Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > İslam Dini Bölümü > Dini Bilgiler
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

İslam Dini Bölümü kategorisinde ve Dini Bilgiler forumunda bulunan Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri konusunu görüntülemektesiniz.
Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri SİHRİN ŞERİATTAKİ YERİ VE HÜKMÜ.. Ayetlerin lafzı Tahlili Ayetlerin İcmali Manaları Ayetlerin Nüzul Sebebleri ...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 17-11-2010, 14:19
 
Standart Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

SİHRİN ŞERİATTAKİ YERİ VE HÜKMÜ..

Ayetlerin lafzı Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

Ayetlerdeki Şer´ı Hükümler

Birinci Hüküm: Sihrin Gerçekten Tesiri Var Mıdır .

Sihir Türleri

İkinci Hüküm: Sihri Öğrenmek Ve Öğretmek, Mübah Mıdır .

Üçüncü Hüküm: Sihirbaz, Öldürülür Mü .

Ayetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler

3- DERS KUR´ANI KERİMDE NESH..

Âyetlerin Lafzi Tahlili

Bu Ayetin, Daha Önceki Ayetlerle Bağlantısı

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Âyetlerin Tefsırindeki İncelikler

Âyetlerdeki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm: Nesh´in, Semavi Dinlerde Olması Caiz Midir .

İkinci Hüküm: Kur´an-ı Kerimde Nesh, Kaç Kısımdır .

Üçüncüsü: Âyetin Hükmünün Neshi, Okunmasının Caiz Olması

Ayetin Hükmü Neshedlldiği Halde, Lafızlarının Okunmasının Hikmeti Nedir .

Üçüncü Hüküm: Kur´an, Sünnet (Hadis)´le Nesh Olunur Mu .

Dördüncü Hüküm: Nesheden Hüküm, Neshedilen Hükümden Daha Ağır Ve Daha Zor Olur Mu .

Beşinci Hüküm: Haberle İlgili Âyetlerde, Nesh Olur Mu .

Ayetlerden Alınacak Dersler

Ayetlerdeki Teşrii Hikmetler

«Mehâsin Et-Te´vll» Tefsirine Göre, Âyetin Teşri´i Hikmeti

Hangi Şeriat, Daha Faziletlidir .

4. DERS NAMAZDA KA´BE´YE YÖNELME.

Ayetlerin Lafzı Tahlili

Âyetler Arasındaki Münasebet

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

Âyetlerdeki Şer´i Hükümler

Birinci hüküm: Kur´anda «Mescid-i Haram» sözünden maksat nedir .

İkinci hüküm: Namazda Ka´benin bizzat kendisine mi, yoksa bulunduğu yere mi yönelmek farzdır .

Üçüncü Hüküm: Ka´be Üzerinde Kılınan Namaz, Sahih Midir .

Dördüncü Hüküm: Bir Kimse, Namaz Kılarken Nereye Bakmalıdır .

Ayetlerdeki Teşriî Hikmetler

5. DERS SAFA İLE MERVE ARASINDA SA´Y..

Ayetin Lafzi Tahlili

Ayetin İcmali Manası

Ayetin Nüzul Sebebi

Âyetteki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm: Sala İle Merve Arasında Sa´y Yapma Farz Mıdır, Sünnet Midir .

Âyetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşriî Hikmetler

6. DERS ŞERİ İLİMLERİ KETMETME (GİZLEME)

Ayetlerin Lafzi Tahlili

Bu Âyetlerin Bir Önceki Âyetlerle Münasebeti

Ayetlerin İcmali Manaları

Âyetlerin Nüzul Sebebleri

Âyetlerdeki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm: Bu Âyet, Yalnız Yahudi Ve Hristiyan Alimleri Hakkında Mı Nazil Olmuştur .

İkinci Hüküm: Kur´an Okumasını Ve Dini İlimleri Öğretmek İçin Ücret Atmak Caiz Midir .

Âyetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler

7. DERS TEMİZ ŞEYLERİN MUBAH, PİS ŞEYLERİN HARAM OLUŞU..


Ayetlerin Lafzî Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Bu Âyetin, Bir Önceki Âyetle Münasebeti

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

Âyetlerdeki Şer´i Hükümler

Birinci Hüküm: Murdar Bir Hayvanın Yalnız Eti Mi, Yoksa Herhangi Bir Uzuv Veya Parçasından Faydalanmak Mı Haramdır

İkinci Hüküm: Ölmüş Balık Ve Çekirgenin Hükmü Nedir .

Üçüncü Hüküm: Hoyvon Kesildikten Sonra, İçinden Çıkan Ceninin Temizliği Hususunda Hüküm Nedir .

Dördüncü Hüküm: Ölmüş Hayvan Eti Yemenin Dışında, O´nun Diğer Organlarından Faydalanmak Mubah Mıdır

Beşinci Hüküm: Hayvan Kesildikten Sonra Et Veya Damarlarda Akmo-Yıp Koloit Konin Hükmü Nedir .

Altıncı Hüküm: Domuz´un Hangi Kısımları Haramdır .

Âyetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler

8- DERS KISASIN İNSANLARA HAYAT VERİŞİ


Ayetlerin Lafzı Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

Âyetlerdeki Şer´i Hükümler

Birinci Hüküm: Hür, Köle İle. Müslüman Zımmi İle Kısas Yapılır İm .

Latif Bir Münazara.

İkinci Hüküm: Baba, Oğlunu Öldürürse, Kısas Yapılır Mı .

Üçüncü Hüküm: Bir Toplum, Bir Adamı Öldürürse, O Toplumun Tümü Kısas Yapılır Mı .

Dördüncü Hüküm: Katil, Kısas Yapılırken Ne İle Öldürülür .

Beşinci Hüküm: Kısas Hükmünü Kim İcra Eder .

Âyetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler

9. DERS ORUCUN MÜSLÜMANLARA FARZ OLUŞU..

Ayetlerin Lafzi Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Âyetlerin Nüzul Sebebleri

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

Ayetlerdeki Şeri Hükümler

İkinci Hüküm: Hangi Hastalık Ve Yolculuk, Oruç Yemeyi Mubah Kılar .

Üçüncü Hüküm: Hangi Yolculuk, Oruç Yemeyi Mubah Kılar .

Dördüncü Hüküm: Misafir Ve Hasta İçin Oruç Yeme, Ruhsat Mıdır, Yoksa Azimet Midir .

Beşinci Hüküm: Yolculukta Oruç Tutmak Mı, Yoksa Açmak Mı Daha Fazilet İldir .

Altıncı Hüküm: Kazaya Kalan Ramazan Orucunu, Diğer Bir Zaman Ara Vtrmeden Kaza Etmek Farz Mıdır .

Yedinci Hüküm: «...Gücü Yetmeyenler Üzerine De Bir Yoksul Doyumu Fidye (Iczımdır)...» Âyetinde, «Gücü Yetmeyenlerden Maksat, Kimlerdir .

Sekizinci Hüküm: Hamile Ve Emzikli Kadınların, Ramazan Orucu Tutup Tutamayacağı Hakkındaki Hüküm Nedir

Dokuzuncu Hüküm: Ramazan Ayının Başlangıcı Ne İle Tesbit Edilir .

Onuncu Hüküm: Ramazan Ayı Hilalinin, Ülkelere Göre Doğuş Yerlerinin Farklı Oluşuna İtibar Edilir Mi .

Onbirlnci Hüküm: Hata İle Ramazan Orucunu Bozan Bir Kimsenin Hükmü Nedir .

Onlklnci Hüküm: Cünüblük, Oruç Tutmaya Engel Midir .

Onüçüncü Hüküm: Nafile Oruç Tutan Kimse, Orucunu Bozarsa Kaza Etmesi Farz Mıdır .

Ondördüncü Hüküm: L´tikâf Nedir Ve Hangi Camilerde Yapılır .

Ayetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdekı Teşri! Hikmetler

10. DERS İSLAM´DA SAVAŞIN MEŞRUİYETİ

Ayetlerin Lafzi Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

Ayetlerdeki Şer´i Hükümler

Birinci Hüküm: Cihad, Müslümanlara Ne Zaman Farz Kılındı .

İkinci Hüküm: Savaşı Meşru Kılan İlk Âyet Hangisidir .

Üçüncü Hüküm: Mekke Hariminde Savaşmak, Mubah Mıdır .

Latif Bîr Münazara.

Dördüncü Hüküm: "Haddi Tecavüz" Den Maksat Nedir .

Ayetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler

11. DERS HACC VE UMRE YAPMA..

Ayetlerin Lafzi Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Hacc Âyetlerinin, Daha Önceki Âyetlerle Münasebeti

Âyetlerin Nüzul Sebebleri

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

Ayetlerdeki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm: Umre, Hacc Gibi Farz Mıdır .

İkinci Hüküm: «İhsâr», Hastalık Ve Düşmanı Kapsar Mı .

Üçüncü Hüküm: Umre Veya Hacc Niyetiyle İhrame Giren Kimsenin, Menâsikinl Yerinde Yapması Engellendiği Zaman, İhramdan Çıkmak İstediği Takdirde Ne Yapması Lazımdır Kurban Kestiği Takdirde Nerede Kesecektir .

Dördüncü Hüküm: Temettü Haccı Yapan Kimse, Kurban Bulamazsa Ne Yapar .

Beşinci Hüküm: Temeddü Haccı İçin Kesilen Kurban, Hangi Şartlarda Vacibtir .

Altıncı Hüküm: Ailesi, Mesctd-i Haramda Bulunmayanlar Kimlerdir .

Yedinci Hüküm: Hacc Aylan, Hangi Aylardır .

Sekizinci Hüküm: Hacc Aylarından Önce, Hacc İçin İhrama Girmek Caiz Midir .

Dokuzuncu Hüküm: İhramlı İken Neleri Yapmak, Haramdır .

Onuncu Hüküm: Arafatta «Vakfe» Yapmanın Hükmü Nedir Ne Zaman Baslar .

12. DERS HARAM AYLARDA, DÜŞMANLA SAVAŞMA..

Ayetlerin Lafzi Tahlili

Âyetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Âyetlerin Tefsirindekı İncelikler

Ayetlerdeki Şer´! Hükümler

Birinci Hüküm: Haram Aylarda Savaşmak, Mubah Mıdır .

İkinci Hüküm: Rlddet (İslâm´dan Dönme), İnsanın Amelini Yok Eder Mi .

Âyetlerden Alınacak Dersler

13. DERS KUMAR VE İÇKİNİN HARAM EDİLİŞİ

Ayetlerin Lâfzi Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Âyetlerin Nüzul Sebebleri

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

Ayetlerdeki Şeri Hükümler:

Bîrincî Hüküm: «Sana Içkfyl Ve Kumarı Sorarlar...* Âyeti, İçkinin Haram Olduğuna Delalet «Der Mi .

İkinci Hüküm: «Hamr (Şarap)» Nedir Her Müskfr (Sarhoş Edici Şey)´e Hamr Denir Mi .

Üçüncü Hüküm: Hangi Kumar Çeşitleri Haramdır .

Âyetlerdeki Teşriî Hikmetler

14. DERS MÜŞRİK KADIN VE ERKEKLERLE EVLENME.

Ayetin Lafzı Tahlili

Âyetin İcmali Manası

Âyetin Nüzul Sebebleri

Âyetin Tefsirindeki İncelikler

Ayetteki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm : Kitap Ehli (Yahudi Ve Hristlyan) Kadınlarla Evlenmek Haram Mıdır .

İkinci Hüküm: Müslüman Kadınlarla, Evlenmeleri Haram Olan Müşrikler Kimlerdir .

Ayetten Alınacak Dersler

15. DERS AY HALİNDEKİ KADINDAN KAÇINMA..

Ayetlerin Lafzi Tahlili

Âyetlerin İcmali Manaları

Âyetlerin Nüzul Sebe8leri

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

Âyetlerdeki Şer´i Hükümler

Birinci Hüküm: Ay Hail Olan Kadından Ne Kadar Kaçınılması Farzdır .

İkinci Hüküm: Ay Halindeki Hammtyla Cinai Münasebette Bulunan Erkeğin, Nasıl Bir Kefaret Vermesi Lazımdır

Üçüncü Hüküm: Kadınlarda Ay Hali, En Az Ve En Çok Kaç Gündür ,

Dördüncü Hüküm: Bir Kimsenin, Ay Halindeki Karısıyla Cinsi Münasebette Bulunması Ne Zaman Helaldir .

Beşinci Hüküm: Adet Halindeki Kadının Neleri Yapması Haramdır .

Ayetlerden Alınacak Dersler

16. DERS ÇOK YEMİN ETMEKTEN SAKINMA..

Ayetlerin Lafzi Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

Ayetlerdeki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm: «Lağv» Yemininden Maksat Nedfr Kefareti Var Mıdır .

İkinci Hüküm: İlâ Ve Şer´i Hükmü Nedir .

Üçüncü Hüküm: İlâ Yeminiyle, Kadına Zarar Varme Düşünülür Mü .

Dördüncü Hüküm: Ayette «Fey»den Maksat Nedir .

Âyetlerden Alınacak Dersler

Ayetlerdeki Teşrii Hikmetler

17. DERS İSLAM´DA TALAK..

Âyetlerin Lafzi Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

İkinci Hüküm: Ayette, «Egrâ»Dan Murat Nedir .

Üçüncü Hüküm: «Allah´ın Kendi Rahimlerinde Yarattığını Gizlemeleri Onlara Helal Olmaz» Âyetinin Anlamı Nedir

Dördüncü Hüküm: «Boşanmış Kadınlar, Kendi Kendilerine Üç Hayız Vs Temizlenme Müddeti Beklerler...» Âyeti, Talak-ı Ricî {Bir Veya İki Talakla) Ve Talak-ı Bâin (Üç Talakla)le Tamamen Kocasından Ayrılan Kadınlar Hakkında Umumi Midir .

Beşinci Hüküm: Talak-ı Ricî (Bir Veya İki Talak)´nin Hükmü Nedir .

Altıncı Hüküm: Üç Telaki İfade Eden Bir Cümle İle Üç Talak Mı, Yoksa Bir Talak Mı Meydana Gelir .

Yedinci Hüküm: Âyetteki, «Talak, İki Defadır.» Cümlesinden Maksat Nedir .

Sekizinci Hüküm: Erkeğin, Ailesinden Talak Karşılığı Mal Alması Mubah Mıdır .

Dokuzuncu Hüküm: Üç Talakla Kocasından Ayrılan Bir Kadının; Serî Hükmü Nedir Kadının Kendisini Boşayan Kocasıyla, Tefcrar Evlenmesi Helal Midir .

Onuncu Hüküm: Muhali» Nikahı, Sahih Midir .

Âyetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler

18. DERS ÇOCUK EMZİRME.

Ayetin Lafzî Tahlili

Ayetin İcmali Manası

Ayetin Tefsirindeki İncelikler

Âyetteki Şer´i Hükümler

Birinci Hüküm: Âyette, «Anneler» Kelimesinden Maksat Nedir .

İkinci Hüküm: Çocuğu Emzirmek, Anneye Farz Mıdır .

Üçüncü Hüküm: Haram Olmayı Gerektiren Süt Emme Süresi, Ne Kadardır .

Dördüncü Hüküm: Çocuk Emziren Kadının Nafakası, Nasıl Tesbit Edilir .

Âyetten Alınacak Dersler

Âyetteki Teşriî Hikmetler

19. DERS KOCASI ÖLEN KADININ IDDET SÜRESİ

Ayetin Lafzı Tahlili

Ayetin Icmali Manası

Ayetin Tefsirindeki İncelikler

Âyetteki Şer´ı Hükümler

Birinci Hüküm: (Mevzumuz) Âyet, Kocası Ölen Kadının Bir Sene İddet Beklemesini Emreden Âyeti Nesheder Mi

İkinci Hüküm: Kocası Ölen Hamile Kadının, İddet Süresi Ne Kadardır .

Üçüncü Hüküm: İhdâd Nedir Kocası Ölen Kadın, Ne Kadar Tahdid Yapar .

Dördüncü Hüküm: Kadının İddet Beklemesi, Neden Farzdır .

Âyetteki Teşrii Hikmetler

20. DERS İDDET SÜRESİNDE KADINA İŞARETLE DÜNÜR OLMA..

VE KADININ EVLİLİKLE MİHRE HAK KAZANMASI


Âyetlerin Lafzi Tahlili

Ayetlerin İcmali Manaları

Ayetlerin Nüzul Sebebi

Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

Ayetlerdeki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm: Iddet Bekleyen Kadına, Evlenmek Maksadıyla Talepte Bulunmanın Hükmü Nedir .

İkinci Hüküm: İddet Bekleyen Kadınla Yapılan Nikah Sahih Midir Yoksa Fasit Midir .

Üçüncü Hüküm: Evlendikten Sonra Cinsi Münasebette Bulunmadan Boşanan Bir Kadının Hükmü Nedir .

Dördüncü Hüküm: Mut´a (Nakit Para Veya Mao´mn Her Boşanan Kadına Verilmesi Farz Mıdır .

Beşinci Hüküm: Mut´a Nedir Ve Miktarı Ne Kadardır .

Ayetlerden Alınacak Dersler

Âyetlerdeki Teşriî Hikmetler

21. DERS FAİZİN SOSYAL ZARARLARI

Âyetlerin Lafzî Tahlili

Âyetlerin İcmali Manaları

Âyetlerin Nüzul Sebebi

Âyetlerin Tefsırindeki İncelikler

Faizin, Haram Oluş Merhaleleri

Birinci Merhale:

İkinci Merhale:

Üçüncü Merhale:

Âyetlerdeki Şer´ı Hükümler

Birinci Hüküm İslâm´da Haram Kılınan Riba Nedir .

1. Riba Nesie:

2. Rlba Fadl:

İkinci Hüküm: Faiz Miktarı Az Olursa Mubah Mıdır .

Ayetlerden Alınacak Dersler

Ayetlerdeki Teşri Hikmetler

1. Faizin Ferdi Zararları:

2. Faizin Sosyal Zararları:

3. Faizin Ekonomik Zararları:







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 17-11-2010, 14:23
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

BAKARA SURESİ

2. DERS SİHRİN ŞERİATTAKİ YERİ VE HÜKMÜ

101 — Onlara ne zaman Allah katında - nezdierlndeki (kKabı) tasdik edici (ve doğrulayıcı) • bir peygamber geldiyse kendilerine kitap verilen (o kimselerden bir güruh sanki onlar (hakikati) bilmiyorlarmış gibi Allah´ın kitabını sırtlarının arkasına atmış (ondan yüz çevirmişidir.

102 — Şeytanların; Süleyman´ın mülk (ü saltanat ve nübüvveti) aley*hine uydurup takip ettikleri şeylere (yalanlara) uydular. Halbuki Süleyman asla kafir olmadı. Fakat o şeytanlar kafirdirler ki insanlara sihri (büyücülü*ğü) ve Babil´deki iki meleğe, Harut ve Marut´a indirilen şeyleri öğretiyor*lardı. Halbuki onlar (o iki melek): «Biz ancak fitneyiz. (İmtihan tem gön-derllmişizdir) Sakın (sihir, büyü yapıpta) kafir olma» demedikçe hiçbir kim*seye (sihir) öğretmeklerdi, işte onlardan (o iki melekten) koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğrendiler. Halbuki (sihirbazlar) Allah´ın İzni ol*madıkça onunla hiçbir kimseye zarar verici değillerdir. Onlar ise kendileri*ni zarara sokacak, onlara faide vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Andol-sun, onlar muhakkak biliyorlardı ki onu (sihri) satınalan (ona revaç veren) kimsenin ahiretten hiç bir nasibi yoktur. Onların kendilerini cidden ne kö*tü şey mukabilinde satmış okluklarını bilmiş olsalardı.

103 — Eğer onlar (yahudiler, Peygombere ve Kur´ana) İman edipte (sihir yapmak gibi günahlardan) sakınmış olsalardı, Allah katından (ka*zanacakları) sevab, (haklarında) elbet daha hayırlı olurdu. Eğer bunu bil*selerdi.

Ayetlerin lafzı Tahlili

(Nebeze): Lügatta nebz kelimesi atmak anlamınadır. Nite*kim Cenab-ı Hak´ın: «Nihayet onu da, ordularını da yakalayıp attık...» (Za-riyat: 40) ayeti de bu anlamı teyit eder. Atılan bir şeye «menbuz» denildiği gibi sokağa aülan gayri meşru çocuk için de bu tabir kullanılır.

(Verâe zuhûrihim): «Onlar sırtlarının arkasına atmışlardır». Bu cümle Araplar arasında bir kimsenin bir şeyi beğenmeylp ondan yüz çevirmesi anlamına kullanılan bir darb-ı meseldir. Cenab-ı Al*lah şu ayetiyle buna işaret eder: «Şuayb «ey kavmim» dedi. Size göre benim kabilem mi AKahtan daha .şereflidir ki onu (tutup) arkanıza atılmış (değersiz) birşey edendiniz ...» (Hud: 92)

(Keennehüm lâ ya´lemune): «Sanki onlar (haki*kati) bilmiyorlarmış gibi...» Ayetteki bu cümle, onları bilgisiz kişilere ben*zetmek İçindir. Zira bitmeyen kişi, kendisine faydalı birşey de olsa önem vermez. Bu açıklamadan sonra ayetin anlamı şudur: Onlar sanki Allah (cc) tnrafından mübarek elcisine indirilen bir kitap olduğunu biliyorlarmış gibi Onun^ kitabını inatlarından atarak amel etmeyi terkettiler.

(Vettebeû): «Uydular», ittiba kelimesinin fiil haline getiri*lerek cümlede çoğul olarak kullanılmasından anlaşılan, kitap ehlinden o-lon yahudilerdir. Zemahşeri. incelediğimiz kelimenin bulunduğu ayetin tef-•Iriyle ilgili olarak şöyle der: «Onlar Allah´ın kitabını atarak şeytanların okuduklarına uydular.» [1]

(Tetlû): «Okurlar». Tetlû kelimesi, doğrudan bir şeyi okuma manasına geldiği gibi rivayet, uyma ve konuşma manalarına da gelir. Bu*na göre ayetin manası şudur: «Onlar, Allah´ın kitabını sırtlarının arkasına atarak şeytanların. Hz. Süleyman devrindeki sihir ve hokkabazlıklarla II-fllli rivayet ettikleri, konuştukları ve okudukları kitaplara uyarlardı.»

(Eşşeyâtinü): «Şeytanlar» Şeyâtîn kelimesi, müfessirlerin bir kısmına göre cinlerden olanları, diğer bir kısmına göre ise şeytan gibi olan insanlardan meydana gelenleri ifade ederse de tercih ettikleri, insan ve cinlerden olanlardır. Tercih edilen bu görüşü Allah (cc)´ın şu buyruğu da doğrulamaktadır.: «Biz (sana yaptığımız gibi) her peygam-berede insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yaptık. Onlcrdan kimi ki*mine, aldatmak için, yaldızlı bir tekim söz (ler ve vesveseler) telkin eder » (Enam: 112) [2]

(Alâ mülki Süleymâne): «Süleyrr.tn´ın mülkü zamanından Süleyman ibranice bir kelimedir. Âlûsi bu kelime için: «Süley*man kelimesi. Arap dilinde olmayan bir kelimedir. Mâhân ve Şaman keli*meleri gibi» der.

(Essihre): «Sihir, büyü» Bu kelimeyle ilgili olarak El-Ezheri: «Sihrin aslı bir şeyin gerçek hüviyetinin değil de onun evrilip çev*rilip başka türlü gösterilmesidir» der. [3]

Kurtubi ise: “Aslında sihir hile ile bir şeyi örtmektir. Zira sihirbaz, hile ile bir takım şeyler yaparak, sihir yapılan kimseye, bazı şeyleri olduğundan başka türlü gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır.” demektedir.

Alusiye göre sihir, bir ilimdir. Bu bilgi ile harika şeyler yapılabilir.[4]

Cessas da “Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle diyor: “Rasulullahın (s.a.v.) huzuruna bir gün iki kişi geldi. Bunlardan birisi, öyle bir konuşma yaptı ki, cemaat hayrete düştü. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) “Öyle konuşma vardır ki adeta sihirdir, insanı büyüler.” buyurdu. Devamla “Halife Ömer b. Abdulaziz (r.a.)ın huzurunda bir kimse öyle bir konuşma yaptı ki, oradakiler sanki büyülenmiş gibi oldular. Bunun üzerine halife şöyle dedi: “Bu tip konuşmalar sihir gibi olmasına rağmen helaldir.”[5] diyor.

(Fitnetün): “Fitne” kelimesi, tecrübe ve imtihan etme manalarını taşır. Arapların şu ifadesinde de bu anlaşılır. “Altını, ateşte tecrübe ederek curufunu ayırdım.”

El-Ezheri, fitnenin hangi manaya gelirse gelsin imtihan ve tecrübe manalarını taşıyacağını Allahın şu buyruklarıyla isbat eder. “Mallarınız da, evlatlarınız da sizin için ancak bir imtihan (mevzuu)dır…” (Teğabun: 15) “Andolsun, biz onlardan evvelkileri de imtihan etmişizdir.” (Ankebut: 3)[6]

Cessas ise fitneyi izah ederken: “Bir şeyin hayır veya şer olduğunun açıklanmasına fitne denir. Zira bir şeyin hayır veya şer olduğunun açıklanmasına fitne denir. Zira bir şeyin hali, durumu açıklanırsa o şey hakkında malumat (bilgi) edinilmiş olur.” der.[7]

(Felâ tekfür): “Kâfir olma” Sihri öğrenip kullanmakla “kâfir olma” anlamındadır. “Felâ tekfür”ün tefsiriyle ilgili olarak Zemahşeri: “Sihrin gerçek olduğuna inanaraköğrenen kâfir olur” diyor.

(Bi iznillâhi): “Allahın iradesiyle” Ayetteki bu ifade, sihirde geçici bir zararın olduğuna işaret eder. Ancak Cenab-ı Hak dilerse, sihirbaz ile sihir yapılanın arasına sihrin tesir etmemesi için bir perde koyabilir. Dilerse koymayabilir. Ancak sihir Allahın takdir buyurduğu ölçüde tesir edebilir. Selefin[8] görüşü bu yoldadır.

(Lemenişterâhü): “Onların sattıkları” Alusi: “Onlar şeytanların okuduklarını, Allahın (c.c.) kitabıyla değiştirmişlerdir.”[9] diyor.

(Halagin): “Nasib” Lugatta nasib anlamında kullanılan bu kelimeyi Cenab-ı Hak ta Kuranda aynen kullanmıştır: “…Artık o insanlardan kimi Ey Rabbimiz, bize (nasibimizi) dünyada ver der ki onun ahiretten nasibi yoktur.” (Bakara: 200)

Zeccaca göre bu kelime çoğu kez hayırda kullanılır. Bazen de şer için kullanıldığı vakidir.[10]

(Şerev): “Satmak.” Ayette satma anlamında kullanılmıştır. Satın alma manasına da kullanılır. İki zıt manada kullanılan kelimelerdendir.

(Lemesubetun): “Sevab.” Cenab-ı Allah onlara iman ve takvalarından ötürü sevap verecektir. [11]

Ayetlerin İcmali Manaları


Yahudi alimleri ve danışmanları, Allahın kulu ve elçisi Hz. Musaya (a.s.) inzal edilen Tevrata sırtlarını çevirdikleri gibi, torunları da Hz. Muhammedeindirilen ve Tevratta olanları tasdik eden Kurana sırtlarını çevirdiler.

Onlara, dedelerinden azgınlık, inatçılık ve kibirlilik irsiyet yoluyla geçmiştir. Bunda hayret edilecek bir şey yoktur. Yahudiler bilmiyorlarmış gibi Allah (cc)´ın elcisine indirmiş olduğu kitaba sırtlarını çevirerek, şeytan*ların Hz. Süleyman (s.a.v.) zamanından kalma sihirle ilgili kitap ve rivayet*lerine uydular. Halbuki Hz. Süleyman (sav) ne sihirbazdı, ne de sihri öğ*renmekle kafir olmuştu. Şeytanlar insanlara vesvese vererek, kendilerinin gaybı bildiklerini zannettiriyorlar. Ve sihri onlara öğretiyorlardı. Böylece sihir halk arasında iyice yaygınlaştı. Cenab-ı Hak, sihrin böyle yaygın*laştığı bir zamanda Babil´p iki melek (Harut ve Marut) gönderdi. Yahudi büyüklerinin bazıları bunlara uydular. Bu iki melek halka sihri, sihir yap*mak için değil, sihri bozmak ve mucize ile sihir arasındaki farkı açıklamak için öğretmeye başladılar.

Cenab-ı Hak, kullarını istediği gibi imtihan edebilir. Nitekim «Tâlût»un kavmini akarsu ile imtihan ettiği gibi.

Hz. Süleyman (sav) devrinde sihir o kadar yaygınlaştı ki sihirbazlar, halka görmediği ve bilmediği bazı şeyleri gösterdiler. Bundan dolayı halk. gönderilen peygamberlerin mucizelerinden şüpheye düştü, işte o zaman Allah (cc), Babil´e sihir yapma yollarını öğreten, iki melek gönderdi. Bu iki melek, halkın şüphesini ortadan kaldırdılar, ve halka sihir yapmayı öğ*rettiler. Yalnız, sihir öğrenenlere bunları kötü yolda kullanmamalarını tav*siye eder ve şu telkinatta bulunurlardı: «Sihir yapmakla kafir olmayın. Bu Cenab-ı Allah´ın bir imtihanıdır. Allah (cc)´tan sakının. O´nu halka zarar verecek şeylerde kullanmayın». Her kim sihrin zararlarından korun*mak için öğrenir ve halkı da zararlarından korursa, kurtuluş yolunda ve iman üzerinde sabit kalır. Eğer bir kimse de sihrin sahih olduğuna ina*narak öğrenir ve onunla halka zarar verirse, doğru yoldan sapar ve kafir olur. Sihri iki türlü kullanmak böylelikle mümkündür, iyi niyetle kullanan*lar, onun zararlarından hem kendilerini hem de halkı korumuş olurlar. Kötü maksatla kullananlar, karı-koca arasını acar, halkın arasına kin ve düşmanlık tohumlarını atarlar. Bunlar, böylelikle hem dünyalarını, hem ae ahiretlerini yıkmış olurlar. Her kim bu tür kötü işlere tevessül ederse ahi-retten nasibi olmayacağını bilir. Bunlarda anlayış ve idrak bulunsa, ebe*dî hayatlarını dünyadaki küçük menfaatler karşısında satmazlardı. Eğer sihir öğrenenler, Allah (cc)´o iman edip O´nun azabından korksalardı. on*lara daha büyük mükafatlar verilirdi. [12]

Ayetlerin Nüzul Sebebleri


Bununla ilgili olarak İbn-i Cevzî: «Ayetin nüzul sebebiyle alakalı iki rivayet vardır:

Birincisi: Yahudiler. Resulullah (SAV)´dan ne sorarlarsa cevabını a-lırlardı. Bir gün «sihri» sordular ve tartışmak istediler. Bu esnada bu âyet nazil oldu. Bu rivayeti Ebul Âliye (ra) demiştir.

ikincisi: Hz. Süleyman (sav)´in ismi Kur´anda geçince Medine yahu-Hllorl; «Muhommed (sav), Hz. Davud (sav)´un oğlu Süleyman (sav)´ı pey*gamber zannediyor. Allah (cc)´a andolsun ki o sihirbazdı. Başka birşey değildi» dediler, işte bunların sözlerini tekziben bu âyet nazil oldu. Bu rivayeti İbn-i İshak demiştir» [13] demektedir. [14]


Âyetlerin Tefsirindeki İncelikler

Birinci incelik: Bu ayetler, yahudilerin ne kadar kötü. bozguncu ve iararlı olduklarını göstermektedir. Sihri yalnız yahudiler bilirdi. Sihrin ta*rihi, yahudilerin yeryüzüne yayılmasıyla başlar. Onlar, Allah (cc)´ın kita*bını sırtlarının arkasına atarak sihir yoluyla halkın inançlarını yok etmeğe ve akıllarını bozmaya çalışmışlardır. Her fitnenin ve şerrin arkasında ya*hudiler vardır. Kur´anı Kerim, yahudilerin o kötü hallerini, engüzel bir şe*kilde tasvir eder: «...Onlar ne zaman harb için bir ateş tutuşturdularsa Allah, onu söndürdü. (Kendilerini daima yenilgiye uğrattı). Yeryüzünde h«p (fesatçılığa koşarlar onlar. Allah im fesatçı olanlan sevmez». (Mâide: 64)

İkinci incelik: Ebu Hayyan: «Kim Allah´a, meleklerine, peygamberleri-n«, Cebrail´e Mikail´e düşman olursa şüphesiz Allah ta o gfci kafirlerin düşmanıdır.» (Bakara. 98) «Andolsun biz sana apaçık âyetler indirdik. On*ları fasıklardan başkası inkar etmez» (Bakara: 99) gibi ayetler ile yahudile-rn ahiretlerini bozmaları, Allah´ın kitabına sırt çevirmeleri, şeytanlara uy*maları, hic menfaati olmayan her yönüyle zararlı olan bilgileri öğrenmeleri hususlarını ihtiva eden âyetler, nasıl Allah (cc)´ın vaid (kötü İşler yapan*ları korkutmasını kapsıyorsa bu ayetlerin hemen arkasından Allah (cc)´ın •n güzel vaadini iman edip takva üzere yaşayanlara müjdeleyen ayeti gel*miştir. Tüm bu âyetlerin vaid´i, vaadi talep etmeyi, korkutmayı ve müj*deyi bir araya toplaması, bir gaybdan sonra başka bir gaybdan haber ver*mesi ve kafirlerin bozuk inançlarından doğan kötü hal ve hareketlerini sıralaması insanların aklına hayret veren harika bir ahengi göstermek*ledir. Yine bu ayetler hiçbir kitap okumayan, hiçbir hocadan ders almayan, bilgi toplamak için hiçbir yere gitmeyen hiçbir danışman ile arkadaşlık, yapmayan ve ümmi olan Resulullah (SAV)´a her zaman vahiy geldiğini ve her konuştuğunun vahiy gereği olduğunu gösterir: «Kendi (rey´ü) hevasıntfan konuşmaz, O. O, kendisine (Allah´tan) lika edllegelen bir vahiyden başkası değildir.» (Necm: 3-4) Resulullah (SAV)´a engüzel tahiyye (sena ve dua)yı sunmakla şeref duyarım» [15] demektedir.

Üçüncü incelik: «Kitap ehli olan kimselerden bir güruh, Allah kita*bını sırtlcrmın arkasına erimiş (ondan yüz çevirmişidir» Ayette «atma» an*lamına gelen «nebz» tabiri yahudilerin haddi fazlasî ile aştıklarını ve çir*kin bir vaziyette bulunduklarını gösterir. Çünkü onlar, Kitabullah´a tama*men yüz çevirip emirlerini yaşamaz olmuşlardır. Hatta yahudiler, sihrin ve hokkabazlığın çeşitli türlerini gösteren batıl şeyleri tutarak onlarla a-mel ediyorlardı. Dolayısıyla Kitabullah´ı beğenmiyor ve Onunla alay eden bir tutum içersinde oluyorlardı.

Seyyid Kutub bu âyetin tefsiriyle ilgili olarak «Kendilerine kitab ve*rilenler. Allah´ın kitabını sırtlarının arkasına üzerine atanlardır» âyetinin manası, gayet tabii ki inkâr edip amel etmekten uzaklaşmaktır. Âyetin üslûbu, manayı zihin sahasından hayat sahasına intikal ettiriyor. Ve on*ların hareketini gözle görülür bir şekilde canlandırıyor. Yahudilerin, Allah´*ın kitabını arkalarına atmalarını, nankörlük ve inkarla dolu. ahmaklık ve katılığın belirdiği sui edeb ve hamlığın birleştiği çirkin bir tablo halinde beyan ediyor, öyle ki bu çirkin tabloyu tefekkür etmeye dahi zaman bırak*mıyor. "El ile hareket ederek sırt üstü atma».yı «nebz» kelimesi ifade edi*yor.» [16] demektedir.

Dördüncü incelîk: Ayette sihrin, şeytanla beraber anılmasından, si» hirde, cinlerin kötülerinden yardım istendiği anlaşılıyor. Şeytanlar, halka} gaybı bildiklerini ihsas ettiriyorlar. Halktan bir kısmı da onların İddiaları´ nı onaylayarak sıkıntılı günlerinde onlara sığınıyor ve yardım bekliyorlar. Cenabı Allah (cc)da bu görüşü: «Filhakika şu da var: insanlardan bazı k´mseler, cinlerden bazı kişilere sığınırlar. Demek bu suretle onların ar*gınlıklarını (şımarıklıklcrını) artırmışlcr.» (Cin: 6) âyetiyle teyit ediyor. Bun*dan dolayı sihirde, habis ruhlar (cinler)´den faydalanma meşhurdur.

İbn-i Cerir ve Hâkim, İbn-I Abbas (r.a.)´tan şu hadis-i şerifi nakle*derler: «Şeytanlar göklere çıkıp oradaki alemde konuşulanları dinlerler*di. Orada bir söz duyduklarında, ona bin tane yalan ilave ile halkın kalb-lerine atarak, onları iğfal ederlerdi. Daha sonra bu sözleri ile yalanlarını derleyerek kitab halinde tedvin etmişlerdi. Cenab-ı Allah (cc), bunların yaptıkları bu çirkin İşleri Hz. Davut (sav)´ın oğlu Hz. Süleyman (sav)´a bilıllrdl. Hz. Süleyman (sav), onların derledikleri kitabı alarak kürsüsünün altına koydu. Hz. Süleyman (sav)´m vefatından sonra kitabını tekrar ele unçiren şeytan, halkın içerisinde konuşarak «Size Hz. Süleyman (sav)´ın hiç kimsede benzeri bulunmayan ve muhafaza edilen hazinesini çıkara*yım mı » diye sordu. Halk: «Evet. bize çıkar» dediler. Halk, şeytanın hazine diye çıkardıkları şeyin sihirle ilgili bir kitab olduğunu gördü.» [17] Ve halk onu, çoğaltarak her tarafa yayılmasına yardımcı oldu.

Allah (cc) da, Hz. Süleyman (SAV)´ın sihirle ilgili görüş ve hareketle*rini dersimizin başındaki ayetlerle bize bildirmektedir.

Beşinci incelik: Ayetin «Halbuki Süleyman asla sihir yapmadı» yerine •Halbuki Süleyman asla kâfir olmadı» şeklinde gelişi, sihrin çok kötü v« çirkin olduğunu göstermektedir. Buradaki küfürden maksat da sihirdir.

Haccı emreden ayette, Haec yapmaya gücü yetipde yapmayanlar hak*kında (terk etti) yerine «Kim küfrederse şüphesizki Allah âlemlerden gani (müstafini)dir» cümlesinde (Küfrederse) tabiri kullanılmıştır. Halbuki küfür tabiri, gücü yetipte Haccı terk etmenin çok çirkin bir şey olduğunu gös-lermek için kullanılmıştır.

Âyette sihir keiimesi yerine küfür [18] kelimesinin kullanılması, halkı nlhlrden nefret ettirmek, sihrin büyük günahlardan olduğunu göstermek ve küfre yaklaşmaya vesile olacağını açıklamak içindir.

Nitekim: «Biz ancak fitneyiz (imtihan için gönderilmişedir) Sakın (si*hir, büyü yapıpta) kâfir olma» ayetinde de sihrin küfre götüren sebepler den olduğu gösterilmiştir.

Altıncı İncelik: «Bir gün Resulullah (SAV)´ın huzuruna iki kişi geldi. Onlardan birisi öyle bir konuşma yaptı ki oradakiler bu hitabet karşısın*da adeta büyülenmiş gibi oldular ve hayrete düştüler. Resulullah (SAV) yanındaki sahabelere: «Gerçekten bazı konuşmalar sihirdir» buyurdu. Bu luıdis-l şerif sihrin insanları hayrete düşürdüğü gibi güzel konuşmanın da hayrete düşüreceğini gösterir. Çoğu kez basit bir mevzuuda dahi ly| bir hitap, halkın dikkatini çeker.

Resulullah (sav) güzel konuşmayı, kötü olan sihre niçin benzetmiştir Hasulullah (sav)´ın bu benzetişi hakiki olmayıp mecazidir. Çünkü Hatip, halkın kalbini güzel konuşmasıyla kendine doğru çeker. Sihirbazın, sihriy*le cahil ve bilgisiz kişilerin kalbini kendine doğru çektiği gibi. Bundan ötürü Resuluilah (sav), iyi bir konuşmayı sihre benzetmiştir.

Yedinci incelik: Sihri, inanarak yapmak küfür, inanmayarak yapmak haram olduğuna göre, Babil´e gönderilen melekler (Harut ve Marut) onu halka niçjn öğretmişlerdir Bu soruya şöyle cevap verilebilir. Onlar sihri insanlar yapsınlar diye değil, zararlarından korunsunlar diye öğretmiş*lerdir. Zira serden kaçınmak için şerri öğrenmek ve öğretmek, İyi bir şey*dir. [19] Nitekim şair. şiirinde bunu şöyle dile getiriyor: «Şerri şer için de*ğil, serden korunmak için öğrendim. Zira şerri bilmeyen kişinin şerre düş*mesi her zaman mümkündür.»

Hz. Ömer (ra)´e; «filan kişi şerri bilmiyor» denilince O «O´nun şerre düşmesi daha iyidir» diyor.

Âlûsî ise «O meleklerin sihri öğretmeleri, halkı imtihan etmek ve si*hirle mucize arasındaki farkı göstermek içindir» der. [20]


Ayetlerdeki Şer´ı Hükümler


Birinci Hüküm: Sihrin Gerçekten Tesiri Var Mıdır


Alimler, sihrin varlığı hakkında ihtilafa düşmüşlerdir. Sihir, gerçekten varolan bir şey mi, yoksa el çabukluğu ile yapılan bir hokkabazlık mı Ehl-i sünnet vel cemaat alimlerinin cumhuru (çoğu) sihrin var olduğu ve tesirinin de bulunduğu görüşündedirler.

Ehl-i sünnetten diğer bazı alimler ile Mu´tezile alimleri ise. sihrin ger*çekte olmadığı, ancak aldatma, saptırma ve el çabukluğu ile yapılan bir hareket olduğu görüşündedirler. [21]

Sihir Türleri

Birincisi: Hayal göstermek ve aldatmak yoluyla sihir yapma

Bunu bazı hokkabazlar, el çabukluğu ile yaparlar. Mesela: insanların gözü önünde bir serçeyi keser, daha sonra aynı serçeymiş gibi diğerini havaya uçururlar. Halbuki kesilen serçe, uçan değil, onun yanında bulu*nan diğer serçedir. Zira sihirbaz el çabukluğu ile kesileni saklamış, kesilmeyeni uçurmuştur. Firavun´un, Hz. Musa (sav) ile yapmış olduğu müca*delede, kendi sihirbazlarının göstermiş oldukları sihirlerde bu türdendi, öyle ki onlar (sihirbazlar), ellerindeki deri ve köselelerden içi boş bir şe*kilde yapılmış baston ve urganların içine civa doldururlardı. Ve sinir yapılan yerin altını dehliz şeklinde yaparak içine ateş koyarlardı. Buranın üzerine atılan urgan ve bastonlar içindeki civanın genleşmesiyle canlanı*yorlardı. Civa ısı dolayısıyla genleşince, içinde bulunduğu baston ve ur*ganları ileriye veya geriye hareket ettiriyordu. Bunu gören halk bunların yılan clduğunu zannediyordu.

İkincisi: Tesadüfler yoluylo, falcılık ve gaybı bilme iddiasıyla sihir yap*ma

Bu tür sihri de gaybı bildiğini iddia edenler ve falcılar yaparlar. Zira onlar, halkın sırlarını bilmek için bazı kişileri görevlendirirler. Halktan bi*rici bunların yanına geldiği zaman, yandaşlarından aldıkları bilgilerle, gelen şahsın bazı gizli taraflarını kendisine konuşurlar. Bu konuştuklarını cinler vasıtasıyla elde ettiklerini iddia ederler. Cinleri de okumayla celbettlklerl-ni ve bu yolda çalıştırdıklarını söylerler. Hatta gaibten haberleri de onlar vasıtasıyla aldıklarını savunurlar. Halkı kendi yaptıklarına böylece inan*dırırlar. Bunların yaptıkları ve söyledikleri, cinlerin haber verdikleri dnğll, daha önce yandaşlarının halkın ahvalini kontrol ile topladıkları bilgilerin neticesidir.

Üçüncüsü: Koğuculuk ve ifsat yoluyla sihir yapma

Cessas; «Bu tip sihir, halk arasında çok yaygındır. Bir gün kadının birisi, diğer bir kan-kocanın arasını açmayı düşünmüş. Evli kadına ge*lerek «kocanızın başka bir kadınla ilişkisi var, seninle iyi geçinmemesi, onunla evlenecek olmasındandır. Sana öyle bir büyü yapacağım ki, ko*canız sizden başka hiçbir kadınla ilişki kurmadığı gibi başka kadınların yüzlerine bile bakmayacaktır. Yalnız senden isteğim, kocanız uyuduğu za*man, çenesi altındaki tüylerden üç tanesini ustra ile kesip bana getirmen-dir» demiş. Kadını aldattıktan sonra, bu defa kocasına giderek «Seni çok seviyor ve aile hayatından endişe ediyorum. Çünkü başka bir erkekle ev*lenmek kaydıyla anlaşan eşiniz, siz uyurken ustra ile boğazınızı kesecek*tir. Onun için, bu gece çok uyanık olmalısınız» demiş. O adam da yata*ğına girdikten sonra uyuyor gibi davranmış. Bir ara gözlerini açıp bak*tığında, eşinin başucunda ustra ile beklediğini görmüş. Hemen «Allah (cc), o kadından razı olsun, eğer beni ikaz etmeseydi, gerçekten sen beni kesecekmtşsln» diyerek hanımının etinden aldığı ustra ile onu kesmiş. Hanımının öldürülme haberi akrabalarına ulaşınca onlar da gelip kocasını öldürmüşler. Bu olay. koğuculuğun da, sihrin bir türü olduğunu gösterir.» der.[22]

Dördüncüsü: Hile yoluyla, sihir yapma

Bu sihir çeşidi, insanların akli dengesini bozacak veya düşünce ve zekasına tesir edecek bazı gıda maddelerinin yedirilmesi ile yapılır. Tıp kitaplarında, merkebin beyni bazı ilaçlarla birlikte bir kimseye verildiği za*man onun akli dengesinin bozulacağı ve düşünce kabiliyetinin azalacağı yazılıdır. Bunu yiyen insanın yaptığı işlerde bir intizam yoktur. O insan sihir yapılmış gibi bir hal alır. Bu ve buna benzer olaylar, sihirbazlığın ger*çekte aldatma, koğuculuk, tesadüf ve hile yoluyla yapılan şeylerden başka bir şey olmadığını gösterir. Bunların, gerçekte hiçbir şey yapamadıkları crtadadır.

Ebu Bekr el-Cessas bu hususta; «Daha önce de açıkladığımız gibi si*hirbazlar tarafından yapılanlar, gerçekle ilişkisi olmayan bir takım hile ve benzeri şeylerdir. Eğer sihirbazların, iddia ettikleri gibi insanlara menfaat ve zarar verme, havada uçma, gaybı bilme, uzak yerlerden haber verme, çalınan ve nerede saklandığı bilinmeyen bir mal hakkında bilgi verme ve bunun gibi hususlarda güçleri olsaydı, bunların yer altındaki hazineleri çıkarmaları ve halktan hiçbir şey beklememeleri lazım gelirdi. Halbuki sihirbazlar, mali bakımdan en kötü durumdadırlar. Halkı kandırarak para kazanmak zorundadırlar. Bu da gösteriyor ki, onların hiç biri iddialarını yapacak güçte değildir» demektedir. [23]

Mu´tezlle´nln delilleri

Mu´tezile´nin, sihrin gerçek dışı olduğuna dair iddialarının delillerini kısaca zikredeceğiz.

A. «(Musa): «Siz atın» dedi. Vakta ki attılar, halkın gözlerini büyüledl-ler, onlara korku saldılar, büyük bir sihir (meydana) getirmiş oldular»

(A´raf: 16)

B. «(Musa) dedi: «Hayır, siz atın». Bir de ne görsün: Onların ipleri ve değnekleri, sihirleri yüzünden, kendisine hakikat koşuyormuş hayalini ver*di. (Tâhâ: 66)

C. «Elindekini bırakıver. Bu onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların •anat diye ortaya attıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise nert-d« olsa felah bulmaz.» (Tâhâ: 69)

Birinci âyet; sihrin gözle görülen birşey olduğunu, ikinci ayet; sihrin gerçek değil, hayal olduğunu, üçüncü ayet ise; sihirbazın hak üzere ola*mayacağını dolayısıyla sihirbaz için kurtuluşun mümkün olmayacağını gös*terir.

D. Mu´tezile özetle şöyle demektedir: «Eğer sihirbaz, suyun üzerinde yurüse, havada uçsa veya toprağı anında altına çevirse. Peygamberlerin mucizelerine inanmak batıl birşey olurdu. Ve onlara lüzum kalmazdı. Hak İle batıl´da birbirine karışırdı. Peygamber ile sihirbazı birbirinden ayırmak mümkün olmazdı. Dolayısıyla her kişinin gösterdikleri hakikatler aynı feyler olurdu.»

Cumhur´un delilleri

Alimlerin cumhur´unun, sihrin gerçek olduğuna ve tesirinlnde bulun*duğuna dair delillerini kısaca zikredeceğiz.

A. «Musa): «Siz atın» dedi. Vakta ki attılar, halkın gözlerini büyült-diter, onlara korku soldıla.r, büyük bir sihir (meydana) getirmiş oldular.»

(A´raf: 116)


B. «...işte onlardan (o iki melekten) koca ile karısının arasını ayıra*cak şeyler öğrendiler...» (Bakara: 102)

C. «...Halbuki (sihirbazlar) Allah´ın izni olmadıkça onunla hiçbir kim-•eye zarar verici değillerdir...» (Bakara: 102)

D. «Düğümlere üfüren (nefes)lerin şerrinden» (Felâk: 4)

Birinci ayet; sihrin gerçek olduğunun isbatı için delildir. Zira «büyük bir sihir (meydana) getirmiş oldular.» cümlesi bunu gösterir. İkinci ayot; »Ihrln gerçekten var olduğunu gösterir. Ki onunla karı-koca arası açılıyor Ve aralarına düşmanlık gibi hoş olmayan şeyler sokuluyor. Üçüncü ayol; sihrin zararlı olduğunu isbat eder. Yalnız bu zarar vermenin de Allah (oo)´= in dileğiyle clacağına işaret vardır. Dördüncü ayet; sihrin tesirinin büyük olduğunu, hatta bizimde sihirbazların üflemesiyle düğümlediklerl sihirlerin şerrinden Allah (cc)´a sığınmamızı emrediyor.

Alimlerin cumhuru; «Resulullah (sav) efendimize bir yahudi tarafın*dan sihir yapıldı. Yapılan sihrin etkisinde kalan ve şikayetçi olan Resulullah (sav) efendimize. Cebrail (sav) gelerek. «Sana yahudilerden bir kimse sihir yapmıştır ve onuda filan yerdeki kuyunun içinde bir taşın altına saklamıştır,» dedi. Resulullah (sav) efendimiz de o kuyuya adam gönde*rerek o Sihri çıkarttırdı. Yapılan düğümleri teker teker (Muavtezeteyn) Fe-lök ve Nâs surelerini okuyarak çözdü. Böylelikle daha önce şikayetçi oldu*ğu rahatsızlıklar ortadan kalkmış oldu» Hadis-i şerifini sihrin var olduğuna ve tesirinin de bulunduğuna delil olarak getirirler. Böylelikle iddalartnı is-batlamış olurlar.

Ehl-i sünnet vel cemaat ile mu´tezilenin delillerini karşılaştırdığımızda en kuvvetli delilin cumhur´unki olduğunu görürüz. Zira sihir gerçekten var*dır ve insanlara tesir eder. Karı-koca arasına kızgınlık sokma ve aralarını açma -Kur"an bundan bahseder- sihrin tesirlerindendir. Sihrin tesiri ol*masaydı Kur´an-ı Kerim bize, düğümleri üfleyerek sihir yapanların şerrin*den Allah (cc)´a sığınmamızı emretmezdi. Sihrin tesirinin, şeytani ruhların yardımıyla olduğu bir gerçektir. Sihrin zarar ve tesirinin, insanlara ulaş*masının Allah (cc)´ın dilemesi olmadıkça mümkün olmayacağını kabul edi*yoruz.

Mu´tezile´nin «sihir gerçekten var ise. o zaman sihir ile mucize bir*birine karışır, hangisinin sihir, hangisinin mucize olduğu bilinmez» delil*lerine karşı biz şöyle deriz: «Mucize ile sihir arasındaki fark açıktır. Zira peygamberlerin mucizelerinin ic ve dış yüzleri birdir. Hangi gözle bakılırsa onların doğruluğuna kişinin inancı artar. Sihirde ise, iç ve dış. görünüş ile hakikat birbirinden ayrıdır. Bu da biraz düşünme ile bilinebilir. Mucize ile sihir arasındaki bu açık fark ile iç ve dış yapısı arasındaki değişikliği Kur´an negüzel ifade eder: «...Onlara korku saldılar, büyük bir sihir (mey*dana) getirmiş oldular.» (Araf: 116) Ayetteki «onlara korku saldılar» cüm*lesi, sihir ile mucize arasında büyük bir fark olduğunu gösterir. Çünkü peygamberlerin ümmetlerine gösterdikleri mucizelerden inanmayanlar da*hi korkmazdı. Ve kalbleri de onlara mütemayil olurdr /ine ayetteki «bü*yük bir sihir (meydana) getirmiş oldular» cümlesi de sihrin hakikat olma*yıp hayali bir gösteriş olduğunu isbat edor.»

Allâme Kurtubi; «Hic kimse sihirbazlarda görülen hasta yapma, karı-koca arasını açma, insanların aklına tesir etme, uzuvlarından birini çalışa*maz duruma sokma gibi harikulade şeylerin, insanların gücünün üstünde olmadığını söyleyemez. Alimler, sihirde sihirbazın anahtar deliğinden geç*mesini, ince bir çubuğun üzerinde yürümesini, havada uçmasını, suyun üzerinde yürümesini ve kepeğe binmesini mümkün görürler. Bununla be*raber, bunları doğrudan sihir meydana getirmiş değildir. Tüm bu halleri herşeyde olduğu gibi yaratan. Allah (cc)´dır. Sihir sadece bunun sebebi yani vasıtasıdır. Mesela: Hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar, iyi ol*manın sebebidir. Gerçekte şifayı yaratan Allah (cc)´tır» Sözlerine devam*la; «Tüm müslümanlar, sihir yoluyla bazı harika işlerin yapılabileceğini bilir. Ancak onların yaptıkları Peygamberlere has mucize nev´lnden ola*maz. Gökten kurbağa ve çekirgenin indirilmesi, eldeki bastonun aniden yı*lan oldurulması, ölülerin diriltilmesi, dilsiz insanlar ile bir aylık çocukların konuşturulması gibi harikulade haller yalnız Peygamberlere mahsustur. Sihirbazlar, bu tür harikaları yapmak isteseler bile Allah (cc), onların va*sıtasıyla bunları yaratmaz» [24] der.

Ebu Hayyan ise: «Alimler, sihrin hakikati hakkında birkaç görüşe ay*rılmışlardır. Onlara göre;

1. Sihir gerçekte, cisimleri tabii hallerinin dışında gösterme ve mu*cize ile keramete benzeyen uçma, uzun mesafeleri kısa zamanda kat etme gibi halleri icat etmedir.

2. Sihir, aldatma, süsleme ve hokkabazlık gibi aslı olmayan şeyleri yapmadır. Bu ise, Mu´tezile´nin görüşüdür.

3. Sihir, insanlara yapılan hilenin başka türlü gösterilmesidir. Firavun sihirbazlarının, içleri bir tür kimyevi madde ile doldurulan, altlarından giz*ilce yakılan ateşle ısıtılan deriden yapılmış bostan ve urganları hareket eden ve yürüyen birer varlık göstermeleri gibi.

4. Sihir, cinlerin yardımıyla yapılan harikulade işlerdir.

5. Bazı cisimler toplanıp yakıldıktan sonra, onların külleri üzerini» bir lOkım isimler ve dualar okunur. Okunmuş kül daha sonra sihir İslerinde kullanılır. Bu yolla da sihir yapılır.

6. Sihrin aslı, bir takım hayali şekil ve rakamlardan meydana gelen Ve tılsım adı verilen birşey vasıtasıyla, yapılması güç olan halleri, yıldu lordan veya cinlerden istifade ile yapmadır.

7. Sihir, küfürle karışık birtakım kelimelerin birleşimine hokkabazlık ve efsun adı verilen, hangi dille yazıldığı pek bilmeyen duaların eklenme*siyle yapılan şeylere denir.» Sihir ile ilgili sözlerine devamla «Bugün ki*taplarda gördüğümüz sihir türleri, yalan ve iftiradan ibaret olup hiçbiri doğru değildir. Efsunlayıcıların çizdiği dairelerin aslı yoktur. Tüm bu ya*lanlara rağmen cahil halk. onları dinler ve tasdik eder» [25] demektedir. [26]


  #3  
Alt 17-11-2010, 14:25
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

İkinci Hüküm: Sihri Öğrenmek Ve Öğretmek, Mübah Mıdır

Bazı alimlere gere, sihri öğrenmek mubahtır. Eğer mubah olmasaydı, yeryüzüne gönderilen melekler (Harut ve Marut) onu öğretmezlerdi. Bu gö*rüşü ehl-i sünnet alimlerinden Fahreddin er-Razi (ra) benimsemiştir.

Cumhura göre ise. sihri öğrenmek ve öğretmek haramdır. Zira Kur"-an-ı :Kerim, sihri kötülemiş ve cnun küfür olduğunu açıklamıştır. Kur´an´ın bu ac»ktoiTH!isma rağmen nasıl helal olabilir

İnsanları manen helak eden yedi günahtan birisinin sihir olduğunu söyleyen iResulüllah (sav) efendimiz; «Sizi manen helak eden yedi günah*tan kaç asruz,» buyurdu. Ssrtıafceter «Onlar nelerdir ya Rasulûllah » diye sordular. Resulutlah (sev), «Allah ;(

Âlûsi. sihri öğrenme ve öğretmeyle ilgili ©tarak şöyle der: «Bazı alim-4er, sihir öğrenmenin mubah olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşe katılışt*ın İmam Fahreddin er-Razi şöyle izah eder: «Muhakkik alimter, sihri bil*menin çirkin ve mahzurlu olmadığında ittifak etmişlerdir. Çünfcü iiim, ger*çekte şereflidir. Allah Jcc). ilim hakkında şöyle buyurmaktadır: «...De ki: «Silenlerle bilmeyenler bir olur mu ...» (Zümer: 9) Eğer sihir blinmeseydi, mucize ile sihir arasındaki fark belli olmazdı. Böyle bir ilmin öğrenilmesi nasıl çirkin ve haram olabilir »

Bazı alirrler de «müftülerin sihri öğrenmeleri vacibtir» görüşünü nak*letmektedirler. Buna göre, müftünün kısasla ilgili fetvalarını verirken, öl*dürülmenin neyle yapıldığını bilerek vermesi gerekir. Çünkü öldürülme se*bebini tesbit etme. vacibtîr. Öldürülme sebebi sihir olduğu takdirde, müf*tünün, katil sihirbazın kısasını sihirle yapması (öldürmesi) gerekir. Bu da müftünün sihri bilmesini icabettirir» demektedirler.

Şer´i bir sebep müstesna Cumhur´un. sihrin haram olduğuna dair gö*rüşü haktır. Fahreddin er-Râzî (ra)´nin görüşüne bazı noktalardan itiraz yapılabilir.

1. Haddizatında sihir kötü olmamakla beraber doğurduğu çirkin şey*ler sebebiyle iyi değildir. Sihri öğrenme ve öğretmenin haram oluşu da sebep olduğu kötülük ve çirkinliklerden dolayıdır. Bazı şeylerin aslında haram olmadığı halde, ona vesile olduğu için haram olması gibi.

2. «Mucize Be sitaJr arasındaki ayırım, yaılnız sihri bilmekle fafkedile-btlir» görüşünü reddediyoruz. Zira olimterrn çoğunun veya hepsinin, sihir İlmini bümedikieri halde, mucize ile sihir arasındaki farkı bildikleri bir ger*çektir. Eğer sihir öğrenmek vacib olsaydı ilk islâm altmîerfnln onu daha iyü bilmeleri gerekirdi.

3. Bazı alimlerin naklettikleri «müftülerin sihir öğrenmeleri vacibtir.» görüşü sahih değildir. Zira müftünün, kısas yapılması veya yopılmamasıy-la İlgili fetvası, sihir ilmi öğrenmesini gerektirmez. Fetvanın sureti AIIAme Ibn-i Hacer el-Heytemi´nin «Tuhfetü´l Minhac* isimli eserinde zikratt.ğl gibi verilir. Oda şudur; «Sihri bilen fakat gerçekten tevbe etmiş iki adil şahidin; «Sihir, adam öldürür» şehâdeti üzerine, sihirle adam öldüren si*hirbazın, kısasen öldürülmesine fetva verilir. Şehadet etmezlerse öldürül* mez.» [28] Bu fetva sureti, müftünün sihri bilmesinin gerekli olmadığını göstermektedir. Yalnız bilir kişilerin şehâdetlerine göre müftünün, hons-ket etmesi gerekir.

Ebu Hayyan ise bu konuda şöyle demektedir: «Sihirde Allah´ı değil, cin. yıldız ve şeytanları büyültmek ve Cenab-ı Hak´kın yaptığı şeyleri on*lara isnat etmek icma-ı ümmetçe küfürdür. Bu tür sihrin öğrenilmesi v« yapılması haramdır. Adam öldürme, karı-koca arasını açma, birbirlerini Islama göre seven kişileri birbirine düşman etme gibi sihir kısımlarını da öğrenmek ve yapmak kesinlikle haramdır. Bu sayılan işlerin sihirden ol*duğu bilinmeyip yalnız ondan olabileceğine ihtimal veriliyorsa yine onu öğrenmek ve yapmak haramdır. Sihrin hayal ettirme ve hokkabazlık tür*lerini, öğrenmek de doğru değildir.» [29]

Üçüncü Hüküm: Sihirbaz, Öldürülür Mü


Ebu Bekir el-Cessas: «Selef, sihirbazın öldürülmesinin farz olduğun-da ittifak etmişlerdir. Seleften bazı alimler de. sihirbazın kâfir olduğuna, Resulullah (sav)´ın şu hadis-i şerifini delil göstermektedirler: «Her kim falcıya, gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan birşey sorar, ve onların söylediklerine inanarak tasdik ederse, kafir olur» [30] demek*tedir.

Değişik memleketlerdeki fıkıh alimleri, sihir hakkındaki hükümlerle alakalı, olarak görüş ayrılığı içerisindedirler.

İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra); «Sihirbazın yaptığı sihir, kesin olarak bilinirse, tevbeye davet edilmeden öldürülür. O´nun «sihri terkederek tev-be ettim* sözü de makbul değildir. Sihirbaz, sihir yaptığını açıklarsa onu öldürmek helâldir. Müslüman bir köle veya hür bir zimmi «Biz sihir yapı*yoruz» diye itirafta bulunursa, onların da öldürülmesi helâldir» diyor.

ibn-i Süccâ ise: «Erkek veya kadın sihirbazlarla İlgili şer´i hükümler, mürted kadın ve erkek hakkındaki hükümler gibidir. Bu hüküm de şöy*ledir: önce sihirbazlığı tesbit edilen kimse, mürted gibi aralıklı olarak üç defa tevbeye davet edilir. Sihirbaz, eğer tevbe etmez veya tevbesinde sa*bit kalmazsa o zaman öldürülür.» imamı Azam´dan naklen sözlerine de*vamla «sihirbaz, halk içersindeki bozgunculuğunu ayrıca sihri İle birleş*tirerek hareket ederse yine öldürülür. Zira bozgunculukla adam öldüre*nin, kısasen öldürülmesi genel bir hükümdür» der.

İmam Malik (ra)´den «Sihir yapan müslüman ise, tevbeye davet edil*meden öldürülür. Zira onun açıklamaları, gizli mürted olduğundan tevbe ettiğine delil olamaz. Yalnız ehl-i kitab (hristiyan ve yahudiler) sihirbaz*ları, müslümanlora zarar vermedikleri sürece öldürülmez.» demektedir.

İmam Şafii (ra)´ye göre; sihirbazın küfrüne mücerred olarak hüküm verilemez. Ancak sihirbaz, sihri ile adam öldürüp «benim sihrim adam öl*dürür» veya «ben, onu öldürmek için.yaptım» derse kısasen öldürülür. «Bazen öldürür, bazen de öldürmez» derse kısas yapılmaz, sadece diyet alınır.

İmam Ahmed bin Hanbel (ra)´e göre ise; bir kimse, sihir yaparak adam öldürsün veya öldürmesin küfrüne hüküm verilir. Tevbe ettiği takdirde, tövbesinin kabul edilip edilmeyeceği konusunda iki rivayet vardır. Ehl-i kitaptan olan sihirbazlar, müslümanlara zarar vermedikleri müddetçe öl*dürülmez.

özet olarak imam-ı Azam´a göre; sihirbazın küfrüne hüküm verile*rek, tevbe etmesine dahi lüzum görülmeden öldürülmesi mubahtır.

imam Şafiî (ra)´ye göre, sihrinden dolayı sihirbazın küfrüne hüküm verilmez. Yalnız sihriyle herhangi bir müslümanı öldürmeye kastederse, öldürülür.

İmam Malik (ra)´e göre de, müslüman bir sihirbaz, yaptığı sihirden dolayı öldürülür. Ehl-i kitap olanlor öldürülmez. Müslüman sihirbaz, sihir ytıptığı takdirde kafir olduğuna hükmedilir.

Netice olarak herkesin kendi tezini isbat edecek delilleri vardır. [31]


  #4  
Alt 17-11-2010, 14:27
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Ayetlerden Alınacak Dersler


1. Tevrat, Allah (cc)´ın Hz. Musa (sav)´ya inzal buyurdukları bir kitap* lir, Kur´an da. onun muhtevasını kabul ve tasdik etmektedir.

2. Yahudiler, Tevrat´ın hükümlerini uygulamadıkları gibi-sırtlarının Ol kasına atarak ondan yüz çevirmişlerdir. Onların torunları da Kur´an´a yül çevirmektedirler.

3. Hz. Süleyman, hem peygamber hem de hükümdardı. Yahudilerin ıİndikleri gibi ne sihirbazdır, ne de sihri sanat edinmiştir.

4. Şeytanlar, sihri halka güzel göstermişler ve onlara gaybı bilenlerin Kendileri olduklarını hissettirmişlerdir.

5. Sihir, gerçekte vardır ve tesiri de görülür. Hatta onunla karı kOCO Brom bile açılabilir

6. Allah (cc). kullarını istediği şeyle imtihan edebilir.

7. Kim, Kur´an yolunu terkederek sihir yolunu tutarsa, ahirette Allah |CC)´ın rahmetinden hiçbir şey bekleyemez.

8. Ahirette karşılığı alınacak olan sevab ve mükafatın kaynağı Allnh (cc)´a iman ve ihlasla yapılan İbadetlerdir. [32]


Âyetlerdeki Teşrii Hikmetler


islâm, bütün kanunlarıyla mü´minin kalbindeki imanın devamlı ve ebf* ol olarak sağlam kalmasının ve kalbinin her yerde Allah (cc)´la beraber olmasının üzerinde durur.

öyle ki kulun. Allah (cc)´a itimad etmesi, O´nun her şeyi yarntlıflını »oylemesi, dünyada karşılaştığı tüm zorluklarda yalnız Allah (cc)´tan yar*dım İstemesi, duasında O´nun gayrına yönelmemesi. Cenab-ı Hak´tan baş*ka hiçbir şeyin kendi üzerinde etkisinin olmayacağını idrak etmesi ve Allah |cc)´ın tabiatta yarattığı kanunların yürümesinin O´nun bilgisi, gücü ve İradesiyle oiduğunu bilmesi, kalbinin her zaman Allah (cc)´la beraber ol*duğunu gösterir.

Yıldızlar ve gezegenler, Allah (cc)´ın yarattığı diğer varlıklar gibi O´-nun emrine ramdırlar. Ezelde Cenab-ı Hak´ın çizmiş olduğu yoldan gider*ler. Onların hareketleri, Allah (cc)´ın yeryüzünde yaratıp rızkını ve ömrünü takdir ettiği İnsanın üzerinde hiçbir etki yapamaz. Hiçbir insanın ömrü ve rızkı, herhangi bir yıldızın doğuşu ve batışı ile artmaz ve eksilmez. Kainat*ta her işin yönetimi Allah (cc)´ın kudretiyledir. Bir şahıs «Ben yıldızlar ve cinler ile bağlantı kurduğum için gaybı biliyorum. Bu bilgimle Cenab-ı Allah´ın yarattığı tabiat kanunlarını ve onun tarafından çizilen, yıldızların akış yollarını değiştirmek gücündeyim» iddiasında bulunursa. Kur´an´a mu*halefet etmiş, dolayısıyla İslâm´dan çıkmış olur. Şüphesiz. Allah (cc)´ın gayrine tazim ederek, onlardan yardım beklemek ve yıldızlar ile cinlerin Allah (cc)´ın yarattığı diğer varlıklar üzerinde etki yaptığını iddia etmek küfürdür. Müslüman, Allah (cc)´ın bildirdiği şekilde, sihirbazın karı-koca arasını açmaya ve zararlı işleri yapmaya gücünün yettiğini yalnız onun bu işleri yapma güsünü Allah (cc)´tan aldığını bilmelidir.

Sihir; kafir olma ve Islâmdan çıkmaya vesile olduğundan, Allah´ın el*cileri olan Peygamberlerden herhangi birisinin, inanmayanlar tarafından sihirbazlıkla vasıflandırılması veya «sihirle hüküm veriyor» tarzında ithom edilmesi, dolayısıyla getirdiği narika ve mucizeleri sihir vasıtasıyla göster*mesi mümkün değildir. Bunun için Cenab-ı Allah, Kur´an-ı Kerim´de bildir*diği şekilde Hz. Süleyman (sav)´ı sihirbazlıktan ve sihirle hüküm vermek*ten tenzih etmiştir. Kur´anın buyruğu, yahudilerin O mübarek peygambere sihir isnat etmelerinin yalan olduğunu gösterir. Bu yalan ve iftiralar, on*ların doğru yoldan saptıklarına, cahilliklerine, Allah (cc)´ı hakkıyla tanıma*dıklarına ve bütün peygamberler hakkında «vacip» sıfatları bilmediklerine işarettir.

Allah (cc)´ın O şerefli elcileri, şeytan ve cinlerden yardım istemekten uzaktırlar. Ancak cinler. Hz. Süleyman (SAV)´ın emrine sihir yoluyla değil, Allah (cc)´ın buyruğuyla girmişlerdir.

Bu dersimiz. Cenab-ı Hak´ka hiç kimsenin ortak olamayacağının, O´-nun, büyük peygamberleri doğru yoldan uzaklaşmaktan tenzih ettiğinin ve her müslümanın bilmesi vacib olan meselelerinin bir izahıdır. [33]


  #5  
Alt 17-11-2010, 14:28
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

3- DERS KUR´ANI KERİMDE NESH

106 — Biz neshettiğimiz (hükmünü diğer bir ayetle değiştirdiğimi/) vtya unutturduğumuz (geri bıraktırdığımız) bir ayetin (yerine) ya ondan c´cha hayırlısını yahut onun benzerini getiririz. Allah´ın herştye kemallyl» kadir olduğunu bitmedin mi (Elbette bildin)

107.— Göklerin ve yerin mülk (ü tasarrufu) hakikaten Allah´ın oldu-gunu ve sizin için Allah´tan başka ne bir yâr, ne de hakiki bir yardımcı bulunmadığını bilmedin mi

108 — Yoksa biz de (ey müslümanlar) evvelce Musa´ya sorulduğu gM peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz Kim iman (ını) küfür İle cjlslrse dümdüz yolu sapıtmış olur. •


Âyetlerin Lafzi Tahlili

(Nensah): Lügatta nesh, birkaç anlama gelir. Bunlar*dan biri, izale etmek, gidermek manasınadır. Kur´an´ın şu ayetinde de bu anlamda kullanılmıştır: «Biz, senden evvel hiçbir Resul, hiç bir Nebi gön*dermedik ki o (bir şey) arzu ettiği zcman şeytan onun dileği hakkında ille (bir fitne meydana) atmış olmasın. Nihayet Allah, Şeytan´ın ilkâ edeceği (o fitneyi) giderir, iptal eder...» (Hacc: 52)

Nesh´in diğer bir anlamı da nakletme, aktarmadır. Bir kitaptan diğer bir kitaba bir meseleyi aktarma gibi. Nitekim Kur´anda da bu anlama gel*miştir: «...Şüphe yokki neler yapıyor idiyseniz biz (hepsini jneleklere) yaz*dırıyorduk» (Câsiye 29)

Yine nesh, değiştirme anlamına da gelir. Mesela, «Kadı hükmü nes-hetti (değiştirdi)» cümlesinde olduğu gibi Nesh´in değiştirme anlamına gel*diğine şu âyet işaret eder: «Biz âyeti digsr bir ayetin yerine (bunu neshe-derek) getirdiğimiz vakit...» (Nahl: 101)

Şeriatta nesh, âyetten çıkarılan bir hükmün, yeni gelen diğer bir hü*kümle değiştirilmesidir. Fıkıh ve Usul-ü Fıkıh alimleri nesh´i birkaç şekilde tarif etmişlerdir Biz. bu tariflerden en kısa ve veciz olan ibn-i Hâcib´in; «Nesh. şer´î bir delilin, daha sonra gelen şer´i bir delille kaldırılmasına denir» tarifini alıyoruz. • J «Jkı «Nünsihâ): Unutma, yani hafızadan silinme manasınadır.

Terketme anlamına geldiğini söyleyenler de vardır. Kur´an da bu anlama geldiğine işaret eder: «...Onlor Allah´ı unuttular (Ona itaati bıraktılar), O da onları unuttu (onları azabına terketti)...» (Tevbe: 67)

«(Allah da şöyle) buyurmuştur: «öyledir. Sana âyetlerimiz geldi de sen onları unuttun, işte bugün de sen öylece unutuluyorsun.» (Tâhâ: 126)

Nisyân´ın, terketme anlamına geldiği, Ibn-i Abbas (ra)tan rivayet edil*miştir: «Biz o âyeti terkettik. O´nun yerine başka bir âyet veya delil getir*medik.»

«Nünsihâ» Kurralardan birinin okuduğu gibi sonu hemze ile «nense-uhâ» da okunmuştur. «Nenseühâ»da tehir, erteleme anlamına gelir. Nite*kim Kur´anda bu anlamda geldiği görülür; «(Haram ayları) geciktirmek ancak küfürde bir artış (sebebi)dir...» (Tevbe: 37). Buna göre. âyetteki bu etimle (nenseühâ) «Biz O âyeti erteledik» anlamına gelir.

Alûsi; «Âyetteki «nenseühâ» cümlesi, «biz o âyeti levh-i mahfuz´da er-Icledik. Yani indirmedik veya zihinlerden uzaklaştırdık» anlamındadır. Ki bu da «nünsihâ» gibi unutma manasına gelir. Âyetteki bu cümlenin gerek •nunslhâ» gerekse «nenseühâ» olarak okunması, unutma ve terketme anla-mine:geldiği için birdir» [34] diyor.

(Blhayrin minhâ): Ondan daha iyisi yani kolayı anlamındadır. Buna göre âyetteki bu cümle «değiştirdiğimiz bir âyetin yerl*im) ondan daha iyisini (getiriz)» anlamındadır.

(Veliyyln velâ naşirin): Veli dost (yâr) ve nasır,

ynrdımcı manasınadır. Buna göre âyetteki bu cümle «sizi, Allah´ın azabın*dım koruyacak Ondan başka ne bir yâr, ne de bir yardımcı vardır» ma-ıııınına gelir.

(Yetebeddelil küfre): Bir şeyi alıp diğerini yerine koyma anlamındadır. Küfrü alıp imanın yerine koyma gibi. Allah (cc)´ın şu nyetl bu anlamı te´yid eder: «Onlar doğru yolu bırakıp sapıklığı, mağfirete t»*d*l azabı satın almış kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne de sabırlıdırlar!,» (Bakara: 175)

(Sevâessebil): Sevâe kelimesi, herşeyin ortası anlamın ıluritr «Derken o (bizzat) bakıp bunu o çılgın ateşin to ortasında gördü.» (Hııffat: 55) âyeti de bu manaya işaret eder.

«Sebil» kelimesi ise. hernekadar yol anlamındaysa da, âyette doğru yol manasına kullanılmıştır. Âyetteki son iki cümlenin icmali anlamı şöyle*dir: «Kim. küfrü imana tercih edip Allah´ı inkar ederse. Hak´ka muhalelet »Mlgl gibi doğru yoldan döner ve korkunç bir zulmete düçâr olur.» [35]


Bu Ayetin, Daha Önceki Ayetlerle Bağlantısı


Cenab-ı Allah (cc). vahiy hakikatini kabul etmeyenleri açıkladıktan lonra neshin sırrını yerenlerin sözlerini redderek. kulları için maslahat neyi gerektiriyorsa onu emreder. Eğer maslahat, daha sonra hükmün de*ğişmesini gerektiriyorsa, onu kaldırır ve ondan daha hayırlısını gönderir. Zira Cenab-ı Hak, kullarının maslahatlarını daha İyi ve hangi hükümlerin onlar için en iyi menfaati vereceğini bilendir. Nesh´ediş zamana, kişilere ve şartlara göre değişir. İnsanlara düşen, her yönüyle Allah (cc)´ın emir*lerine teslim olmaktır. Çünkü Allah (cc) herşeyin en iyisini bilendir. [36]

Ayetlerin İcmali Manaları

Allah (cc) icmâlen buyurur: Biz hükmünü, diğer bir âyetle değiştirdi*ğimiz bir âyetin yerine şimdi veya gelecekte daha hayırlısını getiririz. Hükmün değiştirilmesi, size daha vok sevab kazandırmak içindir. Gerçek*ten Allah´ın (cc) ey iyi bilen, hükmeden ve kudret sahibi olduğunu bilmi*yor musunuz Cenab-ı Hak, herşeyin en hayırlısını ve en güzelini emre*der. O, İslâm dinini, sizi zalimlerin azab halkalarına benzeyen esaret zin*cirlerinden ve ağır tekliflerinden kurtarmak iciri göndermiştir. Allah (cc)´ın, maslahatı bilmediği veya aciz kaldığı için, hükümleri değiştirdiği zanne*dilmesin. Çünkü O, yalnız kullarının menfaati için hükümleri nesheder. Al*lah (cc). kullarının yaşayış ve tavırları üzerinde dilediği gibi tasarruf hak*kına sahiptir.

Dilediği şekilde hükümleri değiştirme yetkisi ancak O´ndadır. Allah (cc)´tan başka, tehlikelere karşı sizi koruyacak bir yâr ve yardım edecek bir yardımcı olmadığını biliniz. Ondan başkasına inanıp güvenmeyiniz. Yardımcı ancak O´dıır.

Ey müslümanlar, size gelen elciye (Hz. Muhammed (sav), Hz. Musa (sav)´ya kavminin daha önce sorduğu: «...Allah´ı açıktan bize göster» (Nisa: 153). «... Dediler ki: «Ya Musa, onlarm nasıl Tanrıları varsa sen de bize öyle bir Tanrı yap!» (A´râf: 138) sorular gibi -onlar saptılar ve sap*tırdılar- böbürlenerek sormak mı istiyorsunuz Bu soruş, yüz çevirmek için midir Eğer öyleyse, yahudiler gibi sapar ve saptırırsınız. [37] Kim, küfrü imanla, sapıklığı hidâyetle değiştirirse, doğru yoldan ayrılmış ve kendisini helak çukurlarına atmıştır. O´nun bu hareketi, Allah (cc)´ın elem verici aza*bına nefsini orzediştir. [38]


Ayetlerin Nüzul Sebebleri


A. Yahudilerin; «Hz. Muhammed (sav)ın tutumuna hayret ediyoruz, /Ira yapılması gerekli bir şeyi emrediyor, akabinde onu yasaklayarak zıd-dinin yapılmasını istiyor. Bugün söylediğinden, ertesi gün dönüyor. Kur´an tlftdlfll kitap, Allah (cc) kelâmı olmayıp O´nun sözleridir. Çünkü O´nun Kur´an dediği kitapta, hükümler birbirini tekzip ediyor» demeleri üzerine bu âyet nazil oldu. [39]

B. İmam fahreddin er-Râzî, ibn-i Abbas (ra)´dan rivayetle: «Abdullah bin Ümmiyyetü´l Mahzûmi ile beraber Resulullah (SAV)´a gelen Kuresy´ll Itlr topluluk «bize, yeraltı sularından akıtıncaya, üzüm ve hurma aflaclarıy İn dolu bahçelerin ve konforlu bir evin oluncaya veya Allah (cc)´tan t Mu lınmmed. benim elcimdir» yazısını getirinceye kadar sana inanmayız» de*diler. Bunun üzerine: «Siz, daha evvel Musa´ya sorulduğu gibi sormak m İstiyorsunuz » âyeti nazil oldu.» [40] der.

C. Muhaddislerden Mücahid de: «Kureyşliler Resulullah (SAV)´tan Hâfâ tepesini altın yapmasını istediler. Resulullah (SAV) onlara, «Sâfâ İt lıaslni altın yaptığım zaman, inanmazsanız, israil oğullarına Allah (cc) ta Kılından gönderilen sofranın [41] sonucu gibi ceza görürsünüz» dedi. On Itır Resulüliah´ın kendilerine söyledikleri sözleri kabul etmeyerek geri dön ıluter Bunun üzerine bu âyet nazil oldu» [42] demektedir. [43]


  #6  
Alt 18-11-2010, 00:10
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Âyetlerin Tefsırindeki İncelikler


Birinci incelik: Allah (cc), Kur´an-ı Kerim´de nesh´jn hikmetini, «tn hayırlı hükmü getirme» şeklinde zikretmektedir. Gelen yeni hüküm, İki yenden daha hayırlıdır. Birisi, insanlar için daha kolay yapılabilen bir hük*mün gelmesi, diğeri ise din ve dünya işlerinde hükmün. İnsanlara daha uygun olmasıdır.

Kurtubî bununla ilgili olarak: «İkinci yön birincisine nisbetle daha iyidir. Zira Allah (cc), insanların tabiatları İçin en hafif geleni, en uygun elanı emreder. Cenab-ı Hak, bazen hafif olan hüküm yerine ağır olanı da buyurur. Mesela: Aşure orucunun neshedilerek Razaman orucu tutulma*sının emredllmesi gibi. Çünkü Ramazan orucu, kullar İçin gerek mükafat, gerek seyab bakımından daha hayırlıdır. «Daha hayırlıdır» demekten mak*sat, kullar için «daha uygundur» demektir» diyor.

İkinci incelik: Bazı alimler, âyetteki «nünsihâ» kelimesinin hatırla*manın zıddı olan unutma anlamı ifade ettiğini kabul etmemektedirler. Çünkü unutma veyo unutturma ifadeleri Resulüllah (sav) hakkında söy*lenemez. Nitekim, Aliah (cc), O´na şu hitapta bulunmaktadır: «(Hablblm) seni okutacağız da (asla) unutmayacaksın)» (A´lâ: 6). Bu âyetin ifadesi, müfessirlerin daha önceki tefsirlerine karşı gibi görünür.

Bazı alimlerin, Resulüllah (SAV) için. unutmayı kabul etmemelerine İbn-i Âtiyye´nln dediği gibi cevap verilebilir: «Allah (cc). Resulü (sav)´nün unutmasını isteyebilir. O takdirde O´nun unutması, akla ve şeriata uygun dur. Unutma, beşeri bir hastalıktır. Resulüllah (sav), bir emri tebliğ ettik*ten sonra sahabilerden bir kısmı onu ezberleyinceye kadar unutmazdı. Çünkü unutma hastalığından korunmuştu, masumdu. Birgün namazda bir âyeti unutarak atlayan Resulüllah (SAV), namaz bittikten sonra cemaata dönerek: «Ubey bin Ka´b yok muydu » diye sorunca, cemaatın içinde olan Ka´b. «Burdayım ya Resulallah» dedi. Resulüllah (SAV), «Öyleyse okudu*ğum âyetlerin arasından birini unuttuğumu niçin hatırlatmadın » dedi. Ubey bin Ka´b cevaben, «Ya resulallah (sav), ben, o âyetin nesholundu-ğunu zannettim» dedi. Peygamber (sav) efendimiz de «hayır, kaldırılmadı, o âyeti okumayı unutmuşum» buyurdu.» [44]

Üçüncü İncelik: «...Bir âyetin (yerine) ya ondan daha hayırlısını ya*hut onun benzerini getiririz...» âyetinde, «ondan daha hayırlısını getiririz» demekten maksat, yeni gelen âyetin okunuş ve nazım (diziliş) olarak daha hayırlı değil, sadece ihtiva ettiği hükmün daha kolay ve hafif olmasıdır. Yeni gelen âyetin daha önceki âyete, hükmün dtşında tercih edilmesi müm*kün değildir. Çünkü Allah (cc) kelamının hepsi mucizedir.

Ayetteki «hayır» kelimesini Kurtubl şöyle izah eder; «Hayır» kelime*sinden maksat daha hayırlı olmasıdır. Bu âyetin icmâlen anlamı şudur; «Ey insanlar sizin için en menfaattisinl ve hafif olanını getirdik. Yeni ge*len âyetin hükmü daha hafifse gelecekte sizin için daha menfaatti ola*cağından detayıdır. Nesheden ayetin hükmü ağır olursa, gelecekte sizin için daha sevabıı ve mükafattı olacağından ötürüdür. Ramazan orucunun. Aşure crucunu neshetmesi gibi. Nitekim Ramazan orucu. Aşure orucun*dan daha hayırlıdır.»

Âyetteki «hayır» kelimesinin, daha hayırlı değil de yalnız hayır anla*mına geldiğine Kur´an da işaret eder: «Kimi iyi (bir halet) le gelirse ona bu sayede bir hayır vardır...» (Nemi: 89). Hayır kelimesiyle, bir âyetin di*ğerine tercihi yalnız «menfaat ve sevab bakımındandır.» [45]

Ebu Bekir el-Cessas da: «Ondan daha hayırlısını...» ibaresi, yeni ge*len âyetin, büküm bakımından daha kolay olduğunu ifade eder. ibn-i Ab-bas (ro) ve Katade (ra) de bunu te´yid ederler. Hiç bir alim, nesheden âyetin, neshedilen ayetten okuma yönünden daha hayırlı olduğunu söy*lememiştir. Zira. «Kur´an´ın bazı âyetleri, okuma bakımından diğer bazı âyetlerden hayırlıdır» demek caiz değildir. Hepsi mucizedir ve Allah (cc) kelâmıdır.» [46] demektedir.

Dördüncü incelik: «Allah´ın herşeye kemâliyle kadir olduğunu bllmedin mi » âyetinde hitap, ilk bakışta Resulüllah (sav)´a İse de, O´nun şah*sında ümmete yapılmıştır. Nitekim daha sonra gelen âyette hitap direkt ümmetedir: «...Sizin için Allahtan başka ne bir yâr, ne de hakiki bir yar*dımcı bulunmadığını bllmedln mi »

ilk âyette hitabın doğrudan Resulüllah (sav)´a yapılması, O´nun üm*metin tek önderi, imamı olmasından dolayıdır. Kur´an´ın başka bir âyeti buna yine işaret eder: «*Ey peygamber, kadınları boşayacağınız vakit İd-deUerine doğru boşayın...» (Talâk: 1)

Beşinci incelik: «...Sizin için Allah´tan başka ne bir yor, ne d» hakiki bir yardımcı bulunmadığını bitmedin mi » Ayette işaret ettiği gibi hiçbir kim*se hiç bir hususta «yar ve yardımcı» olamaz. Şairlerden Ümmiyye İbn-i Ebl Selt´in şiiri buna açıkça teyid eder: «Ey nefis, senin için Allah (cc)´tan başka koruyucu yoktur. Yaratılmış tüm varlıkların baki kalmaları da müm*kün değildir.»

«Fütuhât-ı İlâhiyye» kitabının yazarı; «Âyette «yâr» ve «yardımcı» ke*limeleri arasında büyük bir fark vardır. Yâr. çoğu kez yardımcı olmaktan acizdir; yapamaz. Yardımcı ise, bazen yardım yapacağına yabancı olabi*lir. Onun için Allah (cc), âyette hem yâr, hem de yardımcı ifadelerini, bu*yurmaktadır» [47] demektedir.

Altıncı incelik: «...Dümdüz yolu sapıtmış olur.» Ayetinde, dümdüz ke*limesinin karşılığı «essevâü» lafzının Arap dilindeki anlamı, herşeyin orta*sı demektir. Orta kelimesinden maksat, mutedil olmadır. Sapıtmış kelime*sinin Arapça karşılığı olan «delle» tabirinden anlaşılan iman etmeyenlerin önlerinde doğru ve açık bir yol varken, onların yanlış ve batıl bir yola sap*malarının çok çirkin, kötü ve bozuk olduğunun görülmesldir. Bu, düzgün yolda yürüyen bir adamın, yolunu değiştirip bozuk ve kötü bir yola yönel*mesine benzer. Ki yöneldiği bu yol, onu varmak istediği yere ulaştırmaz. [48]

Âyetlerdeki Şeri Hükümler

Birinci Hüküm: Nesh´in, Semavi Dinlerde Olması Caiz Midir

Fahreddin er-Râzî, neshle ilgili olarak: «Biz ehl-i sünnet vel cemaata göre nesh, naklen doğru olduğu gibi, aklen de doğrudur. Yalnız yahudi-lerden nesh´in aklen doğru olduğunu kabul edenlerin yanında reddedenler de vardır. Neshi aklen kabul edenler, bu defa naklen kabul etmemektedir*ler.

Müslümanlardan bazı kişilerin de neshi inkar ettiği rivayet edilir. [49] Cumhur (alimlerin çoğu) neshin doğru olduğunu şöyle isbat ederler: «Hz. Muhammed´in (sav) peygamberliği bütün delillerle isbatlanmıştır. O´nun peygamberliği, getirmiş olduğu şeriat´ın daha önceki şeriatları neshetmesl ile de geçerlilik kazanır, öyleyse neshin doğruluğu da isbatlanmış olur. Nesh, geçmiş şeriatların tümünde olduğu gibi yahudllerin şeriatlarında da vardı. Mesela: Tevrat´ta, Hz. Adem (sov)´e oğullarını kızlarıyla evlen*dirilmesinin emredilişi yazılı iken daha sonra bu emrin bütün semavi ki-. topların ittifakıyla yasak edilişi, yani kaldırılması gibi. Tevrak´taki bu ifade, Yahudi şeriatında da nesh´in olduğunu gösterir.» [50] der.

Cessâs, tefsirinde; «Fakihlerin dışındaki müteahhir alimlerden biri; «Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)´ln şeriatında nesh yoktur. Onun seriotındaki neshe ait ifadeler geçmiş peygamberlerin şeriatlarının neshi hakkındadır. Mesela: Cumertesi gününün kaldırılıp Cuma gününün kon*ması ile daha önce Mescidi Aksa´ya doğru yönelinerek namaz kılınırken Kabe´ye yönelinerek namaz kılınmasını emreden hükmün gelmesi gibi. Bi*zim peygamberimiz, peygamberlerin sonu ve O´nun şeriatı da kıyamete kadar bakidir» der. Halbuki bu iddianın sahibi (Ebu Müslim el-lsfahani) bu görüşü ile Ehl-i Sünnet vel Cemaattan çıkmaktadır. Zira Ehl-i Sünnet Vel Cemaattan hiç kimse, böyle bir iddiada bulunmamıştır. Saha-be-i kiramdan zamanımıza kadar bütün alimler, peygamberimizin şeriatın*da neshin olduğuna ve akla da uygun geldiğine hükmetmişlerdir. Başlan*gıcından günümüze kadar gelen nakillerden şüphe etmek, ilmen mümkün clmad´ğı gibi, nesh hakkında gelen âyet ve hadislerin te´vil edilmesi de gayr-i kabildir. Bu iddia sahibi, neshedilen ve nesheden âyetlerin hük*münde, bir çok yanlışlıklar yaparak ümmetin icmâından çıkmıştır. Bu ada*mın nakli tümlerdeki bilgisinin azlığı ve bu konuda ümmet arasında asır*dan asra nakledilenlerden haberdar olmaması, O´nun böyle yanlış bir İd*diada bulunmasına sebep oluyor zannediyorum» [51] demektedir.


  #7  
Alt 18-11-2010, 00:12
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Ebu Müslim el-lsfahani´nln delilleri

A. Ebu Müslim; «Cenab-ı Allah (cc) Kitabını vasfederken «Ki n« onun*dun, ne ardından O´na hiçbir bâtıl (yanaşıp) gelemez» (Füssılet: 42) bu*yurmaktadır. Eğer Kur´anda nesh olsa, yeni gelen âyet, eski âyetin batıl olduğunu beyanla hükmünü kaldırması gerekirdi» der.

B. ikinci delil olarak; «Siz neshettiğiıniz bir âyetin yerine...» âyetinden murat, Tevrat ve İncil gibi diğer semavi kitapların neshidir. Kur´andaki herhangi bir âyetin neshi anlamına gelmez. Veya neshten makoat, Icvh-i mahfuzdan semavi kitaplara nakildir. Çünkü nesh kelimesi, bir ya-ıının birkaç suretini çıkarmaya da denir.» demektedir.

C. Üçüncü delil olarak da: «ikinci delildeki âyet, neshin olduğunu göstermez. Belki nesh olursa büyük bir hükümden daha hayırlı bir hükme geçiş olur. Buna da nesh denir. Bu ise Kur´an-ı Kerimin herhangi bir hükmünün tamamen kaldırılması demek değildir. Binaenaleyh bu âyet, diğerlerinin anladığı gibi bir neshin varlığına delalet etmez.» diyor.

Ebu Müslim´in birhici deliline cevap: Onun delil olarak getirdiği: «Ki ne önünden, ne ardından ona hiçbir bâtıl (yanaşıp) geleme ....» âyetinden maksat; insanlar tarafından diğer semavi kitaplarda yapılan tahrifat veya değişikliğin Kur´onda yapılmayacağını göstermektedir. Kur´an öyle muci*zeli bir kitaptır ki, Onda birbirine aykırı hükümler bulunmadığı gibi, birbi*rini tekzip eden emirler de bulunmaz.

«Onlar hala Kur´anı gereği gibi düşünmeyecekler mi Eğer O Allah´tan başkası tarafından olsaydı elbet içinde birbirini tutmayan birçok (şeyler) bulurlardı» (Nisa: 82) âyeti de, Ebu Müslim´in yukarıdaki âyeti yanlış anla*dığını gösterir.

ikinci ve üçüncü delillerine cevap: ikinci ve üçüncü delilleri ise, hiçbir hüccete .dayanmadan yapılan cok zayıf tevillerdir. Çünkü bilfiil bir çok şer´! hükümler neshedilmişlerdir. İleride geniş olarak açıklanacağından büroda İki misal vermekle yetineceğiz. Biri Kıble´nin, diğeri de kocası ölen kadının iddet müddetinin neshedilmesi gibi.

Neshin isbatı hususunda Cumhur´un delilleri

Cumhur, neshin varlığını bir çok delille isbatlamaktadır. Bu delilleri kısaca aktarıyoruz.

Birincisi: «Biz neshettiğlmiz (hükmünü diğer bir âyetle değiştirdiği*miz) veya unutturduğumuz (geri bıraktırdığımız) bir âyetin (yerine) ya on*dan daha hayırlısını yahut onun benzerini getiririz...» âyeti, nesh´in varlı*ğını açıkça gösterir.

İkincisi: Alimler, «Biz bir âyeti diğer bir âyetin yerine (bunu neshe-derek) getirdiğimiz vakit -ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilendir- dediler ki: «Sen ancak bir iftiracısın.» Hayır onların pek çoğu bilmezler» (Nahl: 101) âyeti; Allah (cc) tarafından hükümlerin ve âyetlerin değiştirilebileceği*ni cok açık olarak bize gösterir. Ayetteki «Biz bir âyeti diğer bir âyetin yerine getirdiğimiz vakit» cümlesi, bir hükmün kaldırılıp, yerine diğer bir hükmün getirilmesini ifade eder. Kaldırılan âyet, ister hükmüyle ister laf*zıyla kaldırılsın, bu neshin ta kendisidir.» derler.

Üçüncüsü: «insanlardan (yahudi ve müşriklerden) birtakım beyinsiz*ler: «(Müslümanların namazda kıble edinip) üzerinde durdukları (devam et*tikleri eski) kıblesinden çeviren (sebep) nedir » diyecekler. De ki (Habi-bim) «Doğu da Allah´ın batı da, O, kimi dilerse doğru yola iletir.» (Bakara: 142)

«Biz yüzünü (vahye intizar ve iştiyakından) çok kere göğe doğru evi*rip çevirdiğini muhakkak görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnut olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. (Namazda) yüzünü artık Mescld-i Haram tarafına (Kabe semtine) çevir...» (Bakara: 144) âyetleri, müslümanların daha önce. namaz kılarken Mescid-i Aksa´ya yönelerek namaz kıldıklarını gös*terir. Bilahare o hüküm neshedilerek Mescid-i Haram tarafına yönelmek emredilmiştir.

Dördüncüsü: Cenabı Allah (cc) kocası ölen kadının tam bir sene Id-det (birsene kimseyle evlenmemeyi, gösterişli elbise giymemeyi, yabancı erkeklerle perde arkasından da olsa konuşmamayı, kendisini daha güzel gösterecek zînet eşyası takmamayı ve zaruri ihtiyacı olmadıkça sokağa Çıkmamayı) beklemesini emreden «Sizden zevceler (ini geride) bırakıp öle*cek olanlar eşlerinin (kendi evlerinden) çtkarılmayarak yttma kadar faide-lenmesini (bakılmasını) vasiyet (etsinler)...» (Bakara: 240) âyetinin hük*münü, dört ay ongun iddet beklemeyi emreden: «İçinizden ölenlerin (ge*nde) bıraktıkları zevceler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler...» (Bakara: 234) âyetiyle neshetti.

Beşincisi: Allah (cc), savaşta bir müslümanın sabır ve sebat göste*rerek on kişi karşısında durmasını emreden: «...Eğer içinizden sabır «e sebata malik yirmi (kişi) bulunur onlor Ikiyüze galebe ederler...» (Enfol 65) ayetinin hükmünü, ikiye karşı bir kişiyle durmayı emreden: «Şimdi Al-leh sizden (yükü) hafifletti. Bildi ki size muhakkak bir zaaf vardır. O holde e(er içinizden (azimli) sabırlı yüz (kişi) olursa ikiyüzü yenerler, Allah´ın izniyle...» (Enfâl: 66) âyetiyle neshetti.

Bunlar ve bunlara benzer âyetler. Kur´an-ı Kerim´de çoktur. Vo nns hin olacağına işarettir. Herhangi bir hususta neshin kabul edllmemnsine gerek yoktur. Alimler, kesinlikle neshin varlığında ittifak (icmâ) etmlşlar dir. Hz. Ali (ra) bir kimseye «neshedilen ve nesheden âyetleri blllyormıı sunuz » diye sordu. O kişi, «hayır bilmiyorum» deyince Hz. Ali (ra) covo ben: «Öyleyse sen helak olmuşsun ve halkıda helak ediyorsun» diyerek neshin önemini göstermiştir.

Allâme Kurtubi; «Neshi delilleriyle birlikte bilmeye, her ilim adamı mecburdur. Neshi, yalnız beyinsiz cahiller reddeder. Kur´andaki hüküm âyetlerinden herhangi bir hükmün alınması, helal ve haramın bilinmesi on cak neshi bilmekle mümkündür. Ne yazık ki, son zamanlarda İslâm´a gir*diklerini iddia edenler, onu inkâr etmektedirler. Bunlar islâm alimlerinin icmâı (ittifakı) ile neshin, islâm şeriatında olduğu bilgisinden mahrum*durlar.» [52]

Sözlerine devamla: «Akıllı alimler arasında peygamberlerin şeriatla*rının tümünün, halkın din ve dünya işleriyle ilgili maslahatlarını ihtiva ettiği konusunda ittifak vardır. Tüm maslahatları kapsama, her işin sonunun ne*ye varacağını bilen bir zatın işidir. O zat da maslahata göre emirlerini değiştirebilir. Mesela: Bir hastalık üzerinde durup bütün teşhisler sonunda hangi ilacın öncelikle verilmesine karar veren tabib gibi. Bu konuda Allah (cc), irade ve arzusunun tecelli ettiği şekilde, dilediği zamanda, takdir ettiği hükmü göndermiştir. Zira Cenab-ı Hak. ezelde kullarının ne yapa*caklarını ve hangi yollarda yürüyeceklerini kemaliyle bilmektedir. Nesh ise, Allah (cc)´ın Kitabının kendi tarafından değiştirilmesidir. Bu değiştirme, ilim ve iradesinin değiştirilmesi anlamına gelmez. Çünkü onları değiştir*mek veya böyle bir şeyi düşünmek O´nun hakkında mümkün değildir.» [53] der. [54]


  #8  
Alt 18-11-2010, 00:13
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

İkinci Hüküm: Kur´an-ı Kerimde Nesh, Kaç Kısımdır

Kur´anda nesh üc kısma ayrılır.

1- Âyetin hükmünün ve okunmasının birlikte neshi.

2- Âyetin yalnız okunmasının neshi, hükmünün kalması.

3- Âyetin sadece hükmünün neshi, okunmasının kalması.

Birincisi: Âyetin hükmünün ve okunmasının neshi

Böyle bir âyetin, hem okunması hem de hükmüyle amel edilmesi caiz değildir. Çünkü, âyet tamamıyla neshedilmiştir. islâm´ın ilk devirlerinde, süt emzirme hakkında gelen âyette, bir kadın kendi çocuğu olmayan ya*bancı bir çocuğu doya doya on defa emzirmeyle, o çocuğa süt annesi sayılırdı. O kadının kendi çocukları da annelerini on defa emen çocuğun süt kardeşleri olurdu. Süt emzirmeyle ilgili âyet, Hz. Aişe (ra)´den şu şe*kilde rivayet edilmiştir: «Kur´an-ı Kerimde «on defa emzirme vâki olursa, süt emzirmeyle ilgili hüküm meydana gelir» âyeti vardı. Daha sonra bu âyetin hükmü ve okunması beş defa malum emme ile neshedildi.»

Fahreddin er-Râzi; «Hz. Aişe (r.anha)den yapılan rivayette, âyetin bi*rinci bölümü - on defa emzirmenin bilinmesi - hem okunma, hem de hük*mü bakımından nesh edilmiştir. İkinci bölümü - beş defa. emzirmenin bilinmesi - ise okunması bakımından nesh olunmuşta da İmam Şafii (râ)´ye göre hükmü devam etmektedir» [55] der.

İkincisi: Ayetin okunmasının neshi, hükmünün devam etmesi

Zerkeşi´nin «Burhan» kitabında dediği gibi eğer alimler, okunması nesh olunan âyetin hükmünün muteber olduğunu kabul ederlerse onunla amel olunur. Nitekim Nur suresinde okunması nesh olunan «Yaşlı bir er*kekle yaşlı bir kadının (ikisi de evli) birbirleriyle veya ayrı ayrı başkalarıyla zina yapması ile Allah´ın azabı için elbette onları taşlayacaksınız, şüphe*siz Allah (cc) yegâne galip ve hikmet sahibidir » âyetinin hükmü baki ve geçerlidir.

Hatta Hz. Ömer (ra): «Eğer halkın «Ömer Allah (cc)´ın kitabına bir âyet ekledi» demeyeceklerini bilsem bu ayeti. Nur suresine elimle yazar*dım» [56] demektedir.

Ebu Hayyan, Sahih kitabında. Ubey bin Ka´b (ra) dan naklen şöyle di*yor: «Ahzab suresi uzunluk bakımından. Nur suresi kadardı. Sonra Ahzab suresinden bazı ayetler neshedilince kısaldı.» Ubey bin Ka´b (ra)´ın «Ah*zab suresinden bazı âyetler neshedilince sure kısaldı» ifadesi neshin ol*duğuna işaret eder.

Âyetin gerek hükmünün ve okunmasının neshi, gerekse hükmünün kal-mast. okunmasının neshi şekilleri Kur´an-ı Kerimde azdır ve bulunması nadirdir. Çenab-ı Allah (cc). mukaddes kitabını, ihtiva ettiği hükümlerin İcra edilmesi ve okunarak sevab kazanılması için göndermiştir.

Üçüncüsü: Âyetin hükmünün neshi, okunmasının caiz olması

Bu şekildeki nesh. Kur´an-ı Kerimde çoktur. Zerkeşi´nin dediği gibi. 63 surede mevcuttur. Bu tür neshlere. vasiyyet âyeti, iddet müddetiyle il*gili âyeti ve müşriklerle savaşmayı yasaklayan âyetleri gösterebiliriz.

Şeyh Hibbetullah bin Selâmet, neshedilen ve nesheden âyet ve ha*disleri mevzu edinen kitabında özetle: «Şeriatta ilk neshedilen, namazın İki rekat olarak kılınmasını emreden ayetin hükmüdür. Daha sonra nama*zın dört rekat olarak kılınmasını emreden âyet nazil olunca, namazın iki rekat olarak kılınmasını emreden hüküm neshedildi. Bilahere önce Mes-cid-i Aksa´ya yönelerek namaz kılınmasını emreden âyetin* gelişi. Aşure orucunun neshedilmesi ile onun yerine Ramazan ayında oruç tutulmasını emreden âyetin gelişi, müşriklerden yüz çevrilmesini emreden hükmün neshi ile cnlarla cihad edilmesini emreden âyetin gelişi, ehl-i kitapla cizye verinceye kadar savaşın emredilmesl. Veraset hukukundaki bazı hüküm*lerin neshi ile bunların yerine yeni hükümlerin gelişi ve cahiliyet devri adetlerini belirten bütün İşaretlerin neshi ki Hac´ta müslümanlar He cahi*liyet adeti üzere hac yapan müşrik ve kitap ehlinin yapacakları ibadetle*rin birbirinden ayrılmasını emreden âyetin gelişini görürüz» der. [57]


Ayetin Hükmü Neshedlldiği Halde, Lafızlarının Okunmasının Hikmeti Ne*dir

Zerkeşi: «Yukarıdaki soruya iki açıdan cevap verilebilir.

Birincisi: Kur´an-ı Kerim, ihtiva ettiği hükümlerin bilinip tatbik edil*mesi için okunduğu gibi yalnız ibadet niyetiyle de okunur. Allah (cc) kelâmı olduğundan hükmü neshedilse de, lafızları ibâdet maksadıyla okunduğu için baki kalmıştır.

ikincisi: Nesh âyetleri, çoğu kez bir önceki âyette bulunan ağır bir hükmü hafifletmek için gönderilmiştir. Âyetin okunmasının kalışı, daha önceki hükmün ağrlığını ve Allah (cc)´ın kullarına vermiş olduğu nimetini hatırlatmak içindir.» [58] demektedir. [59]

Üçüncü Hüküm: Kur´an, Sünnet (Hadis)´le Nesh Olunur Mu


Alimler Kuranın Kur´anla sünnetin sünnette ve mütevatir bir haberin yalnız mütevatir bir haberle nesheditebileceği üzerinde ittifak etmişlerdir.

Diğer taraftan. Kuran´ın sünnet (hadis) ile, mütevatir bir haberin ahâ-di bir haberle neshedilmesi konusunda alimler, ihtilaf etmişlerdir. İmam Safi (ra)´ye göre âyeti, yotnız âyet nesheder. Âyetin hadiste neshedilme*si (caiz) değildir. Alimlerin cumhuruna göre bir âyet diğer bir âyetle nes-hedildiği gibi. sahih bir hadisle de neshedilir. Çünkü âyet ve hadisin ihtiva ettiği hükümler yine Allah (cc)´ındır..

Ayetin hadisle neshedilemeyeceği hususunda Şafii´nin delilleri:


imam Şofii (ra). «Biz neshettiğimiz (hükmünü diğer bir âyetle değiş*tirdiğimiz) veya unutturduğumuz (geri bıraktırdığımız) bir ayetin (yerine) ya ondan daha hayıritsıru yahut onun benıerlnl getiriri» Ayetine dayana*rak, Ayetin hadisle neshedllmeyecefll görüsünü savunur. Bu görüşünü şu delillerle isbat eder.

Birincisi: Ayetteki «getiririz» İfadesini Allah (cc) kendisine İsnat et* mistir. Bu da âyetin ancak ayetle neshedileceğini gösterir.

İkincisi: Âyetteki «ondan daha hayırlısını* ifadesinden anlaşılan, ayet veya hükmünün neshi ancak âyetle mümkündür. Çünkü sünnet (ha-dit), katiyyen âyetten hayırlı olamaz.

Üçüncüsü: Allah (cc)´ın «Allah´ın her şeye kemaliyle kadir olduğunu Bİlmedln mi » ayeti, daha hayırlı bir hükmü getirmenin O´na mahsus ol*duğuna İşaret eder. Bu buyruk, âyet veya hükmünün neshinin ancak O´na mahsus olduğunu gösterir.

Dördüncüsü: «Biz bir âyeti diğer bir âyetin yerine getirdiğimiz zo-

ıtun.ı (Nahl: 101) âyetindeki «bir âyeti diğer bir âyetin yerine» İfadesi, nynt veya hükmünün neshibinin yalnız âyetle olacağını açıkça gösterir. Uünkü «getiriz» tabirinde getirme işini kendisine isnat etmiştir. Bu delil. Şafii´nln (ra) en kuvvetli delilidir.

Cumhur´un delilleri

Alimlerin cumhurunun. Kur´an´ın sünnetle neshedilebileceğl hususun-tlıı bir çok delilleri vardır. Bunları özetle beyan ediyoruz.

A. Vasiyyet âyetinin neshi: «Sizden birinize ölüm gelip çattığı »akit •0«r mal bırakacaksa- anaya, babaya ve yakın, akrabaya meşru bir eu-

ı«lte vaslyyette bulunmak takva sahipleri üzerinde bir hak olarak farzedHdl»

(•inkara: 180) âyetindeki anaya, babaya ve yakın akrabaya, ölümden sonra ymlyn bırakılacak maldan vasiyyet etme hükmünü Hz. Peygamber: «Ha hm ini/ olsun, varislere mal vasiyet etmeyiniz» meşhur hadisi İle neshet nıiştlr Bu da âyetin hükmünün sadece âyetle değil hadisle de neshedll rtiginl gösterir. [60]

B. «Evli bir kadınla evli bir erkek zina yaptıkları zaman yüzer değnek vuıtın» hükmü: «Zina eden kadınla zina eden erkeğin herblrlne yüzer değ-ttak vurun...» (Nur: 2) âyetiyle sabit iken Resulullah (sav), vasıf ve flllle-ti Itollrtllen kadın ve erkeğin ölünceye kadar taşlanmalarını emrederek Ayalin hükmünü neshetmiştir. Burpdo hükmü nesheden Resulullah (sav)´ın fiili hadisidir.

C. Alimlere göre Kur´an ve sünnetin ihtiva ettiği hükümlerin tümü. isimleri değişik de olsa Allah (cc)´ındır. Zira Cenabı Hak, Rasulullah´ın hadisleri hakkında: «Kendi (rey ve hevesinden söylemez O. O, kendisine (Allah´tan) Uka edilegelen bir vahiyden başkası değildir» (Necm: 3-4) bu yurmaktadır.

D. Alimlerin cumhuru, Şafiî´nin delilleri hakkında «O´nun delilleri vazıh değildir. Zira âyetteki «daha hayırlısı» tabirinden maksat, bir nesheden hükmün, neshedilen hükümden daha hayırlı olmasıdır. 8u Allah (cc)´ın kul*larının maslahatlarına göre zaman zaman hükümlerini değiştirmesi, O´nun ilminin kapsamı İçindedir. Yoksa bir âyetin lafzı diğer bir ayetin lafzından daha hayırlıdır anlamına gelmez» demektedirler. Hal böyle olunca neshe*den hüküm ister âyet, ister hadis olsun neshedilen hükümden daha ha*yırlıdır. Zira onların hepsi alîm ve hakîm olan Allah (cc)´ın kullarına teş*riîdir.

Cumhur´un görüşü, diğer görüşlere tercih edilir. Zira nesheden hü*kümlerin, nesholunan hükümlerden daha hayırlı ve daha faziletli oluşu, gelecekteki sevabı ve kullara qetirdiği kolaylıklardan dolayıdır. Bu konu*nun daha geniş izahı Usulü Fıkıh kitaplarında bulunur. [61]


Dördüncü Hüküm: Nesheden Hüküm, Neshedilen Hükümden Daha Ağır Ve Daha Zor Olur Mu

imam Fahreddin er-Râzî, «Bazı alimlere göre nesheden hükmün nes*hedilen hükümden daha ağır olması caiz değildir. Zira Allah (cc)´ın: «Biz ondan deha hayırlısını ve benzerini getiririz» âyeti, nesheden hükmün bir önceki hükümden daha ağır olmayacağını gösterir. Daha ağır olan hü*küm, daha hayırlı olmadığı gibi benzeri de olamaz. Bu görüşteki alimlere şu cevabı verebiliriz: Daha hayırlıdan maksat, ahirette sevabı daha cok olan anlamına gelmez mi Allah (cc)´ın zina eden hakkındaki ilk hükmü, zina edenlerin hapsedilmesi iken daha sonra bu hükmün kaldırılarak be*kar ise yüz değnek, evli ise taşlanarak öldürülmesini emreden hükmün gelişi, bir gün olan Aşure orucuyla ilgili hükmün neshedilerek otuz gün olan Ramazan orucunu emreden hükmün gelişi ve namazların iki rekat olarak kılınmasını emreden hükümlerin neshedilerek mukim için dört rekat-lı namazların kılınmasını amir hükümlerin gelişi, nesneden hükmün, nes*hedilen hükümlerden daha ağır olduğunu gösterir.

Diğer taraftan kocası ölen kadının iddet müddetinin bir sene olduğu nu emreden hükmün neshedilerek, iddet müddetini dört ay on güne indiren hükmün gelişi ve gece namazlarının (teheccüt) kılınmasının farz olduğunu emreden hükmün kaldırılarak gece namazı kılmayı serbest bırakan hük*mün gelişi, nesheden hükmün, neshedilen hükümden hafif olarak geldiği*ni de gösterir.

Yine kıblenin Mescid-i Aksa´dan Kabe´ye çevrilmesi de bir hükmün feshedilerek benzeri bir hükmün gelişini gösteren en bariz misaldir» [62] der.

Yukarıdaki misaller, hükümlerin vâzıı (koyucusu)´nın Cenab-ı Allah ol-(tuğunu gösteriyor. «Allah´ın herşeye kadir olduğunu bilmiyor musunuz » ferman-ı ilâhisi, nesheden hükümlerin ister ağır, ister hafif, ister benzeıl oİMiın aynen kabul etmemizin imanımızın kemaline işaret edeceğinin be yıınıdır. En küçük bir şüphe -Allah, müslümanları korusun- insanları İsyan ve küfre götürür. Zira Kur´anı Kerimdeki bir hükmün inkarı ile tümünü İn kur arasında bir fark yoktur. [63]


  #9  
Alt 18-11-2010, 00:16
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

4. DERS NAMAZDA KA´BE´YE YÖNELME

142- İnsanlardan (Yahudi ve müşriklerden) bir takım beyinsizler: (Müslümanların namazda kıble edinip) üzerinde durdukları (devam ettik*leri eski) kıblesinden çeviren (sebep) nedir » diyecekler. De ki (Habibim): «Doğuda Allanın batı da. O, kimi dilerse onu doğru yola iletir.»

143- Böylece sizi (Ey Muhammed ümmeti) vasat (orta) bir ümmet yapmışızdır, insanlara karşı (hakikatin) şahitler (i) olasınız. Bu peygam*ber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye, (Habibim) senin hala üstün*de dura geldiğin (Ka´beyi tekrar) kıble yapmamız; O peygambere (sana) uyanları (senin izince gidenleri) ayağının iki ökçesi üzerinde geri denecek*lerden (irtidad edeceklerden ve münafıklardan) ayırt etmemiz içindir. Ger*çi kıblenin bu suretle (çevrilmesi) elbette büyük bir (mesele)dir. Ancak bu Allah´ın doğru yola ilettiği klmseter hakkında (asla varit) değil. Allah, İma*nınızı zayi edecek değildir. Çünkü Allah, insanları çok esirgeyendir, (on*lara) rahmet (ve inâyet)ini râyigan edendir.

144- biz, yüzünü (vahye intizar ve iştiyakinden) çok kere göğe evirip çevirdiğini görüyoruz. Şimdi seni har halde hoşnut olacağın bir kıble´ye döndürüyoruz. (Namazda) yüzünü artık Mescidi Haram tarafına (Ka´be semtine) çevir. (Ey mü´minler). siz de nerede bulunursanız (namaz*da) yüzlerinizi o ycna döndürün. Şüphe yok ki kendilerine kitap verilen*ler bunun Rablerlnden gelen bir gerçek olduğunu pek iyi bHHer. Allah, onların yapacaklarından gafil değildir.

145- Andolsun ki (Habibim) sen, kendilerine Kıble verilenlere (kıb*le meselesine dair) her âyeti (burhanı, mucizeyi) getirmiş olsan onlar (İnatlarından) yine senin kıble´ne uymazlar.

Sen de onların kıblesine tabi olucu değilsin. (Hatta) onların kimi kimin (Yahudiler Hristiyanlarm, Hristiyanlar Yahudilerin) kobtesine uyucu değfl-dK Andolsun (Habibim) sana gelen bunca ilim (ve vahy) den sonra (bil farz) onların neva (ve heveslerine uyacak olursan, o takdirde şüphesiz «e muhakkak (kendilerine) yazık etmişlerden sayılır)sın.


Ayetlerin Lafzı Tahlili

(Essufehâü): Arab dilinde «ince ve hafif şey» anlamında olan sefil kelimesinin çoğulu «Essufehâü» dür. Vakarı ifade hilim kelimesinin zıddıdır. Sefih kelimesi, daha açık anlamıyla noksan akıl*lılığı ifade eder. [73] Bundan dolayı Arab dilinde çocuklara da sefih denir.

«kim Cenab-ı Hak. diğer bir âyetinde buna işaret eder:

«Allah´ın illi •ftına diktiği mallarınızı beyinsizlere vermeyin...» (Nisa: 5)

(Vellahüm): Çevirmek anlamındadır.

(Gıbletihim): Mukabele kökünden gelen kıble kelime-

nl, yönelme anlamındadır. Bilâhare müslümanların namazda yöneldikleri tarafa Kıble adı verilmiştir.

(vasaten): Vaset (orta) anlamındadır. Bu anlama gel-

dlginl Cenab-ı Hak´kın diğer bir âyeti de te´yit eder. «Ortancaları: «Ben •ite demecim mi (Allah´ı) tenzih etmeli değimliydiniz » dedi» (Kalem: 28). Vrmat kelimesi, gerçekte her şeyin ortası, yani normal manasına gelir, 21-m bir şeyde haddi tecavüz etmek iyi değildir.

(Agibeyhi): Agibeyhi. ayak ökçesi yani İki ayağı üzerinde geriye dönmek anlamına gelen agib kelimesinin tesniyesldlr Bunun kin âyetteki bu cümlenin anlamı «Biz. islâm dininde sabit kalanlar İle on-ılnn dönenleri birbirinden ayırmak için»dir.

(Lekebireten): Ayetteki anlamı, zahmetli, büyük ve ıığır şeklindedir.

(Raûfun rahim): Raûfun, rahmet anlamındadır, Yalnız Allah (cc)ın sıfatı olarak anlamı, çirkin ve kötü bir şeyi uzaklaştır mu şeklindedir. Cenab-ı Hak. kullarından her kötü şeyden uzak durmalarını «m letüöj için. Kur´an lisanıyla kendisine «Rauf* adını vermiştir. Rahmet keli mmi. hem sevileni hem de çirkini ihata eder. Yani Allah (cc) «rahimdir» ıfenildiği zaman «sevdiği kullarına rahmet ettiği gibi, fâsık ve kâfirlere d» ıtıhmet eder» demektir. Onun için Allah (cc), kendisine «Rahim» İsmini vermiştir.

(Tegallube vechike): «Yüzünü çok kere göğe evirip çevirdiği» anlamındadır. Zira gök. vahyin kaynağı ve duaların kıblonKtlr Jeccoe bununla ilgili olarak.- «yüzünü çok kere göğe evirip çevirdiğinden» waksat. Resulullah (sav)ın göğe baktığı zaman, gözlerini evirip çevirdiğidir. Buno göre âyetteki bu cümlenin anlamı «çoğu kez, yüzünü ve gözlerini gök tarafına -kıblenin Ka´beye dönüşü için vahyin nazlı olmasını istemek üzere- çevirdiğini görüyoruz»dur.» der.

(Felenüvelliyenneke kıbleten): «Hoşnut olacağın bir Kıble´ye döndürüyoruz» yani «Senin hoşnut olacağın bir Kıbleye dönmene imkan veriyoruz» demektir. Âyetin bu bölümünde Allah (cc)´tan Resul (sav)´üne, kıble´ye dönme konusunda bir müjde vardır.

(Şatrel mescidi): «Mescid-i Haram tarafına». Lügatta şatır, yön anlamında olduğu gibi bazen bir şeyin yarısı manasına da gelir. Resulullah (sav)´ın. «Temizlik, imanın yarısıdır» buyruğundaki «ya*rısıdır» sözünün Arap dilindeki karşılığı «şatır»dır. Âyette yön anlamında kullanılmıştır. Âyetin bu bölümünün izahı «Yüzünü, Ka´be (Mescid-i Haram) cihetine çevir»dir.

(Ütül kitabe): «Kendilerine kitap verilenlerden mak*sat, Yahudi ve Hristiyanlardır. Kitap kelimesiyle Tevrat ve incil kastedil*miştir. [74]



Âyetler Arasındaki Münasebet


Resulullah (sav). Mekke´de iken namazda hep -daha önceki Peygam*berler gibi- yönünü Mescid-i Aksa´ya çevirirdi. Yalnız en büyük babası Hz. ibrahim (sav)´in kıblesi olan Ka´be´ye yüz çevirmeyi çok arzu ederdi.. Re*sulullah (sav), onun davetini yenilemek ve yeni bir nizam getirmek için gelmişti. Ka´be, kuruluş bakımından Mescidi Aksa´dan daha eskiydi. Pey*gamber efendimiz (sav), Yahudilerin «Muhammed (sav), yeni getirdiği dinle bize karşı iken, neden bizim kıblemize yöneliyor » ve «Eğer bizim dinimizi bilmeseydi. namaz kılarken kıblemize yönelir miydi » sorularına muhatap oluyordu. [75] Onların tarizleri yüzünden Resulullah (sav). Mescid-i Aksa´ya yönelerek namaz kılmayı hoş görmüyordu. Hatta Resulullah (sav), bir gün Cebrail (sav)´e «Allah (CC)´dan arzum, namazda beni Yahudilerin kıblesin*den başka bir yöne çevirmesidir.» dedi. Resulullah (sav), daima göğe ba*karak Allah (cc)´tan «Kıblenin. Ka´beye çevrilmesi hususunda vahyin gel*mesini» niyaz ederdi. [76] Allah (cc)´dcı, Resulullah (sav)´a onları red etmesi için. Yahudilerin münafıklarından beyinsiz cahillerin henüz kıblenin Ka´beye dönmesiyle ilgili âyet gelmeden önce, gelecekte kıble âyetiyle alakalı söyleyecekleri sözlerini haber verdi. Ki Resulullah (sav), onlardan gelecek üçüncü bir olaya karşı metanetli dursun ve en kesin cevabı da versin. Hem de Kıble âyeti gelmezden önce Resulullah (sav)´ın onlara vereceği bu haberle, risaletini tasdik eden açık bir mucize olsun. [77]


  #10  
Alt 18-11-2010, 00:19
 
Standart Cevap: Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Hüküm Ayetleri - Bakara Suresi Tefsiri

Ayetlerin İcmali Manaları

Halkın beyinsizleri -münafıklar, müşrikler ve Yahudilerin sapıkları-«Daha önce Peygamberlerin ve Resullerin kıblesi olan Mescid-i Aksa´dan Hz. Muhammed (sav) ve müslümanları Ka´be yönüne çeviren nedir » di*yecekler. Allah (cc), Resulullah (sav)´a; «Sen onlara de ki; Doğu, batı ve tüm yönler Allah´ındır. Allah (cc), mülkünde istediğini yapmaya kadirdin buyurdu. Allah (cc), kullarından dilediklerini dünya ve ahirette saadeti Brlştirir.

Ey müslümanlar. sizleri hidâyete getirdiğim gibi İbrahim Peygam*berin kıblesi olan Ka´beyi de namazda yöneleneceğiniz yer olarak tayin ettim. Öyle ki bütün milletlerin en faziletlisi olarak sizi seçtim ve adil hlr ümmet kıldım. Ki kıyamet günü geçmiş kavimlerin, «kendilerine gönderilen peygamberlerin benim emirlerimi tebliğ etmediklerini» İddiaları üzerine geçmiş peygamberlerin lehinde şehadet edesiniz.

(Ey müslümanlar) Resulullah (sav), sizin iman ederek kendisinin ant1´ mlş olduğu en son ve en mütekâmil dine ittiba ettiğinize şahitlik edecektir Biz sana, namaz kıldığın kıble´den Ka´beye dönmeni, dine şüphe soknnltır ile imanları sağlam olanları birbirinden ayırmak için emrettik.

Yahudiler ve münafıklar, Mescid-i Aksa´ya yönelik namaz kılan andık müslümanları saptırmak ve dinleri hakkında şüpheye düşürmek İçin, «111/ ler, Hz. Muhammed (sav)´in nasıl bir peygamber olduğuna hayret mllyo ruz Çünkü getirdiğini iddia ettiği yeni dinin hükümlerinin, eski şeriat*ların, bilhassa Tevrat ve İncil´in ihtiva ettiği bütün hükümleri kaldırdığını Höylediği halde ibadetlerin en mukaddesi olan namazda onların yöneldiği kıbleye dönerek namaz kılıyor. Onun bu tavır ve hareketleri bizleri şüp< İtelendiriyor.» iddialarını ortaya attılar. Halbuki onlar, Ktble´nin Mescld-I Haram´a dönüştürülüşünün Resulullah (sav)´a gelen bir emirle olduğunu çok biliyorlardı.

Ey müslümanlar, zahir ve batın kendisine malum olan Allah (cc), on*ların yaptıklarını çok iyi bildiği için bunun hesabını onlardan soracaktır. [78]

Ayetlerin Nüzul Sebebleri

A. Buhari ve Müslim. El-Berrâ bin Âzib (ra)´dan rivayet edilen bir hadis-i şerifi şöyle naklediyorlar: «Resulullah (sav). Medine´ye İlk geliş*lerinde ensarilerden dayısı oğullarının yanına vararak 6 ay kadar namazını Mescid-i Aksa´ya yönelerek kıldı. Fakat O. kıblenin Ka´beye yönelik olma*sını istiyordu. Resulullah (sav)´in Ka´beye yönelmesi ilk defa ikindi nama*zında vaki olmuş, cemaati de onunla aynı yöne dönmek suretiyle namaza devam etmiştir. Peygamber (sav) efendimizin ashabıyla beraber İlk defa Ka´beye yönelerek kıldığı (Medine´de Kıbleteyn mescidinin bulunduğu şim*diki yerde) namazdan sonra sahabelerden biri cemaatten ayrılarak Mes*cid-i Saadet´e gitti. Oradaki cemaatin yine Mescid-I Aksa´ya yönelik na*maz kıldıklarını, hem de rükûya gitmiş bir halde iken görünce onlara: «And olsun, ben Resulullah (sav)´ın Ka´beye yönelerek namaz kıldığına, Allah (cc) için şahitlik ederim» dedi. Bunu duyanlar namazda iken hemen Ka´beye yönelerek namazlarına devam ettiler. Kıblenin Ka´beye dönmesin*den önce Mescid-i Aksa´ya yönelik namaz kılanlardan ölen veya şehit olan*lar hakkında da: «Allah, imanınızı zayi edecek değildir» âyeti nazil oldu. Bu âyet. kıbleninKa´beye dönmesinden önce Mescid-i Ak´sa´ya müteveccih namaz kılanların, namazlarının kabul edildiğine delâlet eder. [79]

B. El-Berrâ (ra) da: «Resulullah (sav), Mescid-i Aksa´ya yönelerek na*maz kılardı. Fakat daima kıblenin Ka´beye dönmesi için semaya yüzünü çevirerek bakardı. Bunun üzerine Allah (cc): «Biz, yüzünü çok kere göğe evirip çevirdiğini görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnut olacağın bir kıble*ye döndürüyoruz» âyetini inzal buyurdular. O zaman müslümanlardan bir gurubun «Kıblenin Mescid-i Haram´a dönmesinden önce bizim ve kardeş*lerimizin Mescidi Aksa´ya yönelerek kıldığımız namazlarımızın kabul edilip edilmeyeceğini bilmek istiyoruz» demeleri üzerine «...Allah, imanınızı zayi edecek değildir» âyeti nazil oldu.» [80] demektedir.

Bu iki Hadisi Şerif, kıble âyetinin gelişindeki hikmeti göstermeye ka*fidir. [81]

Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler

Birinci incelik: Alloh (cc), kıblenin çevrilmesi emrinden önce, Yahu*dilerden sefihlerin (beyinsizlerin), kıblenin Ka´beye çevrilmesinden sonra ne söyleyeceklerini. Resulullah (sav)´a mucize olmak üzere bildirmiştir. Bu haber veriş, Resulullah (sav)´ın peygamber olarak gelişini tasdik ve n´nun düşmanlarına kesin bir cevap veriştir.

Zemahşerî. «Keşşaf» isimli tefsirinde özetle: «Kıblenin dönüşünden önce, beyinsizlerin kıblenin Ka´beye çevrilmesinden sonra ne söyleyecek-İminin Resulullah (sav)´a haber verilmesinin faydası nedir Bu soruya ce*vap olarak şöyle denebilir: «Düşmanların (Yahudilerin) gelecekte ne söyle*yeceklerinden önce onlara cevap vermek, aradaki fikrî çatışmayı ketin bir şekilde reddeder» [82] demektedir.

İkinci incelik: Allah (cc).«De ki: (Habibim) «Doğu da Allah´ın, batı da. O, kimi dilerse onu doğru yola iletir.» âyetiyle insanlardan beyinsizlere Yahudiler, müşrikler ve münafıklar- dimağlarını çatlatırcasına bir red ce*vabı vermektedir. Gerçekten bütün yönler O´nundur. Hiç bir yön diğerlerin don daha kıymetli değildir. Hiçbir yerin, kendi başına kıble olması mümkün değildir. Cenâb-ı Allah (cc), hangi yönü dilerse, onu kullarına kıble olarak tahsis eder. Kıbleyi çevirme konusunda Allah (cc)´ın dışında hiç kimsenin hir şey konuşma hakkı yoktur, insan için lazım olan, Allah (cc)´a hulus u kalp İle yönelmek ve emirlerine uymaktır. Kıblenin dönüşüyle llgll| şüph« sahipleri, en geri zekalı ve en düşüncesiz kimselerdir.

Üçüncü incelik: Âyetteki «Sizi vasat bir ümmet yapmışızdır» cümlesin*de derin bir incelik vordır. Herşeyin hayırlısı, vasat olanıdır, ifrat: bir şeyi fazlasıyla, tefrit; bir şeyi noksanıyla yapmadır. Her ikisi de insan İçin be*ğenilmeyen ve sevilmeyen bir haldir. Gerek Allah (cc), gerekse Resulul*lah (sav) tarafından sevilen ve tavsiye edilen, her.ikisinin ortası yani va nnt olanıdır. İbn-i Cerir et-Taberi: «Yahudiler, tefrite giderek kitaplarını değiştirmişler. Peygamberlerini (Hz. Zekeriyya ve Hz. Yohya) öldürmüşler ve dinlerinin.bir çok emirlerin! yapmamışlardır. Hristiyanlar ise, ifrata gl dorek Hz. İsa´ya Allah (co)´ın oğlu sıfatını vermişlerdir. Müslümanlara gelince. Allah (cc)´ın «Sizi vasat bir ümmet yapmışızdır» emrinden de an*laşılacağı üzere dinlerinde daima vasat yolu seçmişler, ne ifrata ve ne d* tefrite düşmemişler ve düşmeyeceklerdir, inşallah, bu hal kıyamete kadar devam edecektir» [83] der.

Dördüncü incelik: «Bu ümmetin, inkarcı olan diğer ümmetlere karşı kıyamet günü hakikat şahitleri olmaları, onların en faziletli bir ümmet ol*duğuna en büyük delildir. Çünkü diğer ümmetler, kendilerine gönderilen peygamberlerin dini tebligatlarını inkar edecekler. Allah Teala (cc)´da her şeyi daha iyi bildiği halde peygamberleri sorguya çekerek: «Tebligat yap*tığınıza dair şahitleriniz var mı » buyuracak. Peygamberler de «Evet, Hz. Muhammed (sav)´in ümmetidir» diyerek onlardan şahitlik isteğinde bulu*nacaklar. Bu arzuya karşı Resulullah (sav)´ın ümmeti, peygamberlerin le*hinde şahitlik yaptıklarında geçmiş ümmetler: «Sizler bizlerden sonra gel*diğiniz halde nasıl bizim aleyhimizde şahitlik yaparsınız » diyecekler. On*larda (Muhammed ümmeti) kendileriyle ilgiyi bilgiyi doğru olan pergam-berlerinin diliyle «Allah´ın haber verdiğini» söylecekler. O zaman Resulul*lah (sav) gelerek «Ümmetinin âdil olduğunu» söyleyerek tezkiyede bulu*nacak ve şahitlik yapacaktır.» biçiminde rivayet olunmuştur.

Buhari, sahihinde Ebu Said el-Hudri (ra)´dan şu hadis-i şerifi naklet*mektedir: «Kıyamet günü, Hz. Nuh), Allah (cc)´ın. «Sana verdiğim emirleri, ümmetine tebliğ ettin mi » sorusuna «Evet, Ya Rabbi» diyerek cevap verecektir. Cenab-ı Allah (cc), bu defa onun ümmetine: «Size gönderdiğim peygamber, emirlerimi size bildirdi mi » diyecek, onlar da: «Bizi azaptan korkutacak ve ibadete davet edecek hiç kimse gelmedi» diyecekler. Bu*nun üzerine Allah (cc), Hz. Nuh (sav)´a: «Sana kim şahitlik yapacak » diye soracak. O da: «Muhammed ve ümmeti şahitlerimdlr» diyecek. Re*sulullah (sav) ve ümmeti de hakikaten onun dini emirleri ümmetine aynen tebliğ ettiğine şahitlik edeceklerdir.» Bu hadisi şerif. «Böylece sizi, vasat bir ümmet yapmışızdır, insanlara karsı (hakikatin) şahitleri olasına. Bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye...» âyetinin en doğru tefsiri olduğu gibi. daha önce nakledilen rivayeti de en kuvvetli bir senetle te´yit etmektedir. [84]

Beşinci incelik: «O peygambere (sana) uyanları (senin izince giden*leri) ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden (irtidad edeceklerden ve münafıklardan) ayırt etmemiz içindir...» âyetinin tefsiri konusunda Ali bin Ebi Talip (ra): «Arap diline göre bilginin karşılığı olan ilim kelimesi ile göstermek manasına gelen ru´yet kelimesi birbirlerinin yerlerine kul tanıtabilir. Mesela: Fil suresinin başında «Sen görmedin mi » anlamına go len «Elemlere» cümlesi kullanılmıştır. Halbuki Resulullah (sav), olayın meydana geldiği yıl doğmuş olduğundan fil vakasını görmemiştir. Bu cüm lenin yerine «Sen bitmedin mi » anlamına gelen «Elem tağJem» cümleni nin kullanılması lazım gelirdi.» [85] der.

Taberi ise: «Allah (cc). her şeyin mahiyetini daha yaratmadan önen bilir. Ancak âyetteki- «ayırt etme»yi bilme. Resul (sav)´ünün ve velilerinin bilgi edinmesi içindir. Yani Resulullah (sav), kendisine gerçekten uyanlm İle uymayanları birbirinden ayırsın ve bilsin. Yoksa Allah (cc)´ın biln» demek değildir. Çünkü Araplar, herşeyi reislerine izafe ederler. Mıü.h Ömer (ra), Irak´ı fethetti ve haracını aldı. Halbuki İrak´ı fetheden ve İmi cim alan Hz. Ömer (ra) değil, ordusuydu.» [86] demektedir

ibn-i Abbas (ra), bu âyetin tefsiriyle ilgili olarak şöyle der: «Guıc müslümanlar ile şüphe sahipleri ve münafıkları birbirinden ayırt utun > İçindir.»

Zemahşerî, Keşşafında şöyle der: «İlim kelimesinden maksat, lııyln «tme bilgisidir. Buna göre âyetin anlamı «Biz sevap vereceklerimi/ lln ateşle azab edeceklerimizi birbirinden ayırmak içindir.» Nitekim; «Yoksa İz -Allah içinizden savaşanlar (la savaşmayanlarjı belli «tmeden- baldanler (le etmeyenler)! belli etmeden cennete girivereceğinizi mi sandınıi ı (Al´i imrân: 142) âyetinde görüldüğü gibi ilim kelimesi, tayin etme unlunu taşıyan bilgi manasına kullanılmıştır»

Altıncı incelik: Allah (cc), «Ayağının iki ökçesi üzerinde geri dönmek*lerden...» âyetindeki bu cümle ile dinden dönüp irtidat edenleri, «İki Ok çesi üzerinde dönenler» olarak vasıflandırmaktadır. Çünkü onlar, Imun vb (İdillerini terketmişlerdir. Dolayısıyle Allah da, Kur´an´da bu İfadeyi kul lanmıştır.

Mürtedler yine Kur´an´da şöyle tavsif edilmektedir: «En son arka çevir di ve büyüklük tasladı da» (Müdessir: 23)

Yedinci incelik: Cenab-ı Hakkın: «Allah, imanınızı asla zayi edecek değildir» âyetinde «iman»dan murat, namazdır, iman, ancak namazla tamarnlanır. O; niyet, söz ve işi ihtiva eder. Zaten iman da bunlardan ibaret*tir. Bu âyetin nazil oluş nedeniyle ilgili olarak Kurtubî: «Alimler, bu âyetin Mescid-i Aksa´ya yönelik namaz kılan ve kıble âyeti nazil olmadan önce ölen veya şehit olanların namazlarının kabul edildiğini beyan etmek için nazil olduğunda ittifak etmişlerdir. Zira Abdullah bin Abbas´tan rivayet edi*len şu hadis-i şerif buna işaret eder; «Besulullah (sav). Allah (cc)´ın em*riyle namazda Ka´beye yönelince sahabelerden bir gurubun, «Ya Resulul-lah (sav), daha önce Mescid-i Aksa´ya yönelik namaz kılan kardeşlerimiz*den ölen veya şehit olanların durumları ne olacak » diye soru sormaları üzerine bu âyet nazil oldu» [87]

Sözlerine devamla: «İmam Malik (ra)´de «Bu âyette namaz, imandan değildir» diyenlerin iddialarının doğru olmadığını beyanla bu iddiaları red*deder» [88] der.

Sekizinci incelik: Zemohşeri: «Gadnera» cümlesindeki gad kelimesi, çoğul ifade eden «rübbemâ» anlamındadır. «Gadnera» cümlesinin manası «senin yüzünü semaya çok kere evirip çevirdiğini görüyoruz» dur. öyley*se «Gadnera» tabiri, âyette geniş kapsamlı müzari fiil-İse de, geçmiş za*man ifade eden mazi fiil şeklindedir. Nahiv alimlerinin görüşleri de bu yol*dadır. Bunun örnekleri: «Allah, içinizden (insanları Resululloh´tan) geri bı*rakanları...» (Ahzab: 18). «Andolsun, biliyoruz ki onların söyleyip durduk*la inden göğsün cidden daralıyor (Habibim)» (Hicr: 97) âyetlerinde de olduğu gibi geniş kapsamlı müzarillil. geçmiş zaman ifade´ eden mazi fiil anlamındadır» der.

Dokuzuncu incelik: Bazı muhakkik müfessirlere göre «Biz yüzünü çok kere göğe evirip çevirdiğini görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnut ola*cağın bir kıbleye döndürüyoruz» âyetinde. Resulullah´ (sav)´ın Allah (cc)´a karşı ne kadar güzel bir edep takındığına dair, bizler için çok ince bir uyarı vardır. Zira o. kıblenin dönmesini arzu etmesine rağmen şifahen dua etmeyip, vahyin gelmesini beklemiştir. Bu edeb numunesi tavra karşı, Allah Jcc). sevdiği ve arzu ettiği bir kıbleye yönelmesi emrini âyeti ile O´na ikram-etmiştir. Resulullah (sov)´ın kıblenin. Mescld-i Aksa´dan Mescid-i Haram´a dönmesini arzu etmesinin bir kaç sebebi vardır:

1- Yahudilerin Resulullah (sav) hakkında «Muhalif bir din getirdiğini iddia etmesine rağmen bilim kıblemize yöneliyor» demelerinden dolayı kıb*lenin dönmesini istiyordu.

2- Mescid-i Haram, büyük babası Hz. İbrahim (sav)´in kıblesiydi. Onun ic-in büyük babasının kıblesine yönelmeyi arzu ediyordu.

3- Resulullah (sav), Arapların gönüllerini hoşnut ederek İslama gir*melerini arzu ettiğinden, kıblenin dönmesini istiyordu. Zira Araplar Mes-Old-I Haram ve Ka´benin, en mukaddes bir yer olduğu inanandaydılar.

4- Peygamber (sav) efendimizin menşei, Mescid-i Haram´ın bulun*duğu emin belde Mekke-i Mükerreme´dir. O, bu şerefin doğup büyüdüğü şehirde bulunan Mescid-i Haram´a verilmesini arzu ediyordu.

Onuncu incelik: Âyette «Ka´be» kelimesi yerine Mescid-i Haranı tobl-rlnin kullanılmasında bizzat Ka´benin değil, cihetine yönelmenin farz ol*duğuna dair ince bir işaret vardır. Eğer Ka´beye denilseydi müslüman-Itırın birçok zorluklarla karşılaşacakları aşikardı. Geniş bilgi ileride veri*lecektir. Âyette «Kıbleye yönelme» emrinin «(Namazda), yüzünü artık Mm-cld-l Horam tarafına çevir» cümlesiyle hususi olarak Resulullah (sav)´a, ııkabinde «(Ey müminler) sizde nerede bulunursanız (namazda) yüzlerini-il o yana döndürün» cümlesiyle de umumi olarak müslümanlara hitap şok-llnrio gelişi, kıblenin islam´daki öneminden dolayıdır. Yalnız Resulullah (tıav)´a yapılan hitab, onun şahsında ümmetinedir. Kıblenin değişmesi emri Modine´de geldiğinden, Ka´benin yalnız Medine ehlinin kıblesi olablltot-fli, hatta Mescid-i Aksa´nın da yine kıble olarak kalacağı zannedillrdl. Tüm İm menfi düşünceleri bertaraf etmek için hem Resulullah (sav)´a. hem dt ümmetine ayrı ayrı hitablar gelmiştir.

Bununla ilgili olarak Er-Râgib: «Âyette, Resulullah (sav)´a hususi JS-Mide hitab edilmesi, onun şeref ve arzusuna uymak, daha sonra mü´mln-Inıo umumi hitab edilmesi de, kıblenin Resul-u Ekrem (sav)´in şahsına hn» olduğunun anlaşılmaması içindir. «Gecenin birazından gayri (scatlerlndo) kalk» (Müzemmil: 2) âyetinde görüldüğü gibi hükmün yalnız Resulullnh (Rnv)´a has olması gibi. Kıblenin dönüşünde büyük bir inkilâb olduğundan Allah (cc), O´nun ümmetine doğrudan hitabda bulunmuştur.» [89] der. [90]


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Hüküm Ayetleri -Cuma Suresi Tefsiri Hüküm Ayetleri -Cuma Suresi Tefsiri CUMA NAMAZİ VE HÜKÜMLERİ Ayetlerin Lafzı Tahlili Ayetlerin İcmali Manaları Ayetlerin Nüzul Sebebleri
Hüküm Ayetleri -Mümtehine Suresi Tefsiri Hüküm Ayetleri -Mümtehine Suresi Tefsiri MÜSLÜMANLARLA MÜŞRİKLER ARASINDA EVLENMENİN HÜKÜMLERİ Ayetlerin Lafzî Tahlili Âyetlerin İcmali Manaları Ayetlerin Tefsirindeki İncelikler
Hüküm Ayetleri -Mücadele Suresi Tefsiri Hüküm Ayetleri -Mücadele Suresi Tefsiri ZİHAR VE KEFARETİ Âyetlerin Lafzi Tahlili Ayetlerin İcmali Manaları Âyetlerin Nü2ül Sebebleri
Hüküm Ayetleri -Sad Suresi Tefsiri Hüküm Ayetleri -Sad Suresi Tefsiri ŞERİATTA HİLENİN YERİ Ayetlerin Lâfzı Tahlili Ayetlerin İcmali Manaları İsmrs Eyyub Aleyhisselamın Kıssasından Maksat Nedir .
Hüküm Ayetleri - Hac Suresi Tefsiri Hüküm Ayetleri - Hac Suresi Tefsiri DERS KURBANLA İLGİLİ HÜKÜMLER.. Ayetlerin Lafzı Tahlili Âyetlerin İcmâli Manaları Âyetlerin Nüzul Sebebleri

 
Forum Stats
Üyeler: 65,707
Konular : 237,766
Mesajlar: 424,714
Şuan Sitemizde: 271

En Son Üye: xX0tQ1sR0z

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:39.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.