkler için çekilmiş ve bir manâda katlandığı her şey hebâ olup gitmiş sayılır.
Hep cismaniyetini yaşayan, hep bedenî hayatla oturup kalkan, hiçbir zaman vicdan ve ruhunun sesine kulak asmayan bir insan, boşa oturup kalkacak, şurada-burada ömrünü beyhude tüketecek ama, katiyen hayatını Cenâb-ı Hakkın rızasına göre ayarlayan insanların elde ettiği neticeyi elde edemeyecektir. Zaten başka bir hadîslerinde de Efendimiz: “Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır” buyurmaktadır. Zira insan, ne kadar gayret ederse etsin, niyetindeki ameli yakalayamaz. Cenâb-ı Hakkın engin rahmetidir ki, yapılan amelden ziyade, içteki niyete göre muamele etmektedir. Dolayısıyla, insanın niyetinin, ona kazandırdığı elbette yaptıklarından daha fazla olacaktır. Evet işte bu yönüyle de müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır.
Mevzuyla alâkalı olması yönünden şu hadîse de dikkatinizi rica edeceğim. Efendimiz bir hadîslerinde: “Dikkat edin! İnsanın bünyesinde bir et parçası vardır. Eğer o salah bulursa bütün ceset salah bulur; eğer o bozulursa bütün ceset bozulur. Dikkat edin o, kalptir” buyurmaktadır.
İhlasınız olursa zemini bulup serptiğiniz bütün tohumlar hayattar olur. Başlangıçta rüşeymler gibi zayıf ve çelimsizdirler ama, zamanla salınan selviler haline gelirler. Ve siz, ötede onların gölgesinde yaşarsınız. Evet, onlar, sizin niyetlerinizin sıhhati ölçüsünde serpilir gelişir ve cennet meyveleri halinde karşınızda arz-ı endâm ederler.
Niyetle insanın âdet ve alışkanlıkları, birer ibadet hükmüne geçer. Akşam yatarken gece ibadetine niyetli olan bir insanın, uykudaki solukları dahi zikir yerine geçer. Zaten böyle olmasaydı, bu kadar az zamanda, bu kadar az amelle cennet nasıl kazanılırdı ki?.. Evet, eğer mümine ebedî bir hayat verilecekse, bu onun ebedî kulluk niyetine bahşedilmiş bir lütuf olacak ve dolayısıyla da ona ebedî cenneti kazandıracaktır. Diğer kutup da kâfir için de durum aynı şekildedir. Yani o da ebedî cehenneme müstahak, demektir.
Evet biz, niyetimizdeki ebedî kulluk düşüncesiyle cennete hak kazanıyoruz. Kâfir de niyetindeki ebedî nankörlük azmiyle. Evet, amellerin en küçüğünden bilaistisnâ, en büyüğüne kadar bütününe değer ve kıymet kazandıran ve âdetâ onlara hayatiyet kazandıran ancak ve ancak niyettir.
Hatta, iyiliklerde sadece niyetin kazandırdığı çok şey vardır. Meselâ bir insan, bir haseneye niyet etse de onu yapamasa yine bir sevap alır. Eğer onu yaparsa, durumuna göre bazan on, bazan yüz, bazan da daha fazla sevap kazanır. Halbuki kötülükler, niyette kalsa günah yazılmaz, yapıldığı zaman da sadece bir günah yazılır. Elbette ki her kötülüğün günahı da kendi cinsinden bir cezayı gerektirir.
Hicret
Bu arada hadîste, hicrete ayrı bir ehemmiyet verildiği de gözden kaçırılmamalıdır. Gerçi husûsi manâsıyla hicret bitmiştir. Zira Allah Rasûlü: Mekke fethinden sonra hicret yoktur buyurmaktadır. Fakat umûmi manâsıyla hicret devam etmektedir ve kıyamete kadar da devam edecektir. Çünkü, hicret, cihadla ikiz kardeştir, beraber doğmuşlardır ve beraber yaşayacaklardır. Cihadın kıyamete kadar devam edeceğini de bildiren yine bizzat Efendimizdir. O, bu mevzuda şöyle buyurmaktadır: “Cihad kıyamet gününe kadar devam edecektir.”
Evet, anadan, babadan, yardan, yârandan ayrılıp, muhtaç bir gönüle, hak ve hakikati anlatabilme uğruna memleketini terk edip, diyar diyar dolaşan her dâvâ adamı, her inanmış insan, hiç bitmeyen bir hicret Salih dairesi içindedir ve bunun sevabını da mutlaka görecektir.
Diğer taraftan, Allah ve Rasûlü yolunda yapılan hicrete lütfedilecek belli ve muayyen bir sevaptan bahsedilmemektedir. İhtimal ki bu türlü amellerin sevabı ötede birer sürpriz olarak verileceğine işaret içindir. Melekler bu ameli, aynıyla yazarlar; mükafatını da Cenâb-ı Hakk, bizzat kendisi takdir buyurur.
Hadîsin başındaki hasrı ifade eder. Böylece manâ; ancak ameller, niyetle amel haline gelir.. demek olur ki, bu da niyetsiz hiçbir ibadetin makbul olmadığı manâsına gelir. Nitekim insan, niyetsiz bin rekat namaz kılsa, senelerce aç kalsa, malının hepsini sarf etse, hacca ait rükünlerin hepsini niyetsiz olarak ve haccı kastetmeden yerine getirse, bu insan ne namaz kılmış, ne oruç tutmuş, ne zekat vermiş ne de hacca gitmiş olur. Demek ki bütün bu hareket ve davranışları ibadet haline getiren insanın niyetidir.
Günahlardan Hicret
Mevzua bir kere daha göz atacak olursak görürüz ki, Allah Rasûlü, evvela, niyet gibi şümullü bir mevzuyu üç kelime ile izah etmiş; ardından da hicret gibi, çok muhtevalı bir hususa iki üç cümleyle işarette bulunmuştur günahları terk etme manâsına gelen hicretten başlayarak, kıyamete kadar cereyan edecek olan, hak yolundaki bütün hicretleri, bütün muhaceretleri, “sehl-i mümteni” bir üslupla hem de bir iki cümleye sıkıştırarak ifade etmek, ancak beyanı lal ü güher o Zatın işi olabilir. Şu hususu da açmak yararlı olacak; en büyük muhacir günahlardan uzaklaşan ve Allah sevgisinin dışında kalan bütün sevgileri kalbinden silip atandır. Bir gün İbrahim b. Edhem, Rabbine şöyle dua eder: “Ya Rabbi, Senin aşkına tutuldum. Senden gayrı her şeyi terk edip huzuruna geldim. Seni gördükten sonra, bakışlarım başka şey görmez oldu...”
O, tam bu dualarla dopdolu olduğu ve bu duanın manevî atmosferi içinde bulunduğu bir sırada, Kâbenin kenarında oğlunu görür. Oğlu da onu görmüştür. Senelerin verdiği hasret, ikisini birbirine koşturur. Tam sarmaş dolaş olurlar ki, hâtiften bir ses gelir: “İbrahim, bir kalpte iki sevgi olmaz!”
İşte o zaman İbrahim ikinci çığlığı basar: “Muhabbetine mani olanı al, Allah'ım!” Ve oğlu ayaklarının dibine yığılıvermiştir.
Rahmet-i İlâhîye Hicret
Günahlardan kaçıp Rabbin kapısını çalma, Ondan af fermanı gelinceye dek, kapıdan ayrılmama, bu da bir hicrettir. Şu yakarış bunu ne güzel ifade eder:
“İlâhî, günahkâr kulun sana geldi.
Günahlarını itiraf edip sana yalvarıyor.
Eğer affedersen bu Senin şanındandır.
Eğer kovarsan, Senden başka kim merhamet edebilir.”

Daha önceleri işleyip durduğu günahları terk ettikten sonra, bir daha aynı günaha dönmeyi, cehenneme girmekten daha ızdırap verici bulan bir insan, hep hakiki manâda hicret yolundadır.
Helâl hudutlarının son sınır taşlarını, mayınlı bir tarla gibi görüp oralara yanaşmayan; eline, ayağına, gözüne, kulağına, ağzına, dudağına dikkat eden bir insan, ömrünün sonuna kadar hep hicret ediyor demektir. Bu insan, ister insanlar arasında bulunsun, isterse bir köşede uzlete çekilsin, mukaddes göç gönlünün derinliklerinde onun sadık yoldaşıdır. Ancak uzlette, hicretin ayrı bir buudu vardır. İnsan orada “Üns billah”a ulaşır ve İlâhî nefehatla serfiraz kılınır.
Meseleyi özetleyecek olursak: Ayrıca, hadîs-i şerif şu hususlara da delâlet, hiç olmazsa, îmâ ve işarette bulunmaktadır:
1. Niyet, amelin ruhudur; niyetsiz ameller ölü sayılır.
2. Niyet, hasenâtı seyyiâta, seyyiâtı da hasenâta çeviren nurlu ve sırlı bir iksirdir.
3. Amelin amel olması niyete bağlıdır; niyetsiz hicret, turistlik; cihad, bâğîlik; hac, aldatan bir seyahat; namaz, kültür fizik; oruç da bir perhizdir. Bu ibadetlerin, insanı cennetlere uçuran birer kanat haline gelmesi ancak niyet mülâhazasıyla mümkün olur.
4. Ebedî cennet, ebedî kulluk niyeti, ebedî cehennem de ebedî inkâr ve ebedî küfür kastının neticesidir.
5. İnsan niyeti sayesinde, çok küçük bir cehd ve az bir masrafla çok büyük ve çok kıymetli şeyler elde edebilir.
6. Niyet kredisini iyi kullanabilenler, onunla dünyalara talip olabilirler.
7. Dünya ve kadın, nîmet olmaya müsait yaratıldıkları halde, o nîmetlerin sû-i istimâli veya onlarla olan münâsebetlerin şerî kıstaslara göre ayarlanamaması neticesinde, bu nîmetler Allah ve Resûlünün hoşnutluğuna alternatif olabilir. Dolayısıyla da kazanç kuşağında insana her şeyi kaybettirebilirler...
İşte, bunlar ve bunlar gibi daha nice meseleler var ki, her biri başlı başına birer kitap mevzûu olduğu halde zerrede güneşi gösterebilen ve deryayı damlaya sıkıştırmaya muktedir olan bir Söz Sultanının beyanında, bu koskoca muhtevayı ifade için üç-beş kelime yetmiştir.
Hızlı Cevap
  #2  
Okunmamış 20-02-2008, 23:25
 
Standart Ameller Niyetlere Göredir
"Ameller Niyetlere Göredir" Hadisinin Anlamı

"Niyet" kelimesinin manası sözlükte kast, yani bir işe girişmek demektir. Şeri manası ise şöyledir; Allah'ın rızasını isteyerek, Allahın emrini yerine getirmek için, kalbin yapılacak işe yönelmesidir. (İmam Nevevi 40 Hadis)

Burada görüldüğü üzere niyetin şeri olabilmesi için;

1-Allahın rızası istenecek,

2-Allahın emri yerine getirilecek, yoksa Allah rızası istenerek Allahın yasakladığı yapılamaz. Yapılırsa duruma göre küfür veya haram olur, çünkü iyi niyet, haramı helal kılmaz.

Allah hüküm koymada kendisine ortak kabul etmezken, Allahın hükmü ile hükmetmeyenler kafir iken, kişinin iyi niyetle Allahın kanunları dışında kanun koyması, ne kadar iyi niyet taşırsa taşısın kendisini küfürden kurtaramaz.

"Kim Tağutu reddederse iman etmiştir" (Bakara 256) buyurulurken, tağutları desteklemek, iyi niyetle de olsa imansızlıktır. Küfür olan fiillerin, iyi niyetle de olsa, yapanı kafir yaptığının ayet ve hadislerde de açık delilleri vardır, şöyle ki;

"Onlar, Allahı bırakıp alimlerini (ahbar), rahiplerini (ruhban), Meryem oğlu Mesihi Rabler edindiler. Halbuki onlar, bir tek ilaha ibadet etmekten başkasıyla emrolunmamışlardı. Ondan başka İlah yoktur. O bunların ortak koştukları her şeyden münezzehtir." (Tevbe 31)

Allah Resulü, bu ayeti okurken işiten Adiyy b. Hatem; “Ya Muhammed biz alimlerimize ibadet etmiyorduk ki! ” der. Rasulullah (sav); “Onlar, yani alimleriniz Allahın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kıldıklarında, siz itaat etmiyor muydunuz.?" Adiyy b. Hatem evet der. Rasulullah (sav); "işte böylece rab ediniyordunuz" dedi.

Burada bakıldığında Adiyy b. Hatem, bu şekildeki itaatin, ibadet olduğunu bilmiyor ve alimlere, iyi niyetle Allahın alim kullarıdır diye, Allahtan ecir bekleyerek itaat ediyordu. Ama bu, kendini ve kendisi gibileri şirkten kurtarmıyordu. Ayet ve hadis, böylelerinin küfürde olduğunu bize bildiriyor. Bu konu hemen hemen bütün tefsirlerde geçer. (Yukarıda bahsi geçen hadis Tirmizide geçmektedir.)

Bir başka örnek ; Dariminin Müsnedinde nakledildiğine göre, Ebu Musa el Eş'ari, Abdullah bin Mesuda gelip şöyle der; "Ey Abdurrahmanın Babası! ben az önce mescidde bir şeyler gördüm, fakat onu yeni görüyorum. Bununla birlikte Allaha andolsun ki, hayırdan başka bir şey görmüş değilim." Abdullah; "O da neymiş.?" diye sorunca, Ebu Musa; "Ömrün yeterse göreceksin, ben mescidde oturarak, halka halka olmuş ve namazı bekleyen topluluklar gördüm. Ellerinde çakıl taşları olduğu halde, her halkada bir kişi, onlara " yüz defa tekbir getirin" diyor, onlar da yüz defa tekbir getiriyorlar." Yüz defa tehlil getirin" diyor, onlar da yüz defa tehlil getiriyorlar." Yüz defa tesbih getirin" diyor, onlar da yüz defa tesbih getiriyorlar." dedi. Abdullah ibni Mesud; "Peki onlara ne dedin?" diye sorunca, Ebu Musa; "Onlara bir şey demedim, senin görüşünü bekledim, senin vereceğin emri bekledim." dedi.

Abdullah dedi ki; "Sen bunun yerine ne diye, günahlarını saymalarını emretmedin? Ve hasenatlarının hiçbir şekilde zayi olmayacağına dair teminat vermedin?" Sonra, kalkıp gitti ve biz de onunla birlikte gittik. Nihayet bu halkalardan birine vardı, başlarında durdu ve şöyle dedi; "Şu yaptığınızı gördüğüm şey nedir?" cevap olarak; "Ey Abdurrahmanın babası! Onlar tekbir, tehlil ve tesbihi kendileriyle saydığımız çakıl taşlarıdır." dediler. Bunun üzerine Abdullah b. Mesud şöyle dedi; "Siz kötülüklerinizi sayınız. Ben hasenatınızdan hiçbir şeyin zayi olmayacağına dair size teminat veriyorum. Ey Muhammed ümmeti! Ne oldu size? Ne çabuk helake koştunuz? Yoksa siz sapıklık kapılarını açanlardan mısınız?" Onlar; "Allaha yemin olsun Ey Abdurrahmanın babası! Hayırdan başka bir isteğimiz yoktu."dediler. Abdullah şöyle dedi; "Nice hayır isteyen vardır ki, onu bir türlü isabet ettiremez."

Bu hadiseyi dikkatle incelersek, çakıl taşlarıyla zikir çeken insanların iyi niyetli olduğunu görüyoruz. Bunu zaten kendileri de söylüyor. Resulullahın yapmadığı, yapılmasını istemediği bir ameli yapmak İbni Mesudun gözüyle sapıklık kapılarını açmaktır.

Bir başka örnek; Allah Teala, ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor;

"Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını kılma, kabirleri başında da durma. Çünkü onlar Allahı ve Resulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler." (Tevbe 84)

Bu ayetin nüzul sebebi olarak anlatılan Abdullah i. Ubey, münafıkların reisiydi. Ölümü sırasında Allah Resulünün gömleğinin kendisine kefen olarak vermesini istedi. Hz. Ömer buna engel olmak istedi. Rasulullah (sav); "Belki etrafındaki münafıklar Müslüman olabilirler," dedi ve gömleği verdi. Bunun üzerine bin kadar münafık Müslüman oldu. Bir süre sonra o münafık öldü. Rasulullah (S.A.V.) onun namazını kılmak istedi, ayet indi ve yasak kılındı. (Ö. N. Bilmen)

Bu olaya da bakıyoruz ki, Rasulullah (sav) yeni İslâm'a giren o insanların Abdullah i. Selule iyi davrandığını görüp İslâm'ı kabul ettiklerini bildiği halde, onun namazını kılmazsa tekrar fitneye düşüp, küfre sapabilirler demiyor. Emre uyarak, münafığın namazını terk ediyor. Haşa, Allah Resulü şöyle diyemez miydi? "Benim niyetim iyi, çünkü ben bunun namazını kılmazsam, İslâm'a yeni giren kişiler bu işe kızar ve dinden dönebilirler, ben kılayım ki, onların gönlü iyice yatışsın.." Bu düşünülemez bile, çünkü, Allahın yasak kıldığı bir şey iyi niyetle de olsa yapılamaz.

Bakalım putperest müşriklerin, putlara ibadet ederken niyetleri neymiş, Allah Teala şöyle buyuruyor;

"Uyanık olun! Halis olan din yalnız Allahındır. Ondan başka veliler edinenler, "Biz bunlara ancak, bizleri Allaha yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz."derler. Muhakkak ki Allah, ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında, aralarında hüküm verecektir. Şüphe yok ki Allah, yalan söyleyen, kafir olan hiçbir kimseye hidayet vermez." (Zümer 3)

"Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için ilah edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir." (Ahkaf 28)

"Onlar Allah'ı bırakıp, kendilerine ne bir zarar ne bir fayda vermeyecek olan şeylere taparlar. Bir de, bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir,derler. De ki : Siz Allah'a, göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Haşa, O ortak tutmakta oldukları her şeyden münezzeh ve yücedir." (Yunus 18 )

Bu ayetlerde de görüyoruz ki, müşrikler Allah'ı biliyor ve; iyi niyetle, putların kendilerine Allah nezdinde yardım edeceğini zannediyorlar. Çünkü onlara göre putlar, Allah katında hatırlı kimselerin heykelleridir. Bakın putperestlerin bu inancını İmam Katade şöyle anlatıyor; "Müşriklere Rabbiniz ve yaratıcınız kimdir, gökleri ve yeri kim yaratmıştır, Semadan su indiren kimdir? diye sorulduğunda; Allah diyorlardı. Bu sefer onlara, peki putlara ibadetinizin anlamı nedir denilince, şöyle cevap veriyorlardı, "Bizi Allah'a yaklaştırsınlar, O'nun nezdinde bize şefaat etsinler diye." (Kurtubi C. 15 s 140)

Demek ki müşrikler, Allah'a düşmanlık olsun diye değil, bilakis Allah'a yaklaşmak, Allah'a dost olmak istiyorlar. Bu sebeple putları kutsayıp yüceltiyorlardı. Kendilerince bunlar Allah dostuydu. Allah dostuna dostluk, Allah'a dostluktu. Ama bütün bunlar, putları ilahlaştırmak olduğu için ve Allah'a yapılması gereken itaat ve ibadeti bunlara yaptıklarından müşrik oluyorlardı. Yani niyetleri iyiydi fakat yaptıkları vahye aykırıydı. Zaten putperestlik iyi niyetle yapılan, fakat batıl bir şekilde ortaya çıkan bir şeydir. Bakın nasıl çıktı;

Nuh (as) kavmi içerisinde Vedd diye biri vardı. Vedd, kavmi içinde sevilen Müslüman bir kişiydi. Ölünce, Babil yurdunda kabrinin etrafında ordu kurdular, yas tuttular. İblis onların bu feryadını görünce, bir insan biçiminde onlara; "Sizin ağlayıp sızlandığınızı ve üzüldüğünüzü görüyorum, size onun bir şeklini, resmini yapsam, toplandığınız yere koysanız da onu ansanız." dedi. "Olur" dediler. Bunun üzerine Vedd'in bir şeklini yaptı, onu toplantı yerlerine koydular. Babilliler onu anarlardı. İblis bunu görünce; "Evlerinize de yapsam, herkes evlerinde de ansa olur mu?" dedi. Onu da yaptı. Bu şekilde onu anar oldular. Sonra, çocukları yetişti, çocukları büyüklerin ona yaptıklarını görüyordu. Nesil uzadıkça onu niye andıkları unutuldu. Tuttular ona ilah diye tapmaya başladılar. İşte yeryüzünde ilk tapılan Vedd oldu." ( M. Hamdi Yazır C. 8 s.356)
Burada da anlaşılıyor ki; putperestlik iyi niyetle başlamış. Çünkü Vedd, Müslüman, salih ve evliya insandı. Bu sebepten dolayı onu hatırlamak, onu hiç unutmamak için heykelini yapmışlardı. Böylece kendilerince Allah'a karşı ibadetlerini huşu ile yapabileceklerini zannediyorlardı. Bu iyi niyet, nasıl ki putperestliği doğurdu ise; hakimiyeti, yani kanun koyma hakkını Allah'tan başkasına vermek; iyi niyetle de olsa putperestlikten başka bir şey doğurmaz. Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere; "İslâm'da parti yoktur ama, biz particiliği kullanıp İslâm'ın gelmesi için çalışıyoruz. Amaç İslâm devleti olduğundan caiz olur. Ameller niyete göredir, bizim niyetimiz de iyi." diyenlerin, bu hadisi delil göstermeleri, boş ve geçersiz bir iddiadan başka bir şey değildir. Bunun kendilerine delil olan bir tarafı yoktur.
Hızlı Cevap
Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Ameller - Mizan ve Cehennem Azabı Ameller - Mizan ve Cehennem Azabı Ameller - Mizan ve Cehennem Azabi Kardesim, amellerin tartilmasi ve amelleri kaydeden defter sayfalarinin saga-sola uçusmasi bahislerini hiç bir an hatirindan...
Aldananlar ve Günahları Temizleyen Ameller Kitabının Özeti Aldananlar ve Günahları Temizleyen Ameller Allahü Teala taat içinde masiyeti, masiyet içinde taati meydana getirir. Kul bir ibadet yapar; yaptığı bu ibadet ile gurura kapılır ve ona güvenir, onu...
Receb-i Şerif Ayında YapıLacak FaziLetLi AmeLLer İn$aLLah beyenirsiniz.=)sıkıLdım bizim evdeki bir kitaptan yazdım..Okumanızı tavsiye ederim … Çok güzeL biLgiLer var içinde…ßaşka siteden aLıntı deqiLdir bn kendim yazdım heqsini………!(KiTapTan:D) ...
Tartismayalim!!! (İmanı Azaltan Ameller) Tartismayalim!!! - Ebu Umame (radiyallahu anh) anlatiyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Bir kavm, icinde bulundugu hidayetten sonra sapitti ise bu, mutlaka cedel...
İmani Azaltan Ameller imani azaltan Ameller - GeNçLiK SoRUnLaRı Günümüz gençliğinin sorunları 1-) Gayesizlik Sorunu: İman etmek ciddi bir iddiadır. Gayeden amacımız, iman iddiamızı ispatlama sorumluluğudur. Bugün...


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:57.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about contents copyrights in our page,please click here to contact us.