Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Genel Sağlık > Sağlık > Çocuk Hastalıkları
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

Sağlık kategorisinde ve Çocuk Hastalıkları forumunda bulunan Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar konusunu görüntülemektesiniz.
Sokak Cocuklari Sokagimizdaki cocuklari isyana sürükleyen ve onlari aile ortamindan uzaklastiran sebepler cok degisik.Bir gercek varki sokak cocuklarini yeniden topluma ...






Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
  #1  
Alt 04-09-2009, 10:29
 
Standart Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


Sokak Cocuklari

Sokagimizdaki cocuklari isyana sürükleyen ve onlari aile ortamindan uzaklastiran sebepler cok degisik.Bir gercek varki sokak cocuklarini yeniden topluma kazandirmak ve yapilacak cocuk rehabilatosyan merkezleri ilede sicak bir yuva kurmaktir.Türkiye nin bir ayibi olarak Kabul ediyorum ben,Ülkem insani duyarli duygusal fakat bir o kadarda vurdumduymaz demekki.Bu cocuklara yapilacak ilk yardim ise onlari hor görmemekle basliyor.Lütfen herkes kendi capinda biraz daha duyarli olsun.

42 bin çocuk sokakta yaşıyor
Sokakta yaşayan çocukların yüzde 37'si Doğu ve Güneydoğu'dan göç etti. Çocukların yüzde 11'i hiç okula gitmedi, yüzde 52'si madde kullanıyor. Sokakta yaşamakta en büyük etken ise aile içi şiddet.
TÜREY KÖSE
ANKARA - Devlet Bakanı Güldal Akşit , 2003'te sokakta yaşayan ve çalışan çocuk sayısının 33 bin 247 olduğunu, 2004'te ise bu rakamın 41 bin 982'ye ulaştığını bildirdi. İstatistikler; sokakta yaşayan ve çalışan çocukların yüzde 37'sinin Doğu ve Güneydoğu'dan göç ettiğini ortaya koydu.
CHP Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü 'nün soru önergesini yanıtlayan Akşit'in açıklamaları sokak çocuklarının sayısının arttığını gösterdi. Sokak çocuklarının sayısı 42 bine ulaşırken, bunların tamamıyla ilgili istatistiksel veriler bulunmuyor. Akşit'in verdiği bilgilere göre ''ulaşılan'' sokakta yaşayan çocuk sayısı 6 bin 853. Hizmet alan bu çocuklarla ilgili bazı veriler şöyle:
Çocukların yüzde 11'i hiç okula gitmedi, yüzde 42'si ilköğretim terk, yüzde 22.80'i ilkokul mezunu, yüzde 11'i ilköğretim terk, yüzde 5.50'si ilköğretim mezunu, yüzde 6.40'ı lise terk.
Çocukların yüzde 50. 40'ı ailesiyle yaşıyor, yüzde 23.80'i parçalanmış aile çocuğu, yüzde 9.60'ının ana babası ölü.
Çocukların yüzde 15.60'ı G.Doğu, yüzde 21.50'si Doğu, yüzde 7.60'ı Karadeniz, yüzde 11.70'si İç Anadolu, yüzde 8'i Marmara, yüzde 4.40'ı Ege, yüzde 5.40'ı Akdeniz bölgesinden göç etmiş.
Yüzde 51.90'ı madde kullanıyor.
Çocukların yüzde 18. 40'ı aile içi şiddet, yüzde 8.80'i aile ile anlaşamama, yüzde 13.20'si ailenin parçalanması, yüzde 2.90'ı zorla çalıştırılma, yüzde 3.30'u arkadaş etkisi, yüzde 5'i kendi kararı ile sokağa çıkmış.
Sokakta yaşayan çocukların yüzde 95'i erkek, yüzde 5'i kız







Sokakta Çalışan Çocuklardan Farkı Nedir ?

Sokakta çalışan çocuklar ailesinin geçimine katkıda bulunmak yada kendi masraflarını karşılamak için günün bir bölümünde sokakta çalışan, gecenin erken yada geç bir saatinde evine dönen çocuklardır.Mendil-sakız-su-kart satanlar, ayakkabı boyacılığı yapanlar, kırmızı ışıkta araba camı silenler, sabit noktalarda dilencilik yapanlar... v.s buna örnektir.Genelde tiner, bali ve benzeri madde bağımlılıkları yoktur. Bu çocukların aile ilişkileri bir şekilde sürmektedir.
Çocuğu sokağa iten en önemli faktör aile ve yaşanan ekonomik sorunlardır. Sokak çocuklarının çoğunluğu %82-89 parçalanmış ailelerden gelmektedir. Yapılan araştırmalarda ebeveynlerin eğitim düzeylerinin çok düşük olduğu görülmüştür. Babalarının büyük çoğunluğunun ilkokul mezunu ya da ilkokuldan terk oldukları, annelerin yarıdan fazlasının ise hiç okula gitmedikleri dikkati çekmiştir. Annelerin %90 dan fazlasının ev dışında çalışmadıkları belirtilmiş, babaların %44ününde halihazırda işsiz olduğu anlaşılmıştır. Ailelerin sahip oldukları çocuk sayısının çok yüksek olduğu görülmüş. İzmir için %43 ünün 4-6 çocuk, %26 sının ise 6 çocuktan fazlasına sahip oldukları görülmüştür. Türkiye'de sokak çocuklarının sayısındaki hızlı artış özellikle büyük kentlerde kendini gösterirken, sokaklarda yaşayan ve madde bağımlısı çocuk sayısının en yüksek olduğu üç il İstanbul, Ankara ve Uşak olduğu araştırmalarda belirtiliyor.
Hangi Tehlikeler İle Karşı Karşıya ?
Şiddet, fiziksel ve cinsel istismar, başkaları tarafından suç işlemeye zorlanmak, yanma-yaralanma, kronik-tehlikeli bulaşıcı hastalıklara yakalanma, bakımsızlık sonucu oluşan sendromlar, kaçırılma, öldürülme.
Uçucu Maddelere Neden Gereksinim Duyarlar ?
Sokaktaki şiddete karşı durabilmek ve dayak yediklerinde acı hissetmemek, sokaktaki soğuğa dayanabilmek, yaşadığı zorluklara karşı bedensel ve duygusal güç oluşturabilmek yani kendilerini güçlü ve cesaretli hissedebilmek , halüsinasyonlar görüp güzel şeyler hayal edebilmek ve utanma duygularını yok ettiği için rahatlıkla başkalarından yemek isteyip, dilenebilmek ve özgürce konuşabilmek için uçucu maddelere gereksinim duyarlar. Bunun dışında, sokaktaki grupların ortak yaşam biçimine ayak uydurarak gruba kendini kabul ettirebilmek, tiner-bally gibi maddelerin ucuza kolayca bulunabilmesi de diğer başka etkenlerdir.
Sokak Çocukları
Prof. Dr. Oğuz POLAT

2000li yıllarda ilgi çekici konulardan birisi de, dünya teknolojik olarak inanılmaz gelişmeler gösterirken, korunmaya muhtaç ya da özel hizmet götürülmesi gereken çocukların sayısının, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, dünya genelinde artış göstermesidir.
Bu çocuklara baktığımızda; evde dayak yiyen, sonra bu şiddete dayanamayarak sokağa kaçan, burada da suça itilerek yaşayan çocukların olduğunu görmekteyiz. Bu çocuklara sağlık dışı koşullarda çalışan çocukları da eklemek gerekir. Hepsinin ortak özelliği bulundukları yaşın gerektirdiği yaşamı yaşayamamaları ve en çok gereksinmeleri olan ev sıcaklığından, ebeveyn ilgisinden, oyun oynamaktan ve sağlıklı beslenmeden yoksun olmalarıdır.
Risk altında çocuklar değerlendirmesinde en önemli etken, çocukluk dönemlerinde yaşlarına uygun olmayan, tehlike ve riskleri içeren bir yaşam içerisinde olmaları gelmektedir. Her çocuğun doğal hakkı olan yaşına uygun bir yaşam yaşama boyutunun bu çocuklarda gerçekleşmediği gözlenmektedir. Gelişimin temel kurallarından olan her çocuk yaşının gerektirdiği yaşamı yaşamalıdır ilkesinin bu kategoride yer alan çocuklarda gerçekleşmediği görülmektedir. Oyun çağındaki çocuğun oyun oynaması, okul çağındaki çocuğun okula gitmesi gerekirken, bu çocukların, yaşamlarını başka şekilde tehlikeli ve gelişimlerini engelleyen boyutlarda geçirdikleri görülmektedir.
Risk altındaki çocuklar başlığı altında en sık karşımıza çıkan başlıca 4 grup görülmektedir: sokak çocukları, suça itilen çocuklar, çalışan çocuklar ve istismara maruz kalan çocuklar.
Mülteci çocukları da bu grubun içine dahil etmek gerekmektedir. Son yıllarda sayıları sürekli artan mülteci çocuklar da özel koruma altına alınması gereken çocuklar grubundadır.
Bu grupları değerlendirdiğimizde ilk dikkati çeken, grupların birbirinden bağımsız olmadığı tam tersine iç içe geçmiş olmalarıdır. Gerçekten de sokak çocuklarının önemli bir kısmının suça itilen çocuklar grubuna da girdiği izlenmektedir. Sokakta yaşamanın doğal uzantısında suç işleme ve sürekli çetelerde yer alarak suçlu olma kavramı yaşanmaktadır.
Aynı şekilde sokaktaki çocukların mendil, kibrit satma gibi işleri yaptıkları görülmektedir. Özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde, metropollerde trafik ışıklarında duran, arabaya koşarak gelen çocuklar manzarası aşina olduğumuz bir manzaraya dönüşmüştür. Işıklar yeşile döndüğünde gitmeye başlayan arabanın kapısına yapışan çocukların yarattığı korku, çocuklara bir şey olacak endişesi, çoğumuzun yaşadığı bir manzaradır.
Bu olaydaki en dramatik ve kırılması zor olan nokta, bu çocukların, ailelerinin zorlamasıyla bu işleri yapmaları ve kazandıkları parayı evde anne ve babalarına teslim etmeleridir. Sokakta çalışan bu çocukların bir süre sonra evlerini terk ederek kaçtıkları ve sokakta yaşamaya başladıkları yapılan çalışmaların sonucunda görülmektedir.
Güneydoğudaki terörün ve yoksulluğun yoğun olduğu bölgelerden büyük kentlere göç en büyük sosyal problemlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Büyük şehirlere göç eden aile çocuklarının büyük oranda yukarıda anlatılan tablonun bir parçası oldukları görülmektedir. Bu açıdan sokak çocuklarını tanımlarken bu kavramın içerisinde suça itilen çocukların ve çalışan çocukların da yer aldığını unutmamak gerekmektedir.
Sokak çocuğu günlük yaşamda da çok duyduğumuz bir kavramdır, ama, “sokak çocuğu kimdir?” sorusuna cevap verebilmek o kadar da kolay değildir. Çünkü; bazılarınız için gece yarısı Beyoğlunda gözleri kaymış tinerli çocuklar sokak çocuklarıdır. Bazılarınız için ise trafik ışıklarında arabanın c***** yapışan çocuklar sokak çocuklarıdır. Bazılarımız için ise çantamızı alıp kaçan kapkaççılar sokak çocuklarıdır.
O yüzden “sokak çocukları kimdir?” sorusunun cevabını vermek her zaman kolay değildir. Çünkü; “sokak çocuklarının ailesinin olup olmadığı” sorusu temel kriter oluşturan bir sorudur. Latin ülkelerinde ailesi olmayan çocuklar, sokağı mekan tutmuş çocuklar sokak çocuklarıdır. Halbuki bizde yüzdeye vurursanız sokak çocuklarının büyük oranda; yaklaşık %85-90 oranında, ailesi, yani evi olduğunu görürüz.
Bu konuda yapılan çalışmalarda, klasik olarak, sokak çocuklarının iki temel grupta değerlendirildiğini görmekteyiz. Bunlar gerçekten bu tanıma uyan sokak çocuğu; yani evi olmayan, sokakta yaşayan çocuklar ile sokakta çalışıp, akşam evine dönen; yani bir evi olan, akşamları düzenli olmasa da evine dönen çocuklar olarak gruplandırılmaktadırlar.
İlginç bir boyut ise, sokak çocuklarının, özel bakım gerektiren diğer gruplara göre, toplumda çok daha fazla popülarize olması ve bu konuda toplumun daha yoğun tepki vermesidir. Gerçekten, istismar gibi daha ağır sonuçları olan ve daha yaygın olan bir konuda, toplum duyarlılığının çok daha az olduğu görülmektedir. Son yıllarda bu ilgide artış gözlenmesine karşın, halen, sokak çocukları, toplumun en kolay reaksiyon verdiği ve bir şeyler yapma çabasına girdiği bir konu olarak dikkati çekmektedir. Bunda çocukların göz önünde olmasının önemli etken olduğu söylenebilir.
Sokağın Çocukları; çocukları yetiştirmekten sorumlu yetişkinler tarafından herhangi bir koruma, denetleme yada yönlendirmenin olmadığı bir pozisyonda, ailelerinden kopmuş, en geniş anlamıyla sokağı ev edinmiş şekilde yaşayan çocuklardır.
Sokaktaki Çocuklar; ailelerinin destekleri hızlı bir şekilde zayıflayan, sokaklarda yada alışveriş merkezlerinde çalışarak ailenin yaşama sorumluluğunu paylaşan çocuklardır. Bu çocuklar için ev; oyun, kültür ve günlük hayat merkezi olmaktan çok uzaktır. Yine de, sokak onların günlük aktiviteleri halindeyken, çoğu geceleri evlerine döner. Aile ilişkileri bozuluyor olsa da, çocuklar evdedir ve hayatı ailelerinin bakış açısıyla görmeye devam etmektedirler.
Sokağın çocukları, günlük yaşam için aile desteğinden yoksun, yalnız bir şekilde mücadele eden daha küçük bir gruptur. Genellikle “terkedilmiş” olarak bilinmelerine rağmen; güvensizlikten ve reddedilmeden ve şiddet içinde büyümekten yorulmuş bir şekilde çocukların kendilerinin de ailelerini terketmiş oldukları gözlenmektedir. Bu çocukların aileleriyle bağlarının kopmuş olduğu görülmektedir.
Ancak yukarıda belirtildiği gibi sokak çocuklarının ayrımı için temel kriter aileleri ile olan ilişkileridir. Çocukların aileleri ile olan ilişkileri yaşam biçimlerini ve yaşadıkları mekanı, dolayısıyla da yaşam modellerini oluşturmaktadır. Buna göre 3 ana grupta değerlendirilmektedirler. Burada dikkat çeken boyut çocukların adım adım daha tehlikeli ve normal yaşama dönmelerini zorlaştıran ortamlara doğru sürükleniyor olmalarıdır.
Gerçekten de informel olarak nitelendirilen cam siliciliği, mendil satma ve benzeri işlerle sokakta olan çocuğun daha sonra şiddet, uçucu madde kullanma gibi olaylara karıştığını ve ailesinden, evinden koptuğunu görmekteyiz. Bu açıdan aşağıda anlatılan 3 ana grubu aşamalı olarak değerlendirmek mümkündür. Yani çocuk genellikle ilk gruptayken bir süre sonra ikinci gruba kayar. Daha sonra üçüncü grubun içinde kendini bulur. Başka söyleyişle bu çocukların topluma kazandırılmaları da güçleşmektedir. Bu gruplara bir kez daha göz atalım.
Kenya, Meksika, Filipinler ve Sri Lanka gibi turizm odaklı ülkelerde; herhangi bir düzenli işi olmayan, turistlerin eğlence harcamalarından hayatlarını kazanan “açık hava ekonomisinde çalışan çocuklar” da sokak çocukları olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım gece ve gündüz arkadaşları ile birlikte sokaklarda ve topluma ait yerlerde para kazanmak için bir şeyler satan ve dilenen çocukları da içine almaktadır.
Sokak çocukları, 1983de çıkan 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununda 3.maddede “Korunmaya Muhtaç Çocuklar” kapsamında ele alınmaktadır. Kanunun korunmaya muhtaç çocuk kapsamında; anne veya babası tarafından ihmal edilip, fuhuş, dilencilik, alkollü veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuklar kapsamında sokak çocuklarıda yer almaktadır.
Ülkemizin hızlı bir endüstrileşme sürecine girmesiyle birlikte, sağlıksız bir kentleşme sonucunda oluşan toplum yapısındaki değişikliklere paralel olarak farklılaşan aile yapısı, bu gelişime ayak uyduramayan ailelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu süreç içinde ekonomik yoksulluk ve köyden kente göç sonucu oluşan kültürel çatışmayı da yaşayan aileler kent yaşamının dışına itilmektedir. Geleneksel kırsal kesimde ailenin aldığı destek (psikolojik, sosyal, ekonomik) kentlerde toplumsal kurumlar tarafından sağlanamadığında, büyük ümitlerle kente göçen yığınların aile ilişkilerini etkilemekte, çocukları başıboşluğa sürüklemektedir. Ayrıca; boşanmalar, resmi nikah olmaksızın yapılan evlilikler, değişik eşlerden olan çocuklar, ebeveynlerden birinin evi terk etmesi gibi nedenlerde çocukların sokak yaşamını seçmesine sebep olabilmektedir.
Bu sorun yoğunlukla metropol illerde görülmektedir. Özellikle İstanbul gibi gecekondulaşmanın ciddi boyutlarda sorun olduğu ortamlarda, ailelerin kontrolünden çıkan çocuk sayısı günden güne artmaktadır. Soruna kısa süre içinde sistemli bir müdahale yapılmaması durumunda ise bir süre sonra büyük bir olasılıkla, suçluluk oranında bir patlama yaşanacak ve sorunun çözümü için daha büyük yatırımlar yapılmasını gerektirecektir. 2828 sayılı Kanun kaps***** giren bu soruna hizmet götürmek Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun görevidir. Ancak bu sorun çeşitli sorunların bir bileşkesi olduğundan çok yönlü bir işbirliği ve koordinasyonu içeren bir rehabilitasyonu gerektirmektedir. Belirtildiği gibi bu sorunun gerçek nedeni köyden kente göç, onun sonucu oluşan çarpık kentleşme, bunların beraberinde getirdiği ekonomik yoksulluk, işsizlik ve eğitimsizlikten kaynaklanmaktadır. Sağlıksız aile ortamında yetişen çocuğun eğitimine önem verilmemekte, aile bütçesine katkıda bulunması beklenmekte ve çocuk yaşına uygun olmayan ruhsal ve fiziksel sağlığını tehlikeye sokan işlerin yanı sıra bağımlılık kazanmasına neden olan işlerde (mobilya cilası, ayakkabı tamircisi, vb.) çalıştırılmaktadır.
Bu çocuklar para kazandığı için kendini yetişkin gibi hissetmektedir. Çoğu zaman ailenin denetiminden uzaklaşan çocuk eğitimini yarım bırakmakta, akran gruplarından soyutlandığı gibi yetişkinlerin dünyasına da girememektedir. İş ort***** da uyum sağlayamayarak işten ayrılmakta ve sokaktaki sınırsız, sorumsuz özgürlüğü seçerek sosyal yaşamdan tamamen kopmaktadır.
Ülkemizde ciddi bir sorun haline gelmeden bu gruba acilen hizmet götürmek önem taşımaktadır. Ancak hizmet götürülecek grup kendi içinde alt sorun gruplarından oluştuğu ve her alt gruba götürülecek hizmet modeli ayrı bir özellik taşıdığı için Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu çalışmalarını çok yönlü planlayarak sunması gerekmektedir.
Kent sokaklarında rastladığımız bu çocukların, bir bakışta, terk edilme ya da evden kaçma nedeniyle sokakta yaşayanlar mı oldukları, yoksa aile bütçesine katkıda bulunmak için gündüzleri çalışıp geceleri evlerine dönüp birlikteliklerini koruyan ailelerin çocukları mı oldukları anlayabilmek de mümkün değildir
Kolombiyada Calili sokak çocukları hakkında kapsamlı bir araştırma yapmış olan Aptekar (1988), çocukların durumunu değerlendiren çalışma ve araştırmalarda yazarların iki zıt kutuptan birine doğru yönlenebilmeleri tehlikesi üzerinde ciddi anlamda durmuştur. Aptekar sokak çocukları konusunda yapılan araştırmaların ve yazılan yazıların iki türlü yanlılık (bias) taşıma olasılığı olduğunu söylemektedir. Bunlardan biri, çocukların hemen hemen tümüyle patolojik yönlerini öne çıkaran, olumlu yanlarını büyük ölçüde göz ardı eden, araştırmacıların da tehlikeli bir grup ile ilgilenmiş oldukları için kendilerini kahramanlaştırdıkları yaklaşımdır. Burada çocuklar için yapıcı girişimlerden çok onlara yaklaşabilmek, bu çalışmayı yapabilmek için gereken süreç konu edilmekte ve çocuklar ikinci plana düştüğü gibi aynı zamanda yapıcı yaklaşımlar dışlanmaktadır. Diğer tür yanlılık ise bunun tam tersine, yoksulluğu, suçluluğu ve psikopatolojiyi görmezlikten gelen, çocukları bütünüyle “küçük” ya da “basit” problemlere sahip, hatta başarılı maceracılar olarak sunarak çocukları kahramanlaştıran yaklaşımdır. Burada da tam tersi, çocuklar gerçekdışı bir şekilde karikatürize edilmekte ve olay gerçek boyutlarının dışında değerlendirilmektedir. Aptekar her iki tür yanlışlıktan da kaçınmak gerektiğini savunmakta ve hizmet programlarını hedef kitlenin gerçek özelliklerine ve farklılıklarına paralel olarak çeşitlendirmenin gerekliliğini söylemektedir. Zaman zaman en objektif olmaya çalışan yazılarda dahi ortaya çıkan bu gibi yanlılıklar, sokak çocuklarının yaşadıkları gerçekliğin toplumsal, tarihsel, hatta bireysel bazı tutumlardan ve duygulardan beslenen önyargılar nedeniyle doğru olarak algılanamamasından kaynaklanmaktadır.
Aptekar örnek olarakta kendi çalışmasının bulgularından bahsetmektedir. Calide: sokak çocuklarına yönelik toplumsal tutumların, onlara imrenmek, acımak ve tehlikeli olduklarına inanmak gibi son derece farklı duygu ya da inançların bir karışımını yansıttığını söylemektedir. Aptekara göre bunun önemli bir nedeni Kolombiya toplumunu oluşturan farklı aile yapılarından kaynaklanmaktadır. Toplumda egemen sınıf patriarkal İspanyol ailelerden oluşmaktadır ve bu ailelerin beklentileri özellikle erkek çocukların aileye itaat etmeleri doğrultusundadır. Oysa aynı toplumda yaşayan matriarkal Afrika kökenli ailelerde erkek çocukların bağımsızlığını pekiştirmek için aileden bir an önce ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeleri beklenir. Bu iki grup arasındaki sınıf ve kültür farklılıkları, geçmişte olduğu gibi bugün de değer yargıları açısından çatışmalara neden olmaktadır. Aptekara göre sokak çocuklarına yönelik çelişkili tutumlar, onların nesnel gerçekliklerinden çok bu değer çatışmasında bir sembol olarak algılanmalarından kaynaklanmaktadır. Bu çocukların aileye itaat etmek ve otoriteye saygı göstermek yerine bağımsız bir yaşam sürmeleri, egemen sınıfa mensup olanlar tarafından, mevcut düzene yönelik bir tehdit olarak algılanmakta ve dolayısıyla çocukların patolojik özellikleri ve suça yönelik davranışları abartılmaktadır. Görüldüğü gibi sokak çocukları konusunda çalışma yapılırken çok yönlü olarak olaya yaklaşmak zorunludur.
Aptekara (1988) göre sokak çocuklarına yönelik farklı tutumlarda rol oynayan bir diğer faktör, bireysel ya da psikolojik kökenlidir. Bu konuda araştırma yapanlar başta olmak üzere herkesin sokak çocuklarına yönelik duygusal yaklaşımı, kısmen kendisi tarafından da yaşanmış olan bir içsel çatışmayı; toplumsal kabul ya da statü elde etmek için sosyal normlara boyun eğmek ile boyun eğmeyerek daha az güvenliğe razı olmak arasındaki içsel çatışmayı nasıl çözümlemiş olduğuna bağlıdır. Bireyler arasında büyümenin bir parçası olarak da algılanabilecek olan bu çatışmayı nasıl çözümlemiş oldukları ve bu çözüme yükledikleri duygusal anlam açısından farklılıklar vardır. Bazıları buldukları bu çözümün adil olduğuna inanırken, kimileri toplumsal normlara fazla uyarak kişiliklerinden ödün verdiklerini düşünürler ve bir tür mağdur olma ve isyan duygusu hissederler. İşte, Aptekara göre, her insanın sokak çocuklarına yönelik tutumunda; onlara imrenme, acıma veya onların suç işlemeye eğilimli tehlikeli kitleler olduklarına inanma gibi bir miktar da kendi hayatında varmış olduğu bu çözümle ilgili duygularının izdüşümleri vardır. Aptekar (1988), bu tür toplumsal ya da bireysel nedenlerden kaynaklanan ve sokak çocuklarını gerçek özellikleriyle ve bütün çeşitlilikleriyle görmeyi engelleyen tutumların, bazı hizmet programlarının ideolojilerinin de belirlendiğini öne sürmektedir. Örneğin bazı programlar tüm çocuklar için tek tür bir yaklaşım geliştirerek onları itaatkar işçiler olmak üzere eğitmektedir.
Sokak çocukları konusunda araştırma yapmanın saha çalışmasının kendine özgü zorlukları dışında çalışılan grup açısından da büyük zorlukları bulunduğu görülmektedir. Çocuklarla, yalnızca sokak ortamında araştırma yapmak, kendi içinde çeşitli güçlükler taşımaktadır. Çocukların para kazanma uğraşı içinde olmaları, kentin en kalabalık ve gürültülü mekanlarında bulunmaları ve dikkatlerinin araştırmacıdan çok çevreye yönelik olması sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla bu tür araştırmalarda, örneğin psikolojik ölçümler uygulayarak, odaklaşmış grup tartışmaları yaparak ya da çocukları boylamsal olarak inceleyerek onlar hakkında derinlemesine bilgiler toplamak mümkün olmamaktadır.
Özetle sokak çocuklarının tanımı yapılırken birçok boyutun irdelenmesinin büyük önemi bulunmaktadır.
“Sokak çocukları yaşının rolünü yaşayamayan başka bir deyişle oyun oynama, okula gitme, akşam evinde anne, baba ve kardeşleriyle birlikte olma gibi doğal gereksinimlerinin karşılanamadığı bir ortam olan sokakta yaşayan ve her türlü tehlikeye açık bir ortam içinde yaşayan, gelecekte suça itilme potansiyeli çok yüksek olan çocuklardır. “
Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi çocuğun yaşının gereklerini yaşayamamasından başlayan, aile ortamının getirdiği sevgi, güven, dayanışma ve diğer değerlerden yoksun yetişmesi ile devam eden ve sokak gibi her türlü tehlikenin potansiyel olarak var olduğu bir ortamda küçük yaşta, korunmasız olarak bunlara maruz kalabilmesiyle devam eden bir zincirden bahsediyoruz. Bu zincirin her halkası farklı bir tehlikeyi barındırmaktadır. Bugüne kadar yaşananlar da göstermektedir ki normal bir çocukta dehşet içinde konu edebileceğimiz tiner kullanma, hırsızlık yapma ve cinsel ilişkilerin yaşanması gibi problemler bu çocuklar için yaşamın bir parçası olmuştur. Eğer 12 yaşında bir çocuğa madde kullanmasın diye sigara içme izni vermek zorunda kalıyorsak ve bu durum o çocuğun kurtulma, rehabilite olma noktasında yaşanıyorsa ne denli ciddi bir problemden bahsettiğim anlaşılacaktır. Bu çocukların sokakta yaşamlarını sürdürmelerinin ya çete mensubu olma ya da kendilerini cinsel meta olarak satmaları ile sonuçlandığı göz önüne alınırsa bu problemin çözümünde gecikilen her anın sonuçta yaratacağı faturanın yüksekliğini de anlamak mümkündür.
Onlara Çocukluklarını Hediye Etmek . . .
Prof. Dr. Oğuz POLAT

1950li yıllarda onlara köprüaltı çocukları denirdi. Onlar tek tük ortalarda gezinen, geceleri köprüaltlarına sığınan, hepimizin merhamet, iyiniyet ve sempatiyle baktığımız çocuklardı. Sonra günler geçti, yıllar geçti. Birdenbire sayılarının arttığını, her adım başı önümüze çıktıklarını görmeye başladık. Ya trafik ışıklarında durduğumuzda arabanın camlarına atlıyor, elindeki kirli bezle camları siler gibi yapıp para istiyor ya da bir vitrinin önünde yolunuzu kesip “selpak alsana benden” diyorlardı. Ardından geceleri sokaklarda köşebaşlarında görür olduk onları. Kuytularda 3-5 kişilik gruplar halinde, ellerinde kese kağıtları, içinde de tiner şişeleri koklayıp durmaktaydılar. Köprüaltları yerini üst geçitler, bankamatiklere bırakmıştı.
Sokak çocukları artık gündemimize yerleşmişti. Özellikle son on yılda büyük şehirlerimizde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Bursada göçlerden sonra sayıları gecekondularla aynı hızda artış gösteren sokakta yaşayan bu çocuklarımıza her yerde, her saatte rastlar olmuştuk.
Bu çocuklarımızın evleri sokaklar, çatıları da gökyüzü olmuştu. Aileleri yoktu. Ya göç edip gelmişlerdi ya da dayaktan, cinsel tacizden kaçmışlardı. Önceleri masum bir şekilde sokaklarda özgürce yaşadıklarını sanmışlardı. Ama kısa süre önce sokak çeteleri, “yaşamak istiyorsan bize katıl” demişlerdi. “Bizle yaşayacaksın, ailende biziz, işin de” denmişti. Hırsızlık, uyuşturucu kuryeliği, yaralama, gaspta kullanılan çetenin üyesi olmak istemeseler de onlara sunulan çok seçenek yoktu. Çocukluk yaşlarında oyun, okul, gülmek yerini kavga, dövüş, hırsızlık almıştı.
Oyunu düşlemek, güzellikleri hayal etmek için tek çıkar yol tiner koklamaktı. Dünyayı unutmak ve özlenen hayalleri yaşamak. Tiner işte bunu sağlayan araçtı. Ama ne pahasına?
İşte bu noktada sorumluluklarımızın başladığı noktaya geliyoruz. Yapabileceğimiz birşeyler var; bunlar bireysel yaklaşımlarla tek tek çocuklara kişi olarak yardımcı olmaktan başlayarak aynı amaçlara hizmet veren kişilerin birlikte oluşturdukları sivil organizasyonlara kadar değişen boyutlarda olabilir. Ancak akademik anlamda ilk yapılması gerekli olan durum saptamasının yapılmasıdır. Ama konuyu açıklığa kavuşturacak çalışmaların daha bugünlerde gerçekleştirildiği görülmektedir. Orta ve uzun dönem stratejilerin oluşturulmasında çok belirleyici olan bu örnek bile daha çok başlangıçta olduğumuzu göstermektedir.
Sokak çocukları ile ilgili yapılabileceklere karar verebilmenin ilk koşullarından birisi konu hakkında bilgilenmek ve veriye sahip olmak.
Akademik çalışmaların sosyal anlamda yansımaları olmasına ve topluma hizmete dönüşmesi gerektiğine inanan biri olarak yaklaşık bir yılı geçkin bir süredir 7 sivil toplum kuruluşu ve devletle işbirliğinde başarılı olarak çalışmalarını sürdürdüğümüz Yeldeğirmeni Sokak Çocukları Merkezi'in ülkemiz için iyi bir örnek olacağı inancındayım.
Sonsöz olarak şunu söylemek istiyorum. Bu çocuklarımız için yapmamız gereken birşey var.
ONLARA ÇOCUKLUKLARINI HEDİYE ETMEK.
Diğer yaşıtları gibi okula gitmeliler, oyun oynamalılar, evleri, dostları, aileleri olmalı.
Bunu sağlayabilir ve onlara yardım edebiliriz ve de etmeliyiz.
Bir toplum ancak bütün çocuklarının mutlu olduğu gün yarınlarına güvenle ve gülümseyerek bakabilir







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Alt 04-09-2009, 10:30
 
Standart çocuğu olumsuz sürece iten nedenler

1-EKONOMİK NEDENLER


Yoksulluk- İşsizlik- Vasıfsızlık-Kentsel yetersizlikler(Sosyal konut yokluğu, konut darlığı, konut yetersizliği, sık ev değiştirme, oyun alanı yetersizliği, boş zamanları değerlendirme yetersizliği, kurumlaşma yetersizliği, sahipsiz bina ve araçların korunmaması) Göç (Çingene yaşam biçimi) sonucu kentlere adaptasyon zorlukları, Endüstriel yapılanma çelişkileri (çalışanların kadın yada erkek ağırlıklı olması)



2-TOPLUMSAL NEDENLER



Sokaktaki çocuğa yönelik eğitimsizlikten kaynaklı toplumsal davranış bozukluğu,sokağın ve çocuk alanına hizmet veren ortamların (kuruluşların) çekiciliği , toplumsal davranışın sokağı cazip hale getirmesi, (çocuklara para vermek-sokağın sınırsız ve kontrolsuz özgürlüğü)

Çocuk alanında görev yapan kişilerin yaklaşımları, hızlı, hazırlıksız kültürel çözülme, bozuk toplumsal alt kültürler, çetelerin oluşması ve çocuğu zorla sakağa çekiş (fuhuş-hırsızlık v.b.)



3- AİLEVİ NEDENLER



Anne-baba ve çocuk arasındaki yaş farkı, parçalanmış aileler

(Boşanma-Ölüm), Anne-Babanın madde kullanımı, bağımlılığı aile içi şiddet, ihmal ve istismar, anne-babanın güdülenme ve eğitim eksikliği,

anne-babanın yetemeyeceği kadar çocuk sahibi olması, aile bireylerinde görülen sağlık proplemi, anne-babadan birinin cezaevine girmesi, anne-babadan birinin fuhuş sektörüne girmesi, alt kültür egemen aile modeli (Çingene v.b),ailenin çocuğu, suç davranışına yada çalışmaya itmesi,

Ebeveyn rol çatışması (anne egemen olma) ve üvey ebeveyn sorunları



4- BİREYSEL NEDENLER

İyi yada farklı yaşam isteği, fazla tüketme eğilimi, çocuğun sağlık problemleri (özürlü v.s.), kültürel arayış, oyun arayışı (İnternet Cafe v.b.) çevresel değerleri keşfetme isteği, suç davranışı eğilimleri, basın-medya etkileri, livata, tecavüz veya fuhuş yapmaya maruz kalıp kaçma, akran arayışı ve olumsuz edimler kazanma, kardeş kıskançlığı, aileyi sahiplenme

isteği üzerine çalışma, ergenlik problemleri, çevre uyumsuzluğu, çalışmaktan yada fiziksel gelişimden kaynaklı rol çatışmaları



SOKAKTAKİ ÇOCUK PROFİLLERİ :



SOKAKTA ÇALIŞAN ÇOCUK :

Herhangi bir nedenle ailesine ekonomik katkı sağlamak amacıyla, okuldan artan zamanında yada hiç okula gitmeden tüm zamanını sokakta her türlü riske açık olarak para kazanmaya çalışan çocuk.

SOKAKTA DİLENEN-DİLENDİRİLEN ÇOCUK :

Ailenin kendi isteği ile yanında yada bağımsız olarak para kazanmak

amacıyla çeşitli şekillerde para kazanmak amacıyla dilendirilen çocuk. Bu çocukların dönem dönem aileleri tarafından yabancı yetişkinlere dilendirilmek amacıyla kiraya verildikleri gözlenmektedir.

TERK ÇOCUKLAR :

İstenmeyen yada gayri meşru ilişkilerden doğan ebeveynin kendi isteği ile ve korumasız olarak terk ettiği çocuklardır.

SUÇA İTİLMİŞ ÇOCUKLAR :

Bu gruptaki çocuklar bir çok nedenlerle suça itilmektedirler. Rehabilite edici önlemler alınmadığı takdirde suç davranışlarının içeriği büyüyerek pekişmekte ve geleceğin suçlu gruplarını oluşturmaktadırlar.

SOKAKTA YAŞAYAN MADDE BAĞIMLISI ÇOCUKLAR:

Yukarıda saydığımız nedenlerden her hangi biri veya birkaçı kapsamında çocuklar öncelikli olarak başlangıçta gündüzleri sokakta korumasız olarak kalmakta ilerleyen dönemlerde eve geç gitmelerle başlayan ve sonrasında tamamen ailesinden, sosyal çevresinden, okulundan kopmuş ve madde kullanan sokağın çocuğu olmuş konuma gelmektedir.

Sokak sürecine başlayan bir çocuk, öncelikli olarak sokakta yaşayan

evsiz yetişkinler tarafından istismar edilmektedir. (Tecavüz-Hırsızlık v.b)

Sokak sürecine başlamış çocuklar, kentlerin mevsimsel çekiciliği, renkliliği, sınırsız ve denetimsiz bir özgürlük sunması oranları ile doğru orantılı olarak yoğunlaşmaktadır.

Çocuklar maddeyi (Bally-Tiner) üşümemek, açlık hissini, geçmişte

yaşanılmış kötü bir deneyimi bastırma, halüsülasyon görme isteği, rahat, özgür, utanma duygularından arınmış kişi konumuna gelme isteği ve en önemlisi saldırma isteği öncesi cesaret ve güç kazanmak için kullanmaktadır.

Kullanılan madde (Bally-Tiner) içerik olarak, kimyasal zehir hammedesi olan “Toluen, Hegzan” ihtiva etmektedir. Gelişmiş toplumlarda “Toluenin” yapıştırıcı sanayiinde katkı maddesi olarak kullanımı yasaklanmış durumdadır, “Toluen maddesi” tarım alanlarında kullanılan bazı kimyasal zehirlerinde katkı maddesidir.

Toluen, insan vucuduna girdiğinde merkezi sinir sistemi üzerinde uyuşturucu ve uyarıcı etkileri olduğu tespit edilmiştir.

Çocuklar; Ballyi poşete dökmek süreti ile önce nefesi ile ısıtıp gazlaşmasını sağlayıp, gazlaşan Tolueni ağız yolu ile çok ender ve acil durumlarda burun yolu ile bünyelerine almaktalar ve bağımlılık oranına göre de etki evreleri değişkenlik arzetmektedir.

Çocuklar; tineri şişeden, kıyafet içine sürmek yada kumaş içerikli bilekliklerine sürmek ve koklamak yolu ile almaktadırlar.

Çocuklar madde kullanımına, bir arkadaşın tavsiyesi, teşviği (eşit konumda olma isteği) ile başlarlar.

Bally kullanımının günlük (10) kutuya kadar ulaştığı gözlenmiştir.



SOKAKTA YAŞAYAN MADDE BAĞIMLISI ÇOCUKLARIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ



Öncelikle, kullandıkları maddenin kokusu üstlerine sinmiştir, kullanılan madde ellerine, ağız kenarlarına kıyafetlerine yapışmıştır ve bu maddeden kurtulmak için ellerinde ve ağız kenarlarında deri soyulmaları görülür. Kıyafetleri özensiz ve kirlidir, uzun süre yıkanmadıklarından ve sürekli olarak açık havaya çıkmak ihtiyacı duyduklarından, ciltleri koyu renklidir.

Göz odaklama kaybı, algı bozukluğu, yüksek sesle konuşma, boynunu tutma zorluğu, denge kaybı, sürekli olarak burunlarını çeker

konumdadırlar.

Hayal aleminde yaşarlar, toplumsal değer yargıları ve doğrularından uzaktırlar ve mevcut sisteme kafa tutar konumdadırlar.

Dışardan gelecek cinsel tacizlerden ve soğuktan korunmak için kat kat giyindikleri, kollarındaki falçataları göstermemek için sürekli olarak uzun kollu giyindikleri gözlenmiştir.

Sokakta yaşayıp madde bağımlısı olan çocuklar, suç kavramını çok bilmezler her şeyin kendilerine ait olduğunu düşünürler ve sürekli olarak üzerlerinde önceleri korunmak amacıyla sonları ise saldırma amacıyla delici-kesici aletleri taşırlar.

Kullanılan maddeden kaynaklı halüsülasyon, algı bozukluğu, görme kaybı ve üzerinde taşıdığı delici-kesici aletler bir araya gelince vatandaşlarında bu tür çocuklar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarından, iletişimleri ölüm ile sonuçlanabilmektedir. Suç işleme esnasında madde bağımlısı çocuklarda bilinç açık konumda değildir.



BU ALANA YÖNELİK HİZMET VEREN KURUMLAR


Bu alana yönelik hizmetler; toplum odaklı, aile odaklı, çocuk odaklı, sorun odaklı olarak yürütülmektedir.



ÇETEM ( Ankara Valiliği Çocuk Eğitim Ve Tedavi Merkezi)


Gündüzlü ve yatılı olarak hizmet vermektedir, müracaatcısını okullardan, kendiliğinden gelmek suretiyle ve kuruluşlardan ön çalışma yapıldıktan sonra kabul etmektedir. ( Son iki günde madde kullanmamasını şart koşmaktadır)

Maddeden arındırma çalışmasında yüksek başarı elde etmekte ancak sokaktan çekme sürecine yönelik bir çalışma içerisinde olunmadığından madde bağımlısı olup sokakta yaşayan her hangi bir çocuğa yönelik tam başarı sağlanabildiği görülmemiştir.Şuanda uygulama kapasitesinin 8 çocuk olduğu bildirilmektedir.

SHÇEK ULUS ÇOCUK VE GENÇLİK MERKEZİ



Gündüzlü, öz bakım, sosyal beceri kazandırma ve sosyal destek olma yönünde bir hizmet sunumu yapmaktadır. Fiziksel yetersizlik, güvenlik problemleri nedeniyle madde bağımlısı olup sokakta yaşayan çocuklara yönelik, sokaktan çekme ve maddeden arındırma çalışmalarında istenilen başarıya ulaşılamamaktadır. Belirlenmiş bir kapasitesi olmayıp Açık Kapı Sistemiyle çalışmaktadır.

SHÇEK FATMA ÜÇER ÇOCUK VE GENÇLİK MERKEZİ



Gündüzlü, öz bakım, sosyal beceri, kazandırma ve sosyal destek olma, ergenlik problemlerinin çözümü yönünde bir hizmet sunumu yapmaktadır. Fiziksel yetersizlik, güvenlik problemleri nedeniyle, madde bağımlısı olup sokakta yaşayan çocuklara yönelik sokaktan çekme ve maddeden arındarma çalışmalarında istenilen başarıya ulaşılamamaktadır. Belirlenmiş bir kapasitesi olmayıp Açık Kapı Sistemiyle çalışmaktadır.

SHÇEK BEHİCE EREN ÇOCUK VE GENÇLİK MERKEZİ



Yakın bir tarihe kadar yetişkin evsizlere yatılı olarak hizmet vermekte iken şuanda da koruma altında bulunan kız çocuklarına hizmet vermesi düşünülmekte olduğundan madde bağımlısı çocuklara yönelik hizmet sunumundan ayrılacak konumdadır.



BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ANKARA SOKAKLARINDA ÇALIŞAN ÇOCUKLAR MERKEZİ



Ankara sokaklarında çalışan çocuklara gündüzlü olarak hizmet vermekte ve madde bağımlısı olup sokakta yaşayan çocukları kabul etmemektedir. Belirlenmiş bir kapasitesi mevcut değildir.



ÇÖZÜM ÖNERİLERİ



1- Evsiz yetişkinlere yönelik gece barınakları oluşturulması

2- Sağlık Bakanlığınca ergenlik sorunlarının çözümüne yönelik

adölasan çalışma merkezlerinin artırılması,

3- Adalet Bakanlığınca suç davranışının pekişmemesine

yönelik Rehabilitasyon Merkezleri oluşturulması

4- Milli Eğitim Bakanlığınca Rehber Öğretmenlerin koruyu

önleyici kapsamda aile odaklı hizmet sunumuna başlaması

5- Ekonomik yetersizlikten hukuk hizmeti alamayan çocuklara

yönelik Hukusal Hizmetler Bürosunun oluşturulması,

6- ÇETEMin maddeden arındırma çalışmasının yanında

sokaktan çekme sürecine yönelikte çalışmalar başlatması

7- SHÇEK tarafından gece barınakları ve çocuk sığınma evleri

oluşturulması.

8- Reşit olmayıp fuhuşa itilmiş çocukların rehabilitasyonuna

yönelik SHÇEK tarafından merkezler oluşturulması

9-Basın-Yayın kuruluşlarının kayıp çocukların bulunmasına yönelik toplumsal içerikli proğramlar yapması

10-Valilik Makamının sokakta çalıştırılan çocuklara yönelik velileri bağlayıcı karar alması (T.C.Knın 526.Maddenin çalıştırılması)

11-Bu alana hizmet veren sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi

12-Bu alana hizmet veren kuruluşların koordinasyonunu sağlayacak bir merkezin oluşturulması

13-Belediyelerin çocuklara yönelik hizmet çeşitliliğini artırması

14-Gençlik Spor Müdürlüklerince, ekonomik düzeyleri yetersiz olan kesimlere ücretsiz olarak sportif faaliyete imkan sağlanması.

15- valilik makamının çocuk alanına personel, kurum ve teknik desteğini artırması.

İlimizde sokakta yaşayıp “Madde Bağımlısı” olan çocuklara yönelik bir kurumlaşma yetersizliği ve mevcut kurumlarda da teknik yetersizlikler, koordinasyon eksikliği çalışma planlarının belirsizliği hizmet aksamalarına ve mevcut çocuk sayısının geometrik artışına cevap verememesi nedeniyle sorun alanının bu artışla birlikte problem büyümekte ve çözümsüzlüğe doğru gittiği gözlenmektedir.

Bu konuda yasal sorumluluğu bulunan kuruluşların ivedilikle yeniden yapılandırılması ve sorun alanına yönelik hizmet sunumunun etkinleştirilmesi gerekmektedir.


  #3  
Alt 04-09-2009, 10:39
 
Standart Cevap: çocuğu olumsuz sürece iten nedenler

Güzel bir konu teşekkürler


  #4  
Alt 04-09-2009, 10:41
 
Standart Cevap: çocuğu olumsuz sürece iten nedenler

Alıntı:
DOGTAY Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Güzel bir konu teşekkürler

rica ederim. konuyu sabitlersen sevinirim :)


  #5  
Alt 04-09-2009, 10:45
 
Standart Cevap: Cocuklarda Bagimlilik -Tinerci Cocuklar

çok güzel bir k0onu emeğine sağlık


  #6  
Alt 17-09-2009, 15:04
 
Standart Cevap: Cocuklarda Bagimlilik -Tinerci Cocuklar

Tiner

Uçucu (bally, tiner, vs) bağımlılığı


bu gruba çözücüler (solventler), yapıştırıcılar, uhular, aerosoller, propanlar, tiner ve benzin girer. örnekleri: bally, tiner, benzin, çakmak gazı, temizleme sıvısı, sprey boya, ayakkabı boyası, daktilo düzeltici sıvısı. ucuz, kolay bulunmakta olan ve yasal maddelerdir. dolayısıyla yoksullar ve gençler tarafından sık kullanılır.

uçuculara tolerans gelişir (doz arttırma gereği) fakat yoksunluk belirtileri hafiftir. tesirleri alımdan 5 dakika sonra başlayıp 3 dakika-saatler sürebilir. uçucu sarhoşluğu belirtileri: kavgacılık, aldırmazlık, yargılama bozukluğu, sersemlik, nistagmus (göz titremesi), geveleyerek konuşma, yürürken sendeleme, uykulu hal, tepki yavaşlaması, titremeler, kasların zayıflaması, görme bulanıklığı veya çift görme, aşırı neşe, komaya varabilecek bilinç kaybı. uçuculara bağlı olarak deliryum, kalıcı bunama, psikotik bozukluk ve duygudurum veya bunaltı bozukluğu gelişebilir.
tedavisinde eğitim, alttaki kişilik bozukluğunun tedavisi, sosyal destekleme gerekebilir.


Çocuklara bally ve tiner satanlara 1 yıl hapis geliyor

Okul tuvaletinde uyuşturucu kullanan öğrencilerin görüntüleri Türkiyeyi sarstı. Meclis, bally ve tiner gibi maddelerin çocuklara satılmasını yasaklamaya hazırlanıyor. Bu ürünleri 18 yaşından küçüklere verenler 1 yıl hapis yatacak. Bağımlılık yapan maddeler kırtasiye malzemelerinde de kullanılamayacak.
Ankaradaki bir kolejde uyuşturucu partisi düzenlendiğine ilişkin görüntülerinin televizyonlarda yayınlanması Meclisi harekete geçirdi. Tiner ve bally gibi bağımlılık yapan maddelerin çocuklara satışını yasaklayan düzenleme, bu hafta Sağlık Komisyonunda ele alınacak. Milletvekillerinin verdiği kanun teklifi, xylol, toluol ve hexol içeren uçucu-çözücü ürünlerin tüketimini kontrol altına alıyor. Düzenlemeye göre, bu maddeleri çocuklara satanlar 6 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Ayrıca kırtasiye ürünlerinin su bazlı olanları teşvik edilecek ve bağımlılık yapan maddeler eğitim faaliyetinde kullanılamayacak. Teklifin gerekçesinde, ağırlıklı olarak boya ve kırtasiye sektöründe kullanılan uçucu maddelerin toplumun sağlığını olumsuz etkilediğinin altı çiziliyor. Birçok genç ve öğrencinin bu maddeleri solumayı alışkanlık haline getirdiğine dikkat çekilen teklifte, söz konusu ürünlerle temasın mümkün olduğunca aza indirilmesi üzerinde duruluyor. Bally ve tiner kullanan çocukların psikolojik sorunlar yaşadığına işaret eden vekiller, bu kişilerin suça bulaşma oranının arttığını vurguluyor.
Düzenleme, uçucu ve çözücü maddeler içeren ayrıca koklamak ya da solumak suretiyle bağımlılık yapan ürünleri kapsıyor. Teklif yasalaşırsa, bu ürünler Sanayi ve Ticaret Bakanlığının verdiği özel izinle üretilebilecek. Satıştan tüketime kadar bütün süreçlerde bildirim esası geçerli olacak. Üretilen maddenin miktarı ile kime satıldığı, her ay sonunda ilgili mülki amire bildirilecek. Kayıtlar İçişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan bir merkezde 3 yıl muhafaza edilecek. Düzenleme, kanun kaps***** giren her türlü maddenin çocuklara satışını yasaklıyor. Bu yolla, çocukların bağımlılık yapan maddelere kolay yoldan ulaşması engellenecek. Atılacak adımın suç oranlarını da azaltması hedefleniyor.
Düzenleme yasalaşırsa, kanun kapsamındaki bağımlılık yapan her türlü yapıştırıcı ve diğer ürünlerin kırtasiye malzemesi olarak eğitim ve öğretim faaliyetinde kullanılması yasaklanacak. Eğitim faaliyetlerinde sadece su bazlı ürünlerin kullanılmasına izin verilecek. Yasaklar yükseköğretim kurumları için geçerli olmayacak. Düzenlemeye göre, kanun kaps***** giren ürünlerin dış ambalajları ile varsa iç ambalajlarında bağımlılık yapıcı özelliğe sahip olduğu okunaklı biçimde yazılacak. Uyarı yazılarında, bu ürünlerin çocuklara satılamayacağı büyük harflerle belirtilecek.
Bu ürünleri, Sanayi Bakanlığından izin almadan üretenlere, beş yüz güne kadar adli para cezası verilecek. Ceza miktarı, ürünün pisaya değerinin beş katından az olmayacak. Satış ve üretimle ilgili bildirimleri yapmayanlara, 500 YTL idari para cezası kesilecek. Ürünleri çocuklara satanlar, Türk Ceza Kanununun sağlık için tehlikeli madde temini başlıklı 194üncü maddesine göre, 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak. Ayrıca, bağımlılık yapan kırtasiye malzemelerini eğitim faaliyetlerinde kullananlar 100 YTL idari para cezasına çarptırılacak. Ürün ambalajlarında uyarı yazılarına yer vermeyen üreticiler hakkında, malın piyasa değerinin iki katı kadar para cezasına hükmolunacak. Bu ceza 500 YTLden az olamayacak. Bu düzenlemenin uygulanmasına ilişkin yönetmelik ise Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak.



  #7  
Alt 17-04-2010, 13:05
 
Standart Cevap: Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

teşekkürler faydalı


  #8  
Alt 01-03-2011, 10:02
 
Standart Cevap: Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

Güney Haştemoğlu 13 yıldır suçlu çocuklarla iç içe yaşıyor ve onları çok yakından tanıyor. Tinerci, sokak çocuğu, balici, hırsız, gaspçı, her türlü damgayı yemiş bu çocukları rehabilite etmek için bir proje geliştirdi birkaç yıl önce. Ancak hangi kuruluşa başvurduysa projesi nazik bir dille reddedildi. Bu konuda sorularımızı cevaplayan Haştemoğlu, hergün suça itilmiş yeni bir çocuğu topluma kazandıran Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı'nın Başkanı. Onun çözüm önerisi var ama parası yok!

On yıl önce de sokaklarda tinerci çocuk var mıydı?

- Biz on üç yıldan beri bu çocuklarla beraberiz. Ama bugüne kadar bu çocukların böyle korkunç bir olayı gerçekleştireceklerine dair hiçbir işaretle karşılaşmadık. Bu olay toplumun alt sosyal kesimindeki ekonomik sıkıntının patlama noktasına geldiğini gösteriyor. Bunun arkasından başka olaylar da gelebilir. Asla bu çocukları ağır cezalara çarptırarak bundan sonra ortaya çıkacak olayları engelleyemeyiz.

Çocuklardan bir tanesinin kulağı kesikmiş...

- Kulak kesme en uç hareket. Kulak kesmeye gelinceye kadar çocukların aile içinde çok büyük şiddete maruz kaldıklarını biliyoruz. Şiddetle karşılaşmış çocuk karşısındakine şiddet kullanmayı hak görüyor. Onların arasında öncüler var. Öncüler bu işi yaptığı zaman demek ki yapılabilir mantığıyla hareket ediliyor. Bu yüzden basın ve televizyonun tinerci cinayetini daha küçük çapta ve daha az dikkat çekici biçimde yansıtması gerekirdi diye düşünüyorum. Linç edelim, keselim gibi görüşlerle bazı insanlar galeyana geldi ve sokakta yaşayan tüm çocuklar zan altında kaldı.

TİNER SIKINTISINI AZALTIYOR

Tinerci çocuklar tehlikede mi şu anda?

- Aralarında bir düşmanlık başladı tabii. Sokaktaki diğer çocuklar kendilerini zan altında bıraktığı için tinerci çocuklara diş bilemeye başladılar.

Tinerin sokaktaki etkisi nedir?

- Uhu, tiner, bali hep aynı etkiyi yapıyor. Sokaktaki şiddetten, aile şiddetinden korunmak isteyen çocuk bu maddeleri koklayarak sıkıntılarından kaçıyor, unutuyor. Kendisini daha güçlü hissediyor, güven kazanıyor. Sokakta tiner koklayan çocukla, sosyal düzeyi yüksek olan ama her akşam alkol alan çocuk arasında bir fark yok aslında. Ama o eğitimli olduğu için kendine hakim olabiliyor. Sokaktaki çocuklar sevgiyi ailelerinde bulamadıkları için tinerde arıyorlar. Aynı zamanda tinerle kışın soğuktan korunuyorlar.

Uzun yıllar tiner kullanmış, tedavi olmuş, sokaktan kurtulmasına yardım ettiğiniz bir çocuğunuz var...

- Onun azmi, her insanın kendini eğitebileceğinin bir göstergesi. Biz onun okul masraflarını üstlendik. Çok iyi resim yapıyordu. Bu problemini onunla hiç konuşmadan, ileriye dönük projelerinden, mesleki kariyerinden bahsederek destek olmaya çalıştık. Köy kökenliydi. Hiç köyden gelenlerle kentlilerin yüz ifadesini incelediniz mi? Kentliler çok yargılayıcı bir yüz ifadesine sahipler. Sokak çocuklarına çok küçümseyici, aşağılayıcı bir tavırla bakıyorlar. Bu başlı başına diğerleri için güvensizlik nedeni değil mi? Biz neden en başarılı çalışmalarımızı doğadaki kamplarda yapıyoruz? Çünkü ne ağaçlar, ne otlar çocuklara aşağılayıcı bir muamele yapamaz. O kamplarda bizim sokak çocukları üzerinde yarattığımız etki, güven, bütün yıl boyunca bu binada verebileceğimiz eğitimden daha fazla. Çünkü çocuk sokağa çıktığı zaman kendisini küçülten, hor gören bakışlarla karşı karşıya geliyor ve korkuyor.

RESİM ÖĞRETMENİ OLACAK

Tiner kullanan çocuğunuz bugün resim öğretmeni olma yolunda. Nasıl başarabildi bunu?.

- Önce insanın kendisinin iyileşeceğine ikna olması gerekiyor. Silifke'nin bir köyünden gelmişlerdi. Altı kardeştiler. Erkekler bir güreş kulübünde dövüşüyordu. Anneleri orada aşçılık yapıyordu, baba işportacıydı ve başka bir kadınla yaşıyordu. Çocuk garip bir suç işlemişti. Suçu kaymakamın odasından silahını çalmaktı. Cesaretini, gücünü kendine kanıtlamak istiyordu. Çok garip bir suçtu bence. Çok uzun yıllar tiner kullandı ama bırakmayı istediği anda tedavisine yardımcı olduk. Liseyi bitirdi, tineri bıraktı, bir üniversitenin resim bölümünde okuyor şimdi...

SAYILARI ÇOĞALIYOR

Linç
edelim, asalım, keselim, cezalandıralım dendi, kimse iyileştirmekten reabilite etmekten söz açmadı. Oysa siz bu konuda yıllardan beri çalışıyorsunuz...

-
Bence toplum bilinçli veya bilinçsiz, sokaktaki çocukların bu durumunun kendi suçu olduğunun farkında. Sanki onları yok etmekle suçun delilini ortadan kaldıracak. Bu yüzden linç etmeyi çözüm olarak görüyor.Oysa tinerci çocukların sayısı gittikçe artıyor. Onlar böyle bırakılırlarsa geleceğin tetikçileri olmaya adaylar. Sadece tinerciler değil, okulda bıçak- tabanca taşıyan, arkadaşlarına kızınca onları bıçaklayan, okuldan uyuşturucu temin eden çocuklar... Tinercilerin durumu biraz özel. Farklı bir ahlak anlayışları yok ama kapalı bir grup oldukları için kendi içlerinde oluşturdukları kurallar var. Bir klan gibi, kendilerini korumaya yönelik kurallar bunlar... Asla ispiyonculuk yapılmaz, kurallara uymayanların üzerine tiner dökülüp yakılır, yaralanır gibi, katı kurallar. Pek çok çocuk kendi klanı tarafından da şiddete maruz kalıyor. Biz sınırdaki çocuklarla çalışıyoruz. İlgilenmediğimiz takdirde öbür tarafa, suç işlemeye adım atma ihtimali çok kuvvetli olan çocuklarla. Aralarında tiner de alanlar var. Sınırda olan çocukların bir daha suç işlememesi, sokağa düşmemesi, tiner kullanıyorsa kullanmaması için bir mücadele veriyoruz. Her zaman için azami 100 çocuğa yardımcı oluyoruz. Yirmi yaşını geçse bile, bizimle birlikte devam etmek istiyorsa ona engel olmuyoruz ama ondan başka görevler bekliyoruz. Diğerlerinin abisi olması gibi... Bir zamanlar suçlu damgası yemiş ve şu anda bizimle suçlu çocukların reabilitasyonu için gönüllü çalışan pek çok genç var...

Yarının tetikçileri olurlar

Psikiyatr Özkan Pektaş, bali, tiner gibi uçucu madde bağımlısı sokak çocuklarının toplumsal hayattan izole edilerek tedavi edilmesi gerektiğini savunuyor: Bu sadece benim fikrim değil, dünyada denenmiş ve yararı kanıtlanmış bir takım uygulamalardan sonra ortaya çıkan bir sistem. Sokak çocukları kapalı bir grup olduğu için kendi aralarında birtakım değerler ve kurallar oluşturuyorlar. Kurulacak çiftliklerde (terapötik komünite) onlar için bu kuralların yerini alabilecek, toplumsal hayata uyum sağlamalarına yardım edecek bir psikoloji yaratmak gerek. İlgi alanlarına göre onları müzik, resim gibi çeşitli faaliyetlere itmekle yavaş yavaş toplumsallaşmalarına yardımcı olmak en faydalısı. Bu çocukları yalnız başına bırakmak, patlayan bir bomba gibi, onları yarın bir mafya lideri ya da tetikçi olarak görmek demek!

Özgür Eğitim Köyü

Haştemoğlu, tinerci çocuklar için geliştirdiği projeyi anlatıyor:

Bir köy kurmak, içinde bulunduğumuz sorunlar karşısında çok küçük bir çözüm olarak görünebilir. Ancak biz Özgür Eğitim Köyü'yle tekrarlanabilir bir model yaratmak istiyoruz. Ucuz, inşası ve bakımı kolay, değişik yer ve koşullarda uygulanabilir bir köy yaratma arzusundayız. Çocuğun güven duyacağı, sevildiğini bileceği, kendine güveninin artacağı bir ortam düşünüyoruz.

Her çocuğun başına bir adam dikerek olmayacak bu uygulama. Çocuk mahkemeleri, ıslahevi ve çocuk koğuşlarından gönderilen çocuklar, köyde kalan ana grup olacak. Hedefimiz, çocukların suç oluşturan davranışları ile anti sosyal tutumlarını ortadan kaldırmak ve yeniden toplumsallaşmalarını sağlamak. Çocuklar ihtiyaçlarına göre en fazla üç yıla varan bir süre köyde kalacaklar. Bu süre içinde ihtiyaçları saptanacak, eğitim alacaklar. Para kazanacak bir işi, beceriyi öğrenecekler.
500 dönüm toprağa ihtiyacımız var. Bakın ne kadar üzüldüm, Bolu'nun Kıbrısçık köyünde Adalet Bakanlığı'na E tipi cezaevi yapılsın diye 600 dönümlük yer vermişler. Adalet Bakanlığı bu projeyi yapmamış. Köylüler orada cezaevi yapılırsa ticaretin canlanacağını düşünüyorlarmış. Ben kaymakama telefon ettim. Bakanlık eğer bu toprağın üzerinde bir çalışma yapmıyorsa, bizim talip olduğumuzu söyledim. Kaymakam bu projeye köylünün asla destek vermeyeceği gibi, çalışmayı da baltalabileceğini söyledi.
Tinerci gerçeği
Büyükşehir Belediyesi APK Daire Başkanlığı, son günlerde cinayete varan eylemleri ile gündeme gelen ve halk arasında “tinerci” olarak bilinen sokak çocuklarıyla ilgili geniş bir araştırma yaptı. Araştırma sonunda hazırlanan raporda sokak çocukları gerçeğinin bir sosyal patlamanın farklı ölçekteki tezahürü olduğu ve ilgili tüm kurumların gerekli tedbirlerin el birliğiyle gecikmeden alması istendi.

Araştırma, İstanbulun 27 ilçesinde bin 200ü halk, 300ü sokakta çalışan, 500ü de tiner bağımlısı çocuk olmak üzere toplam 2 bin kişi üzerinde tamamlandı. Elde edilen değerler başta akademisyenler olmak üzere uzmanlar tarafından değerlendirilerek bir rapor haline getirildi.

Çoğu Doğudan gelme

Raporun sonuç bölümünde sokak çocuklarının demoğrafik özelliklerine bakıldığında çoğunlukla Doğu ve Güneydoğudan İstanbula geldikleri, zorluk ve yoksulluk içinde yaşadıkları belirtildi. Raporda çocukların sokağa düşme sebepleri arasında parçalanmış aileler ve aile içi şiddetin önemli bir payı olduğuna işaret edildi.

Raporda, mevcut sokak çocukları olgusunun 1960-70li yıllardaki “Köprü Altı Çocukları”dan tamamen farklı olduğu kaydedilerek, “Bugünkü sokak çocukları hızla değişen ve sosyal patlama tohumlarını içinde barındıran toplumun risk katsayısını oluşturmaktadır. Sokak çocukları olgusu bir sosyal patlamanın farklı ölçekteki tezahürüdür” denildi.

Yüzde 31inin kimsesi yok

Büyükşehir Belediyesinin bu problemin altından tek başına kalkamayacağının belirtildiği raporda “Büyükşehir Belediyesinin öncülüğünde merkezi yönetim kuruluşları, ilçe belediyeleri, sağlık, eğitim, sivil toplum kurluşuları işbirliği yapmalıdır. Bu çerçevede tiner kullanan çocukların tedavisi için tam teşekküllü bir merkez kurulmalı, ailelerin ruhsal ve ekonomik durumları güçlendirilmelidir” denildi. Bu çerçevede yapılması gerekenler maddeler halinde tek tek sıralandı.
Araştırmada özellikle 500 tinerci çocuğun çeşitli sorulara verdiği ilginç cevaplar önemli bir yer tuttu. 1 ilâ 5 yıldır sokaklarda yaşadığı belirtilen tiner bağımlısı çocukların yüzde 31i kimseleri olmadığı, yüzde 22si aile baskısı, yüzde 16sı da rahat olduğu için sokakta yaşadığını söyledi. Yine bu çocukların yüzde 24ünün annelerinin, yüzde 29ununun da babalarının ölü olduğu, yüzde 17sin ise anne ve babalarının ayrı yaşadığı belirtildi.

Aile içi şiddet ve alkol...

Çocukların yüzde 62si aile içi şiddete şahit olduklarını, yüzde 50si babalarının devamlı alkol kullandığını, yüzde 25i de aile fertleri tarafından dövüldüğünü söyledi. Yüzde 38i ailelerininin İstanbulda olduğunu, yüzde 16sı da kimselerinin bulunmadığını söyledi. Çocukların yüzde 79u tiner, yüzde 47si bali kullandığını, yüzde 55i dilenerek, yüzde 33ü de hırsızlık yaparak geçindiğini belirtti. Uyuşturucu madde kullananların yüzde 92si kafayı bulmanın hoşlarına gittiğini, kendilerini güçlü ve cesur hissedip herşeyi unuttuklarını söyledi. Çocukların yüzde 91i sokaklarda yaşamaya İstanbulda başladıklarını, yüzde 66sı karakola, yüzde 27si ise Çocuk Mahkemesine düştüklerini açıkladı.

Okumak istiyorlar ama...

Araştırmalarda konuşulan sokak çocuklarının yüzde 72si okula gitmek ve doktor, polis, iş adamı, öğretmen, sanatçı olmak istediklerini belirtirken, yüzde 6sı da mafya olmak istediklerini kaydediyorlar. Yüzde 81i hiç kitap okumadığını, yüzde 89u da en çok arabesk müzik dinlediğini belirtti. Yüzde 31i güzel ve namuslu birisiyle evlenmek, yüzde 73ü de çocuklarının olmasını istediğini söyledi. Yine yüzde 47si en çok sokakta beraber yaşadığı arkadaşlarını, yüzde 10u annelerini, yüzde 8i ise kendilerine yardım edenleri sevdiklerini belirtti.
Tinerci tehdidi ne zaman bitecek?

Büyük şehirlerimizde, özellikle İstanbulda yaşanan tinerci dehşeti herkesçe biliniyor. Bazı vatandaşlar hayatlarını kaybetti, yaralananlar oldu; ama en önemlisi, çoğumuz belli yerlere gitmeye korkar olduk...
Güvenlik güçlerimiz bazı tedbirler aldılar. Ama, İstanbuldan yazan okuyucumuz Ayla Öztürkün de bizzat şahit olduğu gibi, bu tehlike heniz bitmedi; önemini ve ciddiyetini koruyor.
“Bir tanıdığımızın Kocamustafapaşa Cambaziye Mektep Sokaktaki evine gittik. Ancak gittiğimize pişman olduk. Çünkü sokak bir süre sonra tinercilerce kuşatıldı. Evsahibi hanım ne yapacağını şaşırdı. Bizi oyalamak için büyük gayretler gösterdi. Bir süre evden dışarı çıkamadık. Şehrin göbeğinde, gün ortasında yaşadığımız bu dehşete şaşırmıştık. Onlarsa olayı kanıksamış, bir hanım, tinercilerin bileziklerini nasıl çaldığını anlattı. Bir diğeri de cep telefonunu nasıl kaptırdığından söz ediyordu, bir başkası da tinercilerin damadından nasıl zorla para istediğini aktardı.
Çok şaşırdım, biran önce etkili tedbirlerin alınması gerektiğini düşündüm.
Cambaziye Mektep Sokakta yaşanan olayların, Uzunyusuf, Silivrikapı, Samatya civarında, kısaca Kocamustafapaşanın büyük bölümünde yaşandığını öğrendim. Yetkilileri göreve çağırıyorum; daha büyük olaylar olmadan lütfen tedbir alın!”
Tinerci kâbusunu bitirin!

İstanbulda bazı semtlerde sokağa çıkmak hâlâ riskli. Hele akşamın geç saatlerinde her an tinercilerin saldırısına uğranabilir.
Geçmişte yaşanan dehşet verici olaylar çabuk unutuluyor. Allah göstermesin, benzer olayları yaşamak her zaman mümkün. Tinerci ya da bîmekan takımından vatandaşı korumak, o tehlikeleri tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil mi?
Yine yaşlı bir hanım aradı; Eyüpte oturuyorlar. Bir tedirgin, bir tedirgin... Telefonda bile tinerci demeye çekiniyor; ya bir zararları dokunursa...
“Kızımla beraber kalıyorum. Damadım esnaf, işinde, gücünde, sevilip-sayılan, çok dürüst bir insan. Geçtiğimiz günlerde, Eyüpte bulunan dükkanını biraz gecikmeli olarak kapatıp, fazla uzakta olmayan evine doğru geliyor. Tiplerinden tinerci oldukları anlaşılan üç genç yaklaşıyor, birşeyler soruyor, sonra da para istiyorlar. Para verilmeyince de damadımı evinin kapısında bıçaklıyorlar...
11 gün oldu, hâlâ iyileşemedi. Tedavisi için onca masraf yapıldı. Eşin, dostun tavsiyesine uyarak, mimlenip daha büyük belalara uğramamak için işin peşini bıraktı...
Eyüpte tarihi mekanlar adeta bu güruhun işgalinde. Yakınlarımızın medfun bulunduğu mezarlığa bile korkarak gidiyoruz. Belli bir saatten sonra zaten çıkamıyoruz.
Oradaki aşevinden bedava yemek veriliyor, tiner parası da vatandaştan, tehditle... Mahalleli tedirgin, şerlerinden emin olmak için tiner alıp vermeyi bile düşündük.
Doğma büyüme İstanbulluyuz. Başka bir yerimiz olsaydı, çeker giderdik.
Bir şehir, hele turistik önemi olan ve bütün Müslümanların ziyaretgahı olan böyle bir yer nasıl tinercilere terkedilir? Bu zararlı gençleri toplamak, onları bu kutsal mekanlarda barındırmamak, vatandaşın can güvenliğini sağlamak çok mu zor?”
Yaşlı hanım daha çok anlattı; çocukları için, torunları için tedirgin ve korkuyor, doğup büyüdüğü yerleri terkedercesine korkuyor. Yakışır mı İstanbul gibi bir metropole?
Bu bayram var mısınız!

Kucaklanmak, bağra basılmak bekledikleri
Hesap- kitap yaptınız.. Belki bir giysi belki de (sembol oldu ya) bir çift yeni ayakkabı aldınız çocuğunuza... Gözündeki mutluluğu, sizi kucaklayışını hayal ederek dolaştınız mağazaları.
Sonra karınca kararınca ziyaret edeceklerinize ne götürebileceğinizin telaşı sardı sizi. Şimdi bayram kapıda bekliyor.
Bayram sabahı çocuğunuzun elinizi öpüşündeki duygu ve gurur her seferinde bir ilkmişçesine taptazedir ya siz de onu bekliyorsunuz. Belki de ilk kez bu bayram öpecek elinizi. Küçücük elleri ilk kez bir eli tutacak büyüklüğe ulaşmıştır.
Oysa bir bayram sabahı yatağından erkenden kalkıp anne-babasının, dedesinin yanına bir an önce koşmak için telaşla giyinmenin güzelliğini bilmeden büyüyen nice çocuk var. Bayram sabahındaki kahvaltıda, o hiç çözülemeyen huzurlu havayı koklayamayan...
Uyandığında yastığının yanıbaşına konmuş bayramlıkları, her gün zaten harçlık aldığı babadan o gün alınan paranın başkalığını. Tek tek dolaşılan, gidilemezse aranan eş dost, akrabayı bilmeyen, bilemeyecek olan..
Bayramları da herhangi bir gün gibi geçirip yetişkin olan nice çocuklar.
Nerede olduklarını bilmedikleri ailelerinden ayrı hayata ta en başından yapayalnız başlayan...
Onlara da giysiler alınıyor belki, ihtiyaçları gideriliyor ama...
Ama onların istediği bambaşka...Onlar kucağa alınmak istiyor, sıkı sıkı sarılmak, koklanmak. Birinin bağrına basılmak.
Ne dersiniz tatil dokuz gün. Hiçbir tanıdığınızın, akrabanızın evi yok mu bir kimsesiz çocuklar yuvasının yakınında. Bu dokuz günde onlara ayırabileceğiniz 1-2 saat?
Yaşınız ne olursa olsun. Birkaç saatliğine de olsa abla, abi, anne, baba demeyi özleyen bu çocuklara koşsanız. Onlar da bayram etse.
Ama sonra; tekrar tekrar gitseniz, kendinizi özletmeseniz...
Bayramınız kutlu olsun!
Hepsi üzerimize doğru koştular... Kimi foto muhabiri arkadaşımızın, kimi şoförümüzün üstüne atıldı baba diye... Ve bacaklarıma dolandı minik kolları anne diyerek...
Biz sessizliğe gömüldük önce... Hepimizin çocukları vardı, bilirdik bir çocuğu kucağına alabilmenin tarifsiz güzelliğini... Ve bilirdik bir çocuk için anne babayı karşılamanın ne demek olduğunu... İyi de şimdi bu çocuklara ne diyecektik? Bunu hiç öğrenmedik ki biz. Hiç bilmedik ki ailesizliğin ilacı nedir?
Özellikle İstanbulda sokağa terk edilen yeni doğmuş bebeklerin sayısındaki artış dikkat çekici. SHÇEKna bırakılan bebekleri , sokakta yaşayan çocukların durumunu İstanbul Sosyal Hizmetler İl Müdürü Kahraman Eroğlu ile konuştuk.
-Özellikle İstanbulda Polisler sokağa terk edilmiş bir bebek buldular cümlesini çok sık duyar olduk. İnsan yeni doğmuş bir bebeğin sokağa bırakılmasını hiçbir kalıba, hiçbir nedenin içine sokamıyor...
-Göç, aile içi sorunlar, bölünmeler, yapılan yanlışlar sonucunda bu sayıda bir artış var. En büyük artış İstanbulda ve yılda 150-160 civarında terk bebek oluyor. Bazı anneler gerçekten başka bir yolu olmadığı için, çaresizce bırakıyor sonra durumum düzelince gelip alırım diye. Bir hata sonucu çocuk sahibi olan genç kızlar var aile ve çevre baskısından korktukları için bırakıyorlar çocuklarını. Zaman zaman gelip gizlice ziyaret edenleri oluyor. Çocuklar ne yaparsa yapsın aileler affetmeli. Affetmemek daha büyük hatalara yol açabiliyor, intihara, geri dönülemeyecek yollara sürükleyebiliyor gençleri. Kendisi de çocuğu da yok oluyor. Annesi olan bir çocuğu yuvaya bırakmak doğru değil. Hem kendisi, hem anne baba ömür boyu azap çekiyor. O bebeğin de hiçbir suçu yok...
40 çocuklu anneler
-Yuvalar ve imkanlarınız yeterli mi bu çocuklara bakmak için?
- İstanbulun tek 0-6 yaş çocuk bakımevi burası. 300 çocuk olması gerekiyor ama 400 çocuk var. Bırakıp gitmişler bakmak zorundayız. Bir gönüllü anne burada 40 çocuğa bakıyor. Yıkaması, giydirmesi.. Bir anne 40 çocukla ne kadar ilgilenebilir ? Özellikle genç emekli annelere, amcalara, üniversite öğrencisi olup vakti olan ablalara, abilere gönüllü olmalarını hep söylüyoruz. Bir çocukla temas kurmak, saçını okşamak onun için çok önemli... Her gün baklava, börekle, parayla mutlu olmuyor çocuklar. Onu mutlu eden ben senin abinim, babanım... denmesi elinin tutulması, gezilmesi. Devlet her şeyini veriyor bu çocukların, giyeceklerini, yemeklerini. Tek bir şeye ihtiyaçları var; ilgi ve sevgi..
-Buradaki çocuklar devletin koruması altında. Ama bir de sokakta yaşamaya çalışanlar var. Bir çocuğu sokağa iten ekonomik nedenler mi başka problemler mi?
-Yaptığımız çalışmalar en önemli nedenin aile içi baskı, şiddet ve istismar olduğunu gösterdi. Şiddet gören anneyi kurtarma duygusuyla çocuk çalışmak istiyor, sokağa çıkıyor ve tekrar geri dönüşü olmuyor. Sokakta çalışan 7-8 bin çocuk var. Onları desteklemezsek bir süre sonra sokakta yaşayanlarla aynı duruma ve büyük tehlike haline gelebilirler. Sokak her türlü tehlikeye ve istismara açık. Çoğunlukla göç etmiş, sosyal ve ekonomik anlamda zor durumda olan ailelerin çocukları ama sosyo-ekonomik durumu iyi olup aile içi geçimsizlik nedeniyle sokağa kaçan çocuklarla da karşılaşıyoruz. Ben sosyal hizmetler il müdürü olarak sokaktaki çocuklarda azalma olduğundan eminim. Aracımız beş yıl, üç yıl önce sokağa çıktığında 15 çocuk getiriyordu, şimdi sabaha kadar geziyor en fazla aldığı çocuk sayısı üç.
Tinerci çocuk değil, tinerci adamlar
- Siz sayı azaldı diyorsunuz ama bir çeşit çeteler var sokaklarda. Madde bağımlılarının sayısı artmış, suç işleme yaşı düşüyor, oran da artıyor.
-Bu maalesef yılların birikimi. Artık onlara tinerci çocuklar değil tinerci adamlar dememiz gerekiyor. Yaşları 24- 25-26.30. İspirto içenler, her türlü maddeyi kullananlar var. Şu an bizim kurumlarımızda 17 yaşında olup ilkokul ikiye giden çocuklarımız var. Hiçbir eğitimden geçmeyen çocuğun sokaktaki halini düşünün. Biz uçucu madde bağımlılarının istem dışı da olsa tedaviye alınması için mahkeme kararı çıkarttık. UMATEMde onların tedavilerini yapıyoruz. İstanbulda 11 tane çocuk ve gençlik merkezi var. Bu konuda topluma ,özellikle basına görev düşüyor.
Sokaktan, santranç şampiyonluğuna
-Bu merkezlerde eğitilen çocukların tekrar sokağa dönme ihtimali ne? Normal hayata katılabiliyorlar mı?
-Beş yıl içerisinde sokakta yaşayan 1470 çocukla birebir çalışma imkanımız oldu. Bunlardan 672si tekrar ailesine döndürüldü.300e yakın çocuk korumamız altında. Bir kısmı okula devam ediyor. 5 yıl sokakta kaldıktan sonra iki yıllık bir çalışma neticesinde Türkiye satranç birincisi olan var. Aşçılık yapanlar, otelde çalışanlar, marangozlar, pek çoğu meslek edindi.
-Suç işleme yaşı da gittikçe düşüyor. Kap-kaçtan, gaspa kadar pek çok olayda çocuk denecek yaştakileri görüyoruz. Sokakta yaşayan çocuğun suça karışma oranı ne?
-Hepsi. Sokakta yaşayan çocuk yaşayabilmek için her türlü riske, zararlı alışkanlıklara, tehlikeli işlere girmek zorunda. Yoksa sokakta yaşayamaz. Belli bir guruba katılmak zorunda.
Her şeylerini karşılıyoruz
Senede 160-170 civarında kimsesiz çocuğu evlatlık veriyoruz, gerekli yazışmalar yapıldıktan sonra. Bu kadar nüfusun yaşadığı İstanbulda koruyucu aile konusunda istediğimiz sonucu alamadık. 42 civarında koruyucu ailemiz var. Oysa çocukların giyecek ve yiyecek giderlerini de karşılıyoruz. Aileler maalesef bu konuya yaklaşmadılar.
Çocuk benim kime ne!..
Çocuklarını sokakta yaşamaya, çalışmaya zorlayan ailelerle ilgili 533 dava açtık. Sonuçlanan 78 davadan 77si çocukların yararına... Ailelere 6 ay-1 yıl hapis cezası verildi ve bu paraya dönüştürüldü. İki aile hakkında da çocuklar üzerindeki velayetini kaldırma kararı alındı, çocuklar bize verildi. Çocuk benim istediğimi yaparım imajının yerine, benim olduğu kadar devletin demek ki imajı yerleşti.
Adın “Sevgi” olsun...
-Adlarını Kader koymayın ne olur bu koca gözlü yavruların..
Adlarıyla birlikte yüklemeyin omuzlarına hiç de payları olmayan hayata eksik, yalnız başlayışın hüznünü...
Onların da öpecek elleri olsun bayram günlerinde. Sıkı sıkı sarılacak büyükleri.
Sen koca, kara gözlü çocuk... Üç yaşındaymışsın.. Yaşını bile söyleyemedin, adını da... Ama öyle sıkı sarıldın ki kucağımdan inmemek için boynuma!.. Gel adın Sevgi olsun, mutluluk, olsun... O gözlerinde de sana en çok yakışacak, hakkın olan gülümseme... Ve sen de bayram sabahlarında evin içinde dolaşan büyüklerinin, ayak seslerine uyan.
Kucağımdan inmedi, Çağla...
Hep kucağımda kalmak istedin Çağla... Hani yaşın benim kızım kadar... İki elinle tuttun saçlarımı iki yandan hiç bırakmadan... Senin de Eminenin de, Kaderin de saçları kısacık kesilmiş... Böyle daha kolay bakıyorlar size herhalde...Uzasın saçlarınız...Ve sıcacık dokunan eller tel tel tarasın onları...


  #9  
Alt 06-04-2012, 14:24
Ziyaretci
 
Standart Cevap: Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

faydalı bilgiler gerçekten teşekkrler


  #10  
Alt 21-07-2012, 16:03
 
Standart Cevap: Çocuklarda Bağımlılık -Tinerci Çocuklar

Çocukta Bağımlılık: Tanım, Nedenler, Belirtiler, Öneriler


BAĞIMLILIK
TANIM:

Bir çocuk kendi kararlarına almak için sürekli başkalarından destek istiyorsa ve aslında yapabileceği şeyler için ailesine bağlı kalıyorsa bağımlılık söz konusudur.

Çok küçük çocuklar için bağımlılık normal, hatta sağlıklı bir durumdur. Fakat çocuk okul çağına geldiğinde bu durumun devam ediyor olması sorunlara neden olur.

ÖZELLİKLER:

· Kendine güven eksikliği ve okul ödevlerini tamamlamada yetersizlik duyar,
· Sınıf içinde bağımsız düşünemez,
· Arkadaşlıklarını sürdürmede güçlük çeker,
· Bağlandığı kişilerden ayrılık durumu olduğunda aşırı kaygı hisseder,
· Evden ayrıldıklarında sevdiklerinin başına önemli zararlar geleceğine inanır,
· Sevdiklerinden ve evden ayrılmak istemez,
· Anne babaları yanlarında olmadan herhangi bir sosyal ortama girmek istemez,
· Anne babalarından ayrılmak istemediği gibi yalnız kalmak ta istemez,
· Uyku zamanı zorlanır, anne babalarından ayrı uyumak istemez,
· Hatta zaman zaman karın ağrısı, başağrısı gibi belirtiler gösterir,
· Özellikle çocuk okula veya anaokuluna başladığı dönemlerde belirgin olarak ortaya çıkar, çocuk bu yerlere gitmemek için huysuzluk yapar.
· Okula gitmemesi için izin verildiğinde karın ya da baş ağrısı kendiliğinden geçer.

NEDENLER:

Bağımlılık asla tek bir olay nedeniyle ortaya çıkmaz, yıllarca süren bir davranış biçimidir ve bir çok nedeni olabilir.

· Her zaman bir problemi ondan daha iyi çözen yada bir duruma ondan daha iyi yaklaşan başkalarının olduğu öğretilerek bağımlılık yaratılabilir. Bu durum aşırı koruyucu ana babayla olan ilişkilerde görülür.
· Bağımlılık bazı çocuklar için daha güçlü hissetme yada ilgi çekmenin bir yoludur. Çocuğun “bana yardım edin , beni koruyun” mesajları daha fazla korunmasını sağlar. Özellikle koruyucu tutuma sahip ailelerde çocuğun herhangi bir başarısızlığı utanç olarak algılanır. Çocuğa ait bütün görev ve sorumluluklar “o yanlış bir şey yapar” korkusuyla anne ve babalar tarafından üstlenilmesi.
· Çocuklarına yeterince zaman ayıramadıkları için suçluluk duyan, çalışan anne babaların bu durumu telafi etmek isterken çocuklarının üzerine çok düşmeleri.
· Çocuklarına sınır çizmekte sorun yaşayan ve aşırı serbest bırakan ana baba tutumu.

BELİRTİLER:

Bağımlılığın bir problem olup olmadığını ölçecek , tarafsız bir ölçüm aracı olmadığı gibi kimi ana babanın yada öğretmenin sorunlu bir davranış olarak gördüğünü diğeri uygun bulabilir. Genel olarak çocuğunuzun bağımlılık derecesinden memnun değilseniz bu durumla ilgilenmelisiniz.

Aşağıdaki davranışlardan çoğunu uzun zamandır çocuğunuzda gözlüyorsanız, bu problemin olma olasılığından söz edilebilir:

· Teneffüste diğer çocuklarla oynamak yerine onları izlemeyi yada öğretmeninin yanında oturmayı tercih ediyorsa,
· Öğretmenden sürekli yönlendirme, onay ve kabul bekliyorsa,
· Öğretmeni yanında oturup her adımda yardım etmedikçe sınıf içinde yeni bir etkinliğe katılmıyorsa.
· Sınıf arkadaşlarıyla işbirliği yapmaktan kaçıyorsa,
· Okula gitmek istemiyorsa, okul dışı etkinliklere katılmayıp sürekli evde kalmak istiyorsa,
· Yaşıtı çocuklarla karşılıklı bir arkadaşlık kurmayıp, bir iki iyi arkadaşına aşırı bağımlıysa,
· Anne babası yardım etmek için hazır olana kadar ödevlerini yapmak için bekliyorsa,
· Topluluk içindeyken yetişkinlerden ayrılmak istemiyorsa.
· Herhangi bir faaliyete kendi başına başlamak istemiyorsa,
· Anne ve babası yanında olmadan başka bir yerde kalmak istemiyorsa,
· Anne babası yanında olmadığında huysuzlaşıyorsa,
· Anne ve babası yokken bağımlılığını büyük kardeşe yada ona yakın diğer kişiye yöneltiyorsa (büyükanne, büyükbaba).

ÖNERİLER:

Anne Babaya Öneriler:

· Çocuğu sosyal ortamlara alıştırmak , bazen yalnız bırakmak , ufak ayrılıklar yaşatmak erken dönemde alınması gereken önlemlerdir.
· Bağımlı davranışlar genellikle koruyucu anne tutumlarından kaynaklandığı için anne babalar tutumlarını gözden geçirmelidir.
· Çocuk, kendi giyinirse ters giyer, ayrı yatakta yatarsa üstünü açar, ödevlerini kendi başına yaparsa yanlış yapar diye düşünerek anne babaya sürekli ihtiyaç duyar hale getirmekten kaçınmalıdır. Çocuğun kendi işlerini kendi başına yapmasına fırsat verilmelidir.
· Anne babalar bağımlı olmak ile bağlı olmak arasındaki farkı bilmelidir. (Bağımlı olmak onsuz olamamak iken, bağlı olmak onsuz da yaşayabilmek ama onun yanında olmasından çok mutlu olmaktır).Bu farkı bilen anne babanın kendi davranışlarını test etmesi ve kendi bağımlı davranışlarının çocuğunu bağımlı yapmadaki etkisini görmesi daha kolay olacaktır.
· Hem evde hem okulda çocuğa daha bağımsız olmasını öğretirken:
· Beklediğiniz davranışı açıkça ifade edin ve bunları yapmadığında ortaya çıkacak sonuçları anlatın.

Örneğin;

· Çocuk okula giderken saati nasıl kuracağını öğrenmek zorundadır, zamanında hazırlanmazsa okul servisini kaçıracağını bilmelidir.
· Okuldan getireceği eşya ve ödevlerini koyacağı özel bir yer hazırlayın. Önceki günkü ödevi yada okuma kitabını bulmak ana babanın işi değildir.
· Ev ödevlerin küçük bölümlere ayırarak çalışmasını sağlayın. Eğer gerekli çalışma küçük parçalar halinde sunulursa, bağımsız çalışma ve başarı daha çok gerçekleşir.
· Bir kağıt ve silinebilir bir tahta üzerine haftalık bir tablo yapın, çocuğunuzun düzeyine uygun, yapmasını istediğiniz davranışları tek tek yazın ve her gün için yaptıklarını işaretlemesini isteyin. Bağımsız olarak yaptığı davranışların sonunda onu ödüllendirin.
· Çocuğunuzun yapabileceği ve yapması gereken işlere müdahale etmeme konusunda kararlı olun. Her insan gibi yeni bir beceriyi öğrenirken çocuğu hatalardan korumaya çalışmadan çabasını takdir edin.
· Çabası için verdiğiniz ödüller, başarısı için verdiklerinizden daha sık olsun.

Öğretmene Öneriler:

· Koruyucu bir tutuma sahip öğretmen farkında olmadan bağımlılığı destekler ve bundan hoşlanır. Bu tutum bağımlılığı daha da pekiştiren bir tutum olduğu için öğretmen bu tutumunu değiştirerek çocukla diğer çocuklardan farklı bir ilişki kurmaktan kaçınabilir.
· Çocukların grup çalışmasında pasif ve sessiz kalarak bağımlılıklarını sürdürmelerine izin vermemelidir.
· Yakın arkadaşlarının koruyucu olup olmadığını gözlemleyerek, arkadaş ilişkilerinin bağımlılığı körüklemesi engellenebilir.
· Diğer yandan çocuğun bağımlılığı öğretmen için yorucu olabilir. Bu davranışından sıkılan öğretmenin çocuğa tepki göstermesi bağımlılığı azaltmayacaktır.
· Bağımlılığı pekiştirmeyecek kadar yanında olmak bir yandan da bağımlılığını kırması için çocuğa zaman tanımak fayda sağlayacaktır.
Unutulmaması gereken çocuk eğitiminde ceza kullanılmamalı, onun yerine olumsuzlukları görmezlikten gelmek olumlu olanları manevi ödüllerle pekiştirmektir. Siz çocukluğunuzda bir Aferim kelimesi için neler yapmazdınız ki? Maddi ödüllerin doyumu vardır. Ayrıca manevi ödüller çocugunuzu bağımlı kılar her yapılan davranıştan sonra mutlaka bir ödül beklenir ödül olmayınca davranışın tekrarı azalarak devam eder vede bir süre sonra sönme eğilimi gösterir. Kalıcı olmasını istiyorsak ödül manevi olmalı vede sabit olmayan aralıklı pekiştirec olmalı.

Ödül sunulmadan önce mutlaka geribildirimden bahsetmek lazım bu davranışının hayatını nasıl kolaylaştıracağını ne gibi olumluluklar olacağını anlatmak gerekiyor.


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Çikolata Bağımlılık Yapar Mı? Çikolata Bağımlılık Yapar Mı? San Diego'daki (ABD) Nö*roloji Enstitüsü'nden araştırmacılar, kakaodan üretilen besinlerde beyin üzerinde etkili olan madde*ler buldular. Ve kakaonun beyin üzerinde...
En Tehlikeli Bağımlılık En Tehlikeli Bağımlılık Uzmanlara göre uyuşturucu ve alkolden daha tehlikeli bir bağımlılık var. Bu bağımlılığın adı ise; kumar! Alternet'in ABD Ulusal Kumar Sorunları Konseyi'ne gönderdiği...
İlişkilerdeki bağımlılık İlişkilerdeki bağımlılık Kişinin kontrol etmek istemesine rağmen, davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini kontrol edememesi, kendisini bir başkasına muhtaç hissetmesi ve kendisiyle içsel bir...
Umutsuz Aşk, Bağımlılık mıdır? Umutsuz Aşk, Bağımlılık mıdır? Bütün bu tezat ifadeler, âşık olan kişinin sahip olduğu duygular Aşk... En büyük gerçek... En büyük hayal... En büyük güç... En büyük zayıflık... En büyük...
Çok Şeker Yiyen Çocuklarda Bağımlılık Tehlikesi Çok Şeker Yiyen Çocuklarda Bağımlılık Tehlikesi İsveç'te yapılan bir araştırmada çok şeker yiyen çocuklarda bağımlılık oluştuğu tespit edildi. Şekerin içerisindeki tatlandırıcının çocuklarda...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,708
Konular : 237,838
Mesajlar: 424,789
Şuan Sitemizde: 457

En Son Üye: qA1lL9jF3p

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:49.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.