Forum Kimler Online
Go Back   Ezberim > Tatil Bölgeleri > Türkiye'den Tatil Mekanları > Akdeniz ve Dogu And
Kayıt ol Forumları Okundu Kabul Et


Muş Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir)

Türkiye'den Tatil Mekanları kategorisinde ve Akdeniz ve Dogu And forumunda bulunan Muş Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) konusunu görüntülemektesiniz.
MUŞ ADININ KAYNAĞI Muşun ilk ne zaman kurulduğu ve adının kaynağı kesin olarak bilinmemektedir. Muş adına dair pek çok rivayet ...






Yeni Konu aç Cevapla
Seçenekler
  #1  
Okunmamış 08-02-2008, 12:35
 
Standart Muş Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir)

"Sponsorlu Bağlantılar"

 


MUŞ ADININ KAYNAĞI


Muşun ilk ne zaman kurulduğu ve adının kaynağı kesin olarak bilinmemektedir. Muş adına dair pek çok rivayet vardır. Bir rivayete göre, Muş adı, şehre, Asurlulardan kaçarak Muş yöresine gelen İbrani kabilelerinden biri tarafından verilmiştir. Nitekim 1914 Bitlis Vilayet Salnamesinde Muş adının İbranice “Sulak verimli ve otlak” anlamına gelen “Muşa” kelimesinden geldiği ileri sürülmüştür. Muşun, geçmişten günümüze yemyeşil ve sulak bir ovaya sahip olması, bu rivayetin tümüyle asılsız olmadığını, nispeten belirli bir gerçeğe dayandığını gösterir.

Bir diğer rivayete göre Muş adı, İÖ. 12 yy. Ege göçlerinden sonra ilk kez Asur kaynaklarında adı geçen ve Yukarı Dicle Vadisine yerleştikleri bildirilen Muşkilerden gelmektedir. M.Ö. II. Binin ikinci yarısında Orta Anadoluda Hatti egemenliğine son vererek doğuya doğru genişleyen Muşkilerin bir kolu Muş yöresine gelerek şehrin temelini atmıştır. Daha sonradan buradan Asur topraklarına girmişlerdir. Asur kaynaklarında İÖ. 12-8 yy. arasında adlarından sık sık bahsedilen Muşkilerin İÖ. 12 yy. ilk yarısında büyük bir ordu ile Toros dağlarını aşarak güneye indikleri ve Asurun sınır kentlerini tehdit ettikleri biliniyor. Bu dönemde Muşkilerin bir kolu Muş kentini kurarak buraya yerleşmiş olabilirler.

Muşun kuruluşu ve adına dair diğer bir rivayet ise dini kaynaklıdır. Buna göre, Muşun Hz.Nuhun oğlu Yasefin (Yusuf) torunu Muş oğullarınca kurulduğu rivayet edilmektedir. Öte yandan, Muş Arapçada “Şeffaf, Parlak” Farsçada ise “Nehirlerde yolcu taşıyan küçük gemi” anlamlarına gelmektedir.

İlk çağda Muş'u da içine alan bölgeye “Taronitit” deniyordu. Bu bölgenin merkezi durumundaki Muşun adı da kimlik kaynaklarda “Taron” olarak geçmektedir. Aynı kelime, islam çağlarında “Taron” olarak kullanılmıştır.

Kaşgarlı Mahmutun Divan-ı Lügat-i Türk adlı eserinde yer alan deyimde

Öldeçi sıçgan muş ayakı kaşır.
Ölecek sıçan kedi aşağı kaşır.

Buradan da Muş kedi manasına geldiği görülmektedir.


EVLİYA ÇELEBİNİN GÖZÜ İLE MUŞ

Van eyaleti hükmünde Van deryası sahilindeki Tahtuvan subaşılığına iki menzil ve Bitlise bir menzil yakındır. Şerefname tarihinin dediğine göre bu Muş şehri, Azerbaycan şehirlerinden bir tanesi idi. Sonra Van deryasının kuzeyinde (Adilcevaz ) kalesi yakınındaki Süphan dağında halen mahfuz durup 40-50 senede bir ses duyulur, 70-80 senede bir kere 5- 10 gün kadar Süphan kayasından kuyruğunu çıkarır bir yedi başlı ejder, o asırda fırsat bulup bütün Nemrutluları yiyerek Allahın emriyle yine Süphan dağındaki mağarasına girip mahpus kalmıştır. Sonra yine Nemrut lâin kavmine Cenab-ı Hak Muş sahrasında bir büyük fare hâsıl edip bütün Nemrutluları yedirerek Muş ahalisini helak ettiği için şehrin adına (Muş) derler. Muşun çıktığı büyük mağara halen görülür. Bu mağara içinde olan fare ve sıçan başka bir diyarda yoktur. Allahın emriyle İskenderin Filkos namındaki hekiminin tılsımı sebebiyle Muş Sahrasında asla sıçan olmaz. Timurlenk Al-i Osman üzerine hareket edince bu Muş şehrini ve kalesini harap, halkını kebap, evlerini türap eylemiştir ki halen haraplı eserleri görülür. Şehir, Muş sahrasının ağzında bir dağın eteğindedir.



MUŞUN TARİHİ

İLK ÇAĞDA MUŞ

Muşun ilk çağ tarihi Urartularla başlar, ne var ki Muşun dahil olduğu Doğu Anadolunun yüksek düzlüklerindeki M.Ö. II.bine ait yerleşmeleri, henüz yeterince gün ışığına çıkarılamadığından, Urartuların atalarının kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Doğu Anadolunun bilinmeyenlerle dolu karanlık tarihi dönemleri, Asur kaynakları ve kitabeleriyle bir ölçüde aydınlanmıştır. İlk çiviyazılı kaynaklar Asur Kralı 1. Salmanassar (M.Ö.1274-1245) dönemine aittir. Asur kaynaklarına göre Doğu Anadolunun dağlık yörelerinde Nairi Konfederasyonu adı altında birbirinden bağımsız küçük beylikler vardı. Asurluların baskısı altında yaşayan bu beylikler 1. Salmanassardan önceki Asur kralının ölümünü fırsat bilerek ayaklandılar. 1. Salmanassar bu başkaldırıyı bastırmak amacıyla Urartu topraklarına girdi. Asurluların Urartu-Nairi ayaklanmalarına karşı giriştiği saldırılar aralıklarla 400 yıl kadar sürdü.

Urartuların tarih sahnesine çıkışları M.Ö. XIII. YYa rastlamakla birlikte devlet olarak teşkilatlanmaları MÖ. IX. YY.dadır. Önceleri dağınık bir konfederasyon durumunda olan Urartular Asur Kralı III. Salmanassarın çağdaşı olan ilk Urartu Kralı Aramu (MÖ.850-840) dan sonra birleşik bir krallık durumuna geldiler.

Urartu devletinin gerçek kurucusu Aramudan sonra kral olan I. Sarduri (MÖ.840-830) dir. Kral İşpuini dönemi (MÖ.830-810) Urartuların büyük bayındırlık işlerine giriştikleri, Menuas dönemi (MÖ. 810-786) Urartu devletinin Ön Asyanın en güçlü devleti durumuna geldiği ve devletin egemenlik alanının genişlediği dönemdir. MÖ. VIII. YY. ortalarında, Urartu Devletinin egemenliği tüm Doğu Anadolu Bölgesine yayıldı. 1. Argişti (MÖ. 786-764) den sonra yerine geçen oğlu II. Sardurinin dönemi (MÖ. 764-735) Urartu Devletinin zirvesi sayılmaktadır. Muş Varto nun Kayalıdere mevkiinde 1965te yapılan kazılarda ortaya çıkarılan Urartu kalesi bu Kralın dönemine aittir.

Urartu Devletinin bundan sonraki tarihi Asurlular, Kimmerler ve İskitlerin bitmez tükenmez saldırılarıyla sürdü, Urartu Devleti, MÖ. 585te İskid akınları sonunda yıkıldı.

Muşun Urartu Devleti için önemi krallığın batı yolunun önemli bir merkezi durumunda olmasından geliyordu. Başkent Tuşpadan batıya giden yol Malazgirt Ovasını geçtikten sonra Murat Irmağı vadisi boyunca Vartonun güneyinden Muş Ovasına varıyor. Buradan batıya yöneliyor, Bingöl üstünden Elazığ-Malatya yolu ile de Orta Anadolu ve Kuzey Suriyeye uzanıyordu.

Muşun ilk çağ tarihinde Urartuları Medler takip etti. Günümüz İran Azerbaycanında yaşamakta olan Medler, Asur Devletini ortadan kaldırdıktan (MÖ 609) sonra Muş Ovasına yöneldiler. Medler, Kimmer-İskit saldırılarından yorgun düşen Urartu Devletini, tarih sahnesinden silmekte zorlukla karşılaşmadılar. Ne var ki, Medlerin Doğu Anadoludaki hâkimiyetleri fazla uzun sürmedi. Persler, Med ordusunu yenerek (M.Ö. 550) bu devleti ortadan kaldırdılar.

Perslerin Doğu Anadoludaki hâkimiyetleri yaklaşık 200 yüzyıl kadar sürdü. Persler, I.Dareios zamanında güçlerinin zirvesine çıktılar. Muş ve çevresi Pers hâkimiyetinde Babil Büyük Satraplığı içinde yer aldı Pers döneminin en önemli gelişmesi, İmparator II. Artakserksese karşı baş kaldıran küçük kardeşi Kirosun, savaşı kaybetmesi ve “Onbinler” diye anılan yenik ordusuyla ünlü Anabasis yürüyüşünü gerçekleştirmesidir. (MÖ 401) “Onbinler” Aras ve Kelkit vadilerine doğru çekilirken Bingöl ile Muş arasındaki alanları geçmişlerdir. Bu ordunun çekilişini yöneten Yunanlı komutan ve tarihçi Ksenofon, Muş ve çevre yaylalarında yaşayan halkın oymak hayatı sürdürdüğünü, ordusuna buğday, arpa, sebze, et ve binek atı sağladığını anlatır.

Muş ve çevresi, uzun yüzyıllar Romalıların, Partların ve Ermeni derebeylerinin hâkimiyet mücadelelerine sahne oldu. Doğu Anadolunun bu bölgesi adı geçen devletler arasında sık sık el değiştirmesine rağmen, bu mücadelelerden üstün çıkan taraf Partlar oldu, Roma İmparatorluğunun üstünlüğü hiçbir zaman kalıcı olmadı. Partlarla, Romalılar arasındaki bitmez tükenmez savaşların sonuncusu 215-216da gerçekleşti. Roma İmparatoru Macrinus, Nisibis, (bugünkü Nusaybin)i bırakarak geri çekilince, Güney Doğu Anadoludan Fıratın batısına kadar olan Roma hakimiyeti sona erdi (217).

Part ve Pers kökenli Sasani hanedanından gelen I.Ardeşirin İranda kurduğu Sasaniler Devleti (MS 226), Doğu Anadolunun tarihinde yeni bir güç olarak ortaya çıktı. Sasaniler, çok kısa bir süre içinde hâkimiyet alanlarını genişleterek Roma İmparatorluğunun en büyük rakipleri oldular. Geçmiş Yüzyıllardaki Roma Part mücadeleleri yerini artık Roma- Sasani mücadelelerine bırakmıştı.

Sasanilerin hâkimiyeti yaklaşık 400 yıl sürdü. Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla ilkçağ sona erdiğinde Doğu Anadolu, bu kez uzun yıllar sürecek Bizans-Sasani mücadelelerine sahne olacaktı.


ORTAÇAĞDA MUŞ

Muş ve çevresindeki Sasani hâkimiyeti İmparator Heraklios döneminde Bizans Ordularının Sasani kralı Şahbarazı yenmesiyle sona erdi. Bu arada, VII. yy başında gelişen Arap akınları sırasında Arap komutanlarından Saad ibn Vakkas, Sasani ordusunu bozguna uğratınca (637), Sasani devleti de çöktü. Araplar Muşun güneyine kadar gelmelerine rağmen Muş ve çevresine Bizans ordusu sahip çıktı.

Muş ve çevresi Arap akınları döneminden başlayarak Türklerin Bizans ordusunu Malazgirtte bozguna uğratmasına kadar (1071) Bizans hâkimiyetinde, Taron (Taran) Theması idari bölgesinde yer aldı. Bölge bütün ortaçağ boyunca bu adla anıldı. Müslüman Arap ordularının Anadoluya akınları 640da başladı. Halife Ömer devrinin sonlarına doğru 641de İyaz bin Ganın komutasında Bir Arap ordusu Bitlis, Ahlat ve Muşu aldı. Habib bin Mesleme ve Salman bin Rabia bu bölgeye ikinci bir sefer düzenlediler. (642) Ahlat ve çevresindeki beyleri idareleri altına aldılar. Ne var ki Arap Müslümanlarının hakimiyeti sürekli olmadı sık sık kesintiye uğradı.

Muş, Bitlis ve çevresi, Muaviye zamanında bir ara Bizans hâkimiyetine geçtiyse de Emeviler yöreyi yeniden denetimleri altına almakta gecikmediler. Halife Abdulmelik zamanında Muhammet bin Mervan, Muş ve çevresini Diyarbakır Amirliğine bu amirliği de El Cezire Genel Valiliğine bağladı.

Muş ve çevresi Emevilerden sonra Halifeliği ellerine geçiren Abbasilerin ilk yıllarında Avasım Bölgesi sınırları içinde yer aldı. Sonraki yıllarda Abbasilerin yöredeki hâkimiyetleri zayıflayınca Muş ve çevresi Bagradiler den Bagrad adlı prensin yönetim merkezi oldu. Bagradın Bağdata gönderilmesi üzerine bu prensin yönetiminden hoşnut olmayan Muşlular ayaklandılar. Ayaklanma sırasında Vali Yusuf Bin Abi Said Al-Marvazi öldürüldü. Bu olaydan sonra Muş Bagrat Krallığına bağlandı. X.yyın ikinci yarısı ile XI.yyın ilk yarısında Muş, Ahlat ve çevresi doğuya doğru genişlemek isteyen Bizans İmparatorluğu ile Doğu Anadolu ya hakim olan Abbasiler arasında sık sık el değiştirdi.

Selçuklular Dandanakan Savaşında (1040) Gaznelileri yenip bir devlet olarak tarih sahnesine çıkınca Tuğrul Beyin sultanlığı devrinde Abbasiler Selçukluların koruması altına girdiler. Tuğrul Bey Selçukluların Doğu Anadoluya düzenledikleri seferlerden birinde Malazgirti kuşattı (1054) Bu seferle birlikte Selçuklularla Bizanslılar arasında Doğu Anadoludaki hakimiyet mücadelesi başlamış oluyordu.

Sultan Tuğrul Beyin ölümünden sonra Selçukluların başına geçen Sultan Alparslan Malazgirt Kalesini ele geçirip, Suriyeye yönelince Bizanslılar Selçuklu Türklerini kesin yenilgiye uğratmak için İmparator Diogenes komutasında büyük bir orduyla Doğu Anadoluya bir sefer düzenlediler. Bizans Ordusu Malazgirti kuşatıp, ele geçirdi ve kaledeki bütün Müslümanları kılıçtan geçirdi. Bizans ordusunun Doğuya yöneldiğini haber alan Sultan Alparslan Güneye seferinden vaz geçti. Hızla Anadoluya yöneldi. Malazgirt önlerine geldiğinde kalenin Bizanslıların eline geçtiğini görünce savaş hazırlıklarına başladı. Romanos Diogenese bir elçi yollayarak barış teklifinde bulundu. O yüzyılın en kalabalık ordusunu toplamış olan İmparator, Sultan Alparslanın barış teklifini reddetti.

Alparslan Türklerin Turan diye anılan klasik savaş taktiğini uygulayarak ordusunu dörde ayırdı. Bu taktiğe göre Selçuklu ordusu biri merkezde ikisi yanlarda, biride merkezdeki birliklerin önünde olacak şekilde mevzilendi. Sultan Alparslan Merkezdeki kuvvetin önündeki az sayıdaki birlikle birlikte saldırıya geçti. Bu kuvvet kısa süren bir çatışmanın ardından yenilmiş görünerek geriye merkeze doğru çekildi. Türklerin yenilgiye uğrayıp geri çekildikleri sanan Bizans ordusu karşı saldırıya geçince sağ ve sol tarafta mevzilenmiş olan Selçuklu kuvvetleri, Bizans ordusunun artlarına sarkarak kıskaç içine aldılar savaş kısa sürede sona erdi. Bizans ordusu büyük kayıplar verdi. İmparator Romanos Diogenes esir edildi. Sultan Alparslan Romanos Diogenesle antlaşma yaptı ve daha sonra onu serbest bıraktı.

Malazgirt Savaşının sonuçları büyük oldu. Bu savaşla Anadolunun Türkleşmesi dönemi başladı. Sultan Alparslan komutanlarından Anadolu içlerine seferler yapmalarını istedi. Böylece Muş ve çevresi kesin olarak Türklerin hâkimiyeti altına girdi.

Muş ve çevresi 1100 de Selçuklu hanedanlarından Melikşahın amcası Yakutinin oğlu olan Kutbettin İsmailin kölesi Sökmen El-Kutbi Ahlatlıların daveti üzerine Ahlata gelerek Van Gölü çevresinde Ahlatşahlar Beyliğini kurunca bu beyliğin sınırları içerisine katıldı. Ahlatşahlar zamanında Muş, Malazgirt ve çevresi tamamen Türkleşirken Muşda doğunun kalkınmış ve zengin şehirleri arasında yerini aldı. Muş ve çevresi Ahlatşahlar, Artuklular ve Eyyubilerin hâkimiyet mücadeleleri sırasında birkaç defa el değiştirdi. 1191de Eyyubi Meliki, Malazgirt Kalesini kuşattı ve kaleyi mancınıklarda dövmeye başladı. Erzurum Hükümdarı Saltukun kızı Mama Hatun, başında bulunduğu askeri kuvvetlerle Ahlatşahların yardımına gelince kuşatma kaldırıldı. Muş ve çevresi, tekrar Sökmenlilerin idaresine geçti. 1196da Ahlatşahı Beg Timuru öldürerek yerine geçen kölesi ve damadı Aksungur, hükümdarın karısını ve oğlunu Muş Kalesine hapsetti. Ahlatlılar Aksungurun ölümünden sonra Beg-Timurun oğlu Muhammeti hapisten çıkararak 1197de hükümdar ilan ettiler.

Ahlatşahlardaki bu karışıklıklardan yararlanmak isteyen Suriye Eyyübilerinden Necmettin Eyyüb, Muş şehrini ele geçirince Ahlatşahlarda Erzurum Meliki Tuğrulşahtan yardım istediler. Tuğrulşah, Eyyübileri Muştan çıkarıp Ahlatşahların hükümdarı Balabani öldürerek bu ülkeye sahip olmak istediyse de halk Tuğrulşaha ayaklandı. Tuğrulşah önce Malazgirte çekildi ve burada da tutunamayarak Erzuruma geri döndü. Muş ve çevresi, Ahlatşahlar Devletinin 1207de yıkılmasından sonra Necmettin Eyyubinin eline geçti.

Necmettin Eyyübi Ahlat halkına kendisini kabul ettiremedi. Ahlatşahlar ülkesi, Gürcülerin baskınlarıyla perişan edildi. Moğol tehlikesinden kaçan Celalettin Harzemşah Doğu Anadoluya girdiği sırada Van, Ahlat,Erciş, Muş, Malazgirt ve Bitlis çevresi Suriye Eyyübilerinin kontrolü altında idi. Gürcüleri ezerek Ahlata gelen Harzemşah Celaleddin, Ahlatı kuşattı ve o devirde Kutbet Al-Islam sıfatını taşıyan Ahlata girerek, şehri üç gün boyunca yağmalattı. Bu arada Malazgirt ve Muş çevresi de bu yağmadan kurtulamadı. Ahlatşahların bir kültür merkezi haline getirdiği belde böylece, bir diğer Türk hükümdarı tarafından perişan edilmiş oldu. Harzemşahın Islam Türk dünyasındaki yanlış politikası üzerine harekete geçen Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat, 10 Ağustos 1230da Yassıçemende Harzemşahın ordusunu perişan etti. Harzemşah Celaleddin, kaçarken Dersim Dağlarında öldürüldü. Muş ve çevresi Anadolu Selçuklu idaresi altına girdi.

Alaeddin Keykubat Iran üzerinden gelen Moğol tehlikesine karşı topraklarını korumak için hazırlıklarda bulunurken Moğolların önünden kaçan Türkmenleri Malazgirt ve Muş çevresine yerleştirerek bunlardan yararlanmayı düşündü. Malazgirt ve Muş Kalelerine askerler yerleştirdi ve suları tamir ettirdi. Alaeddin Keykubatın ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devletinde Alaeddinin yerini dolduracak değerli bir devlet adamı çıkmayınca Moğollar hızla Doğu Anadoluya girdiler. 1243 Kösedağ Savaşıyla Anadolu tamamen Moğolların egemenliğine girdi. Muş ve çevresi de Moğol tahribat ve katliamına uğradı.

Muş ve Malazgirt Moğollardan sonra Iran, Doğu Anadolu ve Irak havalisinde kurulan İlhanlılar Devletinin idaresine geçti. Ne var ki, Doğu Anadolu, hiçbir zaman Ahlatşahlar zamanındaki zenginliğine ve kültür yüksekliğine ulaşamadı. Ilhanlıların Iranda yıkılmasından sonra Muş ve çevresindeki Türkmenler. Bağdatta hüküm süren Celayirlilerin hanı Sultan Üveys (1356-1357) zamanında katliama uğradılar. Bu esnada Bu esnada Doğu Anadoluda Karakoyun ve Akkoyun Türkmenleri hâkimiyet kurmak için mücadeleye başladılar. Doğu Anadoluya hâkim olan Karakoyunlular zamanında Muş, bu beyliğin sınırları içerisinde kaldı.

Bu arada İran üzerinden batıya doğru ilerleyen Timur tehlikesi ortaya çıktı. Timurun önünden kaçan Türkmen boyları Karakoyunlu topraklarına girince Karakoyunlu hükümdarınca Muş, Bulanık Malazgirt ve Vartonun dağlık kesimlerine yerleştirildiler. Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf, Timura karşı koyamayınca Osmanlılara sığındı. Karakoyunlu topraklarına giren Timur girdiği her yerde yaptığı gibi Muş ve Malazgirti de tahrip etti, halkı kılıçtan geçirdi. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Muş şehrinden bahsederken Timurun Muşta yaptığı tahribatın izlerinin hala mevcut olduğunu söyler.

Timur Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıtı l402 yılında Ankara savaşında mağlup edince Anadolu tamamen Timurun kontrolü altına geçti. Timur Çin seferine gitmek için Anadoludan ayrıldıktan sonra Anadoluda Osmanlı şehzadeleri arasında taht kavgaları başladı. Doğu Anadoluya geri dönen Karakoyunlu Yusuf. Beyliğini yeniden kurdu. Kara Yusufun ölümünden sonra Akkoyunlular Karakoyunluları tehdit etmeye başladılar.

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ordusunu Muş Ovası nı doğudan çeviren dağların gerisine gizleyerek Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah ı beklemeye başladı. Pusudan habersiz ihtiyatsız hareket eden Cihanşah bir gece baskınında ele geçirilip öldürüldü. Uzun Hasan böylece Karakoyunlu Devletinin çöküşüne zemin hazırladı ve Doğu Anadoluyu hâkimiyeti altına aldı.

Osmanlılarla komşu olan Akkoyunlu hükümdarı, bütün Anadoluya hâkim olmak için Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmetle 2 ağustos l473 de Otlukbelinde savaşa tutuştu. Uzun Hasan, bu savaşta yenilince ülkesi sarsıldı. Uzun hasan,l478de ölünce Akkoyunlularda iç karışıklıklar baş gösterdi. İranda şeyh Seyfettin Erdebili neslinden şeyh Haydarın oğlu olan Şah İsmail, İran ve Akkoyunluların toprakları üzerinde Safeviler Devletini kurdu. Şah İsmailin annesi Alemşahbanu Uzun Hasanın kızıdır. Şii itikadını benimseyen Şah İsmail, Doğu Anadolu da sünni Türkmenlerin arasında katliama başladı. Akkoyunlu Türkmenleriyle Şah İsmail arasındaki mücadeleden en çok Doğu Anadolu halkı acı çekti.

Muş ve çevresi Ahlatşahlar yönetimindeyken tamamen Türkleşmiş ve Ahlatşahların imar faaliyetleriyle de Doğu Anadolunun zengin yörelerinden biri haline gelmişti. Marco Polo XIII yy ortalarında Muş ve Mardinde pamuk baharat ve çeşitli kumaşların çok miktarda imal edildiğin kaydeder Muş ve çevresi Moğolların ve Timurun tahribatından bir hayli etkilendi ve geriledi. Şehirleri terk eden Türkler köylere ve yaylalara doğru çekilip çiftçiliği bırakarak hayvan beslemeye başladılar. Akkoyunlu Uzun Hasan zamanında Uzun Hasanı ziyaret eden İtalyan elçisi Barbaro Muştan bahsederken şehrin meskûn ve kalesinin müstahkem olduğundan söz eder.


YENİÇAĞDA MUŞ

Osmanlı Sultanı II Beyazıt zamanında kuvvetlenen Şah İsmail Anadoluda hâkimiyetinin kurmaya çalışılırken aynı zamanda müritlerini de el altında Anadolunun çeşitli yerlerine göndererek Osmanlılar aleyhine isyanlar çıkartmaya başladı. Şehzade Yavuz Trabzon Valiliğinde bulunduğu yıllarda Şah İsmailin durumu yakından takip ederek tehlikenin farkına vardı. Babasıyla girdiği taht mücadelesinde galip çıkıp Osmanlı tahtını ele geçirdiğinde ilk işi büyük bir orduyla Doğu Anadoluya yürümek oldu. 23 Ağustos 1514de Çaldıranda Şah İsmaili bozguna uğrattı. Böylece Doğu Anadolu ve Tebriz Osmanlıların hâkimiyetine girdi.

Yavuz Sultan Selim Doğu Anadoluda iken bu bölgedeki aşiretler İdrisi Bitlisinin önderliğinde Yavuzun emrine girdiler. Yavuz Sultan Selim Doğu Anadoluyu İrana karşı korumak için bu aşiretleri birtakım derebeyliklere ayırarak onlara geniş imtiyazlar verdi bu aşiretlerden İrana karşı uç beyleri olarak yararlanmaya çalıştı.

Kanuni zamanında Safeviler Doğuya saldırıp Erzincana kadar olan yerleşim bölgelerinde yağma ve katliama girişince Muş ve Malazgirt çevresi de tahrip oldu. Doğu seferine çıkan Kanuni İran içlerine sefer yaptı ise de da Doğu Anadoludaki sınır çatışmaları Sultan IV Murat zamanında 1639 da yapılan Kasrı Şirin antlaşmasına kadar devam etti.
Osmanlı Devletinin mülki taksimatında Muş ve çevresi bazen Van eyaletine bağlı sancak merkezi bazen de eyaletin Bitlis Hanlığına bağlı bir nahiye oldu. Bitlis hanlığının ortadan kalkmasından sonra Muş Erzurum eyaletine bağlı sancağın merkezi olurken, Bitliste Muşa bağlandı. 1700 yılları sonrasında Muş ve çevresinde bir nevi babadan oğula geçen yerel paşalık vardı.


YAKINÇAĞDA MUŞ

Muşta yerel paşalık yapan Aleaddin paşa zamanında 1794te İran şahı Doğu Anadoluya girerek Muş ve Hınısı yağmalattı. İranlıların kışkırtmasıyla çıkan isyanları bastırmak için harekete geçen Osmanlı Devleti yardımcı kuvvet olarak yerel paşalardan asker toplarken Muş Beylerbeyi Aleaddin paşanın oğlu Emin paşadan da yardım aldı ve isyancı aşiretler üzerine yürüdü. 1821 de Kaçar hanedanından Fatih Ali Şahın veliahtı ve Iran şahı Abbas Mirza Doğu Anadoluya girerek Muş ve çevresini yağmaladı.

1826da Sultan II. Mahmut Yeniçeri Ocağını kaldırırken Erzurum Eyaletinde Yeniçeri ağası olan Gürcü Osman Paşa, Muş Beylerbeyi Emin paşa tarafından yakalanarak Vartoya getirilip idam edildi. Bu esnada Doğu Anadoludaki yerel paşalar, nüfuslarını artırarak merkezi otoriteye karşı ayaklanmaya başladılar. 1839da ilan edilen Gülhane Hattı Hümayunu ile birlikte yerel beyliklere son verilmeye başlandı. Muşun Bağlar Köyü yakınındaki Alaeddin Paşa oğullarının konağına hücum eden halk, konağı yağmaladı. Devlet Muşta yerel paşalığa son vererek burayı Erzuruma bağlı sancak merkezi haline getirdi.

1889da II. Abdülhamit Doğu Anadoluda sükûneti sağlamak ve doğudan gelecek Rus tehlikesine karşı mahalli güçleri kullanmak için Hamidiye Alayları kurdurdu Hamidiye alaylarının paşaları yöredeki aşiret ağalarından seçildi. Aşiret ağalarının oğulları İstanbulda açılan askeri okullarda eğitilerek Hamidiye alaylarının başına getirildi. 1890lı yıllardan itibaren Doğu Anadoluda Ermenilerin faaliyetleri başladı. Çeteler halinde hareket eden Ermeniler Muş, Bulanık, Malazgirt ve Varto köylerinde katliama giriştiler. Hıristiyan ve doğuda Rusların müttefikleri olmaları sebebiyle Ermeniler hem Avrupa âleminden hem de Çarlık Rusyasından yardım görerek komiteler kurmaya başladılar. Dışarıdan Osmanlı Devletine baskı yaptırarak Doğu Anadoluda bir Ermeni Devleti kurmak için harekete geçtiler. Hamidiye alayları doğuya dışarıdan gelecek tehlikelere karşı koymada yararlı olurken aşiret kavgalarında aynı başarıyı gösteremediler. Muş, Malazgirt, Varto ve Bulanıkta aşiret kavgaları alevlendi bazı Hamidiye alaylarının taraflı hareket etmesi üzerine yörede asayiş tamamen bozuldu ve aşiretler arası çatışmalar yoğunlaştı.

XIX. yyın sonları ve XX yy.ın ilk yıllarında Muş bölgesi harici teşviklerle körüklenen Ermeni Taşnaklarının ihtilal hareketine sahne oldu. 1894de Sason ihtilalini müteakip 1895 senesi içerisinde hükümetin kurduğu ve Erzurumdaki Fransa, İngiltere ve Rus Konsoloslarının katıldığı bir heyet Muşta toplanarak isyanın sebeplerini görüştü. 1901 senesinde Muş ovasında faaliyetlerde bulunan Ermeni çeteleri köyleri yağmaladılar ve hükümet kuvvetleri ile çarpıştılar. 1905teki Ermeni baskınları Muş ve çevresine büyük zararlar verdi.


1.DÜNYA SAVAŞINDA MUŞ

1914de 1. Dünya savaşlarında Osmanlı Ordusunun Kafkas seferi büyük hezimetle sonuçlandı. Rus orduları Doğu Anadoluyu işgal etmeğe başladı. 1915 yılında Ruslar Eleşkirt ve Pasinler üzerinden Malazgirte doğru ilerlediler. Bundan cesaret alan Ermeniler Rus işgalini kolaylaştırmak için Muş Varto ve Bulanıkta Müslüman köylerine baskınlar düzenlemeğe başladılar. Rusların desteklediği ermeni katliamlarından korkan halk Elazığ ve Diyarbakır tarafına kaçmağa başladı. 1915 yılının Şubat ayında Varto, 1916 yılında da Muş Rus ordusunun eline geçti. Rus ordusu içerisinde gönüllü askerlik yapan Ermeniler asırlar boyu beraber yaşadıkları Muş halkını katletmeğe başladılar. 1916 yılında Diyarbakır 16. Kolordu Komutanlığına Çanakkalede başarı kazanmış olan Mustafa Kemal Paşa atanınca buradaki çatışmaların seyri değişti. Kısa zamanda toparlanmağa başlayan 2. Ordunun 16. Kolordusuna ait 8 tümen Muş çevresinde toplanmış, gönüllülerle 3 Ağustosta saldırıya geçti ve Kurtik dağları üzerinden Muş şehrine girdi. Rus birlikleri kontrolleri altındaki köylerde katliam yaparak geri çekildiler. Ne var ki Ruslar yeni birliklerin katılmasıyla yeniden saldırdılar ve Muşa girdiler. Ama Rus işgali fazla uzun sürmedi. Türk ordusu 1917 yılının bahar aylarında karşı saldırıya geçerek 30 Nisan günü şehri Ruslardan geri almağa muvaffak oldu.

18 Ağustos 1917 de yapılan ateşkes antlaşmasına göre Ruslar Doğu Anadoludan çekildiler. Ruslar çekilirken ordunun ağırlıklarını Ermenilere bırakarak onları Türklere karşı harekete geçirmeğe çalıştılar.1. Dünya savaşının galipleri Mondros Mütarekesi Wilson prensipleri ve Sevr antlaşmasında açıkça görüldüğü gibi Doğuda Ermenilere devlet kurdurtmağa çalıştılar. Ermeniler de bu toprakları ele geçirmek özellikle Wilson prensiplerindeki maddeye göre bölgede çoğunluğu elde etmek için katliamlara giriştiler. Muş ve çevresi de bu katliamlara maruz kaldı.


KURTULUŞ MÜCADELESİNDE MUŞ


Sevr anlaşmasına dayanarak Doğuda devlet kurmak isteyen Ermeniler teşkilatlandırdıkları komitelerle katliamlarına devam ederken, Anadoluda işgal edilmeye başlanmıştı. 19 Mayıs 1919da Samsuna çıkan Mustafa Kemal Paşa Amasya tamimini yayınladıktan sonra Erzuruma geçti. Bu sırada Doğu Anadolu halkı Ermeni katliamlarını durdurma ve Ermenilere karşı mücadele kararı alırken civar vilayetlere dağılmış olan Muş halkı da yeniden şehre dönmeye başladı. Ermenistan üzerinden Doğu Anadoluya giren Ermeni orduları, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusunca yenilgiye uğratıldı. Gümrü Antlaşmasıyla da Doğu Anadolu işgal ve katliamlardan kurtuldu.



CUMHURİYET DÖNEMİ'NDE MUŞ

Cumhuriyetin ilânından sonra yurtta kalkınma hamlesiyle birlikte önemli inkılâplar yapılmaya başlandı. Bu inkılâplara tepki. Olarak Doğu Anadolu' da Şeyh Sait İsyanı patlak verdi. Bu isyanı destekleyenlerin başında Ha-midiye Alayları'nın komutanlığını ya*pan ve doğuda büyük nüfuzu olan Halit Paşa da bulunuyordu. Halit Paşa'nın Osmanlı Devleti'nin çöküşü sırasında kurulan zararlı cemiyetler*den Kürt Teali cemiyetiyle yakından ilişkisi vardı. Hamidiye Alayları'nın gücüne güvenen Halit Paşa, dışar*dan da destek göreceğini umarak isyan etmek için yöre halkından kuv*vet toplamaya başladı. T.B.M.M. Bit*lis Mebusu Yusuf Ziya Bey'le anlaştı. Kendisi Doğu Anadolu'da ayaklanır*ken bir yandan da isyanının amacını diğer Cemiyeti Akvama duyurarak olayı milletlerarası mesele haline ge*tirmeye çalıştı. Halit Paşa bu maksat*la Varto'nun Kereç Köyü'nde aşiret ağalarıyla yaptığı toplantıda umduğu desteği bulamadı. Bunun üzerine kendisine katılmayan ağaları, Ankara Hükümeti'ne isyan etmiş gibi göster*meye çalıştı. Aşiretler üzerine yaptığı baskınlarla Varto ve Bulanık çevre*sinde yağmalama hareketlerinde bu*lundu. Olayın aslı anlaşılınca Halit Bey Erzurum'a davet edilerek orada Kolordu Divanı Muhasebat Komisyon Reisliği vazifesiyle alıkondu ve miralay rütbesi verildi. Erzurum'da siyasi faaliyetlerine de*vam eden Halit Paşa bu sefer şeyh*lere yanaşmayı denedi. Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarmış olduğu ka*nunları İslam'ın aleyhine göstererek Şeyh Sait'in desteğini aldı. Pasinler depremi sebebiyle Erzurum'a gelen Mustafa Kemal Atatürk, Halit Bey'in faaliyetlerini öğrenerek tutuklanması*nı emretti. Bitlis Cezaevi'nden Şeyh Sait'le haberleşen Halit Bey, isyanın bastırma emrini verdi. 5.2.1925'de Doğu Anadolu'da büyük bir isyan çıktı. Şeyh Sait'in kuvvetleri dört kola ayrılarak Doğu Anadolu'ya yayılırken dördüncü kol Muş, Varto, Malazgirt ve Göynük çevresini işgal etmeye çalıştı. Varto'yu ele geçiren isyancılar Muş'a ilerledilerse de Muş Vali Vekili Sırrı Bey, halktan topladığı yardımcı kuvvetlerle Murat Köprüsü civarında Şeyh Sait'in isyancılarını mağlup etti ve isyancıların Varto'ya geri çekilme*sini sağladı. Bu olaylar esnasında Halit Bey ve Yusuf Ziya, Bitlis Cezaevinde idam edildi. Dört ayrı yerdeki isyanın üçü bastırılınca Şeyh Sait Varto'ya gelerek Bulanık üzerinden İran'a geçmeye çalıştı. Şeyh Sait'in önderliğinde Muş'a doğru tekrar iler*leyen isyancılar, Muş-Varto arasında*ki tarihi Abdurrahman Paşa Köprüsü üzerinde askeri kuvvetlere teslim ol*mak zorunda kaldı. Böylelikle Muş halkının desteklemediği, ama Var*to'ya büyük zararlar vermiş olan Şeyh Sait isyanı sona erdi.







"Sponsorlu Bağlantılar"

 
"Sponsorlu Bağlantılar"



  #2  
Okunmamış 08-02-2008, 12:36
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Genel Bilgi



ZDoğu Anadolu Bölgesinde il merkezi olan Muş, doğuda Ağrıya bağlı Patnos ve Tutak, Bitlisin Ahlat ve Adilcevaz, kuzeyden Erzurumun Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan Bingölün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakırın Kulp, Siirtin Sason ve Bitlisin Güroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir. Doğu Anadolu Bölgesinin oldukça yüksek kesiminde yer alan Muş, Güneydoğu Toroslara bağlı dağlarla çevrilidir. Buradaki dağ kütleleri volkanik kökenli olup, kuzeyde Bingöl Dağları ile Akdoğan Dağı (2.879 m.), doğuda Top Dağı (2.256 m.) ve Süphan Dağının batı uzantıları, güneyde Bilican Dağının Karaburun Tepesi (2.754 m.), güneybatıda Karaçavuş Dağları (Haçreş Dağları), batıda da Şerafettin Dağının doğu uzantıları bulunmaktadır. İlin orta kesimindeki platolar kuzeybatı-güneybatı doğrultusunda sırtlar halinde uzanırlar. Bunlar güneybatıda Karaçavuş Dağları ile birleşirler. Otluk Dağları ile Karaçavuş dağlarına Muş Güneyi Dağları ismi de verilmiştir.


Doğu Anadolu Bölgesinin çöküntü alanının ucunda yer alan Muş Ovası ile Malazgirt Ovası ilin belli başlı ovalarıdır. Türkiyenin en etkin faylarından olan Muş Ovası, Şerafettin Dağı, Bitlis Dağının uzantıları, Nemrut Dağı ve Dut Dağları ile çevrelenmiştir. Yüksekliği 1.250 ile 1400 arasında değişen bu ova, 25 km. uzunluğundadır.
İl topraklarını kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda akan Murat Nehri ile onun kolları ile Karasu Irmağı sulamaktadır.Güneybatıdaki küçük bir bölüm de Batman Çayının başlangıç kolları ile sulanır. İlin başlıca gölleri ise Haçlı (Kazan), Büyük Hamurpet (Akdoğan), Küçük Hamurpet ve Kaz (Gaz) gölleridir. İlin yüzölçümü 8.196 km2 olup, 1990 Yılı Sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 736.543tür.

Muş ilinin bitki örtüsü tiplerini step (bozkır) bitkileri, çayır otları ve meşe ormanları oluşturur.

İlde Karasal iklim hüküm sürmekte olup, yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk, sert ve yağışlı geçer. İlin ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayie dayalıdır. Muş kalkınmada öncelikli iller arasına alınmıştır. Büyük çoğunluğu kırsal kesimde yaşayan il halkının temel geçim kaynağı tarımdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler; buğday, şeker pancarı, nohut, arpa, kavun, karpuz, lahana, domates, ayçiçeği ve patatestir. Tütün ekimi eski önemini kaybetmiştir. Hayvancılık daha çok canlı hayvan ticaretine dayanmaktadır. Sığır koyun ve kıl keçisi besiciliği yapılmaktadır. İldeki Süt Endüstri Kurumu Muş Sek Mama Mamulleri İşletmesi köylerden toplanan sütleri değerlendirmektedir. Hayvancılığa bağlı yün ve kıl da il ekonomisinde değerlendirilmektedir. Türkiye Şeker Fabrikaları Muş Şeker Fabrikası, Muş Meyankökü Sanayi ve Ticaret Şirketi ilin başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Ayrıca kırsal kesimdeki el tezgahlarında dokuma, kilim ve halı üretilmektedir.


İl topraklarında çimento hammaddesi ve barit yatakları bulunmaktadır.
Muş, Asur kaynaklarına göre MÖ.XIII.yüzyılda, bir nevi konfederasyon olan idari bir sistemle yönetilen Nairi isimli bir ülkenin sınırları içerisinde idi. Daha sonra Taron ismini alan bu yöre, Urartular zamanında önemli bir konuma gelmiştir. Urartu hükümdarı Muşetin kurduğu bu kente Urartular krallarının ismini vermişler ve bu isim, zamanla değişime uğrayarak Muş haline dönüşmüştür. Ayrıca Muş sözcüğünün Süryani dilinde “suyu bol” anlamına gelen Muşa veya şehri kuran Muşet sözcüklerinden geldiği söylenmektedir. Araplar ise şehre Tarun adını vermişlerdir.

Muş yöresine hakim olan Urartu Devleti MÖ.585te İskit akınları sonunda yıkılmıştır. MÖ.612de Medler, Asur Devletini yıktıktan sonra Güney Anadolu topraklarında Mardin yöresine kadar ilerlemişler ve bu arada Muşu da ele geçirmişlerdir. Medlerin ardından Persler, Makedonyalılar, Seleukoslar buraya egemen olmuşlardır. Arap akınlarından sonra Roma, Part, Artaşes Hanedanı ve Bizans arasında Muş yöresi el değiştirmiştir.


Malazgirt Savaşından (1071) sonra yöre, Selçukluların egemenliğine girmişse de Sökmenliler ile Eyyubiler arasında el değiştirmiş, XIII.yüzyılda da Anadolu Selçukluları tarafından imar edilmiştir. Bu yüzyılda Moğol istilasına uğramış (1260), onu Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safavi dönemleri izlemiştir. Muş yöresi Şerefhanların yönetiminde iken, Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı döneminde Van Beylerbeyliğine bağlı olan Muş, 1879da Bitlis Eyaletine bağlı bir sancak merkezi konumunda idi. I.Dünya Savaşı sırasında yörede çeşitli çatışmalar olmuş, 18 Şubat 1916 - 1 Mayıs 1917 tarihleri arasında Rus işgalinde kalan şehir, Ruslar ve Ermeniler tarafından yakılıp yıkılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında yörede Hallo Ayaklanması (1920) baş göstermiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924te il konumuna getirilmiş, ancak Şeyh Sait Ayaklanmasından sonra 1926da ilçe olarak Bitlise bağlanmıştır. 1929da yeniden il yapılmıştır.

Muşta günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Muş kalesi, Varto Kayalıdere Kalesi, Malazgirt'te Yıkık Kale, Surp Karabet Manastırı (Çengel Kilise), Murat Irmağı Köprüsü, Muş Ulu Camisi (XIV.yüzyıl), Hacı Şeref Camisi (XVII.yüzyıl), Alaaddin bey Camisi (XVIII.yüzyıl), Aslanlı Han bulunmaktadır. Ayrıca Muş'ta Türk sivil mimari örneklerinden evler vardır. Kızılziyaret Tepesi, Mongok Bağları, karni Deresi ilin başlıca mesire yerleridir.


  #3  
Okunmamış 08-02-2008, 12:36
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Gezgin Gözüyle


Yerleşim düzeni ve sokak dokusu esas itibari ile tipik bir Türk kenti havasını yansıtan Muş'un, konut mimarisinin oluşumunda temel etki, diğer yörelerimizde de olduğu gibi milletimizin örf ve adetlerinden kaynaklanan hayat tarzı ve ihtiyaçlarıdır. Ayrıca gelenekleri, iklimin ve coğrafyanın zorlayıcı gerekleri de bu oluşumdaki diğer etmenlerdir. Bölgedeki diğer illerin yerleşimlerine benzeyen sokak dokusu içinde yer alan evler, genellikle havuş (avlu) gerisinde yükselen iki katlı yapılardan ibarettir.
Kayalıdere Antik Kenti: (Kale Şehri) Muş kent merkezine 40 km., Varto ilçesine ise 20 km. uzaklıkta, Kayalıkaya köyündedir. Bir Urartu askeri yerleşim birimi olan kentte, 1965 yılında yapılan kazılarda, tapınak, kale, şarap küpleri bulunan depo ve bir kaya gömütü ortaya çıkarılmıştır. Urartu Kralı II. Sarduri dönemine (M.Ö.764-735) tarihlenen kale oldukça sağlamdır. M.Ö. 7. yüzyıla tarihlenen tunç aslan heykeli, düğmeler, ok başları, tunç iğneler ve aslan avı tasvirli kemer parçaları bulunmuştur. Ören yerinin güneyindeki mezarlık, kayaya oyulmuş koridor ile bağlantılı altı odadan oluşmuştur. Bu odalarda bulunan çeşitli objeler Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.
Mercimekkale Höyüğü: Muş merkezinde, Muş-Varto karayolu üzerindedir. Bizans döneminde haberleşme amaçlı kullanılan bu höyüğün Urartu döneminden kaldığı tahmin edilmektedir.
Bostankale Höyüğü: Malazgirt ilçesinin Bostankaya köyünde bulunan höyük, bir Urartu yerleşmesidir. Ankara Üniversitesi'nden bir ekip tarafından yapılan yüzey araştırmaları sonunda, 1. derece SİT alanı olarak koruma altına alınmıştır.
Kepenek Höyüğü: Muş merkezine bağlı, Kepenek köyünde bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar sırasında höyükte bulunan Urartulara ait bir yazıt bulunmuştur.


Muş Kalesi: Muş merkezde bulunan kale, şehrin en eski yerleşim birimlerinden birisi olup kesin yapılış tarihi ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Kale, Hz. Ömer döneminde Müslümanların eline geçmiş, zaman içinde derebeyleri, Bağdattaki Abbasi halifelerine tabi olarak kale ve çevrenin idaresi için memur kılınmışlardır. Uzun süren savaşların etkisiyle büyük bir kısmı yıkılmış olan kalenin batı tarafında tahrip olmuş Arap mezarlığı, Selçuklu mezarlığı ve Osmanlı mezarlığı iç içe geçmiş ve dağınık bir halde görülebilir.
Muşet Kalesi: Muşun güneyindeki Kızıl Ziyaret Tepesinde bulunan kale, Urartular tarafından yapılmış, ancak sonraki devirlerde yapılan çeşitli onarımlarla özgünlüğünü büyük ölçüde yitirmiştir. Askeri amaçlı yapının çeşitli onarımlar geçirerek Ortaçağda kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Haspet Kalesi: Muşun güneyindeki Kurtik Dağının doğu uzantısında bir tepenin üzerine inşa edilen kalenin, surları ve iki kulesi sağlam durumda olmakla birlikte, diğer kısımları tabii afetlerde yıkılmıştır. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmeyen kalenin, yakınında bulunan Soğucak köyünde, büyük ölçüde tahrip olmuş 2 adet gözetleme kulesi bulunmaktadır.
Tıkızlı Kalesi: Malazgirt ilçesinin Tıkızlı köyünde bulunan kale, Urartular tarafından inşa edilmiş olup, bir tepe üzerinde büyük taşların bir biri üzerine yığılması ile harçsız olarak yapılmıştır. Kalıntıların bugünkü durumuna göre, kalenin merkez kısmı yaklaşık 900 m2 lik bir alanı çevrelemektedir. Sur duvarları, kiklopik tarzda örülmüş olan kalede bulunan yazıtlar incelendiğinde, yapılış tarihinin M.Ö. 8. yüzyıl olduğu anlaşılmıştır.


  #4  
Okunmamış 08-02-2008, 12:37
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Sözlü Tarih

Kızıl Ziyaret Söylencesi

Bir zamanlar Kurtik Dağları eteğinde yaşayan yaşlı bir adamın dünyalar güzeli bir kızı vardır.Kız bir çobana sözlüdür.onun güzelliğini duyan Muş Beyinin oğlu ,günün birinde buralara gelir.Kuzularını yayan kızı görür görmez sevdalanır.Güzelliği gözlerini kamaştırmış dili tutulmuştur.Bir süre sonra kendine gelir ve kıza seslenir:"Atla atımın terkesine sen bana layıksın".Kız "Kıyma bana ağam.Sen bey oğlusun,benim gibi elli kız bulursun.gönlüm satılık değildir.onu sahibine atamışım bir kez...Başkasında gözüm yok.." diye yalvarsada beyin gözü görmez.Kız kaçmaya başlar,beyoğlu da kovalar,Umutsuzluğa kapılan kız kendini dik bir yardan aşağı atar.yiter gider.Hiç bir izini bulamazlar ama onun eşsiz güzelliği çiçeklere,,yüreğinin coşkusu kaynaklara,türküleri kuşaslrın ötüşlerine soluğu dağ yellerine sinmiştir.O günden sonra tepeyi ziyaret edenler buraya "Kızı ziyaret teepsi" demişler.Bu ad zamanla Kızıl Ziyaret Tepesi adına dönüşmüştür.
Bayındır Baba Söylencesi

Malazgirt Savaşının ünlü komutanlarından Bayındır Babaya ilişkin söylence şöyledir:

Muşlu bir delikanlı Yemen Çöllerinde savaşırken yaralanır,yıkıldığı yerde "su su" diye inlerken ağzına bir desti uzanır.Ak sakallı nur yüzlü bir adam ,testisiyle bağrını serinletir,yarasını sarar.Delikanlı kendine gelince, kim olduğunu sorar. Dede:

"Ben Bayındır Babayım.Sen askere çağrıldığında ilkin arkadaşlarınla beni ziyaret etmiştin.Ziyaret borcumu şimdi ödüyorum."der ve ortadan kaybolur yiter.

Bayındır Babanın askere gidenlerin ve ziyaretçilerinin koruyucusu olduğu yönündeki inanış günümüzde de yaygındır.


  #5  
Okunmamış 08-02-2008, 12:38
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Cami ve Mescitleri


Ulu Cami (Merkez)


Muş il merkezinde, Alâeddin Bey ve Hacı Şeref camilerinin batısında bulunan Ulu Caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Bununla beraber caminin avlusunda gömülü bulunan Şeyh Muhammed-i Mağribi tarafından h.979da (1571) yaptırıldığı söylenmektedir. Ancak bu söylenti kesin bir belgeye dayanmamaktadır. Yapı üslubundan XIV.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Caminin önünde üç kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Giriş kapısı sivri kemerli bir niş içerisinde olup, kesme taştandır. Caminin batı yönündeki ana mekâna iki kemerle açılan, üzeri çapraz tonozlu ek yapının sonradan buraya eklendiği sanılmaktadır. Bu mekâna da küçük bir mihrap yerleştirilmiştir.

İbadet mekânı orta bölümü pandantifli dıştan sekizgen kasnaklı ve basık bir kubbe ile örtülmüş, kubbe dışında kalan alanlar beşik tonozludur. Mihrap oldukça sade ve bezemesizdir. İç mekân batı duvarı dışındaki duvarlarda bulunan ikişer pencere ile aydınlatılmıştır.

Caminin orijinal minaresi günümüze gelememiş olup, bugünkü minare Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1968 yılında yaptırılmıştır. Depremden zarar gören minare 1972 yılında bir kez daha onarılmıştır. Son cemaat yerinin içerisindeki minare kaidesi kesme taştan, dikdörtgen planlı olup, tek şerefeli minarenin gövdesi yuvarlak, üzeri zikzak motifleri ile hareketlendirilmiştir.


Hacı Şeref Camisi (Merkez)


Muş il merkezinde, Selçuklu döneminde yapılmış olan ve günümüze yıkık durumda gelebilen Arslanlı Hanın içerisinde bulunan bu caminin yapım tarihi ve banisi kitabesi günümüze ulaşamadığından kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XVII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Cami Sultan II.Abdülhamit tarafından h. 1318 (1900) tarihinde yeniden yapılırcasına onarılmıştır.

Cami kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Ahlat taşından yapılmış olan son cemaat yeri daha geç dönemde eklenmiştir. Son cemaat yeri dışa kapalı olup, üzeri kubbeli, üç bölüm halindedir. Giriş kapısı kesme taştan, sivri kemerli bir niş içerisindedir. İbadet mekânını ortada büyük merkezi bir kubbe, yanlarda da daha küçük basık kubbeler örtmüştür. Mihrap yuvarlak kemerli bir niş şeklinde, oldukça sade ve bezemesizdir.

Caminin batısındaki minare kaidesinin üzerinde bulunan bir kitabeden 1902 yılında yapıldığı yazılıdır. Minare kaidesi kesme taştan olup, tek şerefeli, yuvarlak gövdeli minare, iki renkli taşlarla zikzak ve geometrik motiflerle bezelidir.


Alaaddin Bey Camisi (Merkez)


Muş il merkezinde bulunan bu camiyi XVIII.yüzyıl başlarında Vali Alaeddin Bey tarafından yaptırılmıştır. İlk yapımında medrese ve imareti de olan bu yapı topluluğundan günümüze yalnızca camisi gelebilmiştir.

Cami kesme taştan kare planlı olarak yapılmıştır. Önünde basık kubbeli, üç bölümlü son cemaat yeri bulunmaktadır. Camiye giriş kapısı kesme taş çerçeve içerisine alınmış bir niş şeklinde olup, iki yanına kabartma kandil motifleri yerleştirilmiştir.

İbadet mekânı ortada büyük, yanlarda da küçük kubbelerle örtülmüş dokuz neften meydana gelmiştir. Mihrap nişinin iki yanında sütunçeler bulunmakta olup, bitkisel motiflerle bezenmiştir. Bu bezemeler XIX.yüzyılın sonlarında yapılmış ve sanat tarihi yönünden bir özellik taşımamaktadır.

Caminin kuzeybatısındaki minare iki renkli taştan yapılmıştır. Kesme taştan kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli, tek şerefelidir. Kaide ile yuvarlak gövde arasına sağır nişler yerleştirilmiştir. Gövdenin ortasına iç içe geçmiş bitkisel motiflerden oluşan bir kuşak yerleştirilmiştir.


Esenlik Camisi (Bulanık)


Muş Buanık ilçesi Esenlik Köyünde bulunan bu camiyi Selçuklu döneminde Şeyh Abdülmelik 1194 yılında yaptırmıştır.

Cami Ahlat taşından dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Yapı üslubu Selçuklu Ulu Cami plan tipini andırmakta olup, iç mekân sahınlara ayrılmıştır. Orta sahın basık bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin dış duvarları taş payandalarla desteklenmiş, içerisi dört pencere ile aydınlatılmıştır. Kubbe kasnağında da dört küçük penceresi bulunmaktadır. Mihrap yuvarlak niş şeklinde dışarıya çıkıntılıdır. Minaresi günümüze gelememiştir. Değişik dönemlerde yapılan onarımlar nedeniyle orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır.


Mollakent Camisi (Bulanık)

Muş ili Bulanık ilçesi Mollakent Köyünde bulunan cami kitabesinden öğrenildiğine göre 1290 yılında Şeyh İbrahim tarafından yaptırılmıştır.

Cami Ahlat taşından, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekânının üzeri dört küçük kubbe ile örtülmüştür. Değişik dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğini kısmen yitirmiştir.


  #6  
Okunmamış 08-02-2008, 12:38
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Türbe ve Mezarları


Şeyh Molla İbrahim Efendi Türbesi (Merkez)

Muş ili Merkez ilçeye bağlı Çatbaşı Köyündeki Şeyh Molla İbrahim Efendi Türbesinde gömülü bulunan bu kişi hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Yalnızca Çatbaşı Köyünde dünyaya gelmiş, öğrenci yetiştirmiş bir din adamı olduğu bilinmektedir.


İbrahim Samidi (Zemzemi) (Merkez)

Muş il merkezinde Alâeddin Bey Hamamının karşısındaki bahçe içerisinde İbrahim Samidinin türbesi bulunmaktadır. İbrahim Samidinin Arabistandan gelerek Muşa yerleşen bir din adamı olduğu bilinmektedir.

Türbe taş bir binanın altında olup, dikdörtgen planlı, peş peşe iki bölümden meydana gelmiştir. Kesme taş ve moloz taştan yapılmış olan türbenin girişi kuzey yönündedir. İlk bölümde kıble duvarında bir mihrap yer almaktadır. Bu bölümün doğusundaki bir kapıdan sandukanın bulunduğu türbeye geçilmektedir.

Halk arasındaki yaygın bir inanışa göre ruhsal bozuklukları olan ve sıtmaya tutulanların burada şifa buldukları sanılmaktadır. Bu yüzden de halk tarafından ziyaret edilmektedir.


Şeyh Muhammed-i Mağribi (Merkez)

Muş il merkezindeki Ulu Caminin avlusunda bulunan mezarda Şeyh Muhammed-i Mağribi gömülüdür. Şeyh Muhammed Mağribi Arabistandan gelerek Muşa yerleşmiş bir din adamıdır. Söylentiye göre de 1517de Ulu Camiyi yaptırmıştır.


Şeyh Halil ve Şeyh Mustafa (Merkez)

Muş Kızılay binasının karşısında bulunan iki türbeden biri Şeyh Halile, diğeri de Şeyh Mustafaya aittir. Bu kişilerin kim oldukları konusunda kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Türbelerin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır.

Halk arasındaki yaygın bir inanışa göre bu türbeler küçük yaştaki bir çocuk tarafından yaptırılmıştır.


Kesik Baş Türbesi (Merkez)

Muş il merkezindeki Hacı Şeref Camisinin haziresinde bulunan Kesik Baş Türbesinden günümüze yalnızca cami duvarına bitişik iki mezar gelebilmiştir. Bu mezarlar yakın tarihte onarılmıştır.

Kesik Baş Türbesi caminin doğu duvarına bitişiktir. Mezarların şahideleri günümüze gelememiş, son onarım sırasında mozaikli beton ile mezarlar yenilenmiştir. Günümüzde bu türbe dikdörtgen şekilde olup, yerden 80-120 cm. yüksekliğinde bir kaide üzerine demir kafesle çevrilmiş, cephesi Ahlat taşı ile örülmüştür.

Söylentiye göre bu kişi savaşta başı gövdesinden ayrılmış olmasına rağmen, kopan başını koltuğunun altına alarak savaşmayı sürdürmüş, daha sonra bugünkü mezarının bulunduğu yere gelerek şehit olmuştur.


Abdulvahap Gazi Türbesi (Merkez)

Muş Merkez ilçeye 7-8 km. uzaklıkta, Çatbaşı Köyündeki camiye bitişik olarak 40-50 mezarın bulunduğu bir hazire vardır. Bu hazire içerisindeki Abdülvahap Gazi Türbesi moloz taştan yapılmış dikdörtgen planlıdır. Üzeri ahşap desteklerin taşıdığı beşik bir tonozla örtülüdür. Türbenin yanında düz damlı ahşap bölüm türbe ile cami arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır.

Türbe içerisinde sahabeden Abdülvahap Gazi, Tarışlı (Silvan) Şeyh Şeref, Hoca İbrahim Efendi, Muş alimlerinden Faik Aykal Efendi, Muş ulemalarından Hacı Tayip Efendi ve Hacı Tayip Efendinin oğlu Molla Fethi Rahman Efendi gömülü bulunmaktadır. Bunun dışındaki mezarların kime ait oldukları bilinmemektedir.


Müştak Baba Türbesi (Merkez)

Müştak Baba mezarı Abdurrahim Yeşilbaş isimli şahsın evinin avlusunda bulunmaktadır. Müştak Babanın Bitliste dünyaya geldiği, medresede okuduğu ve şiirler yazdığı kaynaklardan öğrenilmektedir. Şemsi Bitlisi olarak bilinen amcası Hacı Mahmut Hocadan ders almış, daha sonra Hacı Hasan Şirvaniden eğitim görmüştür. Erzurum, İstanbul, Ankara, Bağdat ve Hizana gitmiştir. İstanbulda Eyüpte Selami Efendi Dergâhına postnişin olmuş, daha sonra memleketi olan Bitlise dönmüştür. Bundan sonra Asar isimli bir eser yazmıştır. Bu yazma eser İstanbulda Süleymaniye Kütüphanesi Mahmut Efendi bölümünde 2421 numaraya kayıtlıdır. Ayrıca Divanı 1838 yılında basılmıştır.

Müştak Baba Bitlisten İstanbula giderken bir söylentiye göre 81 yaşında iken boğdurulmuştur. Bir başka söylentiye göre de Alâeddin Bey tarafından Muşa davet edilerek boğdurulmuştur. Bir başka söylentiye göre ise, Onun tutumundan hoşlanmayan Yezidiler tarafından boğdurulmuştur.

Müştak Babanın mezarı cami avlusunda zeminden 30 cm yüksekliktedir. Yakın tarihlerde, 1983 yılında Taha Yeşilbaş tarafından yenilenmiş ve etrafı demir bir kafes içerisine alınmıştır.


Üstad-ı Azam Şeyh Molla Mezarı (Merkez)

Muş il merkezinde Alâeddin Bey Camisinin avlusunda Üstad-ı Azam Şeyh Mollanın mezarı bulunmaktadır.

Şeyh Molla Bitlisin Sipik Köyünde dünyaya gelmiş, dini bilgisinden ötürü Üstad-ı Azam unvanı verilmiştir. Osmanlı sarayı tarafından ödüllendirilerek Muşun Beşparmak (Gemik) Köyü kendisine verilmiştir. Kaynaklarda bunun dışında başka bir bilgiye rastlanmamıştır. Mezarı üzerindeki kitabesinden 1829da öldüğü öğrenilmektedir.


Seyyid Ahmed (Hacı Gal) Mezarı (Merkez)

Muş Kale Mahallesindeki mezarlıkta Seyyid Ahmetin mezarı bulunmaktadır. Seyyid Ahmed Bağdatta 1696 yılında dünyaya gelmiş 1710 yılında Muş halkının isteği üzerine babası tarafından Şeyh Fazıl Efendi tarafından Muşa ders vermek üzere gönderilmiştir. Soyunun Hz.Hüseyine kadar dayandığı ve yedi defa yaya olarak Hacca gittiği söylenmektedir.

Seyyid Ahmed Muşta 1710 tarihinde bir Kadiri Dergâhı kurmuştur. 1803 yılında ölmüş ve Kale Mahallesindeki mezarlığa gömülmüştür.


Şeyh İbrahim Mezarı (Bulanık)

Muş, Bulanık ilçesi Esenlik Köyündeki Esenlik Camisi yakınında bulunan mezarlıkta gömülü olan Şeyh İbrahim Efendinin kimliği konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bazı kaynaklarda Mevlevi olduğu belirtilmekte olup, çeşitli hastalıkları iyileştirdiğine halk tarafından inanılmaktadır.


Şeyh Ömer Sahubi Türbesi (Bulanık)


Muş ili Bulanık ilçesi, Mollakent Köyünde Şeyh Ömer Sahubinin Türbesi bulunmaktadır. Şeyh Ömer Sahubinin kim olduğu konusunda kaynaklarda bilgiye rastlanmamıştır.

Türbenin bulunduğu yerde kendisi tarafından misafirhane ve mutfak yaptırdığı söylenmektedir. Bu iddia doğru ise bu yerde bir de dergâhın olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim türbesi halk arasında Çilehane olarak da isimlendirilmiştir. Yaygın bir inanışa göre de Şeyh Ömer Sahubinin türbesinde bir gece kalan sara başta olmak üzere diğer hastalıklarından kurtulmaktadırlar.

Günümüze gelebilen türbe kesme taştan yapılmış, dikdörtgen planlı olup, üzeri kırma çatı ile örtülüdür.


  #7  
Okunmamış 08-02-2008, 12:39
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Köprüleri


Murat Köprüsü (Varto)


Muşa 10 km. uzaklıkta Muş-Varto yolu üzerinde, Murat Nehri üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Selçuklu döneminde yapıldığı ileri sürülmüşse de bu iddia kesinlik kazanamamıştır. 1817 tarihli mermer onarım kitabesinden de bu tarihte onarıldığı anlaşılmaktadır.

Köprü kesme taştan yapılmış, 143 m. uzunluğunda olup, genişliği 4.77 m.dir. Su seviyesinden yüksekliği ise 16-18 m. arasındadır. Köprü on iki gözlüdür. Bu gözler kalın taş ayaklar üzerine hafif sivri kemerlidir. Köprü ayakları üzerinde tahfif kemerleri bulunmaktadır. Köprünün ortadaki gözü diğerlerinden daha büyüktür. Köprü ayakları üzerinde üçgen şeklinde selyaranlar bulunmaktadır.

Değişik zamanlarda onarılan köprü günümüzde orta gözün bulunduğu bölüm yıkılmıştır.


Malazgirt (Hatun) Köprüsü (Malazgirt)


Muş ili Malazgirt ilçesine 15 km uzaklıkta, Malazgirt-Bulanık yolunda, Şekerik Deresi üzerindedir. Köprünün yapım tarihini belirten kitabesi günümüze gelememiştir. Selçukluların son döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taştan yapılmış olan köprünün uzunluğu 29.80 m., genişliği de 6.60 m.dir. Kemer açıklığı 12 m.dir.




Kız Köprüsü (Malazgirt)



Muş ili Malazgir ilçesine 2 km. uzaklıkta bulunan köprünün kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir.

Kesme taştan tek gözlü olan köprü 3 m. uzunluğunda, 1 m. genişliğindedir. Köprünün gözünün üst kısmı yıkılmış ve düz bir taşla üstünden geçiş sağlanmıştır.






Kaynarca Köprüsü (Varto)


Muş ili Varto ilçesinde bulunan bu köprünün kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber yapı üslubundan XVI.yüzyılda Osmanlılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taştan yapılmış olan köprü günümüzde harap bir durumdadır.


  #8  
Okunmamış 08-02-2008, 12:39
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Medreseleri


Alaaddin Bey Medresesi (Merkez)

Muş il merkezinde bulunan bu medreseyi Vali Alaeddin Bey, camisi ile beraber XVIII.yüzyılın başlarında yaptırmıştır.

Medresede Sultan Abdülaziz tarafından görevlendirilen Ahmet Hamdi Efendi ders vermiş ve yöredeki birçok âlim ve bilgin bu medresede yetişmiştir. Bunların arasında İlyas Sami Bey, Molla Mehmet, Osman Kadri Bey ve Hacı Halit Efendi gibi âlimler bulunmaktadır.

Medrese yanındaki imaret ile birlikte yıkılmış olup, günümüze gelememiştir. Yapı topluluğundan yalnızca cami iyi durumdadır.


Murat Paşa Medresesi (Merkez)

Muş il merkezinde bulunan ve Murat Paşa tarafından yaptırıldığı söylenen medresede Molla Hacı Halil Hoca tarafından mantık, belagat, hadis ve tefsir dersleri verilmiştir.

Bu medrese yıkılmış ve günümüze gelememiştir.


Mahsut Paşa Medresesi (Merkez)

Muş il merkezinde Vali Mahsut Paşanın yaptırmış olduğu bu medresede Abdurrahman Hoca ve İlyas Sami Bey gibi yörenin ünlü âlimleri ders vermişlerdir. Medresede İslam Hukuku, Meal, Sarf, Mantık Beyan, Hesap, Hadis, İçtimaiye gibi ilimler okutulmuştur.

Bu medrese de yıkılmış ve günümüze gelememiştir.


Mollakent Medresesi (Bulanık)

Muş ili Bulanık ilçesi, Mollakent Köyünde bulunan bu medrese Şeyh İbrahim tarafından h.1321de (1903) yaptırılmıştır.

Medrese Ahlat taşından yapılmış olup, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Medresenin iki büyük odası ve bir de dershanesi bulunmaktadır. Medrese odaları üçer pencere ile aydınlatılmıştır.


  #9  
Okunmamış 08-02-2008, 12:39
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Kiliseleri


Surp Karabet Manastır Kilisesi (Çengel-Cengilli Kilisesi) (Merkez)


Muş ili Merkez ilçeye bağlı Yaygın Bucağı yakınında, Şerafettin Dağları eteğinde bulunan bu kilise, Ermeni Manastırına aittir. Manastır oldukça geniş bir alana yayılmış olup, 360 odası bulunmakta idi. Aynı zamanda da içerisindeki kabartmaları ile ün yapmıştı. Kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber XIX.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kilise kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı bir yapı olup, naos (ibadet) kısmının üzeri büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Kilise çevresinde papaz odaları bulunmaktadır. Döneminde önemli bir ziyaret yeri olan manastırda, özellikle yortu günlerinde ziyarete gelenlere yemek dağıtılırdı. Ermeni öğrenciler buradaki manastırda eğitim görürlerdi.

Bu kilise dışında Muşta, Minare Mahallesinde yapım tarihi kesinlik kazanamayan Meryem Ana Kilisesi, Dere Mahallesinde Kırkayak Kilisesi, Kırköy Beldesinde de Sirong Kilisesi bulunuyordu. Bu kiliselerden günümüze temel kalıntıları ile duvarlarından bazı bölümler gelebilmiştir.


  #10  
Okunmamış 08-02-2008, 12:40
 
Standart --->: Muşlular Buraya

Muş Hanları


Yıldızlı Han (Merkez)


Muş il merkezinde, Yukarı Çarşıda bulunan bu han, Miralay Seyfi Bey tarafından h.1307de (1889) yaptırılmıştır.

Kesme taş ve moloz taştan yapılan han 613 m2lik bir alana yayılmıştır. Kare planlı olan hanın alt katı kesme taştan, üst katı da moloz taş ve tuğladan 52 odalı olarak yapılmıştır. Alt katın cephesi sivri kemerli üç niş ile hareketlendirilmiştir. Bu nişlerden ortadaki sivri ve daha büyük, yanlardaki de daha küçük ve hafif sivri kemerlidir. Ortadaki kemerin iki yanına kabartma yıldız motifi işlenmiştir. Nişlerin içleri boş yer bırakılmamacasına geometrik motiflerle doldurulmuştur. Ayrıca orta nişin içerisine kare bir pencere açılmıştır.

İkinci kat moloz taş ve tuğla hatıllı olarak yapılmıştır. Büyük olasılıkla bu kısım tek katlı olan hana sonradan eklenmiştir. Üst kat dikdörtgen üç pencere ile dışarıya açılmıştır. Hanın birinci katında kuyumcular, manifaturacılar, bakırcılar ve gümüşçüler bulunuyordu. İkinci kat ise otel olarak kullanılmıştır.

Rus işgali sırasında, 1916 yılında tahrip edilmiş olmasına rağmen günümüze kısmen iyi durumda gelebilmiştir.


Aslanlı Han (Merkez)


Muş il merkezinde bulunan Arslanlı Han XIII.yüzyılda, Selçuklular tarafından yapılmıştır.

Kesme taştan, dikdörtgen planlı olduğu sanılan han yıkılmış olup, yalnızca arslan heykeli gelebilmiştir. Bugün bu arslan heykeli Vali Konağı bahçesinde bulunmaktadır.




Havuzlu Han (Merkez)


Muş il merkezinde, çarşı içerisinde bulunan Havuzlu Hanın ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığını belirten kitabesi günümüze gelememiştir. Ayrıca kaynaklarda da yapım tarihini belirten bilgiye rastlanamamıştır.

Günümüze kısmen iyi durumda gelebilen bu han, kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Avlusunda bulunan havuzdan ötürü de Havuzlu Han ismi ile tanınmaktadır.


Cevapla

Hızlı Cevap
Mesajınız:
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Rastgele Soru

Seçenekler


Seçenekler


Benzer Konular
Giresun Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) http://img404.imageshack.us/img404/3681/resim1248nd8.jpg Giresun=Keşap=Geçit Köyü http://img404.imageshack.us/img404/2179/resim1237oe1.jpg ...
Niğde Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Niğde Genel Bilgi http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/04/23/0169.jpgİç Anadolu Bölgesinde, Orta Kızılırmak Bölümünde yer alan Niğde, kuzeyinde Kırşehir ve Nevşehir, doğusunda Kayseri,...
Kirikkale Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Kırıkkale Genel Bilgi http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/03/23/003.jpgİç Anadolu Bölgesinde, İl Merkezi olan Kırıkkale, doğusunda Delice, güneyinde Keskin, güneybatısında Bala, batısında...
Kirşehir Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Kırşehir Genel Bilgi http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/03/25/k%C4%B1r%C5%9Fehir.jpgİç Anadolu Bölgesinde, Orta Kızılırmak Bölümünde yer alan Kırşehir, doğu ve güneydoğuda Nevşehir,...
Erzincan Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir) Erzincan Genel Bilgi http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/11/01/00047645.jpg Doğu Anadolu Bölgesinde,Yukarı Fırat Bölümünde yer alan Erzincan, doğuda Erzurum, batıda Sivas, güneyde Tunceli,...

 
Forum Stats
Üyeler: 65,752
Konular : 238,983
Mesajlar: 426,256
Şuan Sitemizde: 156

En Son Üye: cadde84

Sosyal Linkler
Lütfen Facebook Sayfamızı Beğenin



Twitter Butonları





Google+ Butonu



Lütfen Google+ Sayfamızı Çevrenize Ekleyin


Sponsorlu Bağlantılar







Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:56.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

DMCA.com

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için TIKLAYINIZ .
In this web site,illegal sharing is forbidden.If you have any problem/complaint about content's copyrights in our page,please click here to contact us.