Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Genel Sağlık > Dahiliye Hastalıkları ve Tedavileri
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Akciğer Hastalıkları

Genel Sağlık kategorisinde ve Dahiliye Hastalıkları ve Tedavileri forumunda bulunan Akciğer Hastalıkları konusunu görüntülemektesiniz.
Akciğer Hastalıkları Akciğer tıkanması Akciğer tıkanması, akciğerdeki atarda*marlarda bir pıhtıcık nedeniyle dolaşımın dur*ması demektir Genellikle bu pıh*tıcık, toplardamarın bacak kısmındaki ...






Yeni Konu aç Cevapla
Seçenekler
  #1  
Okunmamış 24-09-2010, 12:05
 
Standart

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Akciğer Hastalıkları


Akciğer tıkanması

Akciğer tıkanması, akciğerdeki atarda*marlarda bir pıhtıcık nedeniyle dolaşımın dur*ması demektir Genellikle bu pıh*tıcık, toplardamarın bacak kısmındaki ilti*haplanmanın (flibit) akciğere yürümesinden kaynaklanır.

Bu tıkanma, çok ciddi sonuç verebilir ve kalp durmasına yol açabilir Da*ha hafif hallerde, hasta göğüs kafesinde şid*detli bir ağrı hisseder. Bağrına hançer saplanıyormuş gibi olur. Ayrıca solunum zorluğu meydana gelir. Teşhis, tahliller ve röntgen filmleriyle doğrulanmalıdır. Ancak önemli bir kavram unutulmamalıdır: Önceden bir flibitin varlığı. Tıkanmanın kökeni olan flibit, çe*şitli koşullarda ortaya çıkar: Uzun süre ya*tar vaziyette kalmak (cerrahi bir müdahale*den sonra, özellikle yaşlılarda), toplardamar*larda kan dolaşımının aksaması, ciddi kalp hastalıkları. Akciğer tıkanmasının teşhisinden çok, bundan da önemlisi, böyle bir hastalı*ğın önlenmesinin çeşitli yönleridir.

Akciğer Tıkanıklığı Tedavisi ve Yapılması gereken

Akciğer Hastalığı, Uzun bir süre yatağa bağlanan kişide, bacakta baldır kısmı ısınırsa, birden ağ*rırsa, flibitten şüphelenmek gerekir. Olay doğrulanırsa, akciğer tıkanmasını önle*mek için derhal pıhtılaşmayı önleyici te*daviye girişilmelidir. Hasta evinde yatı*yorsa, baldırında ağrı ortaya çıktığında, doktoruna hemen haber verilmelidir. Aynı şekilde, ayak bileğinin şişmesi, göğüs kafesinde ağrılar ve solunum güçlüğü de, doktora duyurulmalıdır.

Flibitin ortaya çıkmasını önlemek için pek çok hasta ve yatalak, kan pıhtılaşmasını önleyen ilaçlarla tedavi edilir. Bacakların hareket etmesi sağlanır.


Had akciğer ödemi

Akciğerlerde Ödem, akciğer peteklerini dolduran kan plazması neden olur. Olay, kalbin sol ka*rıncığının had zaafından kaynaklanır.

Kişi, genellikle bir kalp hastası veya müz*min yüksek tansiyon kurbanıdır. Olay, göğüs kafesini adeta kıskaca alan amansız bir sancıyla başlar. Hasta öksürerek ve adeta boğu*larak balgam çıkartır.

Acele çağıracağınız doktor, tedaviye da*mar içine girerek başlar. Bu müdahale, bo*ğulma halini ve sol karıncıktaki kalp yeter*sizliğini önleyemezse, hastayı acil servise kal*dırmak gerekir.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Okunmamış 24-09-2010, 12:09
 
Standart Cevap: Akciğer Hastalıkları

Akciğer Hastalıkları Belirtileri

Öksürük ve Balgam

Öksürük mukus ve yabancı maddelerin bronşlardan çıkarılması için bir savunmadır. Solunum sisteminin en önemli bir belirtisidir. Öksürüğün baş­lıca nedenleri üst solunum yolları infeksiyonları, bronşit, astım, pnömoni, tü­berküloz, kötü çevre koşulları (özellikle sigara) ve akciğer kanseridir. Boğazı temizlemek için genizden gelen kaba, kuru ve tekrarlayıcı bir öksürük çok kez üst solunum yolları hastalıklarıyla ilgilidir. Küçük bronşlardan ve akciğer pa­rankimasından oluşan bir öksürüğü hasta derinden gelen kolay balgam söktüren nitelikte tanımlar. Solunum sistemi virüs infeksiyonlarında çok kez kuru bir öksürük vardır. Sekonder bir bakteri infeksiyonunda çıkarılan balgam koyu renkli ve pürülan (sarı ve yeşilimtrak) dır.

Kronik bronşit ve bronşektazi hastalarının öksürük ve balgamları sa­bah kalkınca artar. Hırıltılı bir solunumla birlikte bulunan öksürük genellikle astmada izlenir.

Astma ve kalp yetersizliğinde öksürük hastayı gece uyandırır. Bronş kalıbı gibi ince uzun, kıvrık balgam bronşit ve astmada görülür. Kronik bronşit ve bronşektazide öksürükle kanlı balgam gelebilir. Pnömonide öksürükle ya­pışkan ve paslı bir balgam gelir. Pis veya lağım gibi kokan, bol ve kolay çıka­rılan balgam spiroket ve anaerop akciğer absesinde izlenir.

Öksürük sigara içenlerde çok kez sinsi bir şekilde geliştiğinden baş­langıçta benimsenmez. Bu hastalarda (yani sigara içenlerde) bronşit ve amfi-zem oluşarak giderek artan kronik bir öksürük gelişir. Bronş kanserlerinde gi­derek artan, tedaviye inatçı bir öksürük vardır. Kanlı balgam akciğer kanserinde sık izlenen bir bulgudur.

İyi bir anamnez ve muayene çok kez öksürük nedenini aydınlatabilir. Eğer bu incelemeyle tanı sağlanamamışsa akciğer radyografisi alınmalıdır. Bundan başka kan sayımı, sedimantasyon ve diğer laboratuvar bulguları öksü­rük etyolojisinde yararlı olur. Örneğin kanda eozinofil artması allerjik bir hastalıkla, lökosit artması infeksiyonla ilgili olabilir.

Dispne Nedir

Dispne, nefes darlığı, soluksuzluk (havasızlık duygusu veya hava açlı­ğı) ve solunum güçlüğü benzer anlamda kullanılır. Akciğer parenkimasında ve solunum yollarında oluşan anormallikler dispnenin başlıca nedenleridir. Kalp hastalıklarının önemli bir belirtisi olan ortopne (alçak yatıldığında oluşan ve yüksek yatınca düzelen dispne) amfızem, kronik bronşit hastalarında ve ciddi astma nöbetlerinde de izlenir. Kalp hastalarında oluşan paroksismal nokturnal dispne geceleri uyandırıcı niteliktedir. Gece dispneleri astmada da izlenebilir.

Bazı vakalarda dispne "psikonörotik" niteliktedir. Bazı vakalarda or­ganik ve psikolojik etkenlerle birlikde bulunur. Örneğin bazı astma hastala­rında akciğer fonksiyon testleri normal olduğu halde dispne vardır.

Cheyne-Stokes solunumunda periyodik düzensiz bir dispne vardır. So­lunum giderek artarak hiperventilasyon, sonra solunum giderek azalarak hipo-ventilasyon, hatta apne oluşur. Hastalar heperventilasyon döneminde de nefes darlığından yakınırlar. Cheyne-Stokes solunumu genellikle kalp hastalığıyla il­gilidir. Kusmaul solunumunda ciddi bir hiperpne vardır, eforda oluşan bir dispneye benzer ve üremi, diabet ve ciddi şok gibi vakalarda oluşan metabolik asidozla ilgilidir.

Başlıca dispne nedenleri

Solunum sistemi hastalıkları: KOAH (astma, kronik bronşit ve amfı­zem), akciğer infeksiyonları, akciğerin yaygın parenkima hastalıkları, trombo-emboli ve obstrüktif üst solunum yolları hastalıkları.
Kardiyovasküler hastalıklar, ciddi anemi, aşırı şişmanlık, nöropsişik düzensizlikler.

Kronik akciğer ve kalp hastalarında dispne derecesi prognoz bakımın­dan aydınlatıcı olur. Bu konuda pratik ve yararlı bir değerlendirme:

Dispne dereceleri:

1. derece dispne Hasta düz bir yerde aynı beden yapısı ve yaştaki kişiler gibi yürür. Ancak yokuş veya merdiven çıkışında dispne vardır.
2. derece dispne Hasta düz bir yerde kendine uygun bir yavaşlıkla 1,5 km dispne olmadan yürür. Ancak normal hızda dispne oluşur.
3. derece dispne Düz bir yerde 100 m kadar veya birkaç dakika yürü­mekle dispne.
4. derece dispne Az bir çaba ile örneğin giyinme veya konuşmakla dispne.Özellikle akciğer kanseri cerrahi girişimi için sık olarak başvurulan Fi­zik Yetenek değerlendirilmesi (Karnofsky ölçüsü) ile dispne dereceleri ara­sında yakın bir ilişki vardır

Hırıltılı Solunum

Hırıltılı solunumda ıslık gibi müzikal nitelikte bir ses duyulur. Bu ses daralmış hava yollarında giren ve çıkan havanın titreşimiyle oluşur. Reverzibl hırıltılı bir solunum astma hastalığında önemli bir belirtidir. Başlıca nedenleri allerjenlerin inhalasyonu, infeksiyonlar, sigara, kirli hava ve egzersizdir. Bun­lardan başka aspirin, penisilin gibi ilaçlar ve bazı gıda maddeleri, gıda madde­leri koruyucuları ve bazı psikolojik etkenler astma hırıltılı solunumuna sebep olabilir. Üst solunum yolları infeksiyonları, sol kalp yetersizliği, yabancı ci­sim aspirasyonu ve akciğer tümörlerinde de hırıltılı solunum izlenebilir.

Hemoptizi Nedir, Hemoptizi Nedenleri

Hemoptizinin (kan tükürme) başlıca nedeni akciğer hastalıklarıdır. Pnömoni, tüberküloz, akciğer tümörleri, kronik bronşit, bronşektazi, akciğer infarktüsü, akciğer absesi, mantar hastalıkları ve kistler hemoptiziye sebep o-lan en önemli akciğer hastalıklarıdır.

Hemoptizi bazan akciğer hastalığının ilk belirtisi olarak izlenir. Kardiyovasküler hastalıklarda, örneğin konjestif kalp yetersizliği ve mitral steno-zunda hemoptizi sık izlenen bir belirtidir.

Burun kanamasında kan nazofarankse toplanarak öksürük ve kan tü­kürmesine sebep olabilir. Farenks, özofagus kanamaları veya hematemez he-moptiziyle karıştınlabilir. Klinik inceleme ile birlikte, akciğer radyografisi ve diğer yöntemlerle hemoptizi tanı ve ayırıcı tanısı değerlendirilir. Kan miktarı ve hastalık tanı ve derecesi arasında bir ilişki olmayabilir. Örneğin balgamın hafif kırmızıya boyanması gibi az miktarda kan bir bronş kanserinin veya bir bronşitin belirtisi olabilir.

Hemoptizi niteliği mevcut hastalık konusunda bilgi verebilir. Örneğin kanla boyalı müköz balgam bronşitte veya tüberküloz ve bronş kanseri gibi da­ha ciddi hastalıklarda görülebilir. Cerahatla karışık kanlı balgam pnömoni veya akciğer absesi gib hastalıklarda veya bronşektazi gibi kronik bir hastalıkta izle­nir. Balgam yalnız kanla karışık olup, mukus ve cerahatli değilse ve birkaç gün değişmeden bu şekilde devam etmişse pnömoniden çok bir akciğer infarktüsü-nü düşünmelidir. Balgam az kanlı olduğu için pembe görünümde ise ve bazan da köpüklü ise sol kalp yetersizliğine bağlı akciğer ödeminden kuşkulanılır. Hemoptizi vakalarında klinik incelemeyle yetinmemeli, akciğer radyografisi gerekirse bilgisayar aksiyal tomografi ve diğer yöntemlerle ilgili hastalığı teş­his ederek, gereken tedavi uygulanmalıdır.

Göğüs Ağrısı

Göğüs ağrısının başlıca nedenleri kalp hastalığı, kanser, pnömoni, tü­berküloz ve plörezidir. Bundan başka trakeobronşit, pulmoner emboli, pnömotoraks, pulmoner hipertansiyon, Tietze sendromu (kondritis) gibi hastalıklar göğüs ağrısına sebep olabilir.

Plevra ağrısı

Akciğer parenkiması ve viseral plevrada sinir uçları olmadığından has­talık parietal plevraya kadar yayılmamışsa göğüs ağrısı duyulmaz. Plevra ağrısı inspirasyonda veya öksürükle bıçak saplar gibi olabildiği gibi ancak maksimal inspirasyonda belli belirsiz veya gerginlik niteliğinde hafif olur. Plevra ağrısı ekspirasyonda veya soluk tutunca kaybolur veya azalır. Plevra ağrısının duyul­duğu interkostal bölgeye bastırıldığı zaman belirli bir ağrı duyulmaz, buna kar­şın göğüs duvarı ile ilgili ağrıda, örneğin Tietze sendromunda, o bölgeye yapı­lan baskıda şiddetli bir ağrı duyulur. Diyafrağma plevrasının santral iritasyonu omuza ve boyuna yayılan ağrıya sebep olur. Diyafrağma plevrasının perifer iritasyonu ise alt toraks, lomber ve karın bölgesinde ağrıya sebep olur.

Kardiyovasküler hastalıklarda göğüs ağrısı

Kardiyovasküler hastalıklarda göğüs ağrısının başlıca nedenleri angina pektoris, myokard infarktüsü, perikardit, valvüler kalp hastalıkları, kardiyom-yopatiler ve aort anevrizmasıdır.

Göğüs duvarı ağrısı

Başlıca nedenleri nörojen kökenli hastalıklar (interkostal ve frenik si­nirle ilgili nöropati, Pancoast tümörü, herpes zoster), kaburga kırığı, Tietze sendromu, miyaljiler (kas hastalıkları) ve posttorakotomiyle ilgilidir.

Travma veya uzun süreli ciddi öksürüklerin sebep oldukları kaburga kırıkları göğüs duvarında ağrı oluştururlar. Herpes zoster ağrısı yakıcı tiptedir, bir veya birkaç interkostal sinir yolu boyunca yayılır ve ilgili ağrı bölgesinde herpes deri lezyonları vardır.

Ekstratorasik göğüs ağrısı

Gastro intestinal, safra kesesi, pankreas, dalak hastalıkları ve subfrenik abseler göğüs duvarında ağrıya sebep olabilirler.

Ateş

Beden ısısının incelenmesinin, akciğer hastalıklarının tanısı, ayırıcı tanısı, derecesi, gidişi ve tedavi etkisinin değerlendirilmesinde önemli bir yeri vardır. İki haftadan uzun süren ateşli hastalıkların önemli bir bölümü subkronik ve kronik infeksiyonlardır.

Uzun süreli ateşli hastalıklar

İnfeksiyonlar: Tüberküloz, bakteriyel endokardit, bruselloz, salmonella.
Kolagen hastalıklar: Lupus eritematosis, periarteritis nodosa, romatoid artritis, romatizma.
Neoplastik hastalıklar: Kanser, Hodgkin, sarkoma
Kan hastalıkları: Lösemi, hemolitik hastalıklar
Tekrarlayıcı ateşli hastalıklar: Malarya, febris rekürens, pyojenik infeksiyon, Hodgkin.

Syanoz

Syanoz ciddi hipoksemiyle ilgilidir. Akciğer hastalıklarının çoğunda ileri dönemlerinde syanoz görülür.

Kronik obstrüktif hastalıkları, ciddi akciğer infeksiyonları örneğin yaygın pnömoni,milyer tüberküloz, ilerlemiş tüberküloz, spontan pnömotoraks, plörezi, kanser ve diğer nedenlerle ilgili atelektazi, fıbrosis, skleroderma sya­noz oluşturan başlıca akciğer hastalıklarıdır. Kalp hastalıklarında da syanoz ö-nemli bir belirtidir. Daha nadir olarak arter-ven santiarı, karaciğer sirozu, Raynaud hastalığı ve zehirlenmelerde syanoz görülür.


  #3  
Okunmamış 24-09-2010, 12:13
 
Standart Cevap: Akciğer Hastalıkları

Akciğer Testi, Akciğer Fonksiyon Testleri

Akciğer fonksiyon testleri özellikle solunum sistemi hastalıklarında rutin incelemeler niteliğindedir. Başlıca endikasyonları: Hastalık tanısı ve prognozunun değerlendirilmesinde önemli katkısı vardır. Ve cerrahi gi­rişime karar vermek için gereklidir.
Akciğer fonksiyon testleri 3 grupta incelenebilir:

1. Akciğer volümleri
2. Solunum mekaniği
3. Gaz değişimi (ventilasyon, difüzyon, perfüzyon ve arter kan gazları)

1. Akciğer volümleri, Akciğer Volüm

Statik olarak ölçülürler. Başlıcaları:

Vital Kapasite (VK) Maksimal bir inspirasyondan sonra yapılan maksimal ekspirasyon havasının volümü. Orta yaş ve orta boyda normal bir kişinin vital kapasitesi yaklaşık 4500 ml'dir.

Rezidüel Volüm (RV) Maksimal bir ekspirasyon sonunda akciğerler­de kalan hava hacmi. Normalde yaklaşık 1000 ml.dır. Yaş arttıkça artar. Kro­nik obstrüktif akciğer hastalıklarında (amfızem, astma ve kronik bronşit) artar ve bunun artmasıyla rezidüel volümün total akciğer kapasitesine oranı (RV/TAK) artar. RV/TAK'nın artışı obstrüktif akciğer hastalıkları için önemli bir bulgudur.

Total akciğer kapasitesi (TAK) Maksimal inspirasyon sonunda akci­ğerde mevcut gaz. TAK=VK+RV volümüdür. Yaklaşık 5-8 litredir.

Tidal Volüm (TV) Solunum süresince yapılan inspirasyon veya eks­pirasyon volümü. İstirahatta 500-800 ml.dir.

TAK = Total akciğer kapasitesi, TV = Tidal volüm, İK= Inspirasyon kapasitesi, FRK = Fonksiyonel rezidüel kapasite, EY = Ekspirasyon yedeği, VK = Vital kapasite, RV = Rezidüel volüm.

Vital kapasite en çok kullanılan akciğer fonksiyon testlerinden biridir. Vital kapasitenin azaldığı başlıca hastalıklar :
Akciğer parenkinıa hastalıkları: Yaygın fıbrosis, tüberküloz, tümör atelektazi, cerrahi girişimler.

Toraks hareketlerinin kısıtlanması: Şişmanlık,kaburga kırığı, kifos-kolyoz, poliomyelit, myastenia gravis.

Akciğer genişleme kapasitesinin kısıtlanması: Plevra sıvısı, pnö-motoraks, diyafrağma hernisi, fıbrotoraks, kalp büyümesi.

Hava yollarının tıkanması: Astma, amfızem,bronş stenozu.

Solunum Mekaniği

Inspirasyon ve ekspirasyonda hava giriş çıkışını kolaylaştıran veya güçleştiren etkenler solunum mekaniğiyle ilgilidir. Bu etkenler 3 grupta top­lanır: 1. Akciğerlerin esnekliği, 2. bronş ve bronşiyoUerde hava akımına karşı direnç, 3. toraks ve akciğer dokularının şekil değiştirmesiyle ilgili sürtünme direnci.

Akciğer esnekliğini ölçen bir test kompliyansdır. Basınç ve volüm değişmesi arasındaki ilişkiyi gösterir. Normalde akciğer kompliyansı 0,2 L/smH20 dur. Yani plevra içinde 1 sm su basıncı azalmasıyla akciğerler 0,2 Litre genişler (akciğerlere 0,2 litre hava girer) veya plevra içinde 1 sm su ba­sıncı artmasıyla akciğerler 0,2 Litre küçülür (akciğerlerden 0,2 Litre hava çı­kar). Kompliyans az ise akciğerlerin esnekliği azalmıştır (fibrosis, silikosis, mitral stenozu).

Solunum yollarındaki direnç hava akımı ve basıncı arasındaki ilişkiyi ölçerek değerlendirilir. Normalde solunum yolları direnci 1.6 sm H20/L/sani-yedir. Yani 1 saniyede 1 litre havanın solunum yollarından giriş veya çıkışı için 1.6 sm su basıncı bir güç gerekmektedir. Solunum yolları direnci amfızem, astma gibi obstrüktif hastalıklarda artar. Solunum mekaniğini ölçen testler gelişmiş örgütlü ve iyi yetişmiş uzmanları olan laboratuvarlarda yapılır. Bu nedenle bu testler yerine daha kolay ölçülebilen ve solunum mekaniğindeki bozukluğa paralel değişme gösteren testler, örneğin zorlu vital kapasite, maksimal ekspirasyon akım-volüm eğrileri, maksimal solunum kapasitesi kullanılır.

Zorlu vital kapasite (ZVK) Buna zamanlı vital kapasite de denir. Vital kapasitenin mümkün olduğu kadar hızlı yapılmasıdır. ZVK testinde vo­lüm ve zaman ilişkisi incelenir. Normalde ZVK'nın %75'i birinci saniyede (ZVKl), %85'i ikinci saniyede (ZVK2) ve %95'i üçüncü saniyede (ZVK3) ekspire edilir. Özellikle ZVKl obstrüktif anormalliğin değerlendirilmesinde pratik ve önemli bir testtir, obstrüktif anormalliğin artmasına paralel olarak azalır. ZVK eğrisinden ölçülen maksimal ekspirasyon akımı ve maksimal eks­pirasyon ortası akımı solunum mekaniğini değerlendirmede kullanılan diğer testlerdir.

Maksimal ekspirasyon-akım volüm eğrileri (MEAV) Bu testler zorlu vital kapasite gibi ölçülür, yani maksimal bir inspirasyondan sonra ya­pılan maksimal ve hızlı bir ekspirasyonda akım-volüm ilişkisi değerlendirilir. MEAV eğrisinde özellikle maksimal ekspirasyon akımı (Vmax) ve ZVK orta­sında ölçülen akım (V50) obstrüktif ve restriktif anormallikleri değerlendirme­de pratik ölçülerdir. Normalde Vmax yaklaşık 8L/saniye, V50 yaklaşık 4L/sa-niyedir. Normal Vmax ve V50 boy arttıkça artar, yaş arttıkça azalır.

ZVK ve MEAV eğrileri bronkodilatör tedaviden önce ve sonra ölçü-lürse obstrüktif amormaliğin düzelmesi değerlendirilir. ZVK ve MEAV eğri­leri hastalık tanısı ve progmozunun saptanmasında önemli solunum fonksiyon testleridir.


Gaz Değişimi

Ventilasyon Bir dakikada akciğerlere giren veya çıkan hava volü-müne " dakika ventilasyonu" denmektedir. İstirahatta 6-8 litredir.

Bazı hastalıklarda gerektiğinden az ventilasyon (hipoventilasyon), bazı hastalıklarda gerektiğinden fazla ventilasyon (hiperventilasyon) oluşur.
Hipoventilasyon nedenleri Kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, pnömoni, tüberküloz, yaygın fıbroz, plevra sıvısı, pnömotoraks, genel anestezi, morfin ve luminal gibi ilaçların alınması istirahatta hipoventilasyona sebep olur.

Uykuda değişik stimülüslere göre ilişkili spontan ve tekrarlayan ven­tilasyon episotları oluşmaktadır. Uykuda oluşan bu ventilasyon episotları bazı hastalarda bir apneye kadar değişebilir (Uyku apne sendromu). Böyle olunca bu şahıslarda belirgin bir hipoksemi ve hiperkarbi (respiratuar asidoz) oluşarak respiratuar ve kardiyak yetersizlikler gelişebilir. Uykuda oluşan apnede arter kan gazlarındaki değişiklikler sempatik ve parasempatik tonusu artırır. Örneğin vagus tonusunun artması bradikardiye sebep olur Bu bradikardi atropinle or­tadan kaldırılabilir.
Uykuda gelişen apnenin başlıca nedenleri solunum motor kaslarının fonksiyonlarının azalması ve yukarı solunum yollarında gelişen obstrüksiyondur.

Hiperventilasyon nedenleri Normalde eforun derecesine göre artan bir hiperventilasyon oluşur. Hipoksi, hipertiroidism, ateş, heyecan (anksiyete), hiperventilasyon sendromu, serebral kanama, travma ve andrenalin, proges-teron gibi ilaçların alınması ile istirahatta hiperventilasyon gelişir.

Difüzyon Bir gazın yüksek basınçlı bir bölgeden daha az basınçlı bir bölgeye geçmesidir. Akciğer difüzyon kapasitesi (DA) 1 dakikada 1 mm Hg alveol-kapiler oksijen basınç farkında {(A-a)02} alveollerden kapilerlere geçen oksijen volümü (V02) dir. DA=V02/(A-a)02 formülüyle hesap edilir.

V02 = 250 ml/dakika, (A-a)O2=10 mm Hg ise DA= 250/10=25 ml/mmHg/dakikadır. Beden yüzeyi arttıkça difüzyon kapasitesi artar.

Difüzyon kapasitesinin azalmasının önemli nedenleri alveoler hipo-ventilasyon, alveol-kapiler blok, ventilasyon/perfüzyon dengesinin bozulması ve akciğer dolaşım anormallikleridir.

Perfüzyon (akciğer dolaşımı) Akciğerden gaz difüzyonu için önemli bir etken ventilasyona uygun perfüzyon olmasıdır. Ventilasyon/perfüzyon den­gesizliği difüzyonu azaltarak hipoksemi (02 azalması) ve hiperkapniye (C02 artması) sebep olur. Böylece anormal ventilasyon-normal perfüzyon veya nor­mal ventilasyon-anormal perfüzyon bölgeleri gaz değişimini etkiler ve gaz di-füzyonunu azaltarak hipoksemiye ve daha ciddi durumlarda hiperkapniye se­bep olur.

Özellikle kronik bronşit, amfızem hastalıklarında ve yaygın pulmoner fıbrosis, akciğer rezeksiyonları ve mültpl emboli vakalarında akciğer damar­larının çapları küçülerek, tıkanarak ve sayıları azalarak perfüzyon anormallik­leri ve pulmoner hipertansiyon gelişir. Kalp hastalıkları, anemilerde ve tirotok-sikozlarda perfüzyon anormallikleri oluşabilir.

Arter kan gazları, Arter Kan Gazı Akciğerin ana fonksiyonu alveollerden kapilerlere gereken oksijenin geçmesini ve kapilerlerden fazla C02 nin atılmasını sağla­mak olduğundan anormal pulmoner fonksiyonun anlaşılmasında objektif bir yol arter kanında 02 ve C02 nin ölçülmesidir.

Ancak önemli bir fonksiyon bozukluğu gelişmemişse 02 ve C02 nor­mal düzeylerde kalır. 02 azalması ve C02 artmasının başlıca nedenleri akciğer ve kardiyovasküler hastalıklardır. Anemiye de bağlı olabilir.

Dudakların, dil ve parmak uçlarının syanozu hipokseminin klasik kli­nik belirtisidir. Ancak bu tür değerlendirme yanıltıcı olabilir. Anemi syanozu azaltarak veya maskeleyerek hipoksemiyi daha azmış gibi gösterir, buna karşın polisitemi syanozu artırdığından hipoksemiyi olduğundan daha çokmuş gibi gösterir. Bu nedenlerle arter kanında 02 basıncının (P02) ve C02 basıncının (PC02) ölçülmesi hipokseminin ve hiperkarbinin daha objektif değerlendiril­mesini sağlar. Hipokseminin başlıca klinik belirtileri syanoz, ciddi efor dispnesi, konjestif kalp yetersizliği, polisitemi ve huzursuzluk, uykusuzluk ve kişilik değişiklikleri gibi serebral bozukluklardır. Deniz düzeyinde oturan sağlıklı bir erişkinin P02 si 90-100 mm Hg dir. Yaş arttıkça P02 azalır. 75 mm HgP02 normal alt değer olarak kabul edilebilir. Solunum yetersizliğinde P02 genel­likle 60 mm Hg den azdır. İlgili tedaviyle hipoksemi düzelmemişse hastaya %25-35 02 verilmelidir. Bu yoğunlukda 02 uzun süre kullanılabilir. %100 gibi yüksek konsantrasyon 02 tedavisi " Oksijen zehirlenmesine" sebep olabilir.

Normalde arter kanında PC02 35-45 mm Hg dir. Kronik C02 artması (hperkapni veya respiatuar asidoz) solunum yetersizliğinin başlıca belirtisidir.
Respiratuar asidozun klinik belirtileri uyuklama, konfüzyon, konuşma güçlüğü, distal tremor, kas sıçramaları, baş ağrısı, küçük pupilla, sıcak nemli el, papiler ödem ve komadır. Bu belirtiler spesifik değildir. Arter gazları (P02, PC02 ve bikarbonatlar) ölçülerek asidozun respiratuar veya metabolik olduğu değerlendirilir.

Preoperatif Değerlendirme, Preoperatif Hazırlık

Cerrahi girişimle ilgili komplikasyonlarda anestezinin önemli bir yeri vardır. Akciğer, kalp ve üst karın ameliyatlarında ilk 24 saatte oluşan başlıca anormallikler: Akciğer volümlerinde örneğin vital kapasitede %50 veya daha fazla bir azalma olur. Bu azalma düzelerek bir hafta kadar sürer. Akciğer vo-lümlerinin azalması ağrı ve kas fonksiyonlarının geçici bozulmasıyla ilgilidir.

Cerrahi girişimlerde hipoksemi oldukça sıktır. Cerrahiden hemen sonra oluşan hipoksemi genellikle akciğer volümlerinin azalmasıyla ilgilidir.Bu dönemden sonra geriler veya bazan haftalarca sürer. Postoperatif dönemde akciğerlerin iki önemli savunması olan öksürük ve mukosilyer arınma azalır.
Ameliyat komplikasyonları preoperatif ve intraoperatif etkenlerle yakından ilgilidir.

Preoperatif Etkenler

Kronik akciğer hastalıklarının, özellikle kronik obstrüktif akciğer has­talıklarının ameliyat komplikasyonlarında önemli bir yeri vardır. Bu dönemde ölçülen akciğer fonksiyon testlerinin anormallik derecesi arttıkça cerrahi komplikasy onlarının ciddiyeti artar. Zorlu vital kapasite 1. saniye (ZVK1)0.8 litreden az ise genellikle cerrahi girişim uygulanmaz. Sigara, şişmanlık, yaş ve beslenme bozukluklarınında cerrahi komplikasyonlarında ilgisi vardır. Cerrahi girişimden önce hastanın akciğer, kalp ve diğer organlarının fızyopatalojik anormallikleri birlikte değerlendirilmelidir.

İntraoperatif etkenler

Bu konuda anestezi özellikleri, ameliyat türü, yeri ve insizyon büyük­lüğü başlıca etkenlerdir.

Cerrahi Girişim İçin Genel Değerlendirme
Hastanın özgeçmişi ve muayenesi, akciğer radyografisi, solunum fonk­siyonları ve kan gazları incelenir. Cerrahi girişimin türü ne olursa olsun akci­ğer radyografisi çekilmelidir. ZVKl 2 litreden fazla veya normal değerin %80'i ise pnömonektomi için uygundur. ZVKl 2 litreden veya %80 den az ise postpnömonektomi ZVKl aşağıda yazılı formüle göre hesab edilir.
Postpnömonektomi ZVKl = Preoperatif ZVK1X kalan akciğerin % perfüzyonu
Eğer postpnömonektomi ZVKl 800 mi den fazla veya normalin % 40'ı veya fazlası ise pnömonektomi uygulanabilir.

Hastanın ameliyat öncesi hazırlanması

1. Cerrahi girişimden en az 8 hafta önce sigaranın bırakılması.
2. Mevcut akciğer, kalp ve diğer hastalıkların tedavi edilmesi.
3.Özellikle kronik obstrüktif akciğer hastalarında cerrahi girişimden 48-72 saat öncesine kadar ilgili tedavi sağlanmalı. Örneğin bronkodilatör ilaçlar (gerekirse steroid) ve antibiyotikler verilmelidir.
4. Şişman hastaların zayıflaması.
5. Hastaya postoperatif öksürüğün ve solunum egzersizlerinin önemi iyice anlatılmalı ve gereken uygulama yapılmalıdır.

</SPAN>



  #4  
Okunmamış 24-09-2010, 12:16
 
Standart Cevap: Akciğer Hastalıkları

Kor Pulmonale, Solunum Yetersizliği Hastalığı

Akciğer strüktür veya fonksiyonunun anormalliği sonucu oluşan sağ ventrikül hipertrofı veya dilatasyonuna kor pulmonale adı verilir. Sol kalp has­talıklarında ve konjenital kalp hastalıklarında kor pulmonale'de olduğu gibi kalp ve akciğer anormallikleri gelişir. Ancak bu anormallikler ilgili kalp hastalığının komplikasyonudur.

Etyoloji

Kor pulmonalenin başlıca nedeni kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (kronik bronşit ve amfizem) dir. Tüm kalp hastalıklarının %20'si kor pulmonaledir.

Kronik bronşit ve amfizem çok kez birlikte bulunduğu gibi bazı vakalarda astma ile birlikte bulunurlar. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı ilerledikçe ve bazı kolaylaştırıcı etkenlerle, örneğin pnömoni gibi bir akciğer hastalığıyla kor pulmonaleye dönüşür.

Pulmoner hipertansiyon kor pulmonale ve sağ kalp yetersizliğinin oluşunda başlıca etkendir. Ve pulmoner hipertansiyonun gelişmesinde hipoksinin önemli bir katkısı vardır. Kronik obstrüktif akciğer hastalarında önce eforda hipoksemi gelişir. Sonraları istirahatta da hipoksemi olur. Daha ileri hastalık döneminde hiperkarbi (kanda C02 artması) gelişir. C02'nin artması akciğerde vasküler direncin artmasına sebep olduğu gibi hipokseminin vasokonstriksiyon etkisini kolaylaştırarak pulmoner hepertansiyonun daha çok artmasına yardım eder.

Klinik belirtiler

Kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH) sebep olduğu kor pulmonale hastalarının çoğu yıllarca fazla sigara içenlerdir. Kor pulmonaleden yıllarca önce dispne ve öksürük vardır. KOAH'mn ilerlemesi veya pnömoni gibi bir infeksiyon komplikasyonuyla akciğer fonksiyonları daha bozularak kor pulmonale ve daha sonra sağ kalp yetersizliğine dönüşür.
Fizik incelemede dispne, syanoz, takipne, ve hırıltılı bir solunum (Wheezing) vardır. Syanoz, kor pulmonalenin sık izlenen bir bulgusudur. Özellikle bronşektazi ve kronik bronşit bulunan vakalarda parmaklarda çomak-laşma görülür. Respiratuvar asidoz ilerlemişse hastada bilinç azalması, uyuk­lama ve koma olabilir. Ellerde karaciğer hastalarında izlendiği gibi tremor (asteriksis) oldukça sık görülen bir bulgudur. Dizorientasyon, baş ağrısı, ko­nuşma bozukluğu, küçük pupilla, hızlı-sıçrayıcı nabız, sıcak ve nemli el ve papiller ödem respiratuvar asidozla ilgili diğer belirtilerdir.

Kalp yetersizliği gelişince boyun venlerinde dolgunluk (venöz basınç artması) oluşur. Sternokleidomastoid ve skalenus gibi yardımcı solunum kasla­rının solunuma yardım çabalarıyle dispne daha belirli olur. Hasta bronşlarda oluşan kollapsa engel olmak için büzülmüş dudaklarından solunum yapar. To­raksın ön-arka çapı artmıştır. İnterkostal aralıklar genişlemiş ve kaburgaların solunumla ilgili hareketleri ileri derecede azalmıştır. Palpasyonda sol sternum sınırında, sağ ventrikül itmesi izlenir. Perküsyonda fazla hava ile dolu akciğer­de hipersonorite alınır ve diyafrağma hareketlerinde belirli bir azalma sapta­nır. Kor pulmonale gelişen amfızem hastalarında karaciğer aşağı itilir. Bunu hepatemegali ile karıştırmamalıdır. Oskültasyonda solunum seslerinin hafif­lediği, ekspirasyonun uzadığı, inspirasyon ve ekspirasyonda sibilan, ronflan railer duyulur.

P2 şiddetlenmiştir. Kalp ile toraks'arasındaki aralık amfizemli akciğer nedeniyle artmış olduğundan kalp sesleri güçlükle duyulur. Hasta oturtulup dinlenince sesler kulağa daha belirli gelir. Bazı vakalarda geçici aritmiler duyulur.

Sağ kalp yetersizliği vakalarında bacaklarda ödem vardır, EKG'de sağ ventrikül hipertrofisi bulguları görülür.

Radyolojik bulgular

Kalp genellikle genişler. Ancak bu genişleme her zaman belirgin değildir. Lateral radyografide kalbin ön-arka çapının büyüdüğü izlenebilir. Kuşkulu durumlarda hastanın güncel filmini eski flimleriyle veya tedaviden sonra çekilen filmle karşılaştırmalıdır. Arada fark varsa kardiyomegali kesin­leşmiş olur. Amfizem-kor pulmonale vakalarında akciğerde fazla hava görünü­mü (hiperinflasyon) ve bazan fibrosis izlenir. Diyafrağmada aşağı itilme, yassılaşma ve kubbeleşme oluşur.

Akciğer fonksiyon testleri, Akciğer Fonksiyon Testi

Akciğer fonksiyon testleri kor pulmonale nedeninin KOAH veya başka nitelikte bir akciğer hastalığı ile ilgili olduğunu ve fonksiyonel bozukluğun derecesini aydınlatıcı olur. Hastalık ilerledikçe zorlu vital kapasitesinin 1. sa­niye yüzdesi (ZVK1), difüzyon kapasitesi (DA) ve arter kanında oksijen basıncı (Pa02) azalır. Daha ciddi bir durum olunca arter kanında PaC02 arta­rak respiratuvar asidoz gelişir. Akciğer fonksiyon testleri ve özellikle arter kan gazlan hastalığın gidişini ve tedavi başarısını değerlendirmede çok yararlıdır.
Laboratuvar incelemesi

Polisitemi kor pulmonale vakalarında sık olarak görülür. Araya giren bir infeksiyon varsa lökosit artar.

EKG Bulguları: 2/3 kor pulmonale vakasında EKG de sağ ventrikül hipertrofısi bulguları vardır. Bazı kor pulmonale vakalarında EKG normaldir.

Diğer akciğer hastalıklarında kor pulmonale

Akciğer parenkimasının ve toraksın kronik hastalıkları ileri dönem­lerinde kor pulmole husule getirirler. Yaygın fibrosis, skleroderma, pnömokon-yozlar, bilateral yaygın tüberküloz, yaygın kanser metastazları, kolagen hasta­lıklar, sarkoidosis ve akciğer parenkimasının diğer hastalıklarıda kor pulmonaleye sebep olurlar. Pnömonektomi ve lobektomiden sonra geri kalan akciğerde amfızem, kronik bronşit gibi ilerleyici bir hastalık gelişirse kor pulmonale'ye sebep olabilir. Plevra hastalıkları, ileri derecede kifoskolyoz, Pickwick send-romu, nöropati, myopatiler ve akciğerin vasküler hastalıkları, özellikle trombo-embolide kor pulmonale oluşabilir.

Kor pulmonale tedavisi

Sağ kalp hipertrofısine sebep olan akciğer hastalığı ve varsa kalp yetersizliği tedavisi birlikte uygulanır. Ventilasyon yetersizliğinin tedavisi için infeksiyon, bronkospasm, hipoksi kontrol altına alınmalı, ayrıca diüretik ve digitalis'le kardiyak dekompansasyon tedavi edilmelidir.
Kronik bronşit ve amfizem hastalarının çoğu sigara içerler. Sigara solunum yolları direncini ve bronş salgısını arttırır. Sigara bırakılırsa hastalığın gidişi yavaşlar ve komplikasyonlar azalır. Pürülan balgam, dinlemekle lokalize veya yaygın yaş, kuru railer, lökositoz ve akciğer radyografisinde yoğunlaşma bölgeleri akciğer infeksiyonunu endike eder. Balgamda bakteri kültürü ve anti­biyotik duyarlılığı (antibiogram) incelenerek gereken antibiyotik tedavisi yapı­lır. Bronkodilatör ilaçlar bronkospasmı azaltarak daha iyi ventilasyona yardım ederler. Hipoksemi tedavisi için çok kez %25-35 konsantrasyonunda oksijen solunumu yeterlidir.
Digital ve diüretik ilaçlar sağ kalp yetersizliğinin tedavisinde önemli bir yer alır. Tuzsuz diet uygulanmalıdır.

Hipoksemisi ve respiratuvar asidozu kontrol altına alınamayan hastalar yoğun bakım birimlerinde tedavi edilirler.

Akciğer transplantasyonu

Bazı hastalarda yapılan tedavilere rağmen sağ kalp yetersizliği ilerler ve yaşamı tehdit eder. Bu hastalarda akciğer transplantasyonu hayatı kurtarır ve yaşamı uzatır. Vakalara göre ünlateral veya bilateral akciğer transplantasyonu veya kalp akciğer transplantasyonu uygulanır

Prognoz

Kor pulmonalenin sağ kalp yetersizliğine gelişmesi prognozu kötü-leştirir. Örneğin 4 yıl içinde ölüm oranı kor pulmonale vakalarında %50 oldu­ğu halde sağ kalp yetersizliği gelişen vakalarda %75 dir. Önemli olan sağ kalp yetersizliğini önleyici veya geciktirici tedbirleri almaktır. Bir kez sağ kalp yetersizliği başlarsa bunu daha kısalan sürelerde diğerleri izler. Hipoksemik hastalarda oksijen tedavisi pulmoner hipertansiyonun azalmasını sağlar. Bu nedenle gerektiğinde portatif gereçlerle ambulatuvar oksijen tedavisi uygula­nır. Bu tedavinin uygulandığı hastalarda sağ kalp yetersizliği azalarak daha iyi bir prognoz elde edilir.


  #5  
Okunmamış 24-09-2010, 12:16
 
Standart Cevap: Akciğer Hastalıkları

Akciğer Ödemi, Akut Akciger Ödemi Tedavisi

Akciğer kapiller basıncı yükselirse veya plasma osmotik basıncı aza­lırsa polmoner ödem oluşur. Pulmoner ödem oluşunda başlıca etken kapiller basıncın yükselmesidir. Kapiller basıncı yükselten başlıca etken venalarda ba­sıncın artmasıdır. Venöz basıncı artıran başlıca etken ise sol kalp hastalığıdır.

Kalp hastalığında Akciğer Ödem

Sol kalp hastalığı akciğer ödeminin en başta gelen sebebidir. Bunu diğer kalp hastalıkları izler. Akciğer ödemi önce hava boşluklarının (alveol ve bronşların) çevresinde bulunan interstisiyumda oluşur. Akciğer ödemi başlan­gıcında hasta dispne, ortopne ve kuru bir öksürükten yakındığı halde akciğer­lerin oksültasyonunda bir belirti duyulmaz.

Akciğer ödemi vakalarında kalp genellikle genişlemiştir.

Akciğer ödeminin klasik belirtileri ciddi dispne, ortopne ve öksü­rüktür. Öksürük kuru nitelikte veya bol ve köpüklü bir balgamla birlikte olur. Bazı vakalarda pembe balgam veya mitral stenozunda olduğu gibi kan türkür-mesi olur. Fizik incelemede takipne, syanoz, oskültasyonda akciğer tabanların­da krepitan railer izlenir. Hastalık ilerledikçe railer üst akciğer alanlarında da duyulur. Konjestif yetersizlik belirtileri olarak sistemik ven basıncı artar, hepa-tosplenomegali ve perifer ödem oluşur.

Akciğer radyografisinde çok kez interstisiyel ve alveoler ödem birlikte görülür. Vasküler ve hiler gölgelerin sınırları belirsizleşir, interlobüler septalar kalınlaşır (Kerley B çizgileri).

Akciğer ödeminde solunum fonksiyonları

Akciğer ödeminde kısıtlayıcı nitelikte solunum fonksiyon bozuklukları oluşur. Vital kapasite, kompliyans azalır, vasküler direnç artar. Daha ciddi nitelikte ödem olursa rezidüel volüm, solunum yollarında hava akımı azalır ve solunum yollarında direnç artar. Pozitif basınçlı solunumla kompliyans artar, ancak pulmoner dirençte bir değişme olmaz. întravenöz aminofilin hem kompliyansı hem de vasküler ve bronşiyal direnci düzeltir.

Hastalarda genellikle hipoksemi vardır. İnterstisiyel ödem vakalarında hipoksemi daha ciddidir. Buna karşın arter kanırda PC02 normal veya azal­mıştır. Çok ciddi ödemlerde alveoller önemli bir şekilde ödemle dolduğundan alveoler hipoventilasyon sonucu PC02 artar, bir respiratuvar asidoz gelişir. Akciğer ödeminde hipokseminin başlıca sebebi interstisiyumdaki ödem ne­deniyle gaz difüzyonu için yolun uzaması ve ventilasyon/perfüzyon dengesinin bozulmasiyle ilgilidir.
Böbrek hastalıklarında akciğer ödemi gelişebilir. Bu hastalıklarda akciğer ödeminin başlıca nedeni sol kalp yetersiliğidir. Özellikle postoperatif dönemde ve yaşlılarda intravenöz sıvı verilmesiyle akciğer ödemi husule gele­bilir. Kan proteinlerinin azalması akciğer ödemini kolaylaştırır.
Deniz seviyesinde yaşayan insanların bazılarında kısa bir süre, (örneğin 1-2 gün) 3000 metre veya daha yukarıya çıktıkları zaman akciğer ödemi oluşabilir. Veya bu yüksekliklerde oturanlarda birkaç hafta aşağı iklimlerde oturduktan sonra eski yerlerine döndüklerinde akciğer ödemi gelişebilir. Bu ödemin oluşunda efor ve soğuk havanın etkisi vardır. Akciğer venlerinin konstriksiyonu, hipoksi, alkalosis, akciğerlere fazla sıvı geçmesi ve pulmoner hipertansiyon yükseklik ödeminin başlıca nedenleridir. Oksijen solunumu veya hastanın deniz düzeyine götürülmesiyle hemen iyileşme sağlanır.

Akciğer ödeminde başlıca tedavi kalp veya diğer sistem hastalıklarının tedavisi ve ödemi kolaylaştırıcı etkenlerin düzeltilmesidir.


  #6  
Okunmamış 24-09-2010, 12:18
 
Standart Cevap: Akciğer Hastalıkları

Mediasten Hastalıkları

Mediasten sağ ve sol akciğerlerin medyal bölümünü örten plevralar arasında kalan boşluk olup, toraksın üst açıklığından diyafragmalara kadar uzanır. Ön sınırında sternum, arkada toraks vertebraları ve yanda plevraların mediasten bölümleri vardır. Mediasten ve hastalıklarının kolay tanımlan­ması için mediasten dört bölgeye ayrılır:

1. Üst mediasten. Perikardiyum üstünde bulunan mediasten boşluğu olup arkada ilk dört toraks vertebraları, önde manubriyum sterni ve yanlarda mediasten plevraları tarafından sınırlanmıştır.
2. Ön mediasten. Perikardiyum'un önünde üst mediasten'in altında ve sternumun arkasında yer alır.
3. Orta mediasten. Üst mediastenin altındadır. Kalp ve perikardium burada yer alır.
4. Arka mediasten. Kalbin arkasında ve alt sekiz toraks vertebralarının önünde yer alır.
Mediasten hastalıkları toraks hastalıklarının küçük bir bölümünü teşkil eder. Klinik ve radyolojik benzerlikleri nedeniyle teşhisleri güçtür.
Mediastende bulunan kitlelerin %40 dan fazlası habis tümörlerdir. Ve bu habis tümörlerin çoğu ön ve orta mediasten bölümlerinde lokalize olurlar. Bu hastalıkların çoğunda başlangıçta klinik belirti olmadan gizli bir gelişme vardır. Rutin akciğer radyografisinde çok kez özellik göstermeyen mediasten genişlemesi görülür. Ayrıntılı görünüm için bilgisayar tomografi yapılır.

Mediasten Tümörleri

Mediastenin tümörleri mediastende bulunan vital organlara baskı yaparak mediastinit veya ampiyem ve maliyn dejenerasyon gibi ciddi komplikasyonlara sebep olurlar.
Klinik belirtiler. Mediastenin selim tümörleri klinik belirti vermeden veya kuşkulu hafif klinik belirtilerle gelişir. Selim tümörler ağrı belirtisi yap­madan veya kunt hafif bir ağrı veya baskı duyarlığı ile çok büyük bir cesamete erişebilir. Genellikle ciddi toraks ağrıları maliyn bir tümörle ilgilidir. Ağrı tümörün brakiyal pleksüse, interkostal sinirlere, kemik ve plevraya baskısı veya infiltrasyonuyla gelişir. Solunum yolları ve akciğer parenkiması belirtileri olarak öksürük, dispne, stridor, ortopne ve syanoz vardır. Frenik sinirine baskı ile hıçkırık veya diyafragma felci, rekürent larenks siniri ile ilgili olarak ses kısıklığı, vagus ile ilgili olarak bradikardi, kusma ve Horner sendromu gelişe­bilir. Tümörün özofagusa ilerlemesi disfajiye sebep olur. Tümörün vena kavaya ilerleyip onu daraltmasiyle syanoz, kollateral ven dilatasyonları ve ödem gelişir. Vena kava obstrüksiyon belirtileri başlangıçta yalnız eforda veya vücut büküldüğü zaman kendini gösterir.

Ateş, zayıfllama, halsizlik ve anemi gibi sistemik belirtiler çok kez maliyn bir tümörle ilgilidir. Selim tümörlerde sistemik belirtiler nadirdir. Bazan selim tümörlerin infeksiyon komplikasyonu yapması sistemik belirtilere sebep olabilir.

Genellikle muayenede anormal bulgular yoktur veya belirtisizdir. Önemli bir strüktüre komplikasyon oluşmuşsa örneğin bronş tıkanması veya frenik sinirine baskı veya plevra sıvısı varsa ilgili fizik inceleme bulguları izlenir. Mediasten matitesinin artması ön mediastende lokalizasyon gösteren tümörle ilgili sık izlenen bir belirtidir.

Tanı

Mediasten tümörlerinin tanısı için iyi bir radyolojik inceleme özellikle Bilgisayar Tomografi gerekir. Bu konuda radyoskopi ihmal edilmemelidir. Ozofagus'un baryumla yapılan radyolojik incelenmesi mediasten tümörünün bu organla ilgisini gösterir.Magnetik resonans tümörle ilgili vasküler anormal­liklerin görünümünü sağlar. Larenks veya trakeanın üstüne yapışık bir tümör varsa yutkunma ile toraks üst açıklığı yukarıya hareket eder. Bu tümörler sıklıkla tiroid kökenlidirler.

Selim tümörler çok yavaş büyürler. Hızla büyüyen tümörler genellikle habis niteliktedir. Fizik inceleme tanıda radyolojik incelemeden daha az önem­lidir. Ancak fizik incelemede izlenen basit bir anormal bulgu büyük bir önem taşıyabilir. Örneğin boyun ve üst ekstremite venlerinde basınç artması süperiyör vena kava obstrüksiyonu sendromunda izlenen objektif bir bulgudur. Dolaşım süresi (kol-dil süresi) nin artması süperiyör vena kava sendromunda izlenen diğer önemli bir bulgudur.

Ses tellerinde paraliz kuşkusu varsa larengoskopi gerekir. Mediasten tümörünün bronşla ilgili olduğu kanısı varsa bronkoskopi yapılmalıdır. Aort anevrizması vakalarında aortografi tanıyı doğrular.

Mediasten tümörlerinin tanısında iki özellikten yararlanılır: (1) tümörün yeri, (2) tümörün nitelikleri.

(1) Tümörün yeri. Substernal goitre, teratoma, dermoid kistler ve timüs tümörleri genellikle ön mediastende lokalizasyon gösterirler. Lenfomaların en çok görüldüğü mediasten bölgesi orta mediastendir. Nörojen tümörler genellikle arka mediastende paravertebral bölgede lokalize olurlar .

(2) Tümörün nitelikleri. Teratoid ve nörojen tümörler genellikle ünilateraldir. Fibroma, timoma, ve genişlemiş tiroid tümörleri bilateraldir. Tümörde kalsifikasyon görülürse tiroid adenoması ve teratoma kuşkulanılır. Teratoid tümörlerde diş ve kemik görülebilir. Nörojenik tümörler vertebrada erozyon yaparlar. Selim tümörlerin sınırları genellikle iyice belirlidir. Çevre­leri belirsiz olan veya iyice belirlenemiyen tümörlerin habis olması muhtemel­dir. Kistlerin çevreleri genellikle iyice belirlidir. Teratomalarm lobüler bir görünümü vardır. Substernal tiroid yutkunma ile hareket eder.

Mediastinoskopi mediasten hastalığının tanısı ve prognozunun değerlendirilmesinde önemli bir yöntemdir. Mediastinoskopi özellikle maliyn hastalıkların tanısında yararlıdır.Mediastende görülen bir gölge tümörden başka anormalliklerle ilgili olabilir. Örneğin aort anevrizması, özofagus genişlemesi, hiatus hermia, paravertebral abse ve hematomlarda tümöre benzer radyolojik görünüm gelişebilir.


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Akciğer Kanseri Akciğer Kanseri Akciğer kanseri; her iki cinste de en sık görülen kanserden ölüm nedenidir. Tüm kanser ölümlerinin yaklaşık %28′ ini oluşturmaktadır. Akciğer kanserlerinin %85-90′ ından sigara...
Akciğer Kanseri Belirtileri Akciğer Kanseri Belirtileri Akciğer kanseri belirtileri nelerdir ? Akciğer kanseri belirtileri lokal belirtiler ve akciğer dışı belirtiler olmak üzere 2 grupta incelenebilir : Lokal...
Akciğer Metastazı... Akciğer Metastazı... Akciğer kanseri, akciğerlerimizde bulunan dokularımızda metastazı ve malignant transformasyon sebebiyle oluşan bir kanserdir. Günümüzde bilenen kanserler arasından en...
Akciğer Absesi AKCİĞER ABSESİ TEMEL BİLGİLER TANIMLAMA: Çevre dokudaki enfeksiyona bağlı akciğer erimesi ile gelişen içi cerahat ile dolu akciğer kaviteleri. Genel gidiş ani başlayıcı ve ilerleyicidir....
Akciğer Amfizemi Solunum yetmezliğine yol açan en yaygın kronik akciğer hastalıklarından biridir. Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) gerilip genişlemesiyle beliren bir hastalıktır. Bu genişleme...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,765
Konular : 239,247
Mesajlar: 426,676
Şuan Sitemizde: 261

En Son Üye: RMatthies

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:55.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.